14 Aralık 2005
Howard Schultz

Türkiye de dahil olmak üzere dünyada yaklaşık 10 bin mağazası bulunan Starbucks'un bu sayıyı 30 bine çıkarmayı hedeflediğini belirten Howard Schultz, "Artık kimliğimizi veya yaptığımız şeyi sadece 'Amerikalı' olarak görmüyorum. Yarattığımız şey evrenseldir" diyor.

İpek Cem: Sayın Howard Schultz, Starbucks'ın hayatınıza girdiği yıllara, 80'lerin başına dönelim. Bu hikayeyi anlatabilir misiniz bize?

 

Howard Schultz: Tabii. Aslında Starbucks'ta bir çalışan olarak işe başlamıştım. 1982 yılının sonbaharıydı. Üç mağazamız vardı ve dördüncüsünü açmaya hazırlanıyorduk. Beni cezbeden, girişime yönelik fırsatlar oldu. Kahvenin kalitesinden çok etkilenmiştim. Aslında Seattle halkını kahve konusunda eğitiyorduk. Bir gün şirketin sahibi olacağımı ve sizin de dediğiniz gibi 10 bin şubeye sahip olacağımızı hiç düşünmemiştim. İnanılmaz bir hayali gerçekleştirdik.

İpek Cem: 3 yıldır Türkiye'desiniz ve 2 şehirde, yani Ankara ve İstanbul'da yaklaşık 20 mağazanız var. Ve genişlemeyi düşünüyorsunuz. Türkiye ve bölgeyle ilgili planlarınızı öğrenebilir miyiz?

Howard Schultz: Daha önce Türkiye'ye hiç gelmemiştim. Ülkenizi 1 yıl önce ziyaret ettiğimde yanımda kızım da vardı. İnanılmaz bir seyahat oldu. İnsanlar çok sıcak ve misafirperverdi. Yemekler harikaydı. Türkiye'de düşündüğümden daha büyük fırsatlar olduğunu gördüm. Gördüğümüz ilgiye bakarak önümüzdeki birkaç sene içinde daha pek çok şehirde şube açacağımızı söyleyebilirim. Kaç tane olacağını söyleyemiyorum. Çünkü söylediğimden daha fazla da olabilir. Ancak çok istekliyiz ve bu kadar kısa süre içinde bu kadar başarılı olduğumuz için kendimizi çok şanslı görüyoruz. Türkiye'deki ekibimizin çalışmalarını da takdirle karşılıyorum.

İpek Cem: Türkiye'deyken size Türk kahvesi ikram ettiler mi?

Howard Schultz: Evet, tabii. Aslında daha önce Türk kahvesi içmiştim. Şube açmaya hazırlanırken hem uzmanlarımız hem de dostlarımız mutlaka geleneksel Türk kahvesi olması gerektiğini söylemişti. Biz de öyle yaptık. Ancak ilginçtir ki, insanların çoğu Türk kahvesi yerine geleneksel Starbucks kahvesini veya "frapuccino"yu tercih ediyor. Mümkün olduğu kadar saygılı davranmaya çalıştık ancak Türklerin çoğu bizim dükkanlarımızda Türk kahvesi içmiyor.

İpek Cem: Doğru söylüyorsunuz ama mönüde olması iyi bir şey. Aynı istatistiği ben de duymuş ve çok şaşırmıştım. Çünkü Türkler çoğunlukla kendi kahvelerini içerler.

Howard Schultz: Şubelerimizde Türk kahvesinin olması tüm dünyada yapmaya çalıştığımız şeyi sembolize ediyor aslında. Farklı ülkelerin kahve kültürü ve kahve geleneğine saygı duymaya çalışıyoruz. Bunu da müşterilerimize kendi kahvelerini, yerel tatları sunarak yapıyoruz. Türkiye buna güzel bir örnek.

İpek Cem: Kültürel açıdan çok farklı ülkelerde faaliyet gösteriyorsunuz. Fransa, Çin, Ürdün ve dünyanın dört bir yanından farklı ülkeler... Değişik kültürlere nasıl yaklaşıyorsunuz? Belli bir piyasa araştırması yapıyor musunuz? Örneğin yerel bir takım kuruyor musunuz? Stratejiniz nedir?

Howard Schultz:
Ben aslında piyasa araştırmasına pek fazla inanan bir insan değilim. Dolayısıyla çok fazla piyasa araştırması yapmıyoruz. Türkiye gibi ülkelerde en büyük kazancımız çok iyi yerel ortaklara sahip olmamız. Stratejiyi birlikte belirleyip uygulama işini onlara bırakıyoruz. Türkiye'deki faaliyetlerimizi Ortadoğu'daki ortağımız Al Shaya Grubu yürütüyor. Onların sayesinde Starbucks'ı Türkiye'ye getirip yerel piyasaya göre düzenleme fırsatı bulduk. İlginç olan şey şu; şimdiye kadar şube açtığımız her ülkede, müşteri, orijinal Starbucks tecrübesini yaşamak istiyor. Bu bağlamda Türkiye'deki şubelerimiz, mesela, Seattle'daki şubelerimize çok benziyor.

İpek Cem: Seattle'da adeta her köşede bir Starbucks var. Starbucks nerede diye sormanıza gerek kalmıyor. Çünkü her yerde var.

Howard Schultz: Bu duruma gelmemiz 35 senemizi aldı.

İpek Cem: Hızla büyüyen bir şirketsiniz. Uzun yıllara dayanan geçmişiniz var. Farklı alanlarda çalışmalar yapıyorsunuz. Örneğin müzik piyasasına girdiniz. Bu konuya az sonra geleceğim. Sizin gibi bir şirketin başka alanlara açılması için neler yapması gerekiyor? Şimdiye kadar gösterdiğiniz başarı bunu zorlaştırıyor mu?

Howard Schultz: İltifatınızdan dolayı teşekkür ederim. Başarılı olup olmadığımızdan pek emin değilim. Ancak şirketin kültürü ve değerleri, uzun vadede hissedarlarımız için değer yaratmanın yanı sıra sosyal bilinci de unutmamak üzerine kurulu. Bir diğer özelliğimiz ise fazla vaatte bulunmayıp, vaadimizden fazlasını gerçekleştirme kültürümüzdür. Dünyanın pek çok ülkesinde çok sayıda şube açtık. Hissedarlarımıza, yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimizi ve bunun sonunda piyasada ödüllendirildiğimizi kanıtladık. Fırsatlara çok geniş açıdan bakıyoruz. Önemli bir büyüme kaydetmemize rağmen, dünyanın en saygın ve en tanınmış markalarından biri olmak istiyoruz ancak bunu gerçekleştirmek için önümüzde uzun bir yol var.

İpek Cem: Mağaza sayınızı 30 bine çıkartmak istediğinizi duymuştum. Bu rakama ne zaman ulaşmayı planlıyorsunuz? Bunu ne kadarı Amerika'da ne kadarı diğer ülkelerde olacak?

Howard Schultz: Şu anda Kuzey Amerika'da ve Amerika dışındaki 35 ülkede toplam mağaza sayımız yaklaşık 10 bin. Bir gün 30 bin mağazaya sahip olmak istediğimizi açıkça dile getirdik. Bunun yarısı Kuzey Amerika'da yarısı ise diğer ülkelerde olacak. Ancak gelişmekte olan piyasalardaki başarımıza baktığımızda 30 bin şube yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra şişede frappacino, dondurma veya müzik gibi farklı ürünlere de yönelebiliriz. Bu gibi gelişmeler dükkanlarımız haricinde yaşanacak ve tüm dünyada uygulanacak. Bir süre önce Amerika, Japonya ve Tayvan'da içime hazır, şişede "frapuccino" uygulamasına geçtik. Bu uygulamayı başka piyasalara da geçireceğiz.

İpek Cem: Çin'e büyük önem verdiğinizi biliyorum. Oraya sık sık gidiyorsunuz. Özellikle önem verdiğiniz başka yerler var mı ve sizin açınızdan Çin neden bu kadar önemli? Çünkü Çin dediğinizde insanın aklına çay geliyor.

Howard Schultz: Kısa bir süre önce 2 haftalık Asya gezisine çıkmıştım. 1 hafta Çin'de kaldım. Çin'de yaşanan kalkınma ve kültürel değişim karşısında hayrete düştüm. Çin'de 170, Hong Kong'da 70 ve Tayvan'da 150 mağazamız var. Çin'in, Amerika'dan sonra en büyük pazar olacağına inanıyorum. Ancak Ortadoğu ve Türkiye'de bu kadar çabuk şekilde büyüyebileceğimizi düşünmüyorduk. Bunun sonucunda bu piyasalarda ne kadar büyüyebileceğimizi yeniden gözden geçiriyoruz. Sanırım sayısı konusundaki tahminimiz yeterli değildi. Aslında şunu öğrendik, Starbucks sadece kahve değil aynı zamanda mekan demek. Starbucks, insanların evlerinin ve iş yerlerinin bir uzantısıdır, insanların buluşma noktasıdır. Bu, Seattle'da olduğu kadar, Çin'de, İspanya'da Japonya'da ve Türkiye'de de böyledir. Starbucks, dünyada daha önce olmayan bir şey yaratmıştır. Artık kimliğimizi veya yaptığımız şeyi sadece "Amerikalı" olarak görmüyorum. Yarattığımız şey evrenseldir.
Bu yaz Ürdün'deydim. Konuşulan dil ve insanların kıyafetinin dışında mağazlarda yaşananlar Amerika'daki mağazalarda yaşananlarla aynı. İster Amerikalı, ister Türk, ister Çinli, ister Ürdünlü olalım, hepimiz aynı şeyi isteriz. Müşteri olarak, saygı görmek ve takdir edilmek isteriz. Çalışan olarak, bize geleceğe yönelik umut ve fırsat verecek bir şirkette çalışmak isteriz. Starbucks, insanların bunları hissedebileceği bir yer yaratmıştır ve kahve öyle bir içecek ki, insanları bir araya getiren sosyal bir olgu aslında. Kısacası, şirket olarak düşündüğümüzden daha fazla fırsata sahip olduğumuza inanıyorum.

İpek Cem: Amerika'da ürün geliştirmeye yönelik pek çok çalışma yapıyorsunuz. Eminim yerel pazarlardan çok şey öğreniyorsunuz. Belli bir ülkede geliştirilip de başka piyasalara adapte ettiğiniz ürünler var mı?

Howard Schultz: Buna en iyi örnek Tayvan. Tayvanlı ortaklarımız yaklaşık 3 yıl önce "yeşil çay frappuccino" satmaya başladı. Yeşil çay Asyalıların damak tadına uygun bir şey. Orada çok başarılı olduktan sonra bu yaz "yeşil çay frapuccino"yu Amerika'da da satmaya başladık. Bu, şimdiye kadar en büyük başarılarımızdan biriydi. Henüz Ortadoğu veya Türkiye'den bir şey getirmedik ama her şeye açığız.

İpek Cem: Asıl işiniz kahve ancak diğer alanlara da girmeye başladınız. Çok büyük bir şirketsiniz. Aynı alandaki küçük şirketler bu durumdan dolayı şikayetçi mi? Kıyaslanmayı sevmediğinizi biliyorum, buna karşın Amerika'nın büyük ve yayılmacı şirketleriyle boy ölçüşecek kadar büyüksünüz.

Howard Schultz: Türkiye'de de böyle mi bilmiyorum ancak Amerika'da maalesef insanlar zayıf olanı destekler ancak başarılı olduğu anda aşağı bastırmaya çalışır. Medya'nın Starbucks'a bu şekilde yaklaştığı dönemler olmadı değil. Ancak biz, Starbucks'tan önce var olmayan bir endüstri yarattık. Başarımızla birlikte kahve endüstrisinde ortaya pek çok rakip şirket çıktı. Yeryüzüne bakarsanız, Starbucks'la birlikte hayatını idame ettiren pek çok kahve şirketi olduğunu görürsünüz. Şirketimizin büyüklüğünden dolayı, dünyanın dört bir yanında harika şeyler yaparak zor durumdaki insanların faydalanmasını sağladık. Şirketin sergilediği sorumluluk anlayışından dolayı gurur duyuyoruz. Uzun vadede dünyanın dört bir yanında hayata geçireceğimiz sorumluluklarımızı daha yeni yeni idrak etmeye başladık. Bence şirketin büyüklüğü bir avantaj.

İpek Cem: Kahvenin çoğu Ekvator kuşağındaki ülkelerde üretiliyor ve çoğunlukla "Arabica" türü kahve kullanıyorsunuz.

Howard Schultz :
Sadece Arabica.

İpek Cem: Kahve üreticileriyle olan ilişkilerinizde gittikçe artan bir sosyal sorumluluk örneği sergiliyorsunuz. Bu konuda, son yıllarda bir evrimden söz edebilir misiniz?

Howard Schultz: Az önce Starbucks'ın kâr hedefini ve sosyal bilinci bir arada yürüten bir şirket olmak için çaba sarf ettiğini söylemiştim. Bu bir program değil bir yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzı 20 küsur senedir şirketin yapıtaşı olmuştur. Aynı şey kahve satın alma yöntemlerimiz için de geçerlidir. Kahve aldığımız gelişmekte olan ülkelerin çoğunda yoksulluğa ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlara odaklanıyoruz. Starbucks olarak bu ülkelerde okullar yaptırdık ve çocuklar için aşı kampanyaları düzenledik. Kısa bir süre önce yeni bir uygulamaya başladık. Uygulamayı şöyle açıklayabilirim. Strabucks olarak kahveye piyasada verilen en yüksek fiyattan daha fazla para ödüyoruz ancak bir şartla, bu paranın doğrudan çalışanların cebine girmesi şartıyla. Oluşturduğumuz bu uzun süreli ilişkiden hem kahve üreticileri hem de kahve tarlalarında çalışanlar kazançlı çıkıyor. Bu sayede en kaliteli Arabica kahveyi satın alırken kazancını çalışanlarıyla paylaşmaya hazır olan üreticilere en yüksek fiyatı ödüyoruz.

İpek Cem: Yani üretici seçiminizi yaparken adil ücret ve çevre hassasiyeti gibi faktörleri göz önüne alıyorsunuz.

Howard Schultz: Doğru. Bu yaklaşımımızı güçlendirmek amacıyla 1 yıl önce Costa Rica'da bir program başlattık. Starbucks olarak amacımız bu bölgede, kalıcı bir istikrar sağlayacak türde eğitim ve destek vermek. Dünyanın bu bölgesinde yaptığımız işlerle ve kurduğumuz ilişkilerle gurur duyuyorum. Bir süre önce Costa Rica'daydım ve çiftçilerin söyledikleri karşısında gözlerim yaşardı. Hepsi, Starbucks'ın yaşamlarını nasıl değiştirdiğini söylüyordu.

İpek Cem: Dünyada satılan kahvenin ne kadarını alıyorsunuz?

Howard Schultz: Düşündüğünüz kadar çok değil. Kuzey Amerika'da kahve piyasasındaki payımız % 7 dünyada ise % 1'den az. Arabica kahvesinin en büyük alıcısı olmamıza rağmen bu kahve türü çok fazla yetiştirilmiyor. Dünyada üretilen kahvenin çoğu "robusta" türü. Ve bu piyasada hiç faaliyetimiz yok.

İpek Cem: Mağazalarınzın kapısından içeri her hafta 35 milyon insan giriyormuş. Bu doğru mu?

Howard Schultz: Müşteriler her gün bir tercih yapıyor ve Starbucks'ı seçiyor. Haftada 30'la 40 milyon arasında müşteriye hizmet verdiğimiz doğru. İnsanların en fazla geri dönüş yaptığı perakende şirketlerinin başında geliyoruz. Bu da müşterilerimizin, kaliteye, markaya, personelle olan ilişkiye ve mekana olan güvenini gösteriyor. Starbucks'ta çok rahat hissediyorlar.

İpek Cem: İş modelinizi, daha geniş bir ürün yelpazesi sunan bir şirket olarak değiştirmeyi planlıyor musunuz?

Howard Schultz: Faaliyetlerimiz konusunda mümkün olduğu kadar yaratıcı olmaya çalışıyoruz. Böylesine sadık bir müşteri kitlesinden faydalanmamız gerek. Bu, Starbucks marka araba da olabilir, müzik sektörü de olabilir. Ticari bir kuruluşuz. Müşteriye sürekli olarak yenlikler sunmak zorundayız. Bu bizim sorumluluğumuz.

İpek Cem: Kart uygulamasına değinmek istiyorum. Avrupa'da henüz başladı mı bilmiyorum ancak...

Howard Schultz: Henüz başlamadı.

İpek Cem: Bu uygulama ne gibi avantajlar sağlayacak?

Howard Schultz: Birkaç sene önce mağazalarımızdaki uzun kuyruklara çözüm olarak nakitsiz ödeme fikrini düşündük. Kart, hediye olarak büyük ilgi gördü. İnsanlar Starbucks'ın statüsünden dolayı cüzdanlarında bu kartı bulundurmak istedi. Hiçbirimiz bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştik. Amerika'daki ödemelerin %15'i kartla yapılıyor. Kart uygulamasını tüm dünyaya yaymayı planlıyoruz.

İpek Cem: 24 saat açık mağazalar sadece Amerika'da mı olacak? Yoksa başka ülkelerde de olacak mı?

Howard Schultz: Amerika dışında 24 saat açık mağazaımız olduğunu sanmıyorum. Amerika'da birkaç tane var. Amerika'da araca servis uygulamasını deniyoruz. Pencereden araca servis yöntemiyle piyasadan pay kapmayı ve saatleri uzatmayı planlıyoruz. Ancak bu işi, bu fikri destekleyici öğelerden yoksun olarak yapmak istemiyoruz. Yine de dünyanın başka bölgelerinde görebilirsiniz.

İpek Cem: Amerika'daki uçaklarda hâlâ hizmet veriyor musunuz?

Howard Schultz: United Airlines'ta hizmet veriyoruz. Bütün uçuşlarında. Başka havayolları ile de anlaşmayı çok istiyoruz.

İpek Cem: Yabancı havayolu şirketi var mı?

Howard Schultz: Henüz yok.

İpek Cem: Şirketinizle ilgili araştırma yaparken müzik kısmı çok ilgimi çekti.

Howard Schultz: Benim de.

 

İpek Cem: Aslında bu yaklaşım, stratejinize oldukça uygun. Bir süre önce bir müzik şirketi satın aldınız. Tanınmış isimlerle birlikte çalışıyorsunuz. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Howard Schultz: Büyük bir şirket haline gelmemize rağmen girişimci ruhun devam ettiğinin güzel bir göstergesi. Mağazalarımızda sürekli olarak müzik çalar. Müzik belli bir ortamın yaratılmasına katkıda bulunur. Müşteriler bazen çalan müziği satın alıp alamayacaklarını soruyordu. Sanırım müzikle ilgilenmeye başlamamızın nedeni buydu. Önce kendi derlemelerimizi oluşturduk ve bu başarılı olunca kendi albümlerimizi çıkartmaya karar verdik. İlk albümümüzü, vefat etmeden önce Ray Charles'la birlikte çıkarttık. Bu albüm yılın albümü seçilirken Starbucks pek çok Grammy ödülü kazandı. Albüm 4 milyon sattı. Aynı başarıyı Herbie Hancock'la tekrarladık. Türkiye'de var mı bilmiyorum ancak Hancock'un çıkarttığı albüm bir çok şubemizde bulunuyor.

İpek Cem: Hiç görmedim.

Howard Schultz: Öyleyse size bir tane vereyim.

İpek Cem: Tamam.

Howard Schultz: Harika bir albüm. Dünyadaki bütün şubelerimizde, müziği, farklı bir eğlence türü olarak sunmayı planlıyoruz. Müşterilerimiz, bize olan güvenlerinden, şirketimizin kalitesinden ve bazı şeylere karşı olan duyarlılığımızdan dolayı Starbucks tecrübesini kahvenin ötesine taşımamız için bize izin veriyor. Ancak olayı, Starbucks'a uygun olmayan bir şey yapma noktasına taşıyarak müşterimizin güvenini zedelemek istemiyoruz. Müziği yeni bir eğlence türü olarak sunmaktan dolayı büyük heyecan duyuyoruz.

İpek Cem: Bir diğer konu ise gençler. Mağazalarınızda gençler için çeşitli faaliyetler planladığınızı duydum.

Howard Schultz: Ev ödevinizi iyi çalışmışsınız.

İpek Cem: Benim işim bu.

Howard Schultz: Los Angeles'ta bir şube açtık. Sonbaharda, biri Miami'de diğeri San Antonio'da olmak üzere 2 şube daha açacağız. Bu şubelerde müşteriler istedikleri müziği CD'lere yükleyip evlerine götürme şansına sahip olacak. Müşterilerimize bunun gibi daha fazla fırsat sunmanın yollarını arıyoruz.

İpek Cem: Radyo kanalı açmayı planladığınız doğru mu?

Howard Schultz: Teknolojinin son ürünlerinden biri de uydu radyosu. Uydu radyosu Amerika'da hızla yayılıyor. Reklamsız yayın yapılıyor. Starbucks'ın XM Radio adındaki bir şirkette kendine ait bir kanalı var. Bu kanalda mağazalarımızda çalan müzikleri dinleme şansına sahipsiniz. Yani XM Radio'yla ortaklığımız var. Uydu radyo artık arabalarda da kullanılıyor. Bu, Starbucks'ın müziğinin dinlenemediği yerlere uzanması için iyi bir yöntem.

İpek Cem: Kitabınızda ve röportajlarınızda insani değerlere sıkça değiniyorsunuz. Büyük şirket dendiğinde aklımıza, acımasız, soğuk ve zor kararlar almak zorunda olan insanlar gelir. Hem iyi kalpli hem de başarılı bir iş adamı olmak mümkün mü?

Howard Schultz: Bu konu üzerinde 20 yıldır duruyorum. Dünyanın her köşesinde bu konuda konuşmalar yaptım. Starbucks, insani değerlere önem vermenin ve sosyal bilince sahip olmanın çok güzel olduğunu gösteren canlı bir örnektir. Starbucks'ın halka açıldığı günden bu yana geçen 14 seneye bakalım. 1992 yılının Haziran ayında 200 milyon Dolar olan piyasa değerimiz şu anda 20 milyar Dolar. Yani % 4000'lik (dinleyelim) bir artış. Bu artıştaki en büyük itici güç, müşterilerimizle, toplumla ve personelimizle kurduğumuz ilişkidir. İnsancıl ama kâr eden bir şirket olup bu kadar hassasiyet göstermeseydik bugün bu başarıya ulaşamazdık. Bence insanların ticaretin yumuşak yüzü dediği yüz aslında doğru yüzdür. Buradan yola çıkarak, müşterinin sadece ürüne değil etik anlayışına ve değerlerine güvendiği her şirketin başarılı olacağını söylemek yanlış olmaz.

İpek Cem: En fazla ilgi duyduğunuz yardım faaliyetleri nelerdir?

Howard Schultz: Şirketin sosyal sorumluluğa mutlaka çok önemli bir yer ayırması gerekiyor. Bu sorumluluğu stratejik olarak işinize entegre etmek zorundasınız. Sadece idari bağlamda değil, yönetim kurulunda da böyle olmalı. Yani insanlar, şirketin neyi temsil ettiğini bilmeli. Şirket olarak şubelerimizin olduğu bölgelerde aktif olmamız gerektiğine inanıyoruz. Olanak eksikliği yaşayan çocuklarla ilgili yardım faaliyetlerinde aktif olmalıyız. İstihdam yaratmak amacıyla Amerika'nın yoksul bölgelerinde şubeler açtık. Örnek vermek için söylüyorum, Tsunami ve Katrina Kasırgası'nın neden olduğu felaketlere yardım faaliyetlerinde aktif görevler aldık. Müşterilerimize, dünyanın pek çok yerinde yaptığımız şeyin reklam amaçlı değil bir yaşam tarzı olduğunu göstermek istiyoruz. Toplumsal faaliyetlerde personelimizin de yer almasını istiyoruz. Bu bağlamda çocukların okuma yazma becerilerine katkıda bulunarak ilerideki yaşamlarında daha iyi fırsatlara ulaşmalarına olanak sağlayacak faaliyetlerde bulunduk.

İpek Cem: Amerika dışındaki ülkelerde sosyal sorumluluk projeleri söz konusu olduğunda merkezi kararlar mı alıyorsunuz? Yoksa teklifleri diğer ülkeler mi yapıyor?

Howard Schultz: Genellikle kararlar yerel olarak veriliyor. Muhammed Alshaya veya Türkiye ekibi, faaliyetleri Starbucks'a uygun şekilde yapmaya çalışıyor ve bunu zaten kanıtladılar.

İpek Cem: Ne kadar sıklıkta seyahat ediyorsunuz?

Howard Schultz: Genellikle her ayın 1 haftası seyahatte oluyorum. Seyahatlerimin yarısı yurt dışına oluyor. Seattle'daki ofiste oturmaktan ziyade piyasada olmamız gerekiyor. Dolayısıyla personelimizin veya müşterilerimizin bana ulaşabileceği yerde olmaya çalışıyorum. Her gün seyahat etmem mümkün değil. Ortalama ayda 1 hafta.

İpek Cem: Bir sonraki hedefiniz ne?

Howard Schultz: Asıl işimize ve insanların ihtiyacına odaklanarak başarımızın bizi şımartmasına izin vermemek. Çünkü başarıyı yakalayan şirketlerin veya yöneticilerin vurdumduymazlaşarak sahip oldukları şeyleri veya olayın özünü kaybettiğine sık sık tanık oluruz. Başladığımız günlerde olduğu gibi mütevazı, hassas ve başarıya aç olmaya devam etmemiz gerek. Bunu, şirkette çalışan 100 bin kişiyle paylaşmak ve onları desteklemek en büyük sorumluluklarımdan biridir.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.