13 Haziran 2007
Bill Ford

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu Ford Motor Company Yönetim Kurulu Başkanı Bill Ford. Ford'la şirketin Detroit'teki genel merkezinde yapılan görüşmede otomotiv sektörünün geleceğinden, küresel üretim trendlerine kadar pek çok güncel konuyu bulabilirsiniz. Otomotiv sektörünün duayeni Henry Ford'un dördüncü kuşak torunu olan Bill Ford, aynı zamanda çevreci kimliği ve şirkete duygusal bağlılılığıyla da tanınıyor. 1979'dan bu yana Ford bünyesinde çalışan Bill Ford, 8 yıldır şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığını yapıyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğum, Ford Yönetim Kurulu Başkanı Bill Ford. "Dünyayı Yönetenler"e hoş geldiniz.

 

Bill Ford: Teşekkür ederim.

 

İpek Cem: Şu an şirketinizin Detroit'teki genel merkezindeyiz. Otomotiv endüstrisi çok zor bir dönemden geçiyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Amerikalı otomobil üreticileri neden bu kadar geriledi?

 

Bill Ford: Buna iki ayrı kol halinde bakmalısınız. Bu kollardan biri ABD; diğeriyse dünyanın geri kalanıdır. Dünyanın geri kalanında, Avrupa'da, Güney Amerika'da, Asya'da, özellikle de Çin'de çok iyi durumdayız. Dünyanın geri kalanında işlerimiz çok iyi. Ama ABD'de sorun yaşıyoruz. Bu sorunun aslında bir dizi nedeni var. Gerçekten çok büyük sıkıntı yaratan bir sağlık sigortası ödenekleri sorunumuz ve rakiplerimizden bazılarının yaşamadığı bir emeklilik ödenekleri sorunumuz var. Bu pazarda sadece bizim değil; bütün endüstrinin kapasite fazlası var. Bu nedenle, bir yandan Amerika dışında büyürken, bir yandan da Birleşik Devletler içinde yeniden yapılanma için yoğun bir biçimde çalışıyoruz.

 

İpek Cem: Ford Motor Company altında çok sayıda markanız var. Bir müşteri belli bir otomobil markası almaya karar verdiğinde, markaya ne kadar sadık kalıyor?

 

Bill Ford: Tek bir markaya sadakat giderek azalıyor. Bunun nedeni, bugün çok fazla marka olması. 20 yıl kadar önce, 2000'lere gelindiğinde 3 ya da 4 küresel markanın kalacağı tahmin ediliyordu. Ama aslında tam tersi oldu. Koreliler piyasaya girdi. Şimdi Çinliler de pazara giriyor ve bütün eski markalar da varlığını sürdürüyor. Bugün artık 15 - 20 yıl önce olduğundan daha fazla marka var. Bütün bunlar, pazarın rekabetçi bir hale girmesi, küresel endüstride kapasite fazlası yaşanması anlamına geliyor. Her marka, mutlaka müşteriyle uyumlu ve kendine özgü, farklı bir marka vaadine sahip olmalıdır.

 

İpek Cem: Çok sayıda markayı bir arada bulunduran bir şirketsiniz ve bir süre önce Aston Martin'in %80'ini elinizden çıkardınız. Bu, Ford olarak, daha fazla markayı konsolide etmeyi veya elinizden çıkarmayı düşündüğünüz anlamına mı geliyor? 

 

Bill Ford: Bu aşamada, açıklanacak bir gelişme yok. Portföyümüzdeki markaları sürekli gözden geçiriyoruz. Bunun birçok nedeni var: Birincisi; her marka için benzersiz bir hikaye oluşturabilir miyiz? İkincisi; markalar arasında üretim sinerjileri var mı? Bütün markalar arasında ürün geliştirme deneyimini paylaşabilir miyiz? Bunlar, sürekli gözden geçirdiğimiz konular, çünkü bazı durumlarda bunları nispeten kolay yaparken, bazı durumlarda zorluklar yaşıyoruz. Mesela, burada F Serisi kamyon dediğimiz büyük bir kamyonumuz var. Çok popüler ve kâr getiren bir kamyon. Ancak dünyanın başka hiçbir yerinde satılmıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde bunun gibi çok fazla ürün türüne sahip olamazsınız. Ancak kâr getiriyorlarsa, bu tür ürünlerin birkaçını elinizde bulundurabilirsiniz. Ama giderek artan bir oranda ürün paylaşımı yaşandığını göreceksiniz ve asıl soru, bütün markaların buna nasıl uyum sağlayacağı olacaktır. 

 

İpek Cem: Ford adının otomotiv endüstrisinde büyük bir ağırlığı var. Şirket, Amerikan tarihinin ve otomobil tarihinin bir parçası. Aile olarak şirket yönetiminde bu denli aktif olunduğunda, Wall Street'ten veya bir sermayedar fonundan daha farklı bir yaklaşım sergileniyor. Yatırımcılarınızın talepleri ile şirkete aile olarak bağlılığınızı nasıl dengeliyorsunuz? 

 

Bill Ford: Bu her zaman için çok hassas bir denge gerektiriyor. Galiba Avrupalılar aile şirketlerine daha fazla alışmış.

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: Kuşaktan kuşağa geçen aile şirketlerine, Amerikalılardan daha fazla alışmışlar. Bu açıdan ABD'de benzersiz bir konuma sahip sayılırız. Bence bu, Ford'a adı ve yüzü bulunmayan şirketlerin sahip olmadığı bir kimlik ve insani bir özellik kazandırıyor. Bence Amerikan halkı Ford ailesinin şirketle yakından ilgilendiğini biliyor ve, araştırmalarımıza göre, insanlar bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Biz buraya gelip, paraları toplayıp ortadan yok olmuyoruz. 103 yıldan beri buradayız ve bu süre içinde çok iyi dönemler ve bazı çok kötü dönemler geçirdik. Burası, bizim bir parçamız. Kendimi şirketin bir parçası ve şirketi de benim bir parçam gibi hissediyorum. İş günlerimi öteki günlerimden ayıramıyorum. İşim hep benimle beraber.

 

İpek Cem: Detroit ve Dearborn'da dolaştık ve insanlara Ford şirketi ve Ford ailesi hakkındaki görüşlerini sorduk. Bu bölgede sevilen bir yer edinmişsiniz. Ama aynı zamanda gazete haberlerini okuduğumuzda, sanki Ford ailesinin şirketi bırakacağı yönünde bir beklenti olduğunu görüyoruz. Bu haberleri abartılı mı buluyorsunuz? 

 

Bill Ford: Bu haberleri tamamen abartılı buluyorum. Son aile toplantımızın ardından bir haber çıktı. Bu, çok ilginç bir durum, çünkü aile toplantılarımız 20 yıldan beri devam ediyor ve basının bundan haberi olmuyordu. Basının yaklaşık bir ay önce bu rutin toplantılarımızdan birini bu yönde haber yaptı.

 

İpek Cem: Evet, o haberi okumuştum.

 

Bill Ford: Tabii ki bu haberin ardından başka haberler de geldi. Buna verilecek en kısa cevap, ailemizin bu şirkete tamamen bağlı olduğu ve bunun 103 yıldan beri değişmediğidir. Tabii ki aile olarak yatırımlarımızı sorguluyoruz. Sonuçta Ford, bizim en büyük yatırımımız. Bu, bizim kaderimiz ve şimdi de ABD'de yeniden yapılanma sürecinden geçiyoruz ve ailemiz birçok soru soruyor; bu da çok normal, çünkü aile toplantılarımız son 20 yıldır yapılıyor. 

İpek Cem: Rekabet, emeklilik ödeneklerinin getirdiği maliyet ve sağlık sistemi maliyeti gibi biraz önce sözünü ettiğiniz sorunlara dönersek, seyircilerimize ABD'nin otomotiv sektöründe bunun işleyişini anlatır mısınız? 

Bill Ford: Dünyanın birçok yerinde, emekli maaşları ve sağlık sistemiyle ilgili ödemeler, tamamıyla olmasa bile büyük ölçüde hükümetler tarafından karşılanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise özellikle II. Dünya Savaşından sonra, biz biraz daha farklı bir şey yaptık. Şirketler, çoğunlukla imalat şirketleri, sadece mevcut çalışanları için değil, emeklileri için de sağlık sistemi ödemeleriyle ilgili yükümlülükleri üstlendi. Aynı zamanda emekli aylıklarını da üstlendiler. Ama Birleşik Devletler'de sağlık sistemiyle ilgili maliyetler hızla yükseldi ve sadece çalışanlarımız için değil; ayrıca emeklilerimiz için de çok yüksek faturalar ödemek zorunda kaldık. Birleşik Devletler'de dünyanın geri kalanından çok daha farklı bir sistem var. Bu yüzden de, Birleşik Devletler'de başka ülkelerde olduğundan çok farklı bir maliyet yapımız var.

 

İpek Cem: Evet. Bu ek maliyetin araç başına 1,200 ilâ 1,600 dolar arasında olduğunu okumuştum.

 

Bill Ford: Aslında otomobil başına düşen sağlık sistemi maliyeti, yine otomobil başına düşen çelik masrafından daha fazladır. Bu, çok şaşırtıcı bir gerçek.

 

İpek Cem: Bu, sadece otomotiv sektörünün değil, Amerikan rekabetçiliğinin yaşadığı bir sorun. Hükümet ve sektör bu sorunu ele alıyor ve bu konuda bir diyalog devam ediyor. Durumu düzeltmek için bir ilerleme kaydedilebileceğini veya herhangi bir adım atılabileceğini düşünüyor musunuz? 

 

Bill Ford: Burada sendikamızla önemli görüşmeler yapmaktayız.

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: Ve bu, dikkate alacağımız konulardan biri olacaktır. Bir ülke olarak bu sorunu gidermezsek, Amerika'da herhangi bir üretim tesisinin ayakta kalmayacağını söyleyebilirim. Çünkü üreticiler toplanıp işlerini daha avantajlı ülkelere taşıyacaktır ve bu da Amerika'nin çıkarına olmayacaktır. Çözüm bulacağımıza inanıyorum ama buradaki sorun, ödemeleri kimin yapacağıyla ilgili. Ama kimse elini kaldırıp ‘ben öderim' demiyor. Bu yüzden sadece sendikamızla yaptığımız pazarlık uzamakla kalmayacak; ayrıca hükümet de bu görüşmelere katılacak. Şunu söyleyebilirim, Birleşik Devletler'de üretim tehlike altında.

 

İpek Cem: Pekala... Dünyanın gözü, Daimler'in Chrysler'i elden çıkarmasının üzerindeydi ve bu büyük bir haberdi. Amerikan otomotiv sektöründeki üç büyüklerden birini artık özel bir hissedarlar grubu yönetiyor. Grup içinde otomotiv sektörü yöneticilerinin olduğunu ve otomotiv sanayine çok yakın insanların bulunduğunu biliyoruz. Peki ama bu durum, sektörün geleceğini nasıl değiştirecek?

 

Bill Ford: Geleceğini etkileyeceğinden emin değilim. Çünkü Chrysler'i satın alan Cerberus adlı özel sermaye dar grubu, onlar da Chrysler için yapılmasını gerekeni yapacak: Kuzey Amerika operasyonlarını yeniden yapılandırmaya, bayi sorunları üzerinde çalışmaya ve önemli ürünleri daha hızlı üretmele odaklanacaklar. Yani bu, çok büyük bir değişiklik değil. Şimdi, bu konuda çok sayıda öngörü var ortada. Sonuçta, sermayedarlar fonlarının işleyiş biçimine bir bakalım. Fon grubu, genellikle zor durumdaki bir şirketi alıyor ve ellerinden gelenin en iyisini yaparak şirketin durumunu düzeltiyor. Sonra da şirketi halka açıyor veya bir başka alıcıya satıyor. Bazı durumlardaysa bu tür fonlar şirketleri uzun süre için elinde tutuyor. Cerberus'un uzun vadeli planını bilemiyorum. Ancak orta veya kısa vadeli rotası, bizim çizdiğimiz rotaya benziyor. 

 

İpek Cem: Bu tür fon yönetimi şirketlerinin, şirketleri satın aldıktan sonra parçalayıp satmalarından endişe duyulur. Bu da şirketlerin uzun dönemli ayakta kalma planlarıyla çelişebiliyor. Bu yönde endişeleriniz var mı?

 

Bill Ford: Chrysler için mi?

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: Bunu gerçekten bilmiyorum, çünkü oradaki idare grubunu tanımıyorum. Ama sektörün içinden aldıkları yöneticileri tanıyorum ve gayet iyi yöneticiler olduklarını biliyorum. Stratejik planlarının ne olduğunu bilmiyorum. zaten muhtemelen de bunu en son öğrenen ben oluyorum. Ne de olsa onların rakibiyim. Bu yüzden nereye doğru gittikleri konusunda bir yorum yapmak benim için çok zor.

 

İpek Cem: Amerika hakkında çok şey konuştuk, ama dünyanın diğer bölgelerinde talebin arttığını ve üretim fırsatlarınızı küresel düzeyde büyüttüğünüzü görüyoruz. Bugün itibariyle memnun olduğunuz tesisleriniz nerelerde?

 

Bill Ford: Türkiye'yle başlayabilirim.

 

İpek Cem: Evet. Türkiye'yle başlayalım.

 

Bill Ford: Türkiye bizim için harika bir ülke. Kocaeli tesisimiz, kendi alanında dünyanın en iyilerinden biri ve ülkede inanılmaz bir iş gücü var. 1998'den bu yana Türkiye'ye 1.6 milyar dolardan fazla yatırım yaptık. 2006'da da açıkladığımız gibi ülkede önemli bir genişleme kaydettik. Türkiye, bizim için harika bir ülke. Ülkenin konumu, ihracat için çok iyi bir noktada. Ülkenin iç pazarında da çok güçlü bir durumdayız, Türkiye harika bir yer.

 

İpek Cem: Vehbi Koç'la aranızdaki ilişki 1928'de başladı.

 

Bill Ford: Evet.

 

İpek Cem: Vehbi Koç daha o dönemde bir mümessillik aldı ve Ford'u Ankara'da da temsil etmeye başladı. İlerleyen yıllarda ilişkiler güçlendi ve şimdi de Koç Grubuyla birlikte üretim yapıyorsunuz. Türkiye'deki yatırımlarınızı geliştirmeyi düşünüyor musunuz? 

 

Bill Ford: Evet, düşünüyoruz, çünkü Türkiye'deki geçmişimiz iki açıdan çok önemlidir: Bunlardan biri, sizin de biraz önce anlattığınız gibi işlerdeki ortaklığımız ve diğeri de Koç ailesiyle olan özel aile geçmişimizdir. Koç ailesi ile Ford ailesi arasında 1928'e kadar uzanan bir ilişki var. Koç şirketinde, ailenin yetişmekte olan yeni bir kuşağı var. Mustafa Koç benden birkaç yaş küçük ve Ali Koç ise Mustafa'dan birkaç yaş daha küçük. Bu yüzden kendilerini hem meslektaşlarım hem de arkadaşlarım olarak görüyorum. Aramızda çok güçlü bir ilişki var. Koç Ailesinden daha iyi bir ortak bulamazdık. Rahmi Koç'un da Ford Motor Company açısından yeri çok değerlidir. Kısacası iş alanındaki ilişkilerimizin de, kişisel ilişkilerimizin de çok güçlü olduğunu görebilirsiniz.

 

İpek Cem: Merak ediyorum rekabet gücünüzü artıran diğer üretim merkezleri nerelerde? 

 

Bill Ford: Aslında bu çok ilginç bir konu. Başta da söylediğim gibi, Birleşik Devletler dışında dünyanın her yerinde çok iyi sonuçlar alıyoruz. Güney Amerika, bizim için inanılmaz bir dönüşüm hikayesi oldu; son yıllarda bölgedeki payımız yükseldi ve iyi para kazanmaya başladık. Brezilya'nın kuzeyinde muhteşem bir üretim tesisimiz var ve bu tesisin dünyanın en iyi üretim tesisi olduğunu düşünüyoruz. Çin'de en hızlı büyüyen otomobil şirketiyiz ve bu unvanı son iki yıldır koruyoruz. Çin'de de her şey yolunda gidiyor. Hindistan'da çok hızlı büyüyoruz. Batı Avrupa'da da çok hızlı büyüyoruz. Batı Avrupa'daki operasyonlarımız son 15 yılın en iyi düzeyine ulaşmış durumda. Bizi endişelendiren tek sorun, Birleşik Devletler pazarı. Bu, aynı zamanda büyük bir sorun.

 

İpek Cem: Şu anda uyguladığınız yeniden yapılanma planı, bir süredir devrede. Bu plan dahilinde, Birleşik Devletler'de başka fabrika kapatacak mısınız?

 

Bill Ford: Bazı fabrikaları kapatacağımızı duyurmuştuk.

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: Bundan sonra fabrika kapatma kararı almayacağız; ama daha önce kapatılacağını duyurduğumuz fabrikalardan bazılarını henüz kapatmadık ve bu tasfiyeleri tamamlayacağız. Bu çok acı bir durum ama yapılması gerekiyor. Bunun yapılmasını gerektiren nedenlerden biri, esnek üretim olarak adlandırdığımız unsur. Eski günlerde bir otomobil veya kamyon modeli üretmek için bir fabrika inşa etmeniz gerekirdi. Bugünse üç, dört veya beş farklı modeli aynı fabrikaya gönderebilirsiniz. Bu nedenle çok fazla fabrikaya ihtiyacınız olmaz. Bu, bütün dünyada böyledir. Birleşik Devletler'de daha fazla sıkıntı yaşamamızın nedeni de, burada yüz yıldır bu şekilde yapılmış.

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: Ama Çin'de işe esnek üretimle başlamıştık. Bu yüzden ortada farklı bir denklem var: burada yüz yıllık bir tarihi yürütmeye çalışıyor ve her şeyi çok hızlı bir şekilde modernleştirmeye çalışıyoruz. Bu değişim acılı oluyor.

 

İpek Cem: Günümüzde en çok konuşulan konulardan biri de küresel ısınma. Kararlı bir çevreci olarak ün kazandığınızı ve bu konuyla da yakından ilgilendiğinizi biliyorum.

 

Bill Ford: Küresel ısınmaya katkıda bulunduğumu söylemediğiniz için memnun oldum.

 

İpek Cem: Ben de şimdi oraya geliyordum. Sera gazlarının %12'sinin arabalardan kaynaklandığını biliyoruz. Üstelik bu oran, Amerika Birleşik Devletleri'nde daha da yüksek. Otomotiv sektöründe geliştirilen ve sizce geleceği olan çevre dostu teknolojiler hangileri?

 

Bill Ford: Günümüzün otomotiv sektörü için harika bir dönem olduğunu düşünüyorum, çünkü yeni gelişmekte olan birçok ilginç teknoloji var. Gerçekten çok zeki bazı insanlar, muhteşem fikirlerle ortaya çıkıyorlar. Sektörümüzü düşünürseniz, 100 yıl içinde çok fazla şeyin değişmediğini görürsünüz İçten yanmalı motorlar gelişti ama devrim niteliğinde çok büyük gelişmeler yaşanmadı. Ama şu anda çevreyle ilgili gerçekten çok önemli atılımların eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum. Bugünkü soru, hangi çevre dostu teknolojilerin başarılı olacağıdır. Öncelikle en karmaşık yapı olan hidrojen yakıt hücrelerinden başlayalım. Hidrojen yakıt hücresinin iyi yanı, dışarı atılan tek şeyi su olması ve su buharının en temiz halinde çıkmasıdır. Bu teknolojinin sorunu, hidrojeni nereden bulacağımızdır. Hidrojenin büyük bir bölümü petro-kimyasallardan elde edilmektedir. Yani bu bir sorun. Ama bu, zaman içinde, kullanılacak teknolojilerden biri olacaktır. Bugün, biyo - yakıtlar dediğimiz bir başka teknoloji ürün türüne sahibiz. Biyo - dizelden ethanol ve butanol'a kadar bitki temelli çok sayıda yakıt kaynağı kullanabiliriz. Teoride, bütün bunların tükenmez enerji kaynakları olması gerekiyor. Bu, çok heyecan verici bir durum. %100 temiz bir şekilde yanmıyorlar ama bugün kullandığımız petrolden çok daha temiz yanıyorlar. Temiz Dizelde çok uzun bir yol kat edildi ve tabii ki bu konu, Avrupa'da Amerika'dakinden çok daha ön planda. Ama siz de biliyorsunuz ki, daha bugünlerde Orlando Florida'da, hidrojenle çalışan otobüsleri işletime soktuğumuzu duyurduk. Bu otobüslerde bugünkü içten yanmalı motor kullanılıyor ama motor hidrojenle işliyor. Kısacası yeni ortaya çıkmakta olan çok sayıda teknolojinin bulunmaktadır. Ama hangisinin daha önce ortaya çıkacağını gerçekten bilmiyorum. Bugün yollarda alternatif yakıtla da çalışan araçlar görüyoruz. Elektrikli araçlar da gelecek vaat ediyor. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, hangi teknolojinin gerçekten işimize yarayacağını buluncaya kadar bu teknolojilerin her birini incelemek oluyor. Bugün artık oturduğumuz yerden hedefimize ulaşamayız. Ancak bu teknolojilerin ardında çok büyük bir itici güç var ve bence bu çok heyecan verici bir şey. Önümüzdeki 10 yıl içinde şimdiye kadar hiç görmediğimiz kadar değişik şeyler göreceğimize inanıyorum. 

 

İpek Cem: Tüm otomobil üreticileri aynı teknolojiler üzerinde çalışıyor mu? Çalışmalarınızın patentini alabiliyor musunuz? Bu çalışmalar sektörde paylaşılıyor mu? 

 

Bill Ford: Bu sektörde herhangi bir sürdürülebilir avantaja sahip olmak çok zor, çünkü hepimiz benzer tedarikçileri kullanıyoruz. Ama tabii ki bir sıçrama yapıp rakiplerinizin önüne geçebilirsiniz. Üreticilerin hepsinin de aynı teknolojiler üzerinde çalışıp çalışmadığını sordunuz. Tam olarak aynı teknolojiler üzerinde değil. Üreticilerin çoğunun bu teknolojilerden bazıları üzerinde çalıştığını, ama bizim gibi birkaç üreticinin bu teknolojilerin tamamı üzerinde çalıştıklarını söyleyebilirim. Bu, ilginç bir durum. Çevre dostu teknolojiyi ele alabilir ve bu alanda kim lider diye sorabilirsiniz. O alanda lider Ford olabilir. Bir başka alanda Toyota ve bir başkasında da General Motors veya Volkswagen lider olabilir. Tabii ki bütün bunlar değişebilir. Ama bu şirketler arasında işbirliği de olabiliyor. Bazı konularda işbirliğini sürdürüyoruz ama yine de şirketlerin kendi özellerinde sürdürdükleri çalışmalar da var.

 

İpek Cem: Sohbetimizin başında çevre dostu araçlara talepten söz etmiştik. Bu, dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde algılanan bir konu. Çevre dostu araçlar, gelişmiş ülkelerde daha büyük bir öneme sahipken, gelişmekte olan ülkelerde ikinci planda kalabiliyor. Bu sözlerim tabii ki sadece bir genellemeden ibaret. Dünyanın farklı bölgelerine baktığınızda, yakıtı daha verimli kullanan ya da daha çevreci otomobiller için ne tür bir talep görüyorsunuz?

 

Bill Ford: Talebin çok olduğunu düşünüyorum. Asıl soru, bunu müşteri için satın alınabilir duruma getirip getiremeyeceğimizdir.

 

İpek Cem: Evet.

 

Bill Ford: İkinci sıradaki soruysa, bu tür araçların kullanımını sağlayacak yakıt altyapısı olup olmadığıdır. Örneğin, önümüzdeki beş yıl içinde ethanol'e geçmek istediğimizi varsayalım. Bunu yapabiliriz, ama bırakın dünyanın geri kalanını, ABD'nin dört bir yanındaki benzin istasyonlarında bunu bulundurmak bile çok zor olacaktır. Üstelik hidrojenden söz etmeye başladığınızda işler daha da zorlaşacaktır, çünkü hidrojenin daha farklı bir biçimde saklanması gerekiyor. Bu da dünya üzerindeki bütün benzin istasyonlarını yeniden yapılandırmak anlamına gelecektir. Böyle bir şey yapılabilir mi? Tabii ki "evet". Ama bunu yaparken seçtiğiniz yakıttan kazanç elde edeceğinizden emin olmalısınız, çünkü her beş yılda bir altyapıyı tamamen değiştiremezsiniz. Gerçekten düşünülmesi gereken bazı konular vardır ve birçok insan bunları düşünmemekte, "ben sadece yeni teknolojiyi istiyorum" demektedir. Biz teknolojiyi sunabiliriz, ama siz bunu aracınıza yakıt olarak dolduramazsanız, bunun hiçbir anlamı olmaz. Elektrik için de aynı şey geçerlidir. Teoride, arabanızı sadece evinizdeki prize takabilirsiniz. Ama sorun, elektrik sistemi üzerine aşırı yükleme olması ve bunun da daha fazla elektrik santrali inşa etmemizi gerektirmesidir. Elektrik santralleri kömürle çalışıyorsa, bu durum küresel ısınmaya katkıda bulunacaktır. Bu yüzden her şeyi çok iyi bir biçimde incelemeli ve "toplumun yararına olan stratejik plan nedir" diye sormalıyız. Biz toplumun bir parçasıyız ama tek parçası değiliz.

 

İpek Cem: Hükümet düzenlemeleri etkili oluyor mu? Gelecekte daha çevreci arabalar üretmek için daha fazla teşvik olacağını düşünüyor musunuz? 

 

Bill Ford: Evet. Bütün yeni teknolojiler ve farklı enerji kaynakları için daha fazla teşvik yaratılacağını düşünüyorum. Sadece otomobiller için değil, aynı zamanda fabrikalarımız, tesislerimiz ve müşterilerimiz için de kullanılacak farklı enerji kaynakları teşvik edilecek. İlginç bulduğum bir konu da, rüzgar enerjisi ve hidro enerji gibi alternatiflerin tamamen yeni konular olmaması. Günümüzde de hidroelektrik santralleri kullanılıyor ve güneş enerjisinden daha etkili bir şekilde yararlanılıyor. Yeni ve yaratıcı çözümler bulduğumuzu ve sadece Amerika'da, dünyanın geri kalanında da hükümetlerin teşvikleri sürdürmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, Çin'e bakın. Çin inanılmaz boyutlarda enerji tüketmeye başladı ve bunu gerçekten temiz bir şekilde yapmanın yolunu araması gerekiyor. Ama Avrupa'yla karşılaştırırsak, Birleşik Devletler bu tartışmaya girmekte biraz geç kaldı. Bence küresel ısınma tartışmaları bu ülkede çok ilginç bir hal aldı, çünkü hızla hemen siyasallaşmaya başladı. Ama bence, sorun küresel ısınma mı yoksa enerji bağımlılığı mı noktasına geldi. Aslında ikisi de aynı noktaya çıkıyor. Küresel ısınmayla ilgili bütün tahminlere inanıp inanmadığınız veya dünyanın ne kadar yakıtı kaldığına inandığınız çok önemli değil, çünkü seçeceğiniz bu iki yoldan herhangi birinde üretimde seçilecek teknolojiye karşı çok farklı bir yaklaşım sergilemeniz gerekecek. Bence bu gerçekten heyecan verici bir durum. Avrupa'nın bu konuyu bizim ABD'de tartıştığımızdan çok daha uzun bir süredir ve belki de daha derin bir şekilde tartıştığını düşünüyorum. Bu konu, Amerika'da son zamanların en çok konuşulan konularından biri oldu. Ama Avrupa, küresel ısınmayı gerçekten çok ciddiye alıyor. Almanya gibi, İskandinav ülkeleri gibi bazı ülkeler bu konuyu ilk ele alanlar oldu. Ardından son yıllarda İngiltere ve diğer ülkeler de bu tartışmaya ilgi göstermeye başladı.

 

İpek Cem: Petrol fiyatlarındaki artış, Amerika'da daha büyük araçlara olan talebi azalttı mı? Böyle bir eğilim yaşandı mı?

 

Bill Ford: Petrol fiyatları yüksek seviyede seyretmeye devam ederse, böyle bir eğilim yaşanabilir. Ancak şu anda araç türlerine yönelik taleplerde beklediğiniz kadar bir değişiklik yaşanmaması gerçekten çok ilginç bir durum. Petrol fiyatları çok hızlı bir şekilde yükseldi ve daha ciddi bir kayma yaşayacağımızı düşündük. Muhtemelen eğilimlerde bir değişim yaşacağız ve bence bu gelecekte de devam edecek. Ama bizim ülkemizde özellikle işyerleri için daha büyük araçlara ihtiyaç duyuyorlar. Ama ben bu ülkedeki eğilimin zamanla yakıtı daha etkin kullanan araçlara doğru yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. İster yasal zorunluluklarla olsun, ister müşteri tercihiyle, bu yöne doğru bir talep kayması yaşayacağız.

 

İpek Cem: Dün şirketinizdeki bazı yöneticilerle konuşurken, yeni bir trendden söz ettiler: bir araç filosu kiralamanın çok daha esnek bir seçenek olduğundan bahsettiler.

 

Bill Ford: Evet.

 

İpek Cem: Hafta sonları daha büyük bir aile otomobili ve hafta içi de daha küçük bir araba kullanılabiliyormuş. Bu sistem, dünyanın başka yerlerinde de uygulanıyor mu? 

 

Bill Ford: Dünyanın çeşitli yerlerinde bunu yapan şirketler var ve bunun temelinde otomobil paylaşımı mantığı var. Örneğin burada uygulanan bir sistemde, belli bir aylık ödeme karşılığı sisteme kaydoluyorsunuz ve istediğiniz zaman istediğiniz bir aracı kullanabiliyorsunuz. Aracınızı seçip istediğiniz kadar kullanıyorsunuz ve saat başına ücret ödüyorsunuz. Sonra da aldığınız şirkete bırakıyorsunuz. Böylece bir araca sahip olmuyorsunuz ama istediğiniz zaman istediğiniz araca erişebiliyorsunuz. Bence bu tür yaratıcı sistemler, dünyanın çeşitli yerlerinde büyümeye devam edecek. Özellikle büyük şehirlerdeki trafik sıkışıklığı arttıkça bu, büyük önem kazanacak.

 

İpek Cem: Şu anda şirketinizin yeni bir CEO'su var. Kendisi bir yeniden yapılandırma uzmanı kabul ediliyor ve daha önce de Boeing'de çalışıyordu. Yeni CEO'nuzun şirketinize nasıl bir katkıda bulunacağını düşünüyorsunuz?

 

Bill Ford: Bence harika biri. Bizim önümüzde yürüyebilecek birini arıyordum. Şirket içinde bir inceleme yaptım ama büyük bir yeniden yapılandırma deneyimi olan bir yönetici bulamadım. Sonra Alan Mulally'yi buldum. Boeing'de yaptığı iş, tam da bizim istediğimiz işti. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra, uçak satışları bir anda kesildiğinde Alan Boeing şirketini büyük bir yeniden yapılandırma sürecinden geçirdi ve bu süreci başarıyla tamamladı. Daha ilk günleri sayılır ama çok iyi bir iş çıkarıyor. Uçak şirketleri ile aramızda ne kadar çok benzerlik olduğunu görmek çok şaşırtıcı. Nihai ürünümüz dışında, üretim biçimimiz aynı. Uçak şirketleriyle, aynı tedarikçi tabanıyla uğraşıyoruz ve her şeyi büyük bir kesinlikle planlamamız gerekiyor. Bütün bunlar birbirine benziyor. Tabii ki nihai ürün farklı ama üretim biçimleri birbirine benziyor.

 

İpek Cem: Ford için bir dönüşümden söz ettiğinizde, zamana ihtiyaç duyduğunuzu söylüyorsunuz. Dönüşüm için ne kadarlık bir süreye ihtiyacınız var ve dönüşümden tam olarak neyi kastediyorsunuz? 

 

Bill Ford: Dönüşüm, temelde kârlı olmamız anlamına geliyor. Yeniden yapılanma konusunu ele alırsak, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi yerine getirmemiz gerekiyor. Bazı fabrikalarımızı kapatmamız ve parça üreten fabrikalarımızı tasfiye etmemiz gerekiyor. Bütün bunları geride bırakmamız ve aynı zamanda Birleşik Devletler'deki hisse fiyatımızdaki düşüşü durdurmamız anlamına geliyor. Hisse fiyatımızı istikrara kavuşturmalı ve nihai olarak da kâra geçmeliyiz. CEO'muz Alan Mulally'nin 2009'da Birleşik Devletler içinde ve otomotiv sektöründe kâra geçeceğimizi açıkladığını biliyorsunuz. Bu hedefe ulaşmak için ilerleme kaydetmek istiyoruz.

 

İpek Cem: 1979'dan bu yana Ford bünyesinde birçok pozisyonda çalıştınız ve sekiz yıldır da şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapıyorsunuz. Bir dönem CEO görevini de yürütüyordunuz. Çok önemli bir konumda bulunuyorsunuz. Geleceğe baktığınızda, bütün hayatınızı Ford'da geçireceğinizi düşünüyor musunuz?

 

Bill Ford: Ford'da yer almamayı düşünmek benim için çok zor. Şirket benim bir parçam. Bazı yönlerden bu şirketin içinde doğduğumu söyleyebilirim. Benim için şirket ve ailem hep bir arada gibidir. Her zaman için söylediğim bir şey var: "Ford'un çalışanlarını ailemin bir parçası gibi görüyorum" derim. Ben buna inanarak büyüdüm. Bu yüzden içinde Ford olmayan bir hayatı hayal bile edemem. böyle bir şeyi bir an bile düşünemem. Ben bu işi seviyorum. Bu şirketi seviyorum. Keşke vatanımız Amerika'da daha iyi durumda olsaydık diyorum. Ama yine de zorluklarla mücadele etmeyi seviyorum. Üstelik sektörümüzü tamamen değiştirecek çevre dostu yeni teknolojiler sayesinde çok heyecan verici bir dönem yaşadığımızı düşünüyorum. Başka bir işle uğraşmayı hayal bile edemem.

 

İpek Cem: Ford ailesinin gelecek kuşaklarının öncelikleri neler? Onlar da şirketle yakından ilgileniyor mu?  

Bill Ford: Bazıları şirketle ilgileniyor; bazılarınınsa başka uğraşları var. Tıpkı bizim kuşağımız gibi. Bizim kuşakta 13 kuzendik ve sadece kuzenim Edsel (edzıl) ve ben aile şirketinde bir kariyer edindik. Bizden sonraki kuşakta kaç kişi olduğundan emin değilim. Ailedeki gençlerimizin bazıları şirkette çalışıyor ve burada kariyer sahibi olmayı hedefliyor ama çoğu burada bile yaşamıyor ve başka işlerle ilgileniyorlar. Bence bir aile şirketinde böyle bir durumun yaşanması çok doğal. Aile üyelerinden bazıları işe ilgi duyar; bazıları duymaz.

 

İpek Cem: Ben sizin ne tür bir araba, belki de arabalar demeliyem, kullandığınızı merak ediyorum.

 

Bill Ford: Neredeyse her gün farklı bir araba kullanıyorum.

 

İpek Cem: En çok sevdiğiniz hangisi? 

 

Bill Ford: En çok sevdiğim arabam, her zaman için Mustang oldu. Üzeri açılabilen bir Mustang. Harika bir spor araba ve böyle güzel bir günde üzerini açarak araba kullanmak harika oluyor. Ama aynı zamanda alternatif yakıtlı otomobilleri de çok seviyorum. Seri numarası 1 olan böyle bir otomobilim de var, çünkü bunlar Ford için çok önemli araçlar. Yeni bir teknoloji ürünü ve bence şirketin gelecekte nereye gideceğini gösteren bir ürün. Kısacası benim en çok sevdiğim iki aracım var. Biri alternatif yakıtla çalışan Ford Escape, çünkü o otomobilin üretilmesinde büyük bir payım var. İkincisi de Mustang, çünkü kendimi bildim bileli Mustang'ların çok havalı olduğunu düşünüyorum.

 

İpek Cem: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Bill Ford: Ben teşekkür ederim. Sizinle tanışmak benim için bir zevkti.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.