6 Mart 2009
Deepak Chopra

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu alternatif tıbbın öncülerinden Dr. Deepak Chopra. Chopra bu söyleşide, Gazze'den Hindistan'a dünyadaki sıcak gelişmeleri manevi bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğum, Doktor Deepak Chopra. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Deepak Chopra: Çok teşekkür ederim.

 

İpek Cem: Siz, alternatif tıbbın önde gelen isimlerindensiniz. Geçenlerde Wall Street Journal'da yayınlanan bir makalenizde alternatif tıbbın giderek kabul gördüğünü söylüyorsunuz. Bu gerçekten de böyle mi?

 

Deepak Chopra: Evet. Öncelikle, o makaleyi başta "Tamamlayıcı Tıp" başlığıyla yayınlayacaktık, ancak sonradan Wall Street Journal farklı bir başlıkla yayınladı. Tamamlayıcı tıp dediğimiz şey, çeşitli metotlar yardımıyla, insanın kendi sistemini düzenleyen ve kendiliğinden iyileştiren uygulamaların bütünüdür. Bugün tıp fakültelerinin % 75'inden fazlası ve tüm üniversite hastaneleri, bir şekilde tamamlayıcı tıbba sıcak bakıyor. Tıp fakülteleri bu alanda uzman eğitmenler arıyor. Bu nedenle bu yaklaşımlar çok daha fazla kabul görüyor diyebilirim.

 

İpek Cem: Peki alternatif ve tamamlayıcı tıp söz konusu olduğunda, aradaki denge nasıl kuruluyor? Bir yanda alışılmış, geleneksel tıbbî yaklaşımlar varken, diğer yanda farklı yaklaşımlar var.

 

Deepak Chopra: İnsanlar artık hem ilaç bazlı hem de cerrahî ve teknoloji temelli yaklaşımların akut hastalıklarda oldukça etkili olduğu konusunda hem fikirler. Örneğin zatürreyseniz, iyilşeşmek için antibiyotik almanız gerekiyor. Ancak bir de kronik hastalıklar var. Örneğin eğer kanserseniz, bir kalp hastalığınız varsa ya da otoimmün hastalıklardan birine sahipseniz, tamamlayıcı tıbbın beklenilenden etkili olabileceği de aşikâr. Hatta zaman zaman çok daha etkili olduğu gözlemleniyor. Wall Street Journal için hazırladığımız aynı makalede sunduğumuz araştırmalar, koroner bypass ameliyatlarının ya da anjiyoplastinin, hastanın yaşam süresini uzatmadığını ortaya koyuyor. Ancak araştırmalar, meditasyonla, sebze ağırlıklı diyetler yaparak, egzersiz ve yoga gibi destekleyici tedavilerle, koroner arter hastalığı geçirmiş kişilerin rahatsızlıklarının gerileyebileceğini gösteriyor.

 

İpek Cem: Peki bu tedavilerin hastaların dinî inançlarıyla bağlantısı var mı?

 

Deepak Chopra: Bunun ille de dinle bir bağlantısı olması gerekmiyor. Manevi deneyimin içinde beyin ve vücut alanındaki ilişkiyi dengeleyen ve sufilerin de kullandığı güçlü teknikler vardır örneğin. Bunlar yüzyıllar içinde gelenekselleşmiştir. Sufiler, yani Mevlana Celaleddin Rumi'ni izinden gidenler, kendi varlıklarının derinliklerine inerek, yine kendileriyle iletişime geçmeye çalışır. Bunun için ille de bir inanç sisteminizin olması şart değildir. Çünkü inanç, genellikle kendini güvende hissetmeyen kişilerin ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Varlığından emin olduğunuz bir şey varsa, "inanmak" kavramı zaten ortadan kalkar. Elektriğe inanıyor musun?" gibi bir soru, saçma olacaktır. Bilincimiz, maneviyatımız ve ruhumuz gerçekten varsa, o zaman daha derinlere doğru yolculuğa çıkabiliriz demektir.

 

İpek Cem: Günümüzde yeni çağ tedavilerine ve hatta pozitif düşünceye bile kuşkuyla yaklaşanlar var. Bazıları zihnin büyük bir güce sahip olduğunu söylüyor. Bu, aynı zamanda sıkça sorgulanan bir yaklaşım.

 

Deepak Chopra: Bu kuşkular, yapılan çok sayıda köklü araştırmanın bulguları doğrultusunda azalıyor. Bildiğiniz gibi son 35 yıldır, stres yönetiminin önemi üzerine yüzlerce bilimsel makale yazıldı. Aynı şekilde meditasyon, nefes alma teknikleri, yoga, sağlıklı beslenme, egzersiz ve hatta Qi Gong ve Tai-Chi gibi enerji tıbbı konuları da derinlemesine incelenmekte. Ve ortaya çıkan veriler o kadar ikna edici oldu ki, şüphe duyanlar giderek azalıyor. Tabii kuşkuyla yaklaşan da vardır, ama daha çok yaşlı kesim.

 

İpek Cem: Tanrı olgusu, bu konularla nasıl bağlantılı? Diyelim ki ibadet olarak namaz kılan Müslüman bir hastanız var. Ya da farklı bir dine inanan bir hastanız var. Kendi dinlerinin uygulamaları kişiler için daha mı güven verici?

 

Deepak Chopra: Bir insan eğer dindarsa ve kişinin dinî ibadeti kendiyle barışık olmasına yardımcı oluyorsa, kesinlikle tavsiye edebilirim. Ancak eğer bir dine mensup olmak, insanda öfke, bölücülük ve çatışma yaratıyorsa, o zaman din doğru bir şekilde yapılmıyor demektir.

 

İpek Cem: Biraz da sizin sıkça sözünü ettiğiniz manevi farkındalıktan söz edelim. Siz, insanlığın evriminin insanın manevi farkındalığını artırmasıyla olacağını savunuyorsunuz. Bu savınızın hayata geçtiğini nasıl anlarız?

 

Deepak Chopra: Bunu daha az strese, yaşamdan daha çok keyif alarak, yaşamdaki hedeflerinizin farkına vararak, sezgilerinize ve hayal gücünüze daha çok kulak vererek, yaratıcılığınızı arttırdığınız ve bilinçli tercihler yaptığınız noktada algılamanız mümkündür. Bu aynı zamanda, kendi varlığınızın daha derin bir parçası olan bilgeliğinizle güçlü bir bağ kurduğunuzun da göstergesidir diyebiliriz.

 

İpek Cem: Siz kitaplarınızda insanların "savaş veya kaç" mantığıyla öncesinden koşullandığını söylüyorsunuz. Örneğin binlerce yıl önce yaşayan insan, doğaya karşı güçlü durmak ve onu kuşatan her şeyle savaşmak zorundaydı. Bugün belki aynı tehlikeleri yaşamıyoruz, ama yine de deyim yerindeyse "savaşlar çağındayız". Sizce neden bu durumdayız?

 

Deepak Chopra: Yapılan araştırmalarda, insan davranışlarının sinir sistemi tarafından yönetildiği ve beynin üç farklı bölümden oluştuğu ortaya çıkmıştır: İlki, bundan 300 milyon yıl önceki insanda mevcut olan sürüngen beyin. Sürüngen beyin, insanın bir tehlike ya da bir tehdit anında kaçmaya ya da savaşmaya karar vermesini sağlar. Bir de limbik beyin dediğimiz, duygusal beynimiz var. Eğer bir çocuk, koşulsuz bir sevgiyle büyütülmezse, çocuğun limbik beyni, duygularını sürekli kontrol etmeye başlar. Kendini sürekli tehdit altında hisseder, kurbanı oynar, çıkarcı ve inatçı davranışlar sergilemeye başlar. Bu beyin 100 milyon yıldır devrede. Son olarak art beyin vardır. Bu ise, 4 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Günümüzde pek çok insan, sürüngen ve limbik beyinlerinin etkisi altındadır. Çünkü art beyin çok yeni ve beynin büyük çoğunluğunu kaplayan, sürekli evrim geçiren bir bölgedir. Kendimizle ilgili bu özelliklerin farkına varırsak, bu ortak özelliklerimizi besleyebilmemiz de mümkün olacaktır. Bir de yaşamda eko-sistem var. Biz insanlar, bu eko-sistemi ve diğer canlı türlerini sürekli tehlike altına sokuyoruz. Diğer deyişle kendimizi tehlikeye atıyoruz, çünkü hâlâ Darwin'den kalma "güçlü olanın hayatta kalması" teorisini davranışlarımıza yansıtıyoruz. Ancak ben, evrimin bir sonraki ayağına, güçlü olanların değil, bilge olanların geçebileceğini söylüyorum. Bilgelik, hayatta kalmak için belirleyici olacak, çünkü bilgeliğimiz, aynı zamanda bizim doğayla, diğer türlerle aramızdaki ilişkiyi belirleyen ve bu eko-sistemin bir parçası olduğumuzu unutturmayan bir unsurdur.

 

İpek Cem: Günümüzde meydana gelen bölgesel çatışmalar ve savaşlar,örneğin Orta Doğu'daki durum meydanda. Sözünü ettiğiniz bilgeliğe dayalı düşünce sistemi insanlara aşılanabilir mi?

 

Deepak Chopra: Dünyayı değiştirmenin tek yolunun, insanların tek tek kendilerini değiştirmesiyle mümkün olabileceği bilincini arttırmak gerekiyor. Bana göre sosyal eylemcilik de başarısız bir yöntem olabiliyor. Örneğin barış eylemcileri. Bu kişiler sürekli olarak ya savunmadalar, ya da bir şeye karşılar. Sonuç olarak bunun sadece ikili düşünce sistemine hizmet ettiği ortaya çıkmıştır. Örneğin barış göstericileri bazen insanları kızdırır. Sonra da kızgın davranışlar sergileyerek, kendileriyle çelişirler. Mahatma Gandhi, "Dünyayı değiştirmenin tek yolu, önce kendinizi değiştirmekten geçer." der. Yani dünyaya barış getirmek istiyorsanız, işe önce kendinizden başlamalısınız. Artık bilinç düzeyinin yeni bir araştırma alanı olduğunu görüyoruz. Bunu en iyi reklamcılar bilir. Eğer herkese ulaşmasını istedikleri bir ürün varsa, bu bir ayakkabı ya da bir sigara markası olabilir, bunu olabildiğince çok insana ulaştırırlar. Reklam ne kadar çok insana ulaşırsa, o kadar inandırıcı hale gelir. Hangi ideolojiyle ya da fikirle olursa olsun, ortak bir barış bilinci geliştirebilirsek, herkes için ortak doğruyu bulmuş oluruz. Bu, aynı zamanda kurmuş olduğumuz yeni bir insanlık vakfının da amacı.

 

İpek Cem: Geçenlerde Mumbai'deki bombalamaların ardından Larry King Live programının konuğu oldunuz. Amerika'nın bölgedeki politikalarına yönelik bir takım siyasi yorumlar da yaptınız. Hindistan'da doğan ve orayla duygusal bağı süren biri olarak, Mumbai'da yaşanan bu felaketle ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

Deepak Chopra: Bu konuda bir kısa vadeli, bir de uzun vadeli strateji söz konusu. Herhangi bir terör eylemi için konuşuyorum. Kısa vadeli olarak düşünelim: Diyelim ki teröristlerin kim olduğunu biliyoruz. Diyelim ki yerlerini de biliyoruz. Eğer onları güvenlik güçlerinin yardımıyla, diğer insanlara zarar vermeden engelleyebiliyorsak, bu kısa vadede yararlı bir yaklaşımdır. Ancak bu bir çözüm değildir. Gazze'de yaşananları hepimiz gördük. Bu saldırıların sorumlularına olan güven de zedeleniyor. Ben, terör konusunda askerî çözümlerin işe yarayacağına inanmıyorum. Öncelikle terörün doğduğu noktadaki ideolojiyi ve buna neyin yol açtığını iyice kavramak gerek. Bunun için de, tarihî, kültürel ve ekonomik boyutları anlamanız gerekmektedir. Tabii bunun dışında bir de uluslararası siyaseti bilmelisiniz. Bu karmaşık bir sorun. Bugün dünyada tanık olduğumuz pek çok durumda, kasten olsun-olmasın, bir şekilde ülkeler arası terör ortaklığı yapılıyor. Bu ülkelerden biri de, teröre karşı savaş başlattığını söyleyen ve silah üretimine tam gaz devam eden Amerika Birleşik Devletleri. Petrolden elde edilen gelir, zengin Arap ülkelerine akıyor. Ve ne yazık ki bu paradan, pek çok terör örgütü de faydalanıyor. Ancak ısrarla bunu görmezden geliyoruz, çünkü petrol bazı Arap ülkelerine bağımlı kılıyor ve özellikle Suudi Arabistan Amerika'nın önemli bir müttefiki. Eğer Amerika bugünkü sorunları aşmaya çalışacaksa, ki umarım olur, o zaman Başkanlığı sırasında Obama'nın İsrail konusunda oldukça katı kurallar koyması ve bu toplu kıyıma izin vermemesi gerekecektir. Aynı zamanda Gazze'ye yardım etmeleri için Arap müttefiklerine baskı uygulamalı. Petrolden sağlanan gelirin sadece %1'i bile yoksul Filistinliler'in mevcut durumunu iyileştirebilir. Filistinliler'in %70'i günde iki dolardan az parayla geçiniyor. İnsan gibi yaşayamıyorlar. Bu nedenle el ele verip, onların sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor.

 

İpek Cem: Bu bir felaket. Farz edelim ki, ben bugün anne ve babası Gazze'de öldürülen ufak bir çocuğum. İçimdeki o intikam ve adaletsizlik duygusuyla nasıl başa çıkabilirim?

 

Deepak Chopra: Bunu başarmak neredeyse imkânsız diyebilirim. Bugün Gazze'de ya da bir başka yerde yaşanan savaş, önümüzdeki birkaç nesil boyunca yeni düşmanlar edineceğiniz anlamına gelir. Tabii eğer, savaş sonrası 50 yıl boyunca yaraları saracak herhangi bir askerî ya da ekonomik planınız yoksa. Bunu öngöremeyen insanlar, misilleme ve intikam hırsını içlerinden söküp atamazlar. Binlerce yıl geçti, hâlâ savaşın bir işe yaramadığını anlayamadık. İşe yarasaydı, bugün ortada sorunumuz kalmazdı. Askerî çözüm, kalıcı çözüm değildir.

 

İpek Cem: Siz Yeni Delhi'de doğdunuz. Sizden önce babanız da doktordu. Mesleğinizde ilerlemek için Amerika'ya gittiniz. Ancak sonrasında bir şeyler sizi doğu felsefesine doğru itti. Belki yalnızca doktorluk yaparak da bu denli başarılı olabilirdiniz. Neden farklı bir yola döndünüz?

 

Deepak Chopra: Aslında dönmüş sayılmam. Ben o yolu daha da uzatıp geliştirdiğimi düşünüyorum. Bir hekim olarak gördüm ki, aynı hastalığa sahip iki hasta, aynı doktor tarafından, aynı tedaviyi görse de çok farklı sonuçlar elde edebiliyor. Bir hasta iyileşiyor, ancak diğeri hastalığa yeniliyor. Bu hastaların zihninde neler oluyor? Benim uzmanlığım zaten beyin kimyası alanındaydı. Bilincimiz, ruhumuz ve bedensel biyolojimiz arasındaki ilişkiyi görebildim. Bunların hepsi, birbirine bağlı. Bunun üzerine, bilim, sinir ve beyin kimyası alanlarında bildiğim her şeyi bir araya getirmeye karar verdim. Eski geleneklerin bana öğrettiği bir şey vardır: Onlar bize, her olguya bütünsel olarak yaklaşmamız gerektiğini öğütler. Yemek yeme, nefes alma, sindirim, metabolizma, eleme, beş duyumuzla dünyayı algılama şeklimiz, düşüncelerimiz, hislerimiz, duygularımız, arzularımız, hafızamız, kişisel ilişkilerimiz, sosyal etkileşimlerimiz ve bizi kuşatan çevre, en az vücudun kendi kendini iyileştirmesi kadar önemli faktörlerdir.

 

İpek Cem: Siz aynı zamanda kitapları çok satan bir yazarsınız. 50'den fazla kitabınız var ve 20 milyonluk satış rakamını geçmiş durumdasınız. Son dönemde Buda'nın ve Hz. İsa'nın hayatına dair iki kitabınız var. Sırada aynı şekilde Musa ve Muhammed peygamberler de var mı?

 

Deepak Chopra: Bunu ilk kez burada açıklamış olacağım. Evet, Hz.Muhammed'le ilgili bir kitap için sözleşme imzaladım.

 

İpek Cem: Peki Hz. Muhammed'i araştırıken ilginizi en çok çeken ne oldu?

 

Deepak Chopra: Her şeyden önce ben, tarihi boyutu göz önüne sermeyi seviyorum. Hz.Muhammed'in geldiği kültürü ve yaşadığı deneyimi de. Çünkü bildiğiniz gibi kendisi okuma yazma bilmiyordu, ancak yine de Cebrail meleğinin getirdiği Kuran'ı ezberden okuyabiliyordu. Günümüz perspektifinden bakıldığında, bu nasıl açıklanabilir? Kendisinin, bizim Tanrı dediğimiz evrenin yaratıcısıyla iletişime geçtiği açık. Bu çoğu insan için bir sır, ancak onun gibi biri için değil. Kısacası kitabım, bahsettiğiniz diğer iki kitaba tarz olarak çok benzeyecek ve Hz.Muhammed'in aydınlamasını konu alacak.

 

İpek Cem: Yayın tarihi belli mi peki?

 

Deepak Chopra: Bu kitap, 2010'un Ekim ayında çıkacak. Şu an hâlâ yazıyorum.

 

İpek Cem: Türkiye, pek çok manevî geleneğe ev sahipliği eden, ayrıca Osmanlı döneminde "halifelik" kurumunu barındırmış bir ülke. Farklı kültürler, aynı toprakta, bir arada yaşamış. Siz Türkiye'yi nasıl tanıyorsunuz? Ülkemizi önceden ziyaret etme fırsatınız oldu mu?

 

Deepak Chopra: Türkiye'ye üç kez geldim. Bu üçüncü gelişim. Türkiye'yle aramdaki özel ilişkiyi, Anadolu'daki muhteşem maneviyat geleneğine ve özellikle de Mevlana Celaleddin Rumi'yle aramda kurduğum duygusal ve ruhsal bağa borçluyum. Türkiye'yle aramdaki ilişki de buradan geliyor diyebilirim. İslâm'ın özellikle Sufi geleneğini yakından inceledi.

 

İpek Cem: Dünyanın farklı kültür ve dinlerinden insanlar kitaplarınızı okuyor. Bu farklı kültürlere örneğin Türkiye'deki izleyicilerimize ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?

 

Deepak Chopra: Sanırım vermem gereken en önemli mesaj, insan ruhunun evrenselliğin bilincine varması gerektiğidir. Artık kendimizi daha fazla dar tanımlara sıkıştırmayalım. Kendimizi etnik, ırkçı ya da dinî terminolojilerle ifade etmeye çalışmayalım. Hepimizin kişisel, etnik ve dinî kimliği var, ancak bunların ötesinde bir kimliğimiz daha olmalı: Evrensel kimliğimiz. Büyük din rehberlerimiz de evrensel kimliklerini ön plana çıkarmış kişilerdi. Biz de bu kimliğimize ulaşmayı başarabilirsek, eminim kendimizi ve ruhlarımızı iyileştirmiş oluruz.

 

İpek Cem: Darwin'in evrim teorisiyle, insan bilincinin evrimini kıyasladınız. Bugün dünyada insanoğlunun bilgeliğinin arttığına kanıt görüyor musunuz?

 

Deepak Chopra: Günümüzde kendimizi anlama konusunda bir anlayış var. Daha evrensel ve bütünsel bir anlayışa doğru gidiyoruuz. Çünkü artık geleneksel, materyalist yaklaşımların küresel ısınmaya, ekolojik dengenin bozulmasına, türlerin katledilmesine, savaşlara, teröre ve ekonomik çözülmeye yol açtığını biliyoruz. Sadece haberleri izlediğimizde bile, tek bir ekonomiye ve tek bir eko-sisteme sahip olduğumuzu anlamamız mümkün. Evrende tek bir insanlığın olduğunu da artık fark edelim.

 

İpek Cem: Oğlunuz Gotham Chopra'yla yaptığınız bir röportajda, Hindistan'a olan bakış açınızı anlatmışsınız. Bir yanda refah içindeki zenginlerin, diğer yandaysa aşırı yoksul kesimin varlığından bahsetmişsiniz. Bu iki kesim arasındaki uçurumun sebepleri konusundaysa, bazı toplumsal değerlere gönderme yapmışsınız.

 

Deepak Chopra: Bence değerlerimizle yaşam biçimimiz arasında bir bağ kurmuyoruz. Kendimize değerlerimizin ne olduğunu sormuyoruz. Hindistan'ın durumu çok ilginç. Bir yanda küresel düzeyde ön plana çıkan bir ekonomi söz konusu. Ancak diğer yandan, bazı manevî geleneklerini de kaybediyor. Hindistan'da büyük bir ahlakî ve bürokratik çöküntü de mevcut. Bu çok alarm verici. Bizim gibi gıda ihracatı yapan bir ülkedeki çocukların %30'u aç. Aşırı yoksulluk hâlâ Hindistan'da kol geziyor. İnsanlar kişisel farkındalıklarını ve çevrelerini iyileştirmek adına sorumluluklarını arttırdıkça, Hindistan da boyunu aşan bu sorunları en kısa zamanda çözecektir. Ancak şu an, sorun büyük.

 

İpek Cem: Hepimizin aklında, giderek hız kazanan ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen küresel ekonomik kriz var. Kimse yolun sonunda bir ışık göremiyor. Sizce bunun da değer sistemimizle ya da kapitalizmle bir bağlantısı var mı?

 

Deepak Chopra: Bu kesinlikle değer yargılarımızın zarar görmesiyle ilgili. Eğer insanî değerlere yeterli önem verilmezse, ne kapitalizm, ne komünizm, ne de sosyalizm tutunabilir. Akraba kayırıcılığına, güç tüccarlığına, nüfuzumuzu satmaya, aç gözlülüğe ve bürokrasiye yenilirsek, her sistemi çökertiriz. Bu, kendi kendini düzelten bir mekanizmadır. Ekonominin durumu ne olursa olsun, insanın potansiyeli hiçbir zaman tükenmez. Sınırsızdır ve sınırsız olan bir şeyi hiçe sayamazsınız. "Dünya" dediğimiz şeyin aslında ortak bilincimizin bir yansıması olduğunu er ya da geç fark edeceğiz. Sorunların da tek çözümü, yine ortak bilincimizde yatıyor.

 

İpek Cem: Sizinle ilgili araştırma yaptığımda pek çok özelliğiniz olduğunu gördüm. Ancak benim aklıma dört tanesi geliyor: doktor, yazar, konuşmacı ve son olarak da…

 

Deepak Chopra: Filozof.

 

İpek Cem: Evet filozof. Hepsi çok kapsamlı tanımlar. Merak ediyorum, kendinizi ve dünyadaki rolünüzü siz nasıl tanımlıyorsunuz? Bu rol değişime uğradı mı?

 

Deepak Chopra: Hayır. Giderek kâr amacı gütmeyen faaliyetlerim ön plana çıkıyor. Artık "yeni bir insanlık" adıyla kurduğum vakıfa çok vakit ayırıyorum örneğin. İnsanları, küresel bir toplumun ve barış bilincinin etrafında toplayarak, yoksulluğa, sosyal eşitsizliğe ve bozulan ekolojik sisteme çözümler üretmeye çalışıyorum.

 

İpek Cem: Bu samimi röportaj için çok teşekkür ediyorum.

 

Deepak Chopra: Benim için bir zevkti.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.