9 Nisan 2008
Güler Sabancı

Dünyayı Yönetenler'de bu hatfa İpek Cem'in konuğu Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı. Sabancı, Holding'in gelecek planlarını, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik durumuyla ilgili öngörülerini ve yaşam prensiplerini anlatıyor...

İpek Cem: Dünyayı tanıtanlarda bugün hepimizin tanıdığı bir isim var, Sayın Güler Sabancı. Programımıza hoş geldiniz.

 

Güler Sabancı: Hoş bulduk.

 

İpek Cem: Yarın rahmetli Sakıp Sabancı'nın dördüncü ölüm yıldönümü. Biliyoruz ki, kendisi Türkiye için çok şey ifade eden önemli bir büyüğümüzdü. Aynı zamanda sizin de çok yakın bir ilişkiniz vardı ve kurumunuzun en üst noktasındaydı. Kendisinin vefatından sonra bayrağı siz devraldınız. Bu yıl dönümle ilgili etkinlikleriniz olacak mı?

 

Güler Sabancı: Evet, bu sene dördüncüsünü yapıyoruz. Sakıp Bey klasik Türk musikisini çok severdi. Nevzat Atlığ Bey yönetiminde Türk Musikisi Cemiyeti bir konser verecek ve Sakıp Bey'in sevdiği şarkıları söyleyecekler. Böyle bir anmamız var. Onun dışında, Adana'ya gideceğiz ve Adana Camii'nde, kendisinin arzusu üzerine, vasiyeti üzerine, mevlit okutacağız. Bunun gibi etkinliklerimiz var ama biz bütün yıl içinde Sakıp Bey'i anıyoruz. Örneğin Sabancı Üniversitesi'nde Sakıp Bey'i anıyoruz. Her sene Washington'da Brookings Enstitüsünde Sakıp Bey adına bir uluslar arası konuşmacı "lecture" veriyor. Buraya, İstanbul'a canlı bağlanıyoruz. Onun dışında, yine Sakıp Bey'in adına, Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü'nün beraber yaptığı bir uluslar arası araştırma ödülümüz var. Bu sene üçüncüsünü vereceğiz. Ve onu da İstanbul'da vereceğiz, haziran ayında. Dolayısıyla bütün bir yıla yayılan aktivitelerimiz var. Rahmetlinin vasiyetleri var, gerek vakıfta, gerekse üniversitede. Onları yerine getiriyoruz.

 

İpek Cem: Şimdi, 2008 yılının başında siz bir paylaşım toplantısı yaptınız, Sabancı Holding için. Ve burada bir takım öngörüleriniz vardı 2008 yılına, holdingin yatırımlarına ve ekonomik, o andaki konjonktürle ilgili bir takım öngörüleriniz vardı. Şimdi, hem küresel bu "sub-prime" krizinin ışığında hem de Türkiye'nin şu anda geçtiği siyasi süreç ışığında 2008 için yatırım öngörülerinizi ve ekonomik öngörülerinizi revize etmek durumunda kaldınız mı?

 

Güler Sabancı: Ekim ayında yaptığımız paylaşım toplantısında da söylemiştim. Daha sonra yılbaşı mesajımda da söyledim. Gerek dünya ekonomisi gerekse Türkiye ekonomisi bıçak sırtında demiştim. Bıçak sırtı kelimesini bilhassa kullanmıştım. Çünkü bu iyi de gidebilir, kötü de gidebilir anlamına geliyor. Beklentilerimiz, ciddi bir belirsizlik var dünyada. Bizde de tabii belirsizlikler bu son olaylarla, siyasi olaylarla arttı. Ancak ben, bütün arkadaşlarıma zaten temkinli bütçe yapmalarını, plan yapmalarını önermiştim. Dolayısıyla temkinli ve tedbirli bir bütçe yapmıştık biz. Şu anda mevcut planlarımızda bir revizyon yapmıyoruz. Çünkü zaten bu mevcut durumu, tamamını değilse de, büyük bir kısmını öngördüğümüz kanısındayım.

 

İpek Cem: Şimdi, bazı çevreler mayıs ayında Amerika'da biraz daha bir iyileşme bekliyorlar. Bu, adayların belirlenmesi, netleşmesiyle birlikte ekonomistlerin ve iş insanlarının önlerini daha net Amerika'yla ilgili görebileceklerini düşünüyorlar. Sizin böyle bir öngörünüz var mı, Amerika'yla ilgili?

 

Güler Sabancı: Benim sadece mayısla ilgili değil, ben Amerika'daki gelişmelerde, şimdi mart sonu neticeleri görüyoruz, "write off"ları görüyoruz, ciddi bankalarda ve finansal kuruluşlarda. Haziran sonunu da bir görmemiz lazım. Dolayısıyla ben ikinci yarıda hâlâ biraz umutluyum. Az da olsa umudum var, o da şudur; bu krizi önlemek için çok ciddi tedbirler alınıyor. Amerika'da ciddi kaynak aktarımı var. Avrupa'da ve dünyada beş, altı, yedi merkez bankasının birlikte hareket etmesini konuşuyor dünya. Bu tedbirlerin belli bir etkisi olacağına inanıyorum. Ve dolayısıyla da, böyle zamanlarda, bu kadar belirsizlik olan zamanlarda çok uzun vadeli görüş söylemek doğru değil. Ama ben ikinci yarıda daha az belirsizlik olacağına inanıyorum. Bu daha iyi olacağımız anlamına gelmeyebilir ama belirsizliğin azalacağına inanıyorum.

 

İpek Cem: Umarız önümüzü daha net görebiliriz.

 

Güler Sabancı: Evet.

 

İpek Cem: Bunun yanı sıra, sormadan edemeyeceğim, Türkiye'de de bir anayasa mahkemesi süreci var. Siz sürekli, yurtdışına, işleriniz gereğince, işte Sakıp Sabancı Müzesi, dolayısıyla bir çok sebeple yurt dışına gidiyorsunuz. Eminim size de bu soru çok yöneltiliyordur. Türkiye'nin önünde ne gibi badireler bekleyebiliriz, bekleyebilir miyiz? Önümüzdeki 6 ayı, 9 ayı, 12 ayı siyasi anlamda ve sizi etkilemesi anlamında nasıl görüyorsunuz?

 

Güler Sabancı: Şimdi öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, dünyadaki bu "sub-crime", "sub-prime mortgage"la başlayan, finansal kesimi ciddi şekilde etkileyen ve ciddi bir belirsizlik yaratan bu krizin direkt etkisi büyümeyi etkileyecek. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin büyümeye çok ihtiyacı var. Yani bu yavaşlama, dünyada ve Amerika'da başlayacak ve başlamış gördüğümüz yavaşlama ve dünyayı etkileyen bu yavaşlamadan Türkiye etkilenecek. Hiç etkilenmememiz mümkün değil. Dolayısıyla bir kere zaten böyle bir faktör var. Fakat öte yandan Türkiye ekonomisinin, 2001 krizini geçirmiş Türkiye ekonomisinin belli altyapılarda, belli tedbirleri, belli "regulation"ları halletmiş bir Türkiye de var aynı zamanda. Bu da pozitif tarafı işin. Yani eskiye nazaran daha güçlüyüz kriz karşılamakta. Dolayısıyla, bir yanda böyle bir durumumuz var. Öte yanda da gelen, henüz tam boyutlarını bilmediğimiz ciddi bir kriz var, dünyadan gelen. Bu ortamda, bu ortama bir de siyasi belirsizlik verilince daha dikkatli olmamız gerekiyor. Daha çok yapmamız gerekenleri artık erteleyemez vaziyete geldik.

 

İpek Cem: Yapısal reformlardan... 

 

Güler Sabancı: Yapısal reformlardan bahsediyorum. Şu son birkaç gündür de bunun artık herkes tarafından bilincine varıldığını hissediyorum. Bu bana biraz umut veriyor, ileriye dönük. Dolayısıyla, bütün bu faktörleri üst üste koyarsak, doğrudur, içinde yaşadığımız siyasi süreç mevcut durumumuza ilave bir belirsizlik getirmiştir. Bunun da riski vardır. Tabii gönül isterdi ki, bu durumlara gelinmesin, bu noktalara gelinmesin. Ama artık bu noktaya geldikten sonra bu krizi en az darbeyle, en az etkiyle geçmenin yollarını aramamız lazım. Bu da dediğim gibi, hepimizin aynı hedefe doğru çalışmasıyla olur. Yani yapılması gerekenleri artık ertelemememiz lazım, reformları. Bir an önce reformların yapılması lazım. Üretimi ve büyümeyi hedef alan ekonomik politikaların devreye girmesi lazım. Desteklenmesi lazım reel sektörün. Dolayısıyla bu yönde ekonomiyi yönetenler de, bu yönde bir çaba bekliyorum, çalışma bekliyoruz. Bu yönde de bir hareket yavaş yavaş görülüyor diye düşünüyorum.

 

İpek Cem: Özellikle sizin sözünü ettiğiniz sosyal güvenlik reformu var. Türk ticaret kanunuyla ilgili düzenlemeler var.

 

Güler Sabancı: Evet.

 

İpek Cem: Yani kafanızda ideal bir süreç, ideal bir zamanlama var mı? Bu farklı farklı reformlar, farklı farklı paketler tabi.

 

Güler Sabancı: Ben en kısa zamanda diyorum. Yani hepsi gecikmiş bir durumda aslında. Bunun gerçeğini kabul etmemiz lazım. Bunlar geçen sene bitmesi gereken işlerdi. Dolayısıyla artık bir zaman vermek yerine "dün" demek lazım. Hepsi dün bitmeliydi. Dolayısıyla bugüne kaldıklarına göre en kısa zamanda yapılması lazım.

 

İpek Cem: Sizce bütçe üzerindeki etkiden dolayı mı? Zor konular olduğundan dolayı mı gecikti? Başka konularla mı ilgilenildi? Öncelik sıralaması mı?

 

Güler Sabancı: Şöyle bir gerçek var tabi yani, sona kalan bu reformlar daha çok sosyal içerikli reformlar, sosyal etkileri olan reformlar. Dolayısıyla siyasi iradelerin bunları biraz geriye atması, biraz ileriye atması beklenen bir durumdu zaten. Ama biraz fazla ileriye atıldılar. Bunlar, hiçbiri kolay reformlar değiller. Yani daha sosyal içerikli, sosyal etkileri olacak reformlar. Dolayısıyla biraz geriye kaldılar. Ama bir an önce toparlanacağına inanıyorum.

 

İpek Cem: Siz Türkiye'de olduğu kadar dünyada da, giderek de daha da tanınan bir isimsiniz, hem kurumsal anlamda hem şahsi anlamda. Özellikle iş kadınlığınızın yanı sıra, sanata sizin grubunuzun verdiği destek ve yurt dışında, örneğin son olarak Madrid'de ve ardından Sevilla'da yaptığınız Osmanlı Hat Sanatı sergisi, galiba Real Alcazar'da yapıldı. Çok ilgi gördü. Dış basını da ben takip ettim ve gerçekten dış basında da çok ilgi gördü. Bu faaliyetleri yaparken, Türkiye'yi yurt dışında temsil ederken neler hissediyorsunuz? Daha neler yapmak içinizden geliyor?

 

Güler Sabancı: Evet, biz Sakıp Sabancı Koleksiyonu'nu, rahmetli Sakıp Bey hayattayken gezdirmeye başlamıştık bütün dünyada... Metropolitan'da. Hatta babanız da gelmişti, hatırlıyorum. New York'da, Fransa'da, Louvre'da, çeşitli yerlerde gezdirmiştik koleksiyonu. Çok iyi sergilenmişti ve çok iyi algılanmıştı. Çünkü Osmanlı hat sanatı, hakikaten şok göze hitap eden bir sanat tarzı. Müze olduktan sonra bu ilk yurt dışı seyahati koleksiyonumuzun. Geçen sene Madrid'e gitti, 3 ay kaldı. Madrid'den de Sevilla'ya indi. Ve Sevilla'da, tabii, Real Alcazar Saray, yani, Müslümanların, Müslüman Arapların çok etkisinde kalınarak yapılmış Endülüs'te bir saray. Dolayısıyla, daha girişten itibaren bizim eserlerimizin o saraya çok yakıştığını söyleyebilirim. Basında da çok yoğun yer aldı, İspanya basınında. Bu da beni memnun ediyor. Biz Sabancı Holding olarak, Sabancı Grubu olarak bu sergilere sponsor oluyoruz. Yani Sabancı, Sakıp Sabancı Müzesi'nin Sabancı Koleksiyonu'nun yurt dışı gezilerine Sabancı Grubu sponsorluk yapıyor. Çünkü buna inanıyorum ki, hem ülkemizin tanıtımı için çok önemli, hem de Sabancı imajı için, kurumsal kimliğimiz açısından da yakışan bir olay olduğuna inanıyorum ben. Arkadaşlarım da öyle görüyorlar. Tabii çok yapılacak şey var Türkiye'nin tanıtımıyla ilgili. Ama sanat ve kültürel çalışmalar insanlara en yakın, en sıcak gelen olaylar. Şimdi, örneğin, Real Alcazar Sarayı'nı günde 7-8 bin kişi geziyor. Yani bir ayda gezen sayısı 300 bini buluyor. Şimdi böyle bir yerde, Türkiye'den, Osmanlı hat sanatından özel örneklerin sergilenmesi çok önemli diye düşünüyorum. Artık bir noktadan sonra, sadece İspanya'da yaşayanlara, Sevilla'da yaşayanlara değil, dünyanın her yerinden Sevilla'yı ziyarete gelenlere bunu gösterme imkanımız oluyor ki bunu bir başka türlü bir tanıtımla yapmanız mümkün değil. Ve insanlar sanatı ve kültürü unutmuyorlar. Daha çok yaşıyor.

 

İpek Cem: Şimdi Türkiye'den dünyaya bir sanat ve iletişim köprüsü kurmanın yanı sıra tabii Sakıp Sabancı Müzesi yürütme kurulu başkanısınız ve orada da Picasso gibi Roden gibi, şimdi Dali gelecek, çok büyük dünya sanatkarlarını Türkiye'yle buluşturdunuz. 300 bin kişi gezdi galiba Picasso sergisini.

 

Güler Sabancı: Evet, evet.

 

İpek Cem: Burada da, esasında onun yanında hatlar da sergileniyordu. Ben müzenizi sık sık ziyaret ediyorum. Bundan sonra ne gibi planlar var müze için?

 

Güler Sabancı: Şimdi, müzemiz hakikaten uluslar arası boyutta bir müze oldu, kendini ispat etti. Çünkü zaten biraz önce ismini saydığınız Picasso gibi, şimdi Dali gelecek, bu gibi önemli eserler, önemli sanatçıların önemli eserlerini sergileyebilmek için bir kere dünya standardında bir müze olmanız lazım, her açıdan. Yani, dolayısıyla Sakıp Sabancı Müzesi bu standardı yerine getirdi. Biz bir yandan, hat koleksiyonumuzu, Osmanlı hat koleksiyonumuzu dünyaya, dünyanın önemli yerlerinde sergileyip, Türkiye'yi tanıtmak, kültürümüzü tanıtmak ve taşımak görevini yaparken öte yandan da uluslararası çok öneme haiz sanat eserlerini ve sanatçıları Türk sanatseverlere tanıtmak, onlarla buluşturmak gibi bir görevi üstlendiğimize inanıyoruz. Misyonumuzu da böyle tarif etmiştik zaten. O görevi gerçekleştiriyoruz. Tabii ki, önümüzde şimdi çok çok önemli bir Dali sergisi var. Eylülün 18'inde başlayacak. Dali sürrealizmin inanılmaz bir ustası. Ve bununla birlikte Türk sanatseverler sürrealizmi tanıyacaklar. Ve biz bir üniversite müzesi olduğumuz için de Dali'nin etrafında, sürrealizmle ilgili eğitim faaliyetleri, konferanslar, çocuklara, gençlere programlar hazırlanıyor şu anda. Dolayısıyla ciddi bir faaliyet içindeyiz.

Bu seneyi Dali'yle bitireceğiz diye umuyorum. Gelecek senenin de önümüzde çok güzel programları var. Henüz hazır olmadan açıklamayalım diyoruz ama... görüşeceğiz.

 

İpek Cem: Şimdi İstanbul, özel müzecilik anlamında, irili ufaklı, biraz daha gelişmeye başladı.

 

Güler Sabancı: Doğru. Çok sevindirici. Çok sevindirici.

 

İpek Cem: Çok sevindirici. Sizin müzeciliğin daha da gelişmesi, yani genel anlamda İstanbul'da ve Türkiye'de için bir takım uygulamalara ihtiyaç var belli ki.

 

Güler Sabancı: Evet, evet.

 

İpek Cem: Bu konuda önerileriniz, gözlemleriniz...

 

Güler Sabancı: Şimdi bu konuda şöyle bir şey var; bir kere müzyoloji dediğimiz, yani müzecilik ve müzecilikle ilgili eğitim konusu çok sınırlı Türkiye'de. Biz Louvre'la yaptığımız anlaşmada, Louvre Müzesi sadece bir müze değil biliyorsunuz, aynı zamanda büyük bir enstitü, bir eğitim merkezi. Onlarla yaptığımız anlaşmada, bu 5 yıllık bir anlaşmadır, karşılıklı öğrenci değişimi var. Ve Sabancı Üniversitesi'nde, Louvre'dan da gelen katkılarla biz, müze, müzecilik, müze yönetimiyle ilgili lisansüstü programlar yapacağız. Bu hedefimiz var. Dolayısıyla Türkiye'deki bu yeni gelişen özel müzecilik dönemine diyelim, böyle bir, ayrıca ciddi bir katkımız olacağına inanıyorum. Doğrudur, Türkiye'de yeni bir dönem yaşıyoruz müzecilik açısından. Çok farklı uygulamalar olsa da, ben hep şunu diyorum; Türkiye'nin her şeye ihtiyacı var, her örneğe ihtiyacımız var. Bazen de biraz da deneme yanılma yoluyla da yolumuzu bulacağız. Herkes böyle bulmuş. Dolayısıyla ama iyi örneklerimiz de var. Çok güzel örnekler de ortaya çıkıyor. Ama dün, kültür ve sanatla ilgili basından arkadaşlarla birlikte bir öğlen yemeği yedim. Hakikaten, bir 10 sene öncesine göre bugün İstanbul'a baktığımızda, her gün kültür ve sanatla ilgili, o kadar çok izlenecek, takip edilecek olay var ki artık İstanbul, bizim eski talebeliğimizdeki bir Londra bir New York gibi yaşayan bir şehir. Yapacak çok şey var, görülecek çok iş var. Böyle güzel bir dönem yaşıyor İstanbul.  

 

İpek Cem: Sakıp Sabancı Müzesi'nden söz etmişken, siz de değindiniz, o üniversitenin bünyesinde bir kurum ve Sabancı Üniversitesi de, 1994'de sizin kuruluşunun öncülüğünü yaptığınız dönemden bu yana epey mesafe kat etti. Üniversite, basından izliyorum, hep sizin bebeğiniz, işte, sizin eseriniz, sizin çok değer verdiğiniz bir eser olarak sözü geçiyor. Üniversiteyle ilgili neler yapıldı? Neler yapılmasını hayal ediyorsunuz?

 

Güler Sabancı: Şimdi, 94 yılında bana bu görev verildi. Amcamlar, hepsi hayattaydılar o zaman. Aile benden bunu, bu görevi yapmamı istedi. Açıkçası, ben de parmak kaldırmıştım zaten. Evet, o zaman vakfın başkanı rahmetli Hacı Sabancı'ydı. Kendisi çok destekledi beni. Daha sonra Sakıp Bey'le uzun çalıştım tabi. 95 yılında bir arama konferansı yaptık. Sabancı Üniversitesi dünyada bir ilktir, örnektir. Bu kadar katılımcı bir süreçle, kendi misyonunu ve vizyonunu ortaya koyan bir üniversite olması açısından, ciddi bir katılımla ve daha sonra da 80 kişinin katılımıyla 2.5-3 sene süren bir tasarım sürecinden geçmiştir üniversite. Yani biz ev ödevini, altyapı çalışmalarını Sabancı Üniversitesi'nin çok sıkı ve çok ciddi tuttuk. Gerek entelektüel tartışmalarını ve ortaya çıkışını gerekse bununla ilgili "hardwear" diyeceğimiz kampus dizaynı ve ilgili altyapı çalışmalarını... 4 sene 4.5 sene sürdü üniversiteye ilk talebe almamız. 99 yılında üniversiteye ilk talebemizi aldık. Bugün 2008 yılındayız. Gelecek sene 10 yıl olacak. Bugün geldiğimiz noktada Sabancı Üniversitesi, daha tabi çok yeni bir üniversite. Ancak buna rağmen, özellikle akademik özgürlükler açısından, yaptığımız araştırmalar ve projeler açısından ve kamuoyundaki algılanması açısından ve öğrencilerin bizi tercih etmeleri... bu ölçülebilir konumlarda ve Türkiye'nin ilk 3 üniversitesinden biri oldu. Bu da beni ve ekibimi çok memnun ediyor tabii. Ben bu işin liderliğini yaptım ama ekip olmadan liderlik olmaz biliyorsunuz. Dolayısıyla çok çok kişinin emeği var. Ama özellikle mütevelli heyeti üyesi arkadaşlarımın, Tosun Bey'in rektörümüzün, dekanlarımızın, kurucu dekanlarımızın çok emekle başarılı bir yere geldi. Ama hâlâ işin başında olduğumuz bilincindeyiz. Her gün, yaptığımızın daha iyisini yapmayı arıyoruz. Ama bugün ben mesela gelecek ay Amerika'ya gideceğim. Boston'da ciddi bir Sabancı Üniversitesi mezunları diye bir grup var. Bunlar Amerika'nın en iyi üniversitelerinde, Harward'da, MIT'de okuyorlar. Onlarla buluşacağım. Yani ciddi bir grup oluştu böyle. Keza burada kendi işlerini kuran gençler var. Onları zaman zaman görüyorum ve takip ediyoruz. Dolayısıyla şu anda mezunlarımızın başarıları bizi mutlu ediyor, henüz başında olmamıza rağmen.

 

İpek Cem: Sizi tanımlarken öğrencilerden biri şöyle demiş;" fark yaratmamızı ister kendisi". Ve zannederim gençlerle iyi bir diyalogunuz var. Bildiğim kadarıyla epey de burslu öğrenci var Sabancı Üniversitesinde. Bu iş aynı zamanda çok maliyetli bir iş ve bu maliyetler hiçbir zaman, bildiğim kadarıyla da azalmıyor. Bunun fonlanması, bu fonların tesis edilmesi, bunlar nasıl yapılıyor acaba?

 

Güler Sabancı: Biz yapıyı şöyle kurduk. Yani Sabancı Üniversitesi, Sabancı Vakfı'nın kurduğu bir üniversite. Vakfımızın ciddi bir zaten kendi öz kaynakları var ve gelirleri var. Onun dışında da yapıyı kurarken, bizim bir sosyal sorumluluk projesi olarak görüyoruz üniversiteyi. Her sene belli bir kaynağı vakıftan oraya aktarıyoruz. Bunu karşılayabilecek bir güce sahip vakfımız. Ama dediğiniz doğrudur, fark yaratan bir üniversite yaratabilmek için farklı bir kaynağı da sağlamak lazım. Fark yaratmaya ben her açıdan çok önem veriyorum. Hatta Sabancı Holding'in de vizyonunu farklılıklar yaratarak büyümek diye hedefliyoruz, koyuyoruz ve öyle götürüyoruz. Ben her yapılan işte, yaptığımız her konuda Türkiye'nin, özellikle Türkiye'de olduğumuzu unutmamalıyız, ve kaynakları iyi kullanıp, farklı, yani daha iyi olduğunu bildiğimiz sürece, daha iyi olacağına inandığımız sürece farklı olmaktan korkmamak lazım. Cesaret göstermek lazım. Olmayanı, yeni olanı yaratmaya çalışmak lazım. 21.yüzyıl da bunu gerektiriyor zaten.

 

İpek Cem: Sabancı Grubu dev bir grup ve yaklaşık 52 bin çalışanınız var. Hatta bunun 2008'de artmasını da bekliyorsunuz. Bu arada, ben çok severim, şirketlerin misyonunu, vizyonunu okurum. Etik değerlerini, değer listesini okurum ve burada gözüme çarpan, insana saygı, halka yakınlık ve tevazu gibi 3 değer gerçekten gözüne çarptı. Ve bunların da bir ölçüde grubunuzu yansıttığını da düşünüyorum. Şimdi bunlar tabi zamanla edinilen, yaşatılan değerler. Ve kişilerle de çok özdeşleşen, kurumların liderleriyle, ön planda olan kişilerle... Siz bu geleneksel değerlerinizi sürdürmede zorlanıyor musunuz, veya bunları sürdürürken neler yapıyorsunuz, nasıl sürdürebiliyorsunuz?

 

Güler Sabancı: Ben hakikaten bunları, biz, yani bir 600 kişinin katıldığı bir arama konferansı sonunda çıkarttık bunları. Benim arkadaşlarım çıkarttılar bunları. Çalışanlar dediler ki, "bizim öz değerlerimiz bunlardır". Ondan sonra bunları yazılı hale getirdik. Dolayısıyla benimsenmesi çok önemli. Halka yakınlık, tevazu, bilgiye saygı çok önemli. Bunlar bizim DNA'mızda var. Rahmetli Hacı Ömer dedemin çok önemsediği bir şeydi bu. Sonra Sakıp Bey'in... 38 sene başkanlık yaptı Sakıp Bey bize. Ve onun kendi kişiliği, yaklaşımı... Sabancı kardeşler hep öyleydi. Dolayısıyla örneklerimiz var önümüzde. Biz sadece büyük olmak istemiyoruz. Ben hep bunu söylüyorum. Böyle, sadece büyük olmak, sadece büyüklük egosuna girmek doğru değil. Biz değer yaratan bir şirket olmak istiyoruz. İnsana saygı gösteren, çalışmaya özen gösteren, tevazu içinde bir şirket olmak istiyoruz. Arkadaşlarım da bunu, kendileri zaten tariflediler. Dolayısıyla size vereceğim cevap, böyle bir şeyi yapmak ve yaşatabilmenin tek yolu herkesin benimsemesidir.

 

İpek Cem: Siz de iş hayatınızda 30'uncu yılınızı zannederim dolduruyorsunuz. Ve ilk kız torun, ilk torun olmanın verdiği ivmeyle de, rahmetli dedeniz Hacı Ömer Sabancı'yla, anladığım kadarıyla çok fabrikalarda büyümüşsünüz, onunla çok vakit geçirmişsiniz. Belki de o günlerden bu günlerin temeli atılmış. Kendi iş yaşamınıza, kendi yolculuğunuza baktığınızda, memnun musunuz? Daha neler yapmak istiyorsunuz? Daha çok vaktiniz var.

 

Güler Sabancı: Ah, evet... yani, benim yetiştirilme tarzıma baktığınız zaman, herhalde bir psikologun bakar bakmaz söyleyeceği bir şey; "bu çocuk bu şekilde şartlandırılmış" denilebilir. Doğrudur da belki. Rahmetli Hacı Ömer dedemin bilinçli bir şekilde beni yanında taşıdığını zannediyorum. Çünkü, kendi çocuklarını da bilinçli bir şekilde yetiştirmiş. Yani konuşmaları, eğitimiyle... Dolayısıyla o noktası doğrudur. Ben kendi hayatıma baktığımda... ben şanslı bir kişi olduğumu düşünüyorum. Bir kere sağlıklıyım. İkincisi, hakikaten sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Üçüncüsü de, bir çok imkanım oldu, bir çok destekleyenim oldu, yapmak istediklerimi yapabilmem için. Dolayısıyla ben severek çalıştım. İnsanların sevdiği bir işte çalışabilmesinin hayatın en önemli nimetlerinden biri olduğuna inanıyorum. O anlamda mutluyum. Yapacak iş çok var. Çok var, daha çok çalışacağız.

 

İpek Cem: Bu noktada, ben de size bu güzel sohbet için teşekkür etmek istiyorum.

 

Güler Sabancı: Ben teşekkür ediyorum. 

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.