28 Haziran 2006
Dora Bakoyanni

Türkiye'ye yaptığı ilk resmi ziyarette ilgi odağı olan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, ülkesinin siyasetteki en güçlü kadını.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz yakından tanıdığımız bir isim. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni. Programımıza hoş geldiniz.

 

Dora Bakoyanni: Siz de Atina'ya hoş geldiniz. Sizi burada görmek bizim için bir zevk.

 

İpek Cem: Atina'da olmak bizim için de memnuniyet kaynağı. Kısa süre önce de siz İstanbul'daydınız. Yeni görevinizdeki ilk Türkiye ziyaretinizdi bu ve ülkemizde büyük bir ilgi ve heyecanla karşılandı. Ben de Türkiye ziyaretinizle ilgili izlenimlerinizle başlamak istiyorum.

 

Dora Bakoyanni: Çok sıcak karşılandım. Türk gazetecilerle konuşma fırsatını yakaladım. Bildiğiniz gibi Türk ve Yunan gazetecileri bir araya getiren büyük bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda deneyimlerinden ve düşüncelerinden konuştular. Bence basın mensuplarını bir araya getirmesi açısından çok da faydalı bir toplantı oldu. Biliyorsunuz dış politika konuları ancak basın, yani medya aracılığıyla iletilebiliyor. Bu nedenle her iki ülke medyasının da iki ülke halklarının bir araya gelmesine, halklar arasındaki olabilecek farklı görüşlerin, farklı düşünce biçimlerinin, farklı yaklaşımların anlaşılmasına yardım etmesi çok önemli bir şey. Ayrıca meslektaşım Abdullah Gül ile bir görüşmem oldu. Görüşmemiz çok iyi geçti. Yunanistan ve Türkiye arasında güven arttırıcı önlemler alma yönünde karar aldık. Ve tabi bir Boğaz turu yaptık. İstanbul'un en cazip yanlarından biri hiç değişmeyen konukseverliği ve de insanları; insanlar çok sıcak.

 

İpek Cem: 1999'dan bu yana Türkiye-Yunanistan ilişkileri daha olumlu bir görünüm sergiliyor. Sizin Dışişleri Bakanlığı görevine gelmeniz Türkiye'de memnuniyet yarattı çünkü ilerici, çözüm üretmeye ve iki ülke arasındaki dostluğu geliştirmeye istekli biri olarak tanınıyorsunuz. Ancak siyasi gelişmelere bakacak olursak bazı insanlar, "Halklar aslında dost ama politikacılar ortalığı karıştırıyor," diyor. Politikacıların halklarının eğilimlerinden çok, kendi stratejik çıkarlarını gözeterek davrandıklarına inanılıyor. Siz, Türk-Yunan ilişkilerinde gelinen nokta ve sürecin hızına bakıldığında, halk ve politikacılar arasında bir çelişki görüyor musunuz?

 

Dora Bakoyanni: Açıkçası evet. Halkların çok daha yakın olduğuna inanıyorum. Her iki halkın da, Türk halkının da Yunan halkının da istediği aynı; barış istiyorlar, işbirliği istiyorlar, refah istiyorlar. Komşu olduklarını, bir arada yaşayacaklarını ve birçok ortak noktaları olduğunu biliyorlar. Ancak ne yazık ki hükümetler bunu tam olarak bu şekilde görmüyor. Bu yüzden çalışmalıyız. Bazen yönetimlerin aldığı kararlar çok az anlaşılıyor ve çok az anlayışla karşılanıyor. Ama "Savaş durumu" gibi bazı dogmalar, bazı düşünce şekilleri halen mevcutken yapılabilecek açıklama da az. Bu nedenle Türk Hükümetinin Avrupa perspektifinde ilerleme kararından faydalanmalıyız. Bildiğiniz gibi Yunanistan Türkiye'nin Avrupa perspektifini destekliyor. Elbette, her aday ülkenin Avrupa Birliği üyesi olmak için sahip olması gereken kriterleri sağlaması önkoşuluyla. Bence Avrupa iki ülkenin çok daha yakınlaşmasına yardım edebilir. Ve bizim hedefimiz de bu olmalıdır.

 

İpek Cem: Bir yandan Yunanistan'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini biliyoruz. Ancak diğer yandan da geçtiğimiz haftalar boyunca Lüksemburg'da Kıbrıs meselesi ciddi bir sorun olmaya devam etti. Hemen arkasından bu konuyla ilgili, bu konunun Türkiye'nin üyeliği önünde büyük bir engel olabileceğine dair ani ve büyük tepkiler geldi. Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Lilikas Atina'daydı ve yaptığınız görüşmenin ardından Kıbrıs Rum Kesimi ile Yunanistan'ın dış politikalarının tam bir uyum içinde olduğunu yinelediniz. Bu durum pek de Türkiye lehine bir gelişme sayılmaz.

 

Dora Bakoyanni: Evet, Türkiye'nin bu konuyu sorun olarak görmesini anlıyorum. Ama size durumu kısaca açıklamaya çalışayım. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmak istiyor. Ve Avrupa Birliği'ne girmek için bazı taahhütlerde bulundu. Pek tabi ki bu taahhütlerden biri de imzalamış olduğu Ankara Protokolü'ne uymak. Peki, Türkiye bu protokolü imzalayarak neyi kabul etti? Tüm üye Avrupa ülkelerinin tüm ürünlerinin serbest dolaşımını kabul etti. Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerden biridir. Bu Avrupa'ya aittir. Avrupa Birliği'ni içindeki bir ülkeyi ayrı tutarak değerlendirmek mümkün değildir. Biz yirmi beş ülkeyiz, yirmi yedi olacağız. Büyük olasılıkla yılsonunda Bulgaristan'ı da üyeliğe kabul edeceğiz. Bu yirmi yedi ülke tek bir Avrupa Birliği'ni meydana getiriyor. Bütün Türk dostlarıma da söylemeye çalıştığım gibi kimseye 'özel menülü' bir Avrupa Birliği sunulamaz. Yunanistan'a da sunulmadı. Ne Avrupa Birliği'ne ne de Parasal Birliğe üye olmaya çalıştığımız dönemde böyle bir şey yapılmadı. Üye olabilmek için çok çalışmamız, çok çaba sarf etmemiz gerekti. Sorumluluklarımızı yerine getirdik. Bugün Türkiye için de aynısı söz konusu. Bunun Türkiye'ye karşı olup olmakla bir ilgisi yok, kurallar böyle. Avrupa Birliği'nin işleyişi bu. Asıl sorulması gereken soru başka. Türk hükümetinin vermek zorunda olduğu bu tür kararlar ki sadece Ankara Protokolüyle kalmayacak daha bir sürü olacak, bu kararlar Türk halkına fayda sağlayacak mı? Benim görüşüme göre evet. Bu, Türk halkı için son derece iyi ve faydalı bir gelişme olacaktır. Bu yüzden hükümetiniz bunlara olumlu yönden bakmalı. Ve kuralları değiştirmeye çalışmamalıdır, çünkü sürekli söylediğim ve altını çizdiğim üzere bu kurallar değişmeyecektir.

 

İpek Cem: Bence asıl mesele, Türkiye Ankara Protokolü'nü yerine getirerek kara ve hava limanlarını açmaya hazır olmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun devam ediyor olması. Kıbrıs Türklerinin sorunu sürüyor ve Kıbrıs hala bölünmüş bir ada. Biz burada karşılıklı özveri prensibini savunuyoruz. Ayrıca Annan Planı oylandığında Türk tarafı evet derken, Rum tarafı plana hayır dedi.

 

Dora Bakoyanni: Evet, bu doğru ama bunun Avrupa Birliği'yle herhangi bir alakası yok. Avrupa Birliği Kıbrıs'ı üye olarak kabul etti.

 

İpek Cem: Doğru.

 

Dora Bakoyanni: Dolayısıyla Kıbrıs bugün bir Avrupa Birliği üyesi ve inanın bana bu sadece Yunanistan ve Kıbrıs'a ait bir görüş değil, yirmi beş üyeye ait. Lüksemburg'daki ve Brüksel'deki yirmi beş üye de çok açık bir mesaj verdi; Türkiye'ye hoş geldin dediler. Ancak daha önce tüm üye ülkelere söylemiş oldukları şeyi söylediler; kriterleri sağlamanı gerekiyor dediler. Diğer konunun Avrupa Birliği'yle hiçbir ilgisi yok. Karşılıklı özveri prensibinin işleyebileceği bir durum yok. Avrupa Birliği Türkiye'ye bir şans verdi; Avrupa Birliği'ne üye olma şansını verdi.

 

İpek Cem: Ama Papadopulos tarafında bir veto gücü söz konusu. Bu gücü, kuzey kesimiyle doğrudan ticareti kesmek dâhil birçok şekilde kullandı. Esasen demek istediğim şu: Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesini savunmuyorum ama Türkiye'nin ve de Kıbrıs'ta yaşayan halkın açısından bakıldığında iyi niyet göstergesi olarak bir karşılık gösterilmesi beklenebilir ve gördüğüm kadarıyla bu konuda farklı görüşler var. Bu aynı zamanda Yunan ve Türk halkı arasında da sorun.

 

Dora Bakoyanni: Hayır... hayır. Benim söylemeye çalıştığım şu: Avrupa Birliği kuralları, kriterleri, imtiyazları veya ne ad verirseniz onlar ortaktır, herkes için geçerlidir.

 

İpek Cem: Bunun farkındayım.

 

Dora Bakoyanni: Bu kurallar herkes için geçerlidir, olmasa ortada bir birlik de olamazdı. Bu birlik benzeri olmayan bir yapıdır çünkü bir savaş sonucu kazananın kaybedene getirdiği birtakım kurallar sonucu ortaya çıkmış bir yapılanma değildir. Ülkelerin özgür iradesiyle ortaya çıkmıştır. Ülkeler bir araya geldi ve kuralları da koydu. Söylemeye çalıştığım şey, kendimi tekrar ediyorum farkındayım ama söylemeye çalıştığım şu: Bu şartları koyanlar Yunanistan veya Kıbrıs değil. Bu bir düşünce şekli. Bu yüzden üye Avrupa ülkelerinden ister bir dışişleri bakanı, ister bir komisyon üyesi olsun herhangi biri, bir açıklama yaptığında aynı şeyi söylüyor. Benim söylediğim şeyi söylüyor. Alman meslektaşımın söylediği şeyi söylüyor. Burada vermek istediğim tek mesaj bu şartların Türkiye'ye özel üretilmediğidir. Bu sürecin işleyişi bu. Kıbrıs'a gelince, o ayrı bir mesele. Evet, iki toplumun beraber yaşamak istediğine inanıyorum. Benim inancım da bu. Bu nedenle yeniden denemeliyiz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin getireceği yeni önerilere açık olmalıyız. Umarım bir sonraki öneri, tüm korkulara, güvensizliklere veya ada halkının plana ret oyu vermelerine neden olan neyse onları çözümleyecektir.

 

İpek Cem: Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Gamberi'nin temmuz başında beklenen ziyaretiyle ilgili beklentiniz olumlu mu?

 

Dora Bakoyanni: Şu an için hiçbir beklentim yok. Bekleyeceğiz ve geldiğinde göreceğiz. Ama şimdilik herhangi bir beklentim yok.

 

İpek Cem: Yunanistan, Kıbrıs için, Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı dörtlü görüşmelere karşı olumsuz tutumunu devam ettiriyor mu?

 

Dora Bakoyanni: Evet. Dörtlü görüşmelerin bir anlamı olmadığına inanıyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan'ın girişimleri devam ediyor, temsilcisi orada ve teknik görüşmeleri başlatma çalışmalarına devam ediyor. Bence adada bir çözüme gidecek esasa ilişkin görüşmelerin yapılmasından kimse korkmamalı. Bu sayede ileri doğru bazı adımlar atıldığını göreceğimizi umuyorum.

 

İpek Cem: Peki, bu adımları görüyor musunuz? Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Papadopulos'un çözüme gitme yönünde bir siyasi iradesi olduğunu düşünüyor musunuz? Burada size ülkemdeki görüşleri yansıtmaya çalışıyorum.

 

Dora Bakoyanni: Biliyorum.

 

İpek Cem: Açıkçası biz sık sık aksini hissediyoruz ...

 

Dora Bakoyanni: Cumhurbaşkanı Papadopulos'un Kıbrıs meselesinde sürdürülebilir ve iyi bir çözüm için mümkün olan her şeyi yapmaya karar verdiğine inanıyorum. Bundan eminim. Ancak, Kıbrıslıların kendilerine uyan bir çözümle bir arada yaşayacağını unutmamalıyız. Bu nedenle en iyi çözüm halk tarafından kabul gören çözüm olacaktır. Halkın oyu son derece önemli ve herkesin oyuna saygı duyuyorum. Her iki halkın oyuna da. Hem evet diyen Kıbrıslı Türklerin oylarına, hem de hayır diyen Kıbrıslı Rumların oylarına. Dolayısıyla hepsinin evet oyu vereceği yeni bir öneri bulmamız gerekiyor.

 

İpek Cem: Avrupa'dan ve Avrupa perspektifinden çok bahsettik. Ancak Avrupa ve elbette ki Avrupa Birliği içinde genişlemeye karşı bir akım var. Ve bu görüş bazı ülkelerde diğerlerine göre daha güçlü. Hem Avrupa Birliği, hem de üye ülkeler bazı açıklamalar yaptı; sadece Türkiye için değil ama gelecek başka ülkeler için de çekinceleri olduğunu söylediler.

 

Dora Bakoyanni: Hazmetme faktörü...

 

İpek Cem: Hazmetme faktörü ve de AB ülkelerindeki kamuoyunun konuya bakışı. Sizin görüşünüze göre Avrupa geri adım atıyor mu?

 

Dora Bakoyanni: Bu çok iyi bir soru. Bence son on ülkenin birliğe katılımıyla beraber tek seferde çok büyük bir genişleme yaşanmış oldu. Ve bundan korkan bazı toplumların birtakım itirazları oluştu. Ama benim kişisel görüşüm genişlemiş bir Avrupa'nın daha güçlü bir Avrupa olacağıdır. Tabi ki böyle bir noktaya gelmeden önce Avrupa içindeki yapısal sorunlarımızı çözmeliyiz. Ama bu arada bu sürece girmiş olan ülkeler de kendilerini hazırlayabilirler. Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir parçası olmadığını söyleyen birçok insan olduğunu biliyorum. Ancak Yunanistan'ın tutumu bu değil. Türkiye gerekli bütün değişiklileri yaparsa, Avrupa Birliği müktesebatını kabul ederse, Yunanistan tüm hazırlıklarını tamamlamış ve hazır bir Türkiye'nin tam üyelik olasılığına sahip olması gerektiğine inanıyor. Bizim tutumumuz bu ve bunu da açıkça dile getiriyoruz. Elbette reformların yavaşlamaması gerektiğine inanıyorum. Türkiye, Avrupa Birliği'ne daha çok olumlu mesaj gönderebilir. Bir örnek vereyim. Bildiğiniz gibi Türkiye'de İstanbul'da Patrikhane bulunuyor. Patrik Bartholomeos, milyonlarca Ortodoks Hıristiyan'ın lideridir. İslamiyet'te böyle yapılar yok; sizlerin bir dini lideri yok.

 

İpek Cem: Evet, tarih içinde vardı, halifelik kurumu vardı.

 

Dora Bakoyanni: Evet, eskiden. Bizde, Hıristiyanlıkta ise Papa vardır. Ortodoks Hıristiyanlarının Patrikhanesi vardır. Bence bu Türkiye için bir değerdir. Patriğin Türkiye'de ikamet ediyor olması Türkiye'de dinlere ve farklılıklara saygı duyulduğunu göstermesi açısından çok büyük bir değerdir. Ama Patriğe sorun çıkarılması ve ona yanlış mesajlar gönderilmesi ise elbette ki farklı şekillerde yorumlanabiliyor.

 

İpek Cem: Elbette aşırı görüşler olacaktır ...

 

Dora Bakoyanni: Elbette, biliyorum.

 

İpek Cem: Bu aşırı görüşlerden bahsetmiyorum. Eğer Osmanlı tarihine bakarsanız Patrikhanenin hem o zaman hem de cumhuriyetin kurulmasından sonra Türkiye'de korunduğunu görürsünüz. Cumhuriyet'in prensibi laiklik olduğundan, Türkiye'de hiçbir dini kuruma ayrıcalık tanınmamıştır.

 

Dora Bakoyanni: Kesinlikle. ... Türkiye tarihinden 1971'de, sanırım 1971, eğer yanılmıyorsam...

 

İpek Cem: Evet.

 

Dora Bakoyanni: Bu Türkiye'nin kendi tarihi. Heybeliada Papaz Okulu 1971'e kadar on yıllar boyu Türkiye içinde çalışmaya devam etti. Tarihimizi biliyoruz. Sorunlarımızı biliyoruz. Ama geleceğe bakmalıyız. Avrupa Birliği nedir? Avrupa Birliği temeli, üzerine inşa edildiği prensip insan hakları ve dini özgürlük olan bir kurumdur. Çünkü biz Avrupalılar, tüm Avrupalılar, hatalarımızdan ders aldık. İkinci Dünya Savaşı'na girerken, İkinci Dünya Savaşı'nı verirken, İkinci Dünya Savaşı'ndan çıktıktan sonra yaptığımız hatalardan ders aldık. Biliyoruz ki bir arada yaşamak, birbirimize saygı göstermek, azınlık haklarını anlamak, azınlık haklarına saygı göstermek zorundayız. Bir savaşı kazanan tarafın bile galip olamayacağını, sonunda mağlup olabileceğini biliyoruz. Ana fikir de bu. Yasalarda yapılan en ufak bir değişikliğin bile daima tepkiyle karşılandığını ben de biliyorum. Ama inanın bana eğer hükümetiniz A.B. yolunda ilerlemekte kararlıysa halkınız da onlara katılacaktır.

 

İpek Cem: İnanıyorum ki Patrikhane konusunda zaman zaman bir iletişim eksikliği ya da yanlış anlama da oluyor. 1971'de çıkan kanun hiçbir dini kuruma özel değildi, tüm dini yapılar için geçerliydi. Ve şu anda da bildiğim kadarıyla din eğitimini kolaylaştıracak bazı girişimler var. Mesela Ermeniler bu eğitimi bir üniversite yapısı altında toplamayı kabul etti. Aynı çözüm Patrikhane'ye de önerildi.

 

Dora Bakoyanni: Açıkçası her dinin kurumları kendine özgü bir işleyişe sahiptir. Kendi kuralları vardır. Her dini diğerlerinden farklı yapan da budur. Bu nedenle hepsini ortak bir kanun altında toplamak zordur. Din böyle bir olgudur. Din bir inançtır. Bu yüzden her kurumun işlevselliğini ve nasıl işlediğini anlayabilmek gerekir. Açıkçası Patriğin, daha doğrusu Patrikhane kurumunun Türkiye'de yaşayabilmesi için bu değişiklikler kesinlikle gereklidir. Bu konuda uzun tartışmalar yapıyoruz ama bu Avrupa Birliği kriterlerinden biridir. Kriterlerden biridir çünkü bütün ülkeler bunların bizim değerlerimiz olduğuna karar vermiştir. Biz bu değerlere inanıyoruz. Bu değerler Avrupa Birliği yapısının temelini oluşturuyor.

 

İpek Cem: Sizin dini özgürlükten yana olduğunuzu biliyorum. Hatta belediye başkanlığınız sırasında bile Atina'da bir cami yapılmasınısavunuyordunuz.

 

Dora Bakoyanni: Evet. ... Evet, ve Atina'da bir cami inşa edeceğiz. Uzun yıllar Atina'da çok az Müslüman oldu. Ama son on yıl içinde Atina'ya dünyanın çeşitli yerlerinden çok sayıda Müslüman geldi ve büyük bir Müslüman toplumu oluştu. Atina'ya göçmenler geliyor ve bu son derece normal. Caminin yapılması kararını hükümet verdi. Şimdiyse caminin Müslüman toplumun yaşadığı yere yakın olması için belirlenecek yeni yeri bekliyoruz. Elbette olacak. Bence olması şart. İnsan istediği yerde dua edebilme olanağına sahip olmalı.

 

İpek Cem: Son durum nedir? Bir ara şehir dışında bir yer belirlenmişti. Sonra Osmanlı'da cami olarak kullanılan Monastiraki önerildi. Şimdi de sanırım gündemde yeni bir yer var.

 

Dora Bakoyanni: Evet, yeni bir yer var. Birkaç gün içinde açıklamaya hazır olacağız. Müslüman toplumun çoğunun yaşadığı yere daha yakın bir konumda. Diğeri çok uzak kalıyordu. Atina'nın dışına çıkmak zorunda kalacaklardı. Ama burası yaşadıkları yerlere daha yakın. Dua etmek istediklerinde daha rahat ulaşma olanağına sahip olacaklar.

 

İpek Cem: İstanbul ziyaretinizdeki önemli bir gündem maddesi de Ege sorunuyla ilgili güven arttırıcı önlemlerdi. Ancak güven arttırıcı önlemlerin iyi olmakla beraber konuyla ilgili asıl tartışmayı erteleyen bir unsur olduğunu söyleyenler var. Şu anda Ege meseleleriyle ilgili ayrıca bazı inkişafi görüşmeler olduğunu biliyorum. Babanızın başbakanlığı sırasında da bu konuya ilişkin bir anlaşma zemini bulunmasına çok yaklaşılmıştı. Sizce böyle bir anlaşmaya doğru gidilme şansı var mı?

 

Dora Bakoyanni: Bence böyle bir anlaşma için çalışmalıyız. Güven arttırıcı önlemlerin bir erteleme olduğunu söyleyenlere katılmıyorum. Uygulanan her güven arttırıcı önlem doğru yönde atılmış bir adımdır. Bunu göreceğiz. Dediğiniz gibi inkişafi görüşmeler devam ediyor. Amacımız doğrultusunda çalışmalıyız. Zorluklar olduğunu, siyasi yönetimin işinin her zaman kolay olmadığını biliyorum. Benim ülkem, benim güzel halkım da sık sık çok kızıyor, çok hayal kırıklığına uğruyor. "Biz bir şeyler vermeye, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım kapısını açmaya çalışıyoruz, peki karşılığı nerede? Neden göremiyoruz?" diyorlar. Sizin halkınız da muhtemelen benzer bir tepki veriyordur. Ama siyasi liderler olarak, yapmak istediklerimiz konusunda çok açık olmalıyız. Nihayetinde sorunların çözüm yollarını bulmak istiyoruz. Ama adım adım ilerlemeliyiz. Ve bence her olumlu adım, iyi bir adımdır.

 

İpek Cem: O halde örneğin "Kırmızı Hat"tın kurulmuş olması iyi bir gelişme.

 

Dora Bakoyanni: Kırmızı Hat önemli. Ayrıca, Ege üzerinde üç ay boyunca herhangi bir uçuş yapılmayacak. Meriç Nehri üzerinde inşa ettiğimiz yeni köprü halklar arasındaki ulaşımı rahatlatacak. Ordularımızın sorumluluk sahibi mensupları işbirliği yapıyor. Bütün bunlar iyi mesajlar. Yeterli değiller ama iyi mesajlar ve bu mesajlar devam.

 

İpek Cem: Siz çok güçlü bir kadınsınız. Atina Belediye Başkanı'ydınız; üstelik de dünya standardında çok başarılı bir başkandınız. Birçok da ödül aldınız. Ayrıca Atina Olimpiyatları sırasında da belediye başkanı sizdiniz. Şehrinizi olimpiyatlara hazırlarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Eminim anlatması saatler sürer ama kısaca değinirseniz.

 

Dora Bakoyanni: Evet, saatler sürer. Atina'nın bu işi başarması çok önemliydi. Çünkü açıkçası çoğu kişi Yunanistan'ın ki o güne dek böyle büyük bir sorumluluğun altına girmiş en küçük ülkeydi, bu işi başarabileceğini düşünmüyordu. Bizim için büyük bir önem taşıyordu çünkü olimpiyat oyunlarını biz icat etmiştik. Dolayısıyla da elbette ki büyük bir başarı sağlamak istiyorduk. Bunun için de şehir hazır olmalıydı. Şehir güzel görünmeliydi. Şehir işlevsel olmalıydı. Şehir konuksever olmalıydı. Atina'nın dört bir yanında sarı tişörtleriyle herkese hoş geldiniz diyen insanlar vardı.

 

İpek Cem: Açılış sırasında buradaydım, evet.

 

Dora Bakoyanni: Burada mıydınız? ... Sarı tişörtlerde farklı dillerde "Atina Şehri, Yardımcı Olabilir miyim?" yazıyordu. Şehri gerçekten hazırlamayı başardık. Hükümet altyapıya muazzam bir yatırım yaptı. Organizasyon komitesinin başkanı, bu arada o da bir kadındır Bayan Angelopoulos, oyunların organizasyon açısından mükemmel olmasını sağladı. Yani herkes beraber çalıştı. Ve bu da Yunanistan adına verilmiş çok iyi bir mesajdı. Çünkü bildiğiniz gibi Yunanlar birey olmalarıyla tanınır. Ama bu organizasyonla iyi bir ekip çalışması çıkarabileceğimizi de kanıtladık; bu mesaj insanlara ulaştı ve başarılı olduk.

 

İpek Cem: Evet. Şimdi de yeni görevinizde siz ve örneğin Ursula Plassnik gibi siyasetçiler var. Biz de Türkiye'de siyasette ve iş dünyasında daha çok kadın olmasını istiyoruz. Sizce kadın olmak karar alma sürecinde bir avantaj mı?

 

Dora Bakoyanni: Açıkçası üst düzey bir pozisyondaysanız bence kadın olmak bir ayrıcalıktır. Ama elbette oraya ulaşmanız uzun sürecektir.

 

İpek Cem: Evet.

 

Dora Bakoyanni: Ve bu uzun yol boyunca bazı zor anlar yaşayabilirsiniz. İnsanların sizin kadın olduğunuzu hatırladığı veya size kadın olduğunuzu göstermeye çalıştığı zamanlar, kadınlar hakkında farklı görüşlere sahip olanlar olacaktır. Hâlâ kadının yerinin evi, işinin de çocuk bakmak olduğunu düşünen insanlar var. Ama bence arkadan gelen genç nesil siyasette veya iş dünyasında kadınla erkek arasında bir fark görmüyor. İyi bir siyasetçi olup olmadığınıza bakıyorlar. İyi bir iş adamı veya iş kadını olup olmadığınıza bakıyorlar. Sizi sadece cinsiyetinize bakarak değerlendirmiyor, yargılamıyorlar.

 

İpek Cem: Evet, bu hepimiz için iyi bir haber. Size bir senaryo sunmak ve fikrinizi almak istiyorum. Başbakan Erdoğan, karşılıklı adımlar atılmadığı ve Türk kesiminin izolasyonı devam ettiği müddetçe, kara ve havalimanlarımızı açmayacağımızı açıkladı. Diyelim ki yılsonuna yaklaşıyoruz ve Türkiye bu konudaki tutumunu değiştirmiyor. Sizce Avrupa Birliği'nin vereceği tepki ne olacaktır?

 

Dora Bakoyanni: Bence çok zor bir dönem olacaktır. Şu anda senaryoları düşünmek istemiyorum çünkü ben iyimser biriyim. Ve Başbakan Erdoğan ile Türk yönetiminin yapılması gerekli reformlar ve verilmesi gerekli kararlar olduğunu anlayacağına inanıyorum. Nihayetinde bu reformlar ve kararlar sıkıntılara değer çünkü sonuçları Türk halkı için olumlu olacaktır.

 

İpek Cem: 2005 yılında Başbakan Karamanlis'in Türkiye'yi ziyaret etmesini bekliyorduk.

 

Dora Bakoyanni: Evet, o ziyaret üzerinde çalışıyoruz. Ben de Abdullah Gül'ün Yunanistan ziyaretini bekliyorum.

 

İpek Cem: Evet.

 

Dora Bakoyanni: Kendisi ne zaman gelebilecek bilmiyorum ancak bu ziyaret Başbakan Karamanlis'in ziyareti içinde bir hazırlık olacak.

 

İpek Cem: 2006 veya 2007 içinde gerçekleşebilir mi?

 

Dora Bakoyanni: Bu programlarına bağlı. Başbakanların çok yoğun programları oluyor. Dışişleri bakanlarına gelince bildiğiniz gibi biz de her gün bir uçaktayız. Yani Karamanlis ziyaretinin zamanlaması başbakanların programlarına bağlı.

 

İpek Cem: Yakın zamanda İstanbul'a gelmeyi düşünüyor musunuz? Tatil yapmaya vaktiniz oluyor mu?

 

Dora Bakoyanni: Çok güzel olurdu. Açıkçası eşimle ben, özel hayatımızda sık sık İstanbul'a geliyoruz zaten.

 

İpek Cem: Eşinizle İstanbul'da tanışmışsınız.

 

Dora Bakoyanni: Evet, eşimle İstanbul'da tanıştım. Bizim için çok önemli bir şehirdir. Ve umarım en kısa zamanda fırsatım olur ve İstanbul'a tekrar gidebilirim.

 

İpek Cem: Son olarak konukseverliğiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

 

Dora Bakoyanni: Geldiğiniz için ben teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.