27 Mayıs 2008
James Leape

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu WWF - Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın Uluslararası Direktörü James Leape. Bu samimi söyleşide, Leape küresel ısınma tehdidinin boyutunu, uygulanabilecek yeni ekonomik büyüme modellerini ve Türkiye'nin önündeki fırsat ve sorunları dile getiriyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğum Doğal Hayatı Koruma Vakfı Genel Direktörü James Leape. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.  

 

James Leape: Çok teşekkür ederim. 

 

İpek Cem: Bir konferansa katılmak için birkaç günlüğüne Türkiye'desiniz. Türkiye'ye getirdiğiniz mesajlardan biri de iklim değişikliğinin ne kadar hızlı gerçekleştiği. İklim değişikliğinin bu denli hızlı gerçekleşmesi beklenmiyordu. Küresel iklim değişikliğiyle ilgili son bulgulardan söz edebilir misiniz? 

 

James Leape: Tabii ki. Bu, uzun süredir üzerinde durduğumuz bir konu. 20 yıldan daha fazla oluyor. İklim değişikliğinin ciddi bir sorun olduğunu biliyorduk. Ama son birkaç yılda ulaştığımız bulgular iklim değişikliğinin zaten gerçekleşmekte olduğu ve beş yıl önceki tahminlerimize göre çok daha hızlı ve çok daha ciddi bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor. Bunun en ciddi şekilde görüldüğü yer, Kuzey Kutbu. Kutuptaki buzullar son bir yıl içinde daha önce hiç erimediği kadar çok eridi. Mesela Grönland'da buzulların erime hızı on kat arttı ve bunun etkilerini şimdiden görüyoruz. Ama bu önemli gelişmeleri yeterince ciddiye almıyoruz.  

 

İpek Cem: Televizyon bu mesajı dünyanın dört bir yanına ileten çok güçli bir mecra. Birçok kanalda buzulların erimesiyle ilgili haberleri izliyoruz. Peki bu bireylerin hayatını nasıl etkileyecek? Kuzey Kutbunda olan bitenlerin bizi ilgilendirdiğini biliyoruz. Ama bunun gündelik hayatımıza etkisi nedir? Sade vatandaşa nasıl ulaşıyorsunuz? 

 

James Leape: Bence bu hepimizin bildiği bir sorun; bu acil çözüm bekleyen bu sorunla nasıl başa çıkacağız? Şu anda en büyük tehlike Kuzey Kutbunda yaşanıyor, ama dünyanın dört bir yanında da tehlike yaşanıyor. Kuraklık görülmemesi gereken yerlerde kuraklıklar yaşanıyor; geçmişe göre daha fazla fırtına yaşanıyor. Bu tehlikenin etkileri dünyanın çeşitli yerlerinde görülüyor. Ama ben insanların iklim değişikliğinin farkında olmasına rağmen, hâlâ iklim değişikliğine karşı neden hızlı bir şekilde harekete geçmemiz gerektiğini tam olarak anlamadıklarını düşünüyorum. Bizim karşı karşıya olduğumuz sorun da bu, zaten. 

 

İpek Cem: Hükümetlere ve bireylere yönelik yaklaşımlarınızı öğrenebilir miyim? 

 

James Leape: Aslında bu ikisi birbirini etkiliyor, değil mi? Yani hükümetleri harekete geçirmek istiyorsanız, halka yakından eğilmelisiniz ve bireylerin bu konuları anlamasını, seslerini yükseltmelerini sağlamalısınız. Ama WWF aslında üç cephede faaliyetlerini sürdürüyor. Bunlardan biri kamunun eğitimi ve bunun için insanların bilincini arttırmaya, iklim değişikliğiyle ilgili nelerin yaşandığını ve bunun ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyoruz, çünkü bu önümüzdeki yıllarda hepimizin karşı karşıya kalacağı büyük bir sorun. Aynı zamanda tabii ki hükümetlerle birlikte çalışıyoruz, çünkü hükümetlerin bir araya gelmesi ve konuya bir çözüm bulması gerekiyor. Ayrıca üçüncü bir cephede daha faaliyet gösteriyoruz ki bu cephe iş dünyası; çünkü hükümetin bu sorunu çözmesi ve hemen harekete geçmesi gerektiğini söylemek çok kolay ama burada iş dünyasına da büyük sorumluluk düşüyor. Hükümetlerin harekete geçmesini sağlamak ve yapılması gereken işleri daha kolaylaştırmak için yardımcı olması gerekiyor. Bize düşen işin büyük bir bölümü de bu çabaların liderliğini yapmak isteyen ve bu liderliği kendileri için bir fırsat olarak gören şirketlerle birlikte çalışmak oluyor.  

 

İpek Cem: Uluslararası düzeyde dünyanın en büyük şirketleriyle proje yapıyorsunuz. Oysa şirketlerin ve özellikle dev şirketlerin küresel ısınmanın önemli bir nedeni olduğunu biliyoruz. Bu hassasiyetleri nasıl dengeliyorsunuz? 

 

James Leape: Küresel bir toplum olarak son 100 yıl içinde yaptığımız seçimlerin ve ekonomik büyüme modelimizin küresel ısınmaya neden olduğuna hiç şüphe yok. Ekonomilerimizi geliştirmek için fosil yakıtlarına olan bağımlılığımız, kömüre ve petrole olan bağımlılığımız bu sorunu ortaya çıkardı. Tabii ki 50 yıl önce kimse böyle dev bir sorunu tahmin edemezdi. İş dünyasının da bunda büyük payı var: iş dünyası ekonomik büyümenin motoru ama bugün artık bazı şirketlerin bir yandan işlerini büyütmeye çalışırken, bir yandan da dünyayı tehdit eden iklim değişikliğine karşı çalıştıklarını görüyoruz. Burada bir fırsat ve bir ihtiyaç var, hemen harekete geçilmesi gerekiyor ve bu yüzden de biz bu düşüncedeki şirketleri arıyoruz. "Enerjiyi etkin bir biçimde kullanarak, yenilenebilir enerji kaynaklarına kayarak, düşük karbon ekonomisinin bir parçası olacak ürünleri, mesela enerji etkin otomobiller veya klimalar veya yeni yakıt türleri geliştirerek bir örnek teşkil etmek istiyoruz" diyen şirketleri arıyoruz. Bu şirketlerle birlikte çalışarak hedeflerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak ve aynı zamanda oluşturdukları örneklerle de diğerlerine ilham vermek istiyoruz.   

 

İpek Cem: Peki. Merak ediyorum, dev enerji şirketleriyle, petrol şirketleriyle çalışıyor musunuz? 

 

James Leape: Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden bazılarıyla aktif bir diyalog içindeyiz. Ancak bu konuda başka şirketlerle yaptığımız gibi köklü bir ilişki içine girecek fırsatları henüz yakalayamadık. Dünyanın en büyük çimento üreticisi ve karbon emisyonunun en büyük kaynaklarından biri olan Lafarge gibi şirketlerle, Coca Cola veya Nokia gibi şirketlerle iyi bir işbirliğimiz mevcut. Böyle bir ilişkiyi bir petrol şirketiyle kurma fırsatını henüz yakalayamadık.  

 

İpek Cem: Fosil yakıtlarına olan bağımlılığımızla ve ortaya çıkmakta olan yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili düşünceleriniz nedir? Biyo-yakıtlar da dahil birçok yeni enerji kaynağı var ve hepsinin de artıları ve eksileri var. Sizce sanayinin devleri ve toplumlar neyin üzerine odaklanmalı?  

 

James Leape: Önce fosil yakıtlarıyla ilgili sorunuzdan başlayayım. Bunun çok basit bir cevabı var: petrol gibi fosil yakıtlarından vazgeçmeliyiz, hem de bir an önce. Tabii ki ilk önce kömürden vazgeçmemiz gerekiyor, çünkü elektrik üretmek veya ısınmak için kömür yakmanın iklim üzerinde çok zararlı bir etkisi var. Bu yüzden bir an önce kömürden vazgeçmeliyiz. Kısacası, fosil yakıtlar, bu sorunun temelini oluşturmaktadır. Öteki enerji kaynaklarına gelince, iklim koşullarına zarar vermeden enerji kaynaklarını geliştirmemiz için birçok fırsatımız var. Yenilenebilir enerji konusunda... İlk olarak rüzgar enerjisiyle başlayalım, çünkü ekonomik açıdan rekabet edebilecek düzeyde bir enerji türüdür. Dünyanın çeşitli yerlerinde rüzgar enerjisi hızla büyüyen bir alan. Güneş enerjisi de bizim için bir potansiyel. Güneş hücreleri sayesinde elektrik üretilebiliyor. Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi denen bir teknolojiyle güneş ışınları yoğunlaştırılıyor ve bu da enerji üretmek için sıvıların kaynatılmasında kullanılıyor. Bu tür enerji kaynaklarını hemen kullanabiliriz. Bio-yakıtları, yani biyo-enerjiyi sordunuz. Bu da tabii ki zorluk yaratan bir konu. İster biyo-kütle biçiminde ister sıvı biyo-yakıtlar biçiminde olsun, biyo-enerjinin çözümde önemli bir yere sahip olduğu kesin. 2050 yılına gelindiğinde enerjimizin büyük bir bölümünü bu tür enerji kaynaklarından elde edeceğiz. Buradaki asıl soru, yiyecek kaynaklarını tehlikeye atmayacak şekilde kaynakları nasıl geliştirebileceğimiz olacaktır.  

 

İpek Cem: Sıradaki sorum da buydu zaten, çünkü şimdiden yiyecek sıkıntılarına ve kuraklık korkusuna tanık olmaya başladık. Dünya nüfusu giderek artıyor ve güçlenmeye başlayan ülkeler, örneğin, Hindistan, Çin gibi ülkeler daha çok üretiyor ve daha çok tüketiyor. Bu denklemde, gelecekte yiyecek sıkıntısı çekileceğine dair bir öngörünüz var mı?  

 

James Leape: Küresel düzeydeki yiyecek arzı zincirinde uzun bir süre daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağımız kesin. Bunun birçok farklı nedeni var. Ama bu sorun tabii ki şimdiye kadar sözünü ettiğimiz konularla da bağlantılı. İklim değişiklikleri yaşanırken bütün bu sorunlar giderek daha da büyük sıkıntılar yaratacak, çünkü bugün verimli olan topraklar gelecekte o kadar da verimli olmayacak. Bugün bol su kaynağına sahip olan bölgeler, gelecekte su sıkıntısıyla karşı karşıya kalacak. Yani, iklim değişikliği, yiyecek arzı sıkıntısı üzerinde de doğrudan etkili olacak. Biyo-yakıtlar için de aynı şey geçerli. Biyo-yakıtlar konusunda yanlış politikalar uygularsak, mesela mısır koçanlarını ethanole çevirirsek bu izlenecek en kötü strateji olur. Bir sorunu çözmeye çalışırken daha kötü bir sorun yaratmış oluruz.  

 

İpek Cem: WWF olarak biyolojik-çeşitlilik ve su kaynakları gibi konularda üzerinde yoğun çalıştığınızı biliyoruz. Bu alanlarda neler olduğunu bize anlatabilir misiniz? Son 30 yıl içinde dünyamız, biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık dörtte birini kaybetti. Bu, gerçekten endişe verici bir durum. Bu kayıp aynı hızda mı devam ediyor mu? 

 

James Leape: Evet, aynı hızda devam ediyor. Bunun da şimdiye kadar sözünü ettiğimiz konularla bir ilgisi olduğunu söylediğimde belki de şaşırmayacaksınız. Dünyanın dört bir yanında biyolojik çeşitlilik hızla azalıyor. Gelecekte bu sorunun daha da kötüleşmesini bekleyebiliriz. Olaya bir başka açıdan baktığımızda, biyo-çeşitlilik kaybının devam etmesine izin verirsek, ileride iklim değişikliğiyle mücadele etmemiz daha da zor olacaktır, çünkü bizim insanoğlu olarak bağımlı olduğumuz sistemlerin direncini korumasını sağlayan unsur, biyo-çeşitliliktir. Ürünlerimizi toplamamızı ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yeni ürünler, yeni türler geliştirmemizi sağlayan şey, biyo-çeşitliliktir. Tabii ki biyo-çeşitlilik aynı zamanda bize su ve balık sağlayan ekosistemlerin sağlığının korunması için önem taşıyan ormanlar, bataklıklar ve mercan kayalıkları anlamına da gelmektedir. Kısacası her şey birbiriyle bağlantılıdır ve biyo-çeşitlilikteki azalma büyük bir sorundur.  

 

İpek Cem: Türkiye gibi bir ülkeye baktığımızda, Akdeniz havzasında yer alıyoruz, su sıkıntısı çekebilecek bir durumdayız, etrafımız denizlerle çevrili, denizlerin yükselmesi ve sıcaklıktaki artış bizi etkileyebilir. Geleceğe hazırlanmamız için bize neler söyleyebilirsiniz? Korkmamız veya en azından dikkatli olmamız gereken konular neler? 

 

James Leape: Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunların hepsini çok iyi anlattınız. İklim değişikliği konusunda, oluşturulan modeller, dünyanın bu bölümünde sıcaklıkların belirgin ölçüde artacağını gösteriyor, yani sıcak mevsimler daha uzun sürecek ve daha da büyük sıkıntılar yaşanacak. Kuraklıkların daha fazla yaşanmasını, su kaynaklarının azalmasını bekleyebilirsiniz. Deniz seviyesinin yükselmesinin İstanbul da dahil olmak üzere ülkenin büyük bir kısmını etkilemesini bekleyebilirsiniz.  

 

İpek Cem: İstanbul Boğazı da dahil olmak üzere. 

 

James Leape: Evet, Boğaziçi de dahil... Bir örnekle anlatayım. Grönland'daki buzulların erimesine izin verirsek, ki bu hemen olacak bir şey değil ama iklim değişikliği devam ederse ve biz bu konuda bir şey yapmazsak, sonunda Grönland'daki buzullar eriyecektir ve bu da dünyanın her yerinde deniz seviyesinin yedi metre yükselmesine neden olacaktır. İstanbul'da suların yedi metre yükseldiğini düşünsenize. Hiç de güzel bir düşünce değil bu.  

 

İpek Cem: Bu bir felaket olur. 

 

James Leape: Evet, tamamen öyle. Üstelik bu sadece Grönland'daki buzulların erimesiyle olacak bir şey. Grönland'dan sonra Antarktika'da da benzer bir şey olursa, yani iklim değişikliği devam ederse, daha kötü şeylerle karşı karşıya kalırız.  

 

İpek Cem: İstanbul Boğazı çok dar bir geçit ve siz de görmüşsünüzdür uluslararası anlaşmalar nedeniyle birçok gemi buradan serbestçe geçiyor. Kimi zaman petrol veya atıklar Boğazı kirletiyor, bazen de kazalar yaşanıyor. Bu sorunlar karşısında, kıyılarımızı ve çevremizi korumak için neler yapabiliriz? 

 

James Leape: Umarım birşeyler yapabilirsiniz. Bence son birkaç yıl içinde yaşanan güzel gelişmelerden biri de, insanların çevreye bağımlı olduğumuz gerçeğinin daha çok farkına varmaya başlamalarıdır. Bugün artık çoğumuz şehirlerde ve hatta klimalı binalarda yaşasak bile, hâlâ doğal sistemlerin sağlığına, bir milyardan fazla insan için yiyecek sağlayan okyanusların sağlığına, şehirlerin üçte birinden fazlasına su sağlayan ormanların sağlığına doğrudan bağımlıyız. Bu yüzden şehir yaşamımızda kendimizi korunmuş veya izole edilmiş hissetsek bile hâlâ bu sistemlerin sağlıklı olmasına bağımlıyız. İstanbul Boğaz'ı gibi deniz kaynaklarına, bu ülkedeki ve başka ülkelerdeki ormanlara iyi bakmamız gerekiyor. Çevreyi  koruma çabalarımız, yaşamlarımız ve refahımız için ekonomik açıdan da çok büyük bir önem taşımaktadır.  

 

İpek Cem: Doğal Hayatı Koruma Vakfı olarak geleceğe yönelik çalışırken, 2050 yılına uzanan çeşitli tahminler yapıyorsunuz. Şimdiye kadar sözünü ettiğimiz sorunlarla ilgili öngörüler neler? Çevre konusunda, farklı ülkeler arasındaki siyasi koordinasyon açısından çözüm yolları var mı? Önümüzdeki 30 – 40 yılı bizim için değerlendirebilir misiniz?  

 

James Leape: Aslında bu çok önemli, çünkü dünyanın başına gelebilecek korkutucu şeylerin farkına varmak önem taşırken, bunların yaşanmamasını sağlayacak işler yapmak daha da önemlidir. İyi haber şu ki, bunu başarmak kesinlikle mümkün. İklim değişikliği sorunuyla mücadele etmek için ne yapılması gerektiğini biliyoruz ve bunun hangi makul maliyetle gerçekleşebileceğini de biliyoruz. Bu maliyet, iklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak maliyete göre çok düşük kalan bir rakam. Bu nedenle iklimde büyük bir değişiklik yaratmadan 2050'de dünyanın enerji ihtiyacını nasıl karşılayabileceğine dair bir yol haritası çıkardık. Bu bulmacanın ilk ve en önemli parçası enerjinin etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasıdır. Kullandığımız her birim enerjiden en iyi şekilde yararlanmalıyız. Enerjiyi etkin kullanan otomobilleri tercih etmeli, binalarımızı daha az enerji gerektirecek şekilde izole etmeli, enerji tasarruflu ev aletleri kullanmalıyız. Çözümün %30'u - %40'ı burada yatıyor. Tabii ki bu değişimler kendi kendilerini amorti edeceklerdir, çünkü daha az enerji kullanacaklardır. Buna ek olarak daha temiz kaynaklardan enerji elde etmeye çalışmalıyız ki burada da birkaç dakika önce sözünü ettiğimiz konuya dönüyoruz. Rüzgar enerjisine, güneş enerjisine, biyo-kütle enerjisine ve bunlar gibi alternatif enerjilere yatırım yapmayı ciddi bir şekilde düşünmeliyiz. Bunları yaparsak, o zaman iklim değişikliğiyle mücadele edebiliriz. Ama çok güçlü bir şekilde ve hemen harekete geçmeliyiz.  

 

İpek Cem: Sizce hangi ülkeler iklim değişikliğiyle mücadelede daha başarılı? 

 

James Leape: Şu anda herhangi bir ülkenin bunu sözünü ettiğim şekilde acil bir durum olarak görerek harekete geçtiğini düşünmüyorum. Bugün çevre konusunda önemli işler yapan bazı siyasi liderleri görebiliriz. Bence Angela Merkel Avrupa Birliği başkanlığını yürüttüğü sırada çok önemli işler yaptı ve Avrupa Birliği'nin yaklaşık bir yıl önce kabul ettiği politikalar birçok açıdan çok güçlü. Şimdi işin zor kısmı geliyor ki bu da alınan kararları eyleme dökmektir. Ama Avrupa Birliği'nin verdiği sözler ve aldığı kararlar çok önemliydi. California Valisi Schwarzenegger'in California'da yaptığı işler de önem taşıyor. Dünyanın en büyük on ekonomisi arasında yer alan California bölgesini düşük karbon temelli bir ekonomi haline getirmek gerçekten çok önemli bir başarı ve bu başarı, Amerika Birleşik Devletleri'nin daha yapıcı bir yolda ilerlemesi için bir başlangıç olacak. Çin'de de hükümet bu konuyla ilgilenmeye başladı, enerji etkinliği konusuna, örneğin rüzgar enerjisine önem vermeye başladı. Birçok farklı ülkede bulmacanın farklı parçaları yerlerine oturuyor. Ancak herhangi bir ülkenin bu konuda tam anlamıyla büyük adımlar attığını henüz göremiyoruz.  

 

İpek Cem:  Çevre sorunlarının algılanmasında kuşaklar arasında bir fark görüyor musunuz? Benim gözlemlerime göre, gençler çevre sorunlarına daha yakınlar. Tabii ki bu bir genelleme ama siz nesiller arasında çevre bilinci açısından bir fark görüyor musunuz? 

 

James Leape: Gençlerin çevre sorunlarına daha yakın olduğu ve gezegenleri için endişe duydukları konusunda hiç şüphe yok. Sanırım bu bize bir umut verebilir. Yine Birleşik Devletler'den bir örnek vermek gerekirse, siyasi alanda gençler giderek bir güç haline geliyor, siyasi bir güç kazanıyor ve odaklandıkları noktalardan biri de gezegenimizi kurtarmak oluyor. Bu, iyi bir şey.  

 

İpek Cem: Birleşik Devletler, siyasi anlamda küresel bir lider olarak görülüyor. Bu ülkenin çevre konusundaki tutumunun olumlu bir şekilde algılanmadığını biliyoruz. Amerika'da bir seçim süreci yaşanıyor. ABD Başkan adaylarından beklentileriniz nelerdir? Sizce çevre konusunda mücadele edecekler mi? 

 

James Leape: Buna hiç şüphem yok. Amerikan Başkanlık seçimlerini kim kazanırsa kazansın, Başkan Bush döneminde çevre konusunda yaşananlardan çok daha iyi şeyler yaşanacak. Özellikle iklim değişikliği konusunda daha güçlü bir politika sergilenecek, örneğin Cumhuriyetçi aday John McCain iklim değişikliği konusunda uzun süredir aktifti. Ayrıca, demokratların her iki adayı da bu konuda çok iddialı. Sanırım artık Amerika'daki bu tutum değişikliğine hazırız, Aralık ayında yapılan Bali görüşmelerinde hükümetlere, Japonya ve Çin gibi ülkelerin hükümetlerine verdiğimiz mesajlardan biri şuydu: "Bugün masada karşınızda ABD adına kimin oturduğu konusuna odaklanmayın, 2009'da Kopenhag'da kimin oturacağını düşünün, çünkü 2009'da ABD'nin çevre konusundaki uluslararası müzakerelerde tutumu çok farklı olacaktır." 

 

İpek Cem: Buzulların erimesinin ardından o bölgelerde petrol arama olasılığı da söz konusu. 

 

James Leape: Evet. 

 

İpek Cem: Ülkelerin bu konuda farklı çıkarları olacağı için, sizce bu bölgeler nasıl güvence altına alınabilir?  

 

James Leape: Küresel düzeyde önceliğimiz Kuzey Kutbu bölgesi. Kuzey kutbunu çevreleyen ülkelerin her birinde bürolarımız ve üyelerimiz var ve uzun bir süredir bu konuyla yakından ilgileniyoruz. Bence burada yapılması gereken birkaç iş var. Kuzey Kutbunu çevreleyen sekiz ülkenin bu kaynakları yönetmek amacıyla ortak bir mekanizma oluşturmak için bir araya gelmesi gerekiyor. Bu bölgede büyük bir hareket başlayacak ve tabii ki bölge büyük değer kazanacak. Dünyanın en değerli balıkçılık kaynaklarından bazıları bu bölgede. Bu nedenle, ülkelerin ortak bir şekilde hareket etmesi ve olayları akıllıca yönetmesi gerekecek, çünkü her ülke kendi başına bırakılırsa, işler kontrolden çıkabilir. Öncelikli olan da bu zaten. Daha sonra da "Kuzey Kutbunda petrol aramalarına hayır" dememizin zamanı gelecek. Bölgedeki kaynakları akıllı bir şekilde kullanmamız gerekiyor.  

 

İpek Cem: Bu yasal olarak nasıl işleyecek? Yasal olarak neler yapılabilir? 

 

James Leape: Yapılabilecek en iyi şey, bu sekiz ülkenin uluslararası bir anlaşmayla bir araya gelmesi ve "bu kaynağın güzel bir şekilde kullanmak için birbirimize güvendiğimizi kabul ediyoruz" demesidir. Antarktika bölgesinde böyle bir şey işe yaramıştı. Şimdi soru, Kuzey Kutbunda aynı şeyi yapıp yapamayacağımızdır. Bence bunu başarmamız gerekiyor. 

 

İpek Cem: Küresel ısınmanın abartıldığını söyleyen kesimler vardı. Bu tür sesler oldukça azalmış durumda ve yolunda gitmeyen bir şeyler yaşandığı konusunda artık bir uzlaşı sözkonusu. Öte yandan, dünyadaki yaşamın büyük bir kısmı, küresel ticaret, havacılık, ithalat ve ihracat gibi unsurlar tarafından şekilleniyor. Bütün bunlar gelişmekte olan ülkeler için büyümenin en önemli araçları. Bu ihtiyaçlar nasıl dengelenmeli?  

 

James Leape: Burada açığa kavuşturulması gereken iki şey var. Bunlardan biri, iklim değişikliğine karşı ekonomik gelişme şeklinde bir tercihin olmaması gerektiğidir. Asıl soru, gelişmeyi durdurup durdurmayacağımız değil; nasıl gelişeceğimiz, nasıl büyüyeceğimiz olmalıdır. Dünya üzerindeki bütün ekonomiler, karbonun kısıtlandığı bir gelecekte nasıl gelişebilir? Böyle bir şeyin yapılabileceğine dair hiç şüphe yok. Yeni bir ekonomi türünün gelişmesi, daha az fosil yakıtı tüketen ve daha da ileride fosil yakıtı tüketmeyecek olan ve böylece çevre için tehlike yaratmayacak olan bir ekonomi türü yaratmak için bir fırsatın mevcut olduğuna dair hiç şüphe yok. Sorunuza Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler ve ekonomiler açısından cevap vermemiz gerekirse, bu ülkeler sorun yaratabilir. Bu ülkeler yoğun bir şekilde fosil yakıtlarına bağımlı olan Batı tarzı gelişim modelini atlayıp, insanları ve çevre koşulları için daha iyi olan yeni bir gelişim modeline geçmek zorundalar. Birincisi, böyle bir şeyin mümkün olduğuna dair kimsenin şüphesi yok; ikincisi, gelişmiş ülkelerin bu konuda yardımcı olacağına hiç şüphe yok. Küresel iklim anlaşmasının önemli bir bölümü, sadece gelişmiş ülkelerin kendi karbon emisyonlarını azaltmayı kabul etmesinden değil, gelişmekte olan ülkelere de karbon emisyonlarını azaltmaları için yardımcı olmayı kabul etmelerinden oluşuyor.  

 

İpek Cem: Türkiye de yakından takip ettiğiniz bir ülke. Bizim vatandaşlarımıza, siyasetçilerimize ve iş dünyamıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Yeni bir yasa çıkarırken, şehircilik prensipleri açısından ve geleceği düşünürken öncelikleri ne olmalı? 

 

James Leape: İlk iş, iklim değişikliğinin Türkiye üzerinde büyük etkiler yaratacağının kabul edilmesidir. Türkiye, bu sorunun giderilmesinde dünyanın öteki ülkeleriyle birlikte bir pay sahibi olmalıdır. Türkiye, çözümün bir parçası olmalıdır ve bu da Türkiye'nin Kyoto Protokolünü imzalamasını ve uluslararası görüşmelerde masaya oturmasını, bu soruna bir çözüm bulmak için öteki ülkelerle birlikte çalışmasını gerektirmektedir. Bu sırada, yapılabilecek birçok şey var. Başlamak için en kolay yol da, tabii ki ülkenizde kullanılan enerjinin etkinleştirilmesi ve verimli kullanımı olacaktır. İnsanlar bunu evlerinde uygulayabilir ve tercihlerini buna göre yapabilir; satın aldıkları otomobillerde, lambalarda, buzdolaplarında ve sürdürdükleri yaşam tarzlarında bu tercihleri uygulayabilirler. Bu çok önemlidir, çünkü bu, piyasaya insanların daha farklı yaşamak ve enerji etkin ürünler satın almak istediklerine dair bir mesaj gönderir. Bu da iş dünyasının kendini bu yönde geliştirmesini sağlar. Enerjiyi etkin bir şekilde kullanmayan eski ürünleri ve müsrif teknolojileri kullanmayarak daha az enerji harcayabiliriz ve petrolün varilinin 129 dolar olduğu bu dönemde yakıt masraflarından tasarruf edebiliriz. Bence burada herkese, hükümetlere, bireylere ve şirketlere görev düşüyor. Uluslararası görüşmeler devam ederken, bizim de yapabileceğimiz çok şey var.  

 

İpek Cem: Bu söyleşiden umutlu bir sonuç çıkarıyor ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. 

 

James Leape: Ben teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.