7 Mart, 2007
Hans-Joachim Körber

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu Metro Grubu yönetim kurulu başkanı ve CEO'su ve Almanya'nın en etkin işadamlarından Hans - Joachim Körber. Körber, perakendecilik sektörü, Türkiye'nin AB yolculuğu ve uluslararası pazarlar hakkındaki soruları yanıtlıyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz Hans-Joachim Körber. Metro grubunun yönetim kurulu başkanı ve CEO'su. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Hans-Joachim Körber: Teşekkürler.

 

İpek Cem: Öncelikle, perakende endüstrisi dünyanın en dinamik en etkili endüstrilerinden biri. Aynı zamanda büyük rekabet yaşanan bir sektör. İlk olarak perakende sektöründeki bir takım yeni trendlerle başlamak istiyorum. Gözlemlediğiniz küresel trendlerden bahsedebilir misiniz? Tüketici tercihleriyle ilgili yürüttüğünüz araştırmalarda nasıl sonuçlarla karşılaşıyorsunuz?

 

Hans-Joachim Körber: Şunu söylemek isterim ki, perakende sektörü uluslararası bir konuma geçti. Son 15 yılın trendi bu yöndeydi. Öte yandan, bu global bir sektör değil. Dünyanın en büyük 20 perakendecisini ele alalım. Pazar payları yüzde 13 civarında. Yani global bir sektöre dönüşmesi için daha çok yol var. İşte bu yüzden "uluslararası" bir sektör olarak tanımlıyoruz. Ayrıca teknoloji konusunda da bir trend yayılıyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde perakende sektörü çok değişecek. Bu, radyo dalgalarının kullanılmasına dayalı bir değişim olacak. Tabii ki, uluslararası bir sektöre dönüşmek, çok sayıda ürün alış verişi anlamına geliyor. Yani eğer Türkiye gibi bir ülkedeysek, elbette Türkiye'den de ürün alıyoruz. Rusya'dan ve Çin'den de alıyoruz. Çünkü bu ülkelerde de iş yapıyoruz.

 

İpek Cem: Bazı konuşmalarınızı gözden geçirdim ve "organize perakende" kavramıyla karşılaştım. Şu anda sizin yaptığınız iş de zaten bu. Dünyada daha büyük bir pazar payına sahip, küçük, yerel zincirler ve marketlerden de bahsetmiştiniz. Benim gördüğüme göre trend büyük, global şirketlerin daha organize, daha uluslararası çalıştığı yönünde. Peki siz... Gelişmekte olan veya gelişmiş piyasalarda iş yapan ve en büyük beş-on perakendeciyi zorlayabilecek yerel şirketler ve yeni girişimler görüyor musunuz?

 

Hans-Joachim Körber: Evet, mesela Almanya gibi olgunlaşmış bir ülkeyi ele aldığımızda, büyük perakendeciler kadar küçük perakendecilerin de, bayili konseptler olduğu kadar yeni oluşumlar da görüyoruz. Yani perakende sektörü müşterilerin taleplerine göre hem büyük hem de küçük iş kurabildiğiniz birkaç sektörden biri. Bence en önemlisi sizin için uygun olan yeri, size uygun müşterileri bulmanız. Herkese hizmet vermeye çalışmamalısınız. Size uygun müşterileri bulmaya çalışın ve onlara mümkün olduğunda iyi hizmet edin. Böylece büyük şirketler arasında ayakta kalabilirsiniz.

 

İpek Cem: Metro'nun yönetim kurulu başkanı ve CEO'su olduğunuzda,şirket şu andaki kadar uluslararası bir grup değildi. Rakamlara ve trendlere baktığımızda uluslararası yayılmanız büyümenizin önemli bir parçası. Bu trend ne şekilde gelişiyor? Sizin için en hızlı büyüyen ve en karlı ülkeler hangileri?

 

Hans-Joachim Körber: Yönetimi ele aldığımda yabancı piyasalardaki payımız yüzde beşti. Şu anda bu pay yüzde 56. Yani 10 yıl içinde ulusal bir perakendeci olmaktan çıkıp uluslararası bir perakendeciye dönüştük. Bizi bu duruma getiren neydi? Bence bizi bu duruma getiren Demir Perdenin kaldırılmasıydı. Çünkü Doğu Avrupa'da hiçbir şekilde modern anlamda bir dağıtım yoktu. Devletin sahip olduğu bir dağıtım sistemi vardı. Bu işe yaramaz hale geldi ve Metro gibi diğer perakendeciler için de büyük bir fırsat doğdu. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan'la işe başladık. Tüm bu piyasalar Demir Perdenin kaldırılmasından önce kapanmıştı. Biz de doğuya ilerledik ve hâlâ...

 

İpek Cem: ...doğuya ilerliyorsunuz.

 

Hans-Joachim Körber: Evet, en çok büyüme potansiyeli hâlâ Doğu Avrupa'da. 2001 yılında Rusya'da iş yapmaya başladık. Çin'de ilk marketimizi 90'ların ortasında açtık. Bu yılın başında Vietnam'da iş yapmaya başladık. Hindistan hâlâ kapalı piyasa konumunda. Yani büyüme potansiyeli en çok doğuda. Şu anda Çin'deyiz, Hindistan'dayız. Pakistan'a da gideceğiz. Ama Demir Perdenin yıkılışını de asla unutmuyoruz. Çünkü başlangıç noktamız orasıydı.

 

İpek Cem: 90'ların başından beri Türkiye'de de faaliyet gösteriyorsunuz. Ve biliyoruz ki Türkiye'de gittikçe büyüyorsunuz. Aynı zamanda grup olarak da oldukça faalsiniz. Siz ayrıca Türk hükümetinin yatırım danışma konseyinde de görev alıyorsunuz. Size şunu sormak istiyorum: Türkiye'ye ilk geldiğiniz zamanla şimdiyi kıyaslarsanız yatırım ortamındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Hans-Joachim Körber: Ben aslında 80'lerin sonlarından beri Türkiye ile iş yapıyorum.İstanbul'daki ilk Metro mağazamızı 1990'da açmıştık. Burası çok zor bir ülkeydi. Yüksek enflasyon, her üç- dört yılda bir döviz krizleri. Bu yüzden 90'larda yaptığımız yatırımdan pek memnun kalmamıştık. Ama yeni hükümetle, yeni reformlarla, Avrupa Birliği müzakerelerinin başlamasıyla bu tamamen değişti. Artık ülkedeki ortam yatırımcıya yardımcı olacak düzeyde. Para piyasaları şöyle böyle istikrarını koruyor, başarılı bir ekonomiye sahipsiniz, ve biz de bundan faydalanıyoruz. Yani bugün Türkiye yatırım önceliklerimizden biri haline geldi. Hâlâ kolay bir ülke değil ama genç bir nüfus var. Talep gittikçe artıyor. Gelişmekte olan bir ekonomiye sahip ve Türkiye'de artık kendimizi rahat hissediyoruz.

 

İpek Cem: Türkiye'yi Avrupa Birliği içindeki diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırdığınızda, Türkiye'deki yatırım ortamını nasıl buluyorsunuz?

 

Hans-Joachim Körber: Aslında Türkiye'ye baktığınızda, gayrimenkul bulmak büyük bir sorun. Batı Avrupa'yla karşılaştırdığınızda gayrimenkul piyasası oldukça pahalı. Bizim işimizde lisans alabilmek büyük bir sorun. Yani elinizde bir plan varsa, bir mağaza açmak istiyorsanız ve lisans alacaksanız çok zaman alıyor. Bu durum gittikçe iyileşiyor ama yine de çok uzun sürüyor.

 

İpek Cem: Mağazalarınızda yerel personelin eğitimi nasıl yapılıyor? Uyulması gereken uluslararası kurallar var mı? Kalifiye eleman bulmakta zorlanıyor musunuz?

 

Hans-Joachim Körber: Hayır. Politikamız gereğince o ülkenin vatandaşlarını işe alıyoruz. Cash & Carry işindeki ülke müdürümüz bir Türk. Çalışanların büyük çoğunluğu Türk. Uluslararası eğitim merkezlerimiz var. Biri Paris'te, biri Düseldorf'ta, biri Moskova'da, Biri de Şangay'da. Elemanlarımızı uluslararası bir şirketin elemanları olarak yetiştiriyoruz. Böylece kariyer imkanları doğuyor. Grubumuzda şu anda uluslararası alanda hizmet veren 10 tane Türk yönetici var. Çalışanlarımız da son derece kalifiye, hırslı ve sadık elemanlar.

 

İpek Cem: 2006 yılı Metro için iyi geçmiş. Sonuçlar yeni açıklandı. Gözüme çarpan gelişmelerden biri de Almanya'da 85 Walmart mağazasını satın almanız. Hepimizin bildiği gibi Walmart sektörünüzde dünya lideri konumunda. Ve anavatanınızda, Almanya'da bünyenize bu mağazaları katmanız bana çok ilginç geldi. Bu konuya açıklık getirir misiniz?

 

Hans-Joachim Körber: Sanırım uluslararası perakendecilerin çoğu, uluslararası olma yolundaki ilk adımlarını 90'ların ortalarında attı. Biliyorsunuz, Walmart 95 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri’ne odaklı bir şirketti. Amerika dışında sadece Meksika'da iş yapıyordu. Uluslararası olma yolunda adım attıktan sonra hedef ülkelerden biri de Almanya oldu. Ama başarısız oldular. Şirketimle ilgili gurur duyduğum bir şey varsa, o da uluslararası kültürümüzdür. Konseptlerimizi yerel ihtiyaçlara göre uyarlamayı öğrendik. Türkiye'deysek Türk müşterilere hizmet veriyoruz. Rusya'daysak Rus müşterilere hizmet veriyoruz. Eğer konseptlerimizi yerel ihtiyaçlara uyarlamayı başaramazsak, o zaman sorunlarla karşılaşırız. Walmart 1996 yılında  Almanya'da faaliyete geçti. Ama bir türlü ayakları üzerinde duramadılar. Ve sonuç olarak mağazaları biz bünyemize kattık.

 

İpek Cem: Almanlar çok seçici tüketiciler olarak bilinirler. Fiyatlar konusunda hassastırlar ve paralarını idareli harcarlar. Sizce sebeplerden biri bu olabilir mi?

 

Hans-Joachim Körber: Hem evet, hem hayır. Faaliyet göstereceğiniz ülkeyi dikkatle incelemelisiniz. Mesela Almanya'da gıda ürünleri perakende piyasasının yüzde 43'ü indirimli satış yapan mağazaların elindedir. Almanlar fiyatlar konusunda çok titizdir. Fiyatları bilirler. Almanya'da başarılı olmak istiyorsanız, Almanların beklentilerini karşılayacak ürünler getirmeniz gerekir. Aksi takdirde başarılı olamazsınız. Öte yandan Almanya’da başarılı olmak uluslararası gelişme hızımızı körüklüyor. Güvenilir bir sistemimiz var. Maliyet bilincine sahibiz. Yani başka ülkelerde başka uluslararası perakendecilerle karşı karşıya gelip rekabet ettiğimizde, avantajı elimizde tutarız çünkü en güvenilir, maliyet bilinci en yüksek sistem bizimki.

 

İpek Cem: Düzenli olarak tüketici tercihleri raporu hazırladığınızı biliyorum. Özellikle de AB üyesi ülkelere odaklanıyorsunuz. Raporlarda tüketicilerin farklı tercihleri olduğunu, kültürel farklılıkları olduğunu görüyorsunuz. İleride Türkiye veya başka ülkeler için de bu raporu hazırlamayı düşünüyor musunuz? Bence farklılıkları görmek çok ilginç olabilir.

 

Hans-Joachim Körber: Evet. Bu yedi ülkede başlattığımız bir araştırmaydı. Ve ekim ayında yayımlandı. Farklı ülkelerde tüketicilerin tercihleri konusundaki farklılıkları öğrenmek istedik. Bunu Türkiye'ye de uygulayabiliriz. Belki bir sonraki sefere Türkiye'yi de katarız. Şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştık. Farklı ülkeler arasındaki ortak noktaları da gördük. Bizi şaşırtan konulardan birini örnek vereyim: Almanlara yaşam şartlarından memnun olup olmadıklarını sorduk. Yüzde 69'la Avrupa'nın en yüksek "evet" cevabını aldık. Bu soruyu gelecekle ilgili sorduğumuzda, yani geleceğe iyimser bakıp bakmadıklarını sorduğumuzda yüzde 9’la Avrupa'nın en düşük skorunu aldık. Yani Almanlar yaşam şartlarından memnunlar ama geleceğe karamsar bakıyorlar.

 

İpek Cem: İlginç.

 

Hans-Joachim Körber: Gerçekten çok ilginç. Öte yandan İngiltere'dekiler çok daha iyimserler. Çünkü bence hayatta tek bir iş olmadığı konusunda derslerini aldılar. Arada bir iş değiştirmeniz gerek. Yani buradan anlıyoruz ki Almanların değişime ayak uydurmayı öğrenmesi gerekiyor.

 

İpek Cem: Evet. Değişimden bahsetmişken, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişini desteklediğinizi biliyorum. Birçok vesileyle Türkiye'ye geliyorsunuz. Sonuncusu ise ekim ayındaydı. Ziyaretinizi Almanya başbakanı Merkel'in Türkiye ziyaretiyle eşzamanlı gerçekleştirmiştiniz. Ve şu anda Avrupa Birliği'nin Başkanlığı  Almanya’da. Sizce Başbakan Merkel Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini ne denli destekliyor?

 

Hans-Joachim Körber: Bir başbakan olarak bunu desteklediğini oldukça net biçimde belirtti. Bu destek AB'nin 60'larda verdiği kararlara dayanıyor.

 

İpek Cem: Evet, bunu biliyoruz.

 

Hans-Joachim Körber: Durum böyle. Bu kararlara dayanıyor. Türkiye Kopenhag kriterlerini karşılıyor. Ve bu yüzden bence bu devam eden bir süreç. Başbakan Merkel, Almanya Hristiyan Demokrat Partisinin lideri olduğundan bu konudaki görüşü biraz daha farklı olabilir. Biz ise Türkiye'yi güçlü bir biçimde destekliyoruz. Türkiye'nin geçtiğimiz 4- 5 yıl içinde oldukça değiştiğini görüyoruz. Reformlara da devam ediyorsunuz. Bence Türkiye AB'ye tam üye olmayı hak ediyor. Öte yandan, bence Türklerin zorlandığı konu, ki bu duygusal olmalarından kaynaklanıyor, Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik farklı görüşler olduğunu kabul etmekle ilgili. Buna saygı göstermeleri gerek. AB üyeliği konusunda yapılan oylamaları düşünürseniz, kabul oyu asla yüzde 60'ın altına düşmedi. Bu demek ki, halkın yüzde 40'ı da buna karşı. Yani Türkiye'nin AB'ye girişiyle ilgili oybirliği olmayacak muhtemelen. Türkiye mücadele etmeli, kendine destekçiler aramalı. Benim önerim, Avrupa'nın Türkiye konusunda daha fazla bilgiye sahip olması için sürekli bir şeyler yapmak. Çünkü çoğu kişinin Türkiye hakkında fikri yok. Doğu Avrupa konusunda da durum böyle. Mesela ben Ukrayna ve Rusya'ya çok seyahat ediyorum ama bugün baktığınızda, Avrupalı buraları tanımıyor. Demir Perde'nin dezavantajlarından biri de mesela Batı Avrupa'da doğuyla ilgili yeterli eğitimin olmamasıydı. Batı Avrupa'da bu konuda neredeyse hiç bilgi yoktu. Bu yüzden insanlar bilmiyorlar. Bence Türkiye için de bu böyle. Almanların Türkler hakkında bildikleri sadece orada yaşayan Türklerle sınırlı kalıyor. Bence Türkiye’de de iki farklı bölüm var. Türkiye kendi içinde de AB açısından farklı görüşlere sahip.
Nüfusun yarısı Batı Avrupa'da yaşıyor. İstanbul, Ankara, İzmir tamam ama geri kalan yerlerin daha çok yolu var. Almanya’daki Türk nüfusu da aynı şekilde. Almanya'da 2.4 milyon civarında Türk yaşıyor. Yarısı kesinlikle uyum sağlayabilmiş. Almanya'da 64 bin civarında Türk şirketi var. Öte yandan Türklerin yarısı Almanca bile konuşamıyor. Uyum sağlayamıyorlar. Ve bu yüzden hem sizin başbakanınız hemde bizim başbakanımız Türkiye'nin bu diğer yarısını entegre edebilmek için çok uğraştı. Çünkü bu imajı düzeltmeye çalışıyorlar. Ben bu konuya iyimser yaklaşıyorum çünkü bu birlikte yürümemiz gereken bir yol. Artık zaten karar verme aşamasını geçtik, birlikte bir yola girdik.

 

İpek Cem: Gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili düşünceleriniz oldukça iyimser. Aynı zamanda iki tarafın da yapması gereken bir takım şeyler olduğunu söylüyorsunuz.

 

Hans-Joachim Körber: Evet, bence Türkiye gelişme kaydediyor. Bu konuda hiç şüphe yok. Batı Avrupa'da yaşanan sorunlardan biri de, hız konusunda bir duyguya sahip olmaması. Değişim hızıyla ilgili. Çünkü dinamik olmayan, oldukça durağan bir toplumuz. Oysa Türkiye'ye bakın. Ne kadar hızlı değişiyor. Örneğin Çin'e bakın. Hindistan'a bakın. Büyük bir hızla yetişmeye çalışıyorlar. Ama Batı Avrupa'nın sorunu şu: yaşadığımız sorunlara statik bir açıdan bakıyoruz. Ama Türkiye'de gördüğüm çok hızlı bir değişim yaşandığı. Son on yıla bakacak olursak Türkiye'nin tamamen değiştiğini görürüz. Ve bir gün Orta Doğu'daki politik ortam da yoluna sokulursa, belki bir gün AB Türkiye'yi üyesi yapmaktan mutluluk duyacaktır.

 

İpek Cem: Ben de öyle düşünüyorum. Çin'le ilgili görüşlerinize geri dönelim. Çin’deki pazarı çok önemli bulduğunuzu biliyorum. Birçok insan aynı görüşte. Ama aynı zamanda çok da rekabetçi bir piyasa. Siz ne zamandır Çin'de iş yapıyorsunuz? Çin'le ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum.

 

Hans-Joachim Körber: Çin'le iş yapmaya 1996 yılında başladık. İlk mağazamızı 1996 yılında açtık ama ben 90'ların başından beri yılda 4- 5 kez Çin'e gidiyorum. Benim gördüğüm ve yaşadığım kadarıyla Çin çok hızlı gelişen, dinamik bir ülke. Biri Çin'le ilgili şikayette bulunduğunda, yaptıkları şeylerden, mülkiyet haklarından, çevre sorunlarından bahsettiğinde, onlara Çin'in çok hızlı değiştiğini ve sorunları çözmeye hazır olduklarını söylüyorum. Temelde perakende sektörü insanlara dayalı bir sektördür. Bugün dünyaya baktığınızda, Çin'de 1,3 milyar kişinin yaşadığını göz ardı edemezsiniz. Hindistan'daki nüfus ise 1,1 milyar. Ve Davos'ta değinilen konulardan biri de buydu. Batıdan Doğu’ya doğru güçler dengesinin yer değiştirmesi. Bu yüzyılda gelişim Asya'da yaşanacak. Bu yüzden işinizi büyütmek istiyorsanız bu ülkelere girmeniz gerek. Ama bu kolay değil çünkü piyasa çok rekabetçi. Çinliler dünyanın ticaret yapan en eski halklarından biri. Ama eğer doğru konsepti yakalarsanız, yeterince uyum sağlayabilirseniz o ülkelerde de başarılı olabilirsiniz.

 

İpek Cem: Yeni teknolojiler konusuna daha önce de değinmiştik. Ama bu radyo frekansı ile işleyen çipler çok ilginç. Özellikle de sizin "future store" adlı geleceğin teknolojilerini kullanan mağazanız ilgimi çekti. Burası bir takım teknolojilerin test edilebileceği bir laboratuar gibiymiş. Bu teknolojilerden bazılarını inceledim. Bunların uyarlanması 10- 15 yılı bulacak. Ne beklemeliyiz? "Sütünüz kalmamış" uyarısı verdikten sonra markete sinyal gönderen akıllı buzdolapları ne zaman göreceğiz?

 

Hans-Joachim Körber: Evet, nerede olduğumuzu değerlendirmek gerekirse öncelikle "gelecekteki mağaza" kavramından bahsettiniz. Burası yeni teknolojilerimizi yerleştirdiğimiz bir mağaza. Peki "radyo dalgası" nedir? Bugün bir ürün aldığınızda, bu ürün bir barkodla tanımlanıyor. Gelecekte ise bu çiplerle yapılacak. Fark şu, alışveriş sepetine koyulan ürün bir sinyal gönderiyor. Yani bugünden itibaren yaklaşık 10 yıl sonra müşteriler bir tarayıcının önünden geçecek ve alışveriş sepetindeki her şey taranacak. Çıkarıp tekrar koymanıza hiç gerek yok. Gelecekte böyle olacak. Belki bu süreç 15 yılı bulacak ama önümüzdeki 10- 15 yıl içinde bu konuda birçok çalışma yapıldığı için fiyatlar düşecek. Çünkü asıl sorun teknoloji değil, çiplerin fiyatı. Sanırım fiyatı 20- 30 sent arası. Ve tabii ki...

 

İpek Cem: Bu tek bir çipin fiyatı, değil mi?

 

Hans-Joachim Körber: Evet, tek bir çipin. Ve tabii ki çipi bu fiyatta bir, örneğin, yoğurt gibi bir ürüne koyamazsınız, pahalı olur. Ama tabii ki farklı ürünler olabilir. Şu anda zaten radyo dalgalarıyla lojistik organize ediliyor. İşin bir de güvenlik yönü var. Almanya'daki dünya kupası biletlerine baktığınızda üstünde bu tür radyo dalgası tanımlayıcı çipler kullanılmıştı.

 

İpek Cem: Yani bu tüm sektörün kullanacağı bir teknoloji diyebilir miyiz?

 

Hans-Joachim Körber: Evet. Bence bizim yaptığımız, dünya çapında bir standart aramak. Çünkü bu dünya standardı yakalayabilmek için eşsiz bir fırsat. Çipler sadece hızlı tüketim malları için değil, ilaç sektöründe hatta orduda bile kullanılabilir. Çünkü onlar da tüm lojistiği düzenlemeye çalışıyor. Bu aslında dünyayı değiştirecek yeni bir teknoloji. Şimdi, sizin buzdolabınıza gelirsek... 10- 15 yıl sonra her buzdolabında bir bilgisayar olacak. Bu bilgisayar dolaptaki ürünleri tarayıp "üçüncü raftaki yoğurdunuzun tarihi geçmiş" diyebilecek. Bu durumda ister marketinize sinyal göndereceksiniz, isterseniz bilgisayar sizin için sipariş verecek. Sipariş listesini alacaksınız. İşte ileride bunlar olacak. Bugün bunlara biraz da olsa gülüyoruz. Ama cep telefonu konusunda 15 yıl önce hangi noktada olduğumuzu unutmayalım.

 

İpek Cem: Hiçbir yerde değildik.

 

Hans-Joachim Körber: Evet. Ne kadar hızlı ilerlediğimizi görüyorsunuz. Yani teknoloji neredeyse hazır. Sadece fiyatları biraz düşürmeye çalışıyoruz. O zaman bu aslında veri güvenliği ile ilgili bir mesele. Bunu hallediyoruz. Veri güvenliği konusunda çalışılıyor. Ama bence bu teknoloji perakendeciliği tamamen değiştirecek. Perakende nedir? Perakende temelde tedarik zinciri yönetimiyle ilgilidir. Eğer tedarik zincirinin her aşamasında ürünlerin nerede olduğunu bilirseniz, müşterilere daha iyi hizmet vermek de o kadar kolaylaşır.

 

İpek Cem: Tüketiciler artık ürünlerin kalitesi, tazeliği, ekolojik niteliği, çevreyi kirletmemesi konusunda son derece titiz davranıyorlar. Artık şirketler bu titizlikten dolayı daha dikkatli olmak zorundalar. Sizce bu yöndeki trendler nelerdir? Doğaya dönmek yönünde bir EĞİLİM var. bu sizin işinizi nasıl etkiliyor?

 

Hans-Joachim Körber: Evet. Çünkü her şey tüketiciyle başlıyor. Ve gördüğümüz kadarıyla tüketiciler çevre sorunları, sağlık, süreklilik, uluslararası ticaret, çocuk işçi çalıştırma gibi konularda oldukça bilinçliler. Biz de uluslararası bir perakendeci olarak bu gelişimin ön saflarında yer almamız gerçeğinin bilincindeyiz. Buradaki anahtar kelime ise güvenilirlik. Eğer büyük bir şirketseniz, 30 ülkede iş yapıyorsanız ve bu zamanla 33- 34 ülkeye çıkacaksa, imajımızı zedelememek için özen göstermeliyiz. Gıda güvenliği konusunda çok çalışmalıyız. Doğayla uyumlu çalışma konusunda çok çalışmalıyız. Bugün Walmart'ın doğayla uyumlu çalışma konusunda birçok yenilik yaptığını görebilirsiniz. Bu 2- 3 yıl öncesine kadar söz konusu bile değildi. Yani bence dünya çapında bir trend var. Ve bunun sebebi tüketicinin bilinçli olması. Aynı zamanda son zamanlarda tartışılan ısınma sorunları da...

 

İpek Cem: Küresel ısınma değil mi?

 

Hans-Joachim Körber: Evet, küresel ısınma. İnsanlar bundan gittikçe daha çok korkmaya başladı. Ve gördüğümüz kadarıyla tüketicilerin düşünme tarzları da değişiyor.

 

İpek Cem: Türkiye'deki mağazalarınıza gelirsek bir elektronik market açacağınızı duydum.

 

Hans-Joachim Körber: Evet, doğrudur.

 

İpek Cem: 2007 yılında mı olacak?

 

Hans-Joachim Körber: Sanırım ilk mağazamızı bu yılın sonunda açacağız. Biz bu alanda Avrupa'da lider durumdayız. Şu anda 12 ülkedeyiz. Ve en büyüğüyüz. Türkiye'ye de potansiyeli yüksek bir ülke olarak bakıyoruz. Çok genç bir nüfus var. Böyle ürünleri getirmek için cazip bir ülke. Bu yüzden geçen yıl Türkiye piyasasını araştırmaya karar verdik. Sonuçlar hiç şaşırtıcı olmadı. Ve biz de Türkiye'de de mağaza açmaya karar verdik.

 

İpek Cem: Bu yıl Pakistan'da da bir mağaza açacaksınız. Ve orası da önemli bir piyasa. 2007- 2008 yılları için plan yaptığınız başka ülkeler de var mı? Bizimle paylaşmak ister misiniz?

 

Hans-Joachim Körber: Biliyorsunuz, biz borsaya kayıtlı bir şirketiz. Ve şu ana kadar Pakistan... ve tabi Pakistan'ın 160 milyon nüfuslu bir ülke olduğunu da unutmamalıyız. Böylece Çin'de, Hindistan'da, Pakistan'da ve Vietnam'da mağazalarımız olacak. Bu şirketimiz için önemli bir görev. Elbette diğer Asya ülkelerini de inceliyoruz. Ama şimdilik önceliği Pakistan'a veriyoruz.

 

İpek Cem: Bugün dünyaya baktığımızda, özellikle Orta Doğu ve çevresinde yerel veya askeri çatışmaların da oldukça zorlayıcı olduğunu görüyoruz. Bir CEO, bir yönetim kurulu başkanı olarak politik ve ekonomik gelişmelerin kaydını tuttuğunuzdan eminim. Günümüz dünyasında sizi endişelendiren sorunlar nelerdir?

 

Hans-Joachim Körber: Beni en çok endişelendiren Irak savaşı. Çünkü gidişat bir felakete doğru gidiyor.Bütün bölgeyi alt üst etti. Diğer bir nokta ise, ki bu Davos'ta da görüşüldü, doğal kaynaklar. Yani enerji ve su. Diğer bir konu ise süreklilik. Bunlar anahtar kelimeler. Ve gelişmiş ülkeler olarak Asya konusunda daha büyük zorluklarla da karşılaşacağız. Hindistan'ın veya Çin'in ne kadar hızlı geliştiğine bakın. Bizi kesinlikle çok zorlayacaklar. Hepimizi, tüm batı ülkelerini zorlayacaklar. Ve göz ardı etmememiz gereken diğer bir konu da... Türkiye'de değil ama batı ülkelerinde yaşanan bir sorun. O da nüfus meselesi. Nüfus gittikçe yaşlanıyor. Size birkaç rakam vereyim. Dengeli bir nüfus artışı için üreme oranı 2.1 olmalı. Bunu anlamı şu: her kadın 2.1 çocuk doğurmalı. Almanya'da bu oran 1.3. ispanya ve İtalya'da daha da düşük. 1.2. Yani nüfus gittikçe azalıyor. Rusya'da da aynı durumla karşılaşıyoruz. Bir Rus'un ortalama yaşam süresi 58 yıldır. 58.

 

İpek Cem: Davos görüşmelerinden çıkan sonuçların da bunda etkisi var tabii ama sizin de değindiğiniz gibi dünyada gittikçe daha çok siyaset ve iş lideri küresel ısınmayı bir tehdit olarak görmeye başladı. Yazılardan ve politik görüşlerden bu sonuca varıyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz? Sizce iş ve politika dünyasında farklı ülkeler birleşip bir kurum oluşturabilir mi? Diğer ülkelerle ilgili kollektif adımlar atılabilir mi? Mesela AB içindeki iş dünyası bu soruna nasıl bakıyor?

 

Hans-Joachim Körber: Bence komisyonun, AB komisyonunun bu konuda birçok girişimi oluyor. Ama anlamamız gereken şey bunun dünya çapında bir sorun olduğu. Yani Avrupa'da ne yaparsak yapalım Çin veya Amerika Kyoto protokolünü imzalamazsa, yaptıklarımızın bir anlamı olmaz. Aslında bu beni gerçekten çok şaşırttı çünkü dünyadaki enerjinin yüzde 40'ını Amerikalılar tüketiyor. Ama dünya nüfusunun sadece yüzde 2'si Amerika'da. Sadece basit bir örnek verdim. Bence iş dünyasının çok yardımı olabilir. Ama tabii ki iş dünyası belli bir yapıya dayanıyor ve bu yapı da politikacılar tarafından kuruluyor. Bu yüzden bence Davos iş adamları ve politikacıların fikir alış verişi yapması için uygun bir platform. Elbette iş dünyasındaki liderlerin çok yardımı olabilir ama Çin hükümetini nasıl ikna edebiliriz ki? Bunun politikayla, politikacılar aracılığıyla yapılması gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla insanlar bu konuyla gittikçe daha çok ilgileniyor. Daha çok fark ediliyor. Bence yanıltıcı durumlar da var. Daha çok bir şaka gibi. Grönland'ın adı neden Grönland? Çünkü bir zamanlar yeşillik varmış. Yani bunu daha önce de yaşadık ama bence bu konuyla artık gerçekten ilgilenmemiz gerekiyor. Ve özellikle AB'nin girişimleri bu konuda yardımcı olacaktır.

 

İpek Cem: Bir süredir Metro grubunun başında bulunuyorsunuz. Ve 2009'a kadar bu konumda kalmanız bekleniyor. Belki daha da uzun. Metro'daki liderliğiniz ve gruptaki katılımınızla ilgili planlarınız nelerdir?

 

Hans-Joachim Körber: Öncelikle bu işten çok zevk alıyorum. Çünkü ben başladığımda yabancı piyasalardaki payımız yüzde beşti. Şimdi ise yüzde 56. Uluslararası bir kültür yarattık. Eğer bugün yönetimdeki ekiplerimize bakarsanız yüzde 50'den fazlasının Alman olmadığını göreceksiniz. Örneğin Rusya'da ülke müdürü bir İtalyan. Çin'deki ülke müdürü Fransız. Yani daha yapacak çok işimiz var. Şirketimizi daha ileri taşımalıyız. Şu anda dünyada üçüncü büyük konumundayız. Ve ikinci büyük olan Carrefour'un yerinde gözümüz var. Önceki soruya dönersek, sağlıklı ve başarılı olmayı sürdürürsem, görevime daha uzun süre devam edebilirim.

 

İpek Cem: O halde bu görüşme için size çok teşekkür ederim.

 

Hans-Joachim Körber: Teşekkürler.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.