12 Aralık 2007
Alessandro Profumo

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in konuğu Avrupa'nın en güçlü finans kuruluşlarından Unicredit'in CEO'su Alessandro Profumo. Profumo, Milano'da şırket merkezinde gerçekleştirilen bu özel söyleşide, Avrupa bankacılık sektöründeki yenilikleri, Koç Grubu ile ortaklıklarını, Yapı Kredi yatırımını ve Türkiye pazarında büyüme planlarını anlatıyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğum UniCredit Grubu CEO'su Alessandro Profumo. Programımıza hoş geldiniz.

 

Alessandro Profumo: Çok teşekkür ederim. Programınıza katılmak benim için bir zevk.

 

İpek Cem: İtalya dendiğinde aklımıza moda geliyor, sanat geliyor, İtalyan yemekleri geliyor. Ama şimdi sizinle birlikte Milano'dayız ve siz bize İtalya'nın bankacılıkta ki iddiasını hatırlatıyorsunuz. Merkeziniz İtalya ama bankanızı bir Avrupa bankası olarak tanımlıyorsunuz.

 

Alessandro Profumo: Çok açık bir şekilde şunu söyleyebilirim: İçinde bulunduğumuz piyasa koşulları nedeniyle dünya piyasalarında biraz yavaşlama oldu. Ama Avrupa, ekonomi olarak olumlu bir performans sergiliyor. Buradaki finans sektörü de Amerika Birleşik Devletleri'ndeki finans sektörüne göre nispeten daha iyi durumda. Finans sektörü yatırım bankacılığının performansından da etkilenir. Bu alandaki etki daha büyük olabilir. İtalya dendiğinde aklınıza yiyeceklerin ve sanatın geldiğini söylemiştiniz. Bugün buna bankacılık sektörünü de ekleyebiliriz. Bildiğiniz gibi, UniCredito, uluslararası bir şirkettir ve sektöründe de İtalya'yı ön plana çıkaran kurumlardandır. 10 yıldan fazla bir süre önce İtalya'da bankacılık sektörü tamamen özelleşti. Bu nedenle bugün İtalya'nın bankacılık sektöründe iki büyük Avrupalı oyuncu var: Bu oyuncular, Banco Inteso ve biziz. UniCredito'nun artık uluslararası bir kurum olduğunu ve bankacılığın İtalya'nın önemli bir sektörü haline geldiğini söyleyebiliriz.

 

İpek Cem: Credito İtaliano'da çalışmaya başladığınızda yıl 1994'tü; özelleştirme yeni gerçekleşmişti. Sonra İtalya'da bankacılık sektöründe bir konsolidasyon yaşandı ve bölgesel bankalar birleşti. Şimdi de Avrupa'da finans sektöründe bir konsolidasyon söz konusu. İtalyan halkı bankacılık sektöründeki gelişmelere nasıl bakıyor? Bu değişimi sorguluyor mı? Yoksa alıştı mı?

 

Alessandro Profumo: Bir kısmı sorguluyor. Bankacılık genellikle kamu faaliyeti olarak görülüyor. Bu nedenle, bizim hissedarlar için değer yaratmayı amaçlayan şirketler olduğumuz gerçeği henüz tam olarak kabul edilmiyor. Bu arada konsolidasyondan söz ederken... bunu nasıl ifade edeceğimi tam bilemiyorum... en iyisi şöyle diyeyim: insanlar başta alıştıkları bankalarını kaybettiklerini düşündüler. Sizin de söylediğiniz gibi, yedi büyük yerel bankanın, yedi büyük tasarruf bankasının birleşme sürecini yaşadık. Başta insanlar "Aman Tanrım! Bankamızı kaybettik" diye düşündü. Bu nedenle de sürecin uzun olacağı çok açık. Aynı zamanda sektörün çok büyük olması, kârlılık oranının çok önemli bir seviyede olmasını sağlıyor; çünkü milyonlarca Euro'dan söz ediyoruz. Bu durum vatandaşlar tarafından tam olarak kabul edilinceye kadar çalışacağız. Bizim sorumluluğumuz, büyük ve uluslararası bir bankaya sahip olmalarının insanlara sunabileceği bütün avantajları göstermek olmalı.

 

İpek Cem: Birleşik Devletler'de bir mortgage krizi çıktı ve temmuz ayından bu yana birçok ülkeyi etkiledi. Son olarak da Merill - Lynch gibi önemli bir kurumun CEO'su Stan O'Neil'ın ayrılışı büyük haber oldu. Bu kriz İtalya'yı ve AB ülkelerini ne denli etkiliyor?

 

Alessandro Profumo: Grup olarak bu konuda güçlüyüz, bu alanda bizim 354 milyon Euro gibi küçük bir kredi riskimiz var. Bununla ilgili asıl sorun, mortgage krizinin, daha büyük bir olayın, yani likiditenin azalmasının tetikleyicisi olması. Bu yüzden bugün bütün bankacılık sektörü için bir maliyet yükselişi söz konusu. Bu, müşterilerimiz için bir sorun yaratabilir. Bunu Avrupa'nın dört bir yanında, dünyanın dört bir yanında görebiliriz. Daha önce de söylediğim gibi Avrupa'da ekonomi hayli iyi işliyor. Biz, tabii ki, Çin veya Hindistan gibi büyümüyoruz. Ama Orta Avrupa ve bu arada Doğu Avrupa'da çok iyi bir büyüme hızının yaşandığı görülüyor. Faiz oranlarındaki artış hızı, reel ekonominin büyümesini bir miktar azaltacaktır. Bunun da bankacılık sektörü üzerindeki etkisi nispeten az olacaktır.

 

İpek Cem: Sizce mortgage krizi artık kontrol altına alınmış durumda mı, devamı gelecek mi?

 

Alessandro Profumo: Bence likidite... kriz kelimesini kullanmak istemiyorum... Likiditenin azalması belli bir süre devam edecek gibi. Bu kısa sürede aşılacak bir duruma benzemiyor.

 

İpek Cem: Doğu Avrupa'da büyüdüğünüzü biliyoruz. Türkiye'de daha çok Yapı Kredi'yle ve Koç Grubuyla olan ortaklığınızla tanınıyorsunuz. Türkiye'nin bankacılık sektöründeki büyümesini nasıl görüyorsunuz?

 

Alessandro Profumo: Koç ailesiyle ortaklığımızı 2001'de kurduk. Yani neredeyse altı yıldır Türkiye'deyiz. Onlarla birlikte Yapı Kredi'yi satın aldık. Sonra da Koç Bank markasında değişikliğe giderek Yapı Kredi çatısında bütünleştik. Öncelikle, son altı yıla baktığımda, çok başarılı bir başlangıç yaptığımızı söyleyebilirim. Bunun birçok farklı nedeni var: İlk neden, girdiğimiz ülke. İyi bir büyüme sürecinde olan ve ekonomik politikanın gerçekten iyi olduğu bir ülkeye girdik. İlk yatırım sürecinde faiz oranları ve enflasyon oranları çok yüksekti. Enflasyon oranının 2001'de %40'a yakın bir düzeyde olduğunu hatırlıyorum. Bugün enflasyon tek haneli rakamlara indi. Faiz oranları da benzer şekilde düştü. Yani Türkiye ekonomik açıdan iyi bir performans sergiliyor. Türkiye, ayrıca, genç bir ülke. Diğer ülkelerden tamamen farklı bir ülke ve daha genç bir nüfus yapısına sahip. Üstelik büyük bir ülke. Yani ilk olumlu unsur, ülke. İkinci olumlu unsur, marka. Koç Grubu çok iyi idare edilen bir grup; piyasa odaklı bir aile şirketi. Koç Grubuyla kurduğumuz ortaklık bize ülkede başarılı bir yatırım yapma ve Yapı Kredi'yi satın alma imkanı tanıdı. Ayrıca Koç Grubu'nun bankacılıkla, sanayi faaliyetleri ile ticari faaliyetler arasında olumlu yönde bir sinerji yarattık. Üçüncü unsursa, iki grup olarak birlikte çok tanınmış bir marka olan Yapı Kredi'yi satın almamız oldu. Bankacılık sektöründe sahip olduğumuz güç ve markanın tanınmışlığı bir araya geldiğinde çok önemli bir güç ortaya çıktı. Bugün, organik büyümeye odaklanmış durumdayız: Yeni şubeler açıyoruz, bankanın 650'den fazla şubesi var. Türkiye'de bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğumuzu söyleyebilirim.

 

İpek Cem: Koç Bank'ta ortaklık kurarken yüzde 50-50 bir ortaklık yapısı oluşturuldu...

 

Alessandro Profumo: Hâlâ yüzde 50-50 ortağız.

 

İpek Cem: Evet, biliyorum. Yapı Kredi'nin satın alınmasından sonra da eşit oranda ortaklığınız devam etti. Sizce ileride bu alandaki ilginiz artabilir mi? Ortaklık payınızda bir değişiklik, bir artış olabilir mi?

 

Alessandro Profumo: Hayır, %50'lik payımız değişmez. Bence bu çok başarılı bir yapı ve bunu değiştirmenin hiçbir anlamı yok.

 

İpek Cem: Pekala... UniCredit'in Avrupa'daki yayılmasına bakınca, komşularımızdan Yunanistan aklıma geliyor, burada bir yatırımınız yok. Yunanistan'da Alpha Bank'la ilgili veya sizin ilgi gösterebileceğiniz başka bankalarla ilgili söylentiler vardı. Yunanistan'a yatırım yapmayı planlıyor musunuz?

 

Alessandro Profumo: Hayır. Yunanistan'a girmek için herhangi bir stratejimiz yok. Yunanistan'da az sayıda banka var ve bunlar çok iyi işliyor. Bunun sonucu olarak da nispeten daha pahalılar. Bu yüzden bugün artık bulunduğumuz yerler üzerine odaklanmayı ve organik olarak büyümeyi tercih ediyoruz.

 

İpek Cem: Alman bankası HBV ile birleşmenize baktığımızda, bazıları bu birleşmeden sonra eleştirilerde bulundu: UniCredit'in çok kârlı bir grup olduğu ama bu bankanın çok sayıda riskli kredisi bulunduğu söylendi. Bu konuda ne diyorsunuz?

 

Alessandro Profumo: İki yıllık bir süreden sonra, bankanın varlıkları önceden düşündüğümüz seviyelerden çok daha iyi. Gayrimenkul ve inşaat portföyleri, kredi maliyetleri raporları gibi verilerin hepsi de olumlu yöne işaret etmekte. Yine de bankanın ticari performansını geliştirmek için yapılacak çok iş var. Mesela Almanya'da hâlâ küçük bir yerimiz var; piyasanın aşağı yukarı %5'ine sahibiz. Daha da başarılı olmak amacıyla piyasanın geri kalanını da doldurmak için çalışmalıyız.

 

İpek Cem: Son yıllarda şirketlerin büyümelerini ve faaliyetlerini finanse etmek için kullandıkları özel sermaye fonlarının çok aktif olduğunu görüyoruz. Bir bankacı olarak bunun müşterilerinizle aranızdaki geleneksel bankacılık ilişkisinin yerini aldığını düşünüyor musunuz?

 

Alessandro Profumo: Hayır. Bu özel fonların da bizim en önemli müşterilerimiz arasında yer aldığını düşünüyorum.

 

İpek Cem: Evet, biliyorum.

 

Alessandro Profumo: Bence bu nedenle onlarla işbirliği içinde olmak çok önemli. İstatistiklere bakıldığında, bu özel sermaye fonlarının yatırım yaptığı şirketler diğer şirketlere oranla daha hızlı büyüdüler. Ayrıca mali açıdan performansları ve istihdam güçleri de hızlı gelişti. Bu nedenle bu yapının olumlu yönde işlediğini düşünüyorum.

 

İpek Cem: İtalya Başbakanı Prodi, diğer bir İtalyan bankası olan Bank Capitalia'yı satın alma sürecindeyken "İtalya'da artık çok güçlü ve çok büyük iki bankaya sahip olmamız İtalya'nın ekonomisi için çok yararlı olacak" demişti. Başbakan Prodi'nin döneminde İtalya ekonomisinin daha iyiye gittiğini düşünüyor musunuz?

 

Alessandro Profumo: Açıkçası, büyüme oranı açısından ekonomik performansımız eskisine göre çok daha iyi durumda. Bu arada dünyanın dört bir yanında olumlu yönde ekonomik gelişmelerin yaşandığını da dikkate almalıyız. Bu yüzden hangisinin hangisine bağlı olarak ilerlediğini söylememiz çok zor. Genele baktığımızda, bir yandan liberalleşme yolundaki reformların ve bir yandan da Prodi hükümetinin mali konularda yaptığı değişikliklerin gayet olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Hükümet borçlarında geçen yıldan başlayarak yine bir düşüş yaşandı ve gelecek yıl mali kanun değişiklikleri yürürlüğe girdiğinde düşmeye devam edecek. Ülke bir şirket olarak düşünülebilir, borçlar çok fazlaysa ülke bir sorun yaşayabilir. Bu açıdan düşünüldüğünde, İtalya hükümetinin bu hareketi iyi bir harekettir.

 

İpek Cem: Türkiye'de Avrupa Birliğiyle yakından ilgileniyoruz. Biraz zaman alacak gibi görünse de ileride tam üye olmayı hedefliyoruz. Avrupa Birliği açısından, sektörünüzdeki düzenlemeler açısından ve ayrıca tek bir pazar oluşturma açısından düşünüldüğünde, AB'nin etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Alessandro Profumo: Bence yararlı bir iş yapıyor. Orta Avrupa ve Doğu Avrupa'daki büyümemiz sırasında, Avrupa Birliği'nin ilgili birimleri bize birçok açıdan yardım etti. AB Komisyonuna erişimde sıkıntı yaşamadık. Bence Avrupa'da finans piyasalarının bütünleştirilmesi yolunda daha da hızlanabiliriz. Bu açıdan yaşanan sorunlar AB Komisyonundan kaynaklanmıyor; farklı ülkelerin kendilerini rekabetten sakınmaya çalışmalarından kaynaklanıyor. Mesela tüketicinin korunması kurallarıyla ilgili olarak hâlâ birçok eksiklik yaşanıyor. Ülkeler, tüketiciden çok yerel işletmeleri korumaya çalışıyor. Unicredito ve bizim gibi köklü kuruluşlar olarak Avrupa Birliği'nde sektörümüzün daha entegre çalışmasını istiyoruz. Basit bir örnek verebiliriz: fonlarımızı Avrupa'nın farklı ülkelerinde satmak istersek, mevcut kanunlara göre her AB ülkesinde ayrı bir şirketimizin olması gerekecektir. Henüz şirketler için "Avrupa Pasaportu" diye bir şey yok. Bu da tabii ek bir masraf yaratıyor ve sonuç olarak bunu müşteri ödüyor. Bu nedenle daha üst düzeyde bir entegrasyonun Avrupa vatandaşları için daha olumlu bir etki yaratacağına inanıyoruz.

 

İpek Cem: Farklı finansal kurumlar arasında işbirliği var mı? Bu gibi konularda lobicilik faaliyetleri açısından bir ilişkinin olduğunu varsayıyorum.

 

Alessandro Profumo: Uluslararası düzeyde olan kurumlar arasında bir işbirliği var, evet.

 

İpek Cem: Birleşmelerden ve satın almalardan söz ederken, coğrafi olarak büyüyen bir şirketin hep genişleyeceği düşünülür. Şu anda Avrupa'dasınız ama insanlar size "Çin'e gidecek misiniz?" diye soruyorlar. Bildiğim kadarıyla, Hindistan'da bir varlık yönetimi şirketine ortaksınız. Başka pazarlara bakıyor musunuz? Avrupa pazarı sizin için yeterli mi?

 

Alessandro Profumo: Biz temelde bir Avrupa şirketiyiz. Tabii ki Türkiye'yi de bir Avrupa ülkesi kabul ediyorum.

 

İpek Cem: Evet, biz de kendimizi Avrupa'ya dahil ediyoruz.

 

Alessandro Profumo: Size tek bir rakamla cevap vereceğim. Bank of America, bugün Birleşik Devletler'de mevduatın yaklaşık %10'unu elinde bulunduruyor. Bizim bu alanda sahip olduğumuz oran, Avrupa'nın en yüksek oranlarından biri ve biz şu anda Avrupa'daki bütün mevduatın %3'üne sahibiz. Kat etmemiz gereken çok uzun bir mesafe var. Bu yüzden odak noktamızın Avrupa olması gerektiğini düşünüyorum.

 

İpek Cem: Birleşik Devletler pazarının rekabetçi olduğu doğru. Peki uluslararası düzeydeki başka oyuncular da sizinle ortaklık yapmaya çalışıyor mu?

 

Alessandro Profumo: Birleşik Devletler'de bizim üzerinde durduğumuz nokta, aslında sadece varlık yönetimi. Ülkede Pioneer adlı bir varlık yönetimi şirketimiz var. Pioneer gerçekten küresel bir şirket. Boston, Dublin ve Singapur'da merkezleri bulunuyor. Birleşik Devletler, bizim için varlık yönetimi düzeyinde kalıyor. Yatırım bankacılığında da iyi bir varlık gösteriyoruz ama belli ürünlere yöneliyoruz. Avrupa'da uzmanlaşmak isteyen ve burada uzmanlaşan bir bankayız. Bu nedenle, Birleşik Devletler'de esas olarak Avrupa bazlı finansal ürünleri satıyoruz. Birleşik Devletler'deki ticari bankalara çok fazla değer katabileceğimizi sanmıyorum. Orada gerçekten çok iyi bankalar var. Bir Avrupalının nasıl olup da Amerika'ya gideceğini ve orada mevcut bankalardan daha iyi bir iş başaracağını anlamıyorum.

 

İpek Cem: Ya Avrupa'daki daha gelişmiş pazarlar? Almanya'da bir ortaklığınız olduğunu biliyorum. Ama Fransa ve İngiltere gibi daha gelişmiş öteki pazarlar hakkındaki görüşünüzü öğrenebilir miyim?

 

Alessandro Profumo: Bizim için asıl önemli olan unsur, tam bir Avrupa bankacılık ağı olarak algılanmaktır. Bugün Unicredito daha çok yerel bankaların bir toplamı olarak görülüyor. Avrupa'yı kapsayan bu ağ içinde, Avrupa'daki ve Avrupa'ya yakın konumdaki 23 farklı ülkede güçlü bir yerel oyuncu olarak varlık gösteriyoruz. Böylece küresel iş dünyasında bir avantaj sağlamak için varlık yönetimi, yatırım bankacılığı, tüketici kredileri, sıcak para idaresi gibi alanlarda çalışıyoruz. Yapımıza odağımız dışında başka bir ülke veya bir başka iş kolu eklemek, işlerimizin karmaşıklık seviyesini önemli ölçüde arttırabilir. Bugün sahip olduklarımızdan yararlanma hızımızı ciddi oranda azaltabilir. Şu anda asıl önemli unsur, dış pazarların bizi güçlü küresel iş bağlantıları içinde, Avrupalı bir finans ağı olarak görmesini sağlayacak nedenlerin sayısını artırmak olmalı. Bu süreç tamamlandıktan sonra farklı seçeneklere bakabiliriz.

 

İpek Cem: Son birkaç yıldır Türkiye yabancı yatırımları çekme ve yatırım prosedürlerini basitleştirme açısından önemli ilerleme kaydetti. Siz gelişmekte olan ülkeleri özellikle Avrupa bazında iyi tanıyorsunuz. Bu çerçevede Türkiye'yi nasıl buluyorsunuz?

 

Alessandro Profumo: Oldukça iyi bir pazar diyebilirim. Hükümetler bu konuda kaliteli işlere imza atıyor. Bu yüzden Türkiye gerçekten iyi bir yerde.

 

İpek Cem: Bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini; bazılarınınsa bundan endişe duyduğunu görüyoruz. Türkiye'nin AB'ye katılıp katılmaması konusunda Avrupalı bir işadamı olarak siz ne düşünüyorsunuz?

 

Alessandro Profumo: Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini kuvvetli bir biçimde destekliyorum. Bu konuda konuştuğum çeşitli seviyelerden insanlara bunu söylüyorum. Ama bence yine de bu uzun bir süreç olacak hala dikkate alınması gereken birçok görüş var. Almanya ve Fransa'nın görüşleri dikkate alınmalı. Tabii bir de Avusturya var ama onun siyasi etkisi daha az. Ama bence Türkiye'de insanlar bu üyelik sürecinin daha da uzayabileceğinin, bütün kurumların uyumunun sağlanması ve Avrupa dünyasına katılmaya hazır olunması gerektiğinin farkında olmalı. Bu kesinlikle çok önemli. Türkiye'nin bunun için bir altyapı oluşturacağını düşünebiliriz; burada yetkili birimlerden, yargı sisteminden ve birçok farklı şeyden söz ediyoruz. Bu sürecin de ülkenin çekiciliğini arttıracağı kesin. Bu sürecin ne zaman sona ereceğini bilmiyorum ama bu bakış açısının sürekli açık tutulması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de bu süreç tamamlandığında, ülkenin AB müktesebatına uyum sağlamış olması önemli bir artı puan olacak.

 

İpek Cem: Süreç iyi biliniyor. Ancak biz bütün aşamaları başarılı bir şekilde geçsek bile bunun kültür farkı boyutuna takılabileceğini düşünüyoruz. İtalya bu konuyla ilgili ne düşünüyor?

 

Alessandro Profumo: Çelişkili gibi görünebilir ama size şunu söyleyeyim: İtalya Katolik kültürünün çok derin köklere sahip olduğu bir ülke olarak görülebilir ama burası Türkiye üyeliğine dair en fazla olumlu düşüncenin var olduğu bir ülke. Sizin de bildiğiniz gibi hükümetimiz bu konuda hep destekleyici olmuştur. Bence farklılıklar bir değerdir; bu bizim grubumuzun da temel değerlerinden biridir. Bu yüzden ben bu yolda İtalya'da veya başka bir ülkede çok büyük bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Bence hepimiz elimizden geleni yapmalıyız. Bir İtalyan-Türk forumumuz var ve şimdi de bir Alman-Türk forumu oluşturduk; çünkü ekonomi dünyası siyasetçiler üzerinde ne kadar çok baskı yaparsa, siyasetçiler Türkiye'nin Birliğe kabul edilmesi için o denli çaba gösterirler. Böylece Türkiye'ye yönelik olarak olumlu bir his yaratabiliriz. Türkiye'yle ilgili olumlu düşünceler oluşturmak için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız. Umarım bu, ben emekliye ayrılmadan önce sonuca ulaşacak bir süreç olur.

 

İpek Cem: Umarız. Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Alessandro Profumo: Ben teşekkür ederim. Teşekkürler.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.