11 Nisan 2007
Jeffrey Immelt

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in konuğu, dünyanın en köklü şirketlerinden GE'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Jeffrey Immelt. Birçok liderlik ödülünün sahibi olan Immelt, aynı zamanda küresel iş dünyasının da önde gelen aktörlerinden. İpek Cem'in sorularını Washington'da yanıtlayan Immelt, Türkiye'ye olan ilgisinin yanı sıra, global iş trendleri ve rekabetçi iş yapma prensiplerini de dile getiriyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz, GE'nin CEO'su, Jeffrey Immelt. Programımıza hoş geldiniz.

 

Jeffrey Immelt: Teşekkürler. Burada olmak güzel.

 

İpek Cem: Başarısını çok uzun bir süredir, tam olarak 128 yıldır sürdüren bir şirketten söz ediyoruz. Bir şirket bu ivmeyi hep devam ettirebilir mi?

 

Jeffrey Immelt: Bence asıl önemli olan, nelerin olduğu gibi korunacağını ve nelerin değiştirilmesi gerektiğini bilmek. Her şeyden önce şunu söyleyeyim; bu şirket daima insanları temel almıştır. Daima bünyesinde sarsılmaz bir bütünlük olmasını hedeflemiş ama kendini yenilemeyi de bir ilke olarak kabul etmiştir. Bu yenilenme kapsamında, kullanılan teknoloji geliştirilmiş, küreselleşme takip edilmiş, yöneticilerin sürekli yeni şeyler öğrenmesi sağlanmıştır. Kendimizi tarihimizin esiri hissetmiyoruz ve sürekli yenilenmeyi esas alıyoruz. Bir şirket, başarısını, ancak bu sayede uzun süre koruyabilir.

 

İpek Cem: 2001 yılında, GE'nin başına geçtiniz ve tam dört gün sonra 11 Eylül saldırıları yaşandı. Bu saldırılar, küresel siyasetin ve iş dünyasının çehresini değiştirdi. Şirketin başına geçtiğiniz ilk günlerde bu fırtınalı döneme ayak uydurmakta zorlandınız mı?

 

Jeffrey Immelt: Aslında o dönemde, aşağı yukarı aynı anda, üç ayrı olay yaşandı: 11 Eylül trajedisinin küreselleşme üzerinde ve yalnızca Amerika için değil, dünyanın pek çok ülkesi için de önemli etkileri oldu. Yaşanan ikinci önemli olay ise Enron skandalıydı. Bu olay gerek ABD genelindeki, gerek dünyanın diğer pek çok ülkesindeki şirketleri derinden etkiledi. Üçüncüsüyse, doksanlı yılların sonunda Amerika'da hâkim olan ekonomik anlayışın sona ermesiydi ki, şirket yöneticileri artık yeni bir dönemin başladığını; insanların, CEO'lardan yeni beklentileri olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. Bunlar, ilk başladığında beni zaman zaman zorlamış olsa da; serbestçe hareket etme ve kendi planımı devreye sokma imkânı da sağladı. Yoksa altı ay, bir yıl öncesine kadar son derece sağlam temelleri olan bir sistemi kendime göre değiştirmem o kadar kolay olmazdı.

 

İpek Cem: Amerika'nın önde gelen bir şirketisiniz. Bu olaylardan sonra Amerikan şirketlerine olumsuz yaklaşımlar sergilendiğine tanık oldunuz mu?

 

Jeffrey Immelt: Biliyorsunuz, büyüklük her zaman korku unsurudur. Ama sırf Amerikan şirketi olduğumuz için olumsuz bir tavır sergilendiğini söylemeyeceğim. GE, saygınlığını her zaman korumuştur. Ama insanlar artık büyük şeylerden hoşlanmıyor. Büyük şirketlerden hoşlanmıyor, büyük hükümetleri sevmiyorlar. Bizim başından beri yapmaya çalıştığımız şeyse, büyüklüğümüzü bir dezavantaj değil de avantaj olarak kullanmaktı. Nasıl iyi vatandaşlar olacağımızı, nasıl yeni şeyler geliştireceğimizi biliyor; sırf büyük olmak için büyümeye çalışmıyorduk.

 

İpek Cem: GE, her zaman mesleki stratejileri ve liderlik anlayışıyla anılmıştır. Küreselleşme, şirketin başına geçtiğinizden beri piyasaları yönlendiren önemli bir faktör oldu. Sizin de yüzde 8'lik organik büyüme hızı gibi çarpıcı bir hedef belirlediğinizi biliyorum. Bu alandaki çalışmalar nasıl gidiyor? Bu hedefinizi üç, beş yıl içinde de sürdürebileceğinize inanıyor musunuz?

 

Jeffrey Immelt: Bizi istikrarlı olarak gayri safi yurtiçi hâsılanın iki üç katı oranında büyütecek bir hedef belirlememizin gerekli olduğunu konuşmuştuk. Kimileri bizim büyüklüğümüzdeki bir şirkete sahip olmanın zorluklarından söz edebilir. Bizim ne yaptığımızı söyleyeyim: Yılda yüzde beş ya da altılık büyüme hedefi olan şirketleri alıp zaman içinde yüzde yedi ya da sekizlik büyüme hızına ulaşmalarını sağladık. Ama bunu yalnızca somut adımlar atmaktan söz ederek başaramazsınız. Şimdiye kadar attığımız somut adımlar bizi zaten daha yenilikçi, daha teknik ve müşterisine daha yakın bir şirket haline getirmişti ama küreselleşmenin de bizi hedeflerimize ulaştırmakta önemli bir payı olduğunu söylemek gerekiyor. Küreselleşme büyük bir itici güç. Bunu her yıl sürdürebilir miyiz, sonsuza dek böyle devam edebilir miyiz; sanırım evet. Şirketi de bunu hedefleyerek yönetiyoruz. Ama ayakları yere basmayan değerlerle konuşmanın da kimseye bir yararı olmadığını çoktan öğrenmiş bulunuyoruz. O yüzden gayri safi yurtiçi hâsılanın iki üç katından söz etmek, çalışanlarımızı teşvik ediyor; olumsuz bir etki yaratmıyor. Rakamsal hedeflerin bizi olumlu yönlendirdiğine inanıyorum.

 

İpek Cem: Sizin matematik eğitimi aldığınızı biliyorum.

 

Jeffrey Immelt: Evet.

 

İpek Cem: Türkiye'ye baktığımızda pek çok farklı sektörden söz ediyoruz. Şunu çok iyi biliyorum ki, GE, uzun yıllardır Türkiye pazarında. Son zamanlarda finans sektöründe de atılımlarınız oldu. Sizi, Türkiye'ye yatırıma pozitif bakan bir şirket olarak biliyoruz. Türkiye'nin, yatırım açısından doğru bir tercih olduğunu düşündüren özellikleri nelerdir?

 

Jeffrey Immelt: Size Türkiye'nin bu konuda üç önemli özelliğinden söz edebilirim. İlki, hiç şüphesiz, konumu. Türkiye, coğrafi konumu açısından hem Avrupa'yla hem de bence giderek artan bir oranda İslam dünyasıyla bağlantıda. Ortadoğu'ya, Kuzey Afrika'ya baktığınızda, zenginlik ve yetenek açısından gittikçe gelişen bazı ülkeler görüyorsunuz; bence Türkiye de bu açılardan büyük bir avantaj sahibi olan ülkelerden biri. İkincisi, Türk halkı. Türkiye'de hırslı, iyi eğitim almış, rekabeti seven genç bir nüfus yetişiyor. Üçüncüsüyse Türkiye'nin endüstriyel altyapısının çok sağlam oluşu. İmalata bakıyorsunuz, sağlam. Büyük yerleşik holdingler bunlar çok iyi birer sanayici. Kendilerine çok iyi ortaklar seçiyorlar. Bu şirketlerle ortak iş yapan, bu ülkeye yatırım yapan yabancı şirketler de, rekabet koşullarının ne kadar sağlıklı olacağını en başından görüp bu pazara rahatlığıyla giriyor. Türkiye 80 milyon nüfusu olan bir ülke. Tek risk sadece iç pazarın gelişmesi. Daha olumlu senaryoysa, sadece iç pazar olarak değil, önemli ölçüde ihracat da yapar hale gelmememiz. Bu özelliğinizi koruyabilirseniz gelişiminiz çok uzun bir süre boyunca devam edebilir.

 

İpek Cem: Dünya geneline baktığımızda büyük şirketlerin Çin ya da Hindistan gibi pazarlara öncelikli yatırımlar yaptığını biliyoruz. Şirketlerin bu tercihi, diğer gelişmekte olan ülkelere olan ilgiyi azaltıyor mu?

 

Jeffrey Immelt: Bizim kadar büyük bir şirketseniz ve başarılı olmak istiyorsanız, dünyanın her ülkesini kapsayacak bir strateji belirlemeniz gerekir. Çin ve Hindistan çok önemli ülkeler, bunu inkâr etmiyorum. Ama sadece oraya odaklanırsanız, diğer ülkelerdeki fırsatları kaçırırsınız. Bence bugün Latin Amerika da heyecan verici bir pazar. Doğu Avrupa da öyle. Türkiye, Kuzey Afrika, Ortadoğu, bunların hepsi gelecek vaat eden pazarlar. Dünyanın dört bir yanındaki her türlü ülke yatırım alanımız olmalı. Buna mecburuz. Ayrıca meseleye ille de "ya o ya bu" kavramlarıyla bakmıyorum. Benim için Türkiye ve Çin ve Hindistan ve Brezilya ve Vietnam ve daha pek çok ülke var. Artık böyle hareket etmek zorundasınız.

 

İpek Cem: Günümüzde iş dünyasına baktığımızda küresel ısınma, petrol ve su rezervlerinin azalması gibi sorunların ön planda olduğunu görüyoruz. Bu gelişmeler, sizin iş dünyasına bakışınızı ve çalışma koşullarınızı nasıl etkiledi? Bu konuda aldığınız önlemlerden ve belirlediğiniz stratejilerden söz edebilir misiniz?

 

Jeffrey Immelt: Şunu söyleyebilirim: Benim gibi insanlar, başkaları tarafından fark edilmeyen gelişmeleri tahmin edebildikleri için işe alınır. Şu anda doğal kaynaklarda darboğaza dayalı ekonomik görüş, yükselen bir trend. Sizin de belirttiğiniz gibi petrol sıkıntısı, su sıkıntısı yaşanıyor; sera etkisi yaratan gazlar büyük bir sorun. Yapmaya çalıştığım şey şu: Aslında ben politikacı değilim. Yani birtakım kurallar koymak ve onların uygulanmasını denetlemek başkalarının görevi. Benim yapmaya çalıştığım şey, sözünü ettiğimiz sorunların çözümüne yardımcı olacak çeşitli ürünler ve hizmetler geliştirmek. Atık suyun arıtılıp kullanılabilir hale getirilmesi, karma teknolojiler, rüzgâr gücü. Bütün bunlar, müşterilerimizin, yaşanan sıkıntıları atlatmalarına yardım etmeyi amaçlayan hizmetler. 2005 yılında sözünü ettiğimiz bu sorunlara çözüm üretmek amacıyla Ecoimagination adlı bir girişim başlattık. 2006 yılında bu tür ürünlerden 12 milyar dolar gelir elde ettik. 2010 yılına kadar bu alanda 20 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyoruz. Şirketin bu işten belli kazanımlar edinmesini amaçlıyoruz.

 

İpek Cem: Yeni teknolojiler geliştirme ve bunlardan yararlanma konusunda ne kadar kararlı olduğunuzu biliyorum. Bu konularda karlılık seviyesi iyi mi?

 

Jeffrey Immelt: Bu soruya cevabım evet olacaktır. Sanırım 17 ürünle başladık. Şu anda sayıları 40'a yaklaşıyor. Yılsonuna kadar 60 olmalarını hedefliyoruz. Bu teknolojilerin temelini çok sağlam attık. GE'nin bu alanda yalnız olmadığına da inanıyorum. Şu anda bizim yaptıklarımızdan örnek alan birçok şirket var. Sonuçta teknoloji açısından zengin olmanız hem bu sorunları çözmenizi, hem de bu işten kâr elde etmenizi sağlar.

 

İpek Cem: Gerçek anlamda sorun çözmenize yardımcı olmak üzere geliştirdiğiniz teknolojilerden en önemlileri sizce hangileri?

 

Jeffrey Immelt: Kendi tasarımımız olan bir yeni bir lokomotiften söz edebilirim. Yakıt tüketiminde yüzde 10'a, 15'e varan bir tasarruf sağladığımızı belirtmek durumundayım. Kömürün gaza dönüştürülmesi esasına göre çalışıyor ve sonuçta ortaya neredeyse doğalgaz kadar temiz bir yakıt çıkıyor. Karma teknolojilere baş vurmak gelecekte kaçınılmaz bir yol olarak görünüyor. Bu noktada nükleer enerjiden yararlanılıp yararlanılmayacağı sorusu da gündeme gelebilir çünkü o da tamamen temiz bir teknoloji. Yani sonuçta pek çok değişik yönteme başvurmak mümkün. Atık suyun arıtılıp yeniden kullanılması, sorunlara büyük ölçüde çözüm getirebilir. Bütün bunlar gelecekte işleri kolaylaştıracak yöntemler olarak göze çarpıyor.

 

İpek Cem: Avrupa pazarına bakışınız- Türkiye de Avrupa Birliği'nin bir üyesi olma yolunda- Türkiye pazarına bakışınızı nasıl etkiliyor? Bu sizin için bir olumlu puan mı yoksa artık hiçbir önemi yok mu?

 

Jeffrey Immelt: Sanırım durumu çok iyi dile getirdiniz. Öncelikle, Türkiye'ye yatırım yaparken, ülkenizin birliğe kabul edilip edilmemesini hesaba katmıyoruz. Tabii ki Türkiye'nin birliğe kabulü, ülkenizle ilgili öngörüleri daha da iyileştirir, pek çok vaat ve fırsat sunan bir ülke haline getirir. Şirket politikası olarak da, kişisel olarak da inancım, ortak pazarların iyileştirici bir güç olduğundan yana. Avrupa içinde hangi hızla ve nereye kadar yayılacakları konusunda bir çekişme olduğunun farkındayım ama bu bütün bunların Avrupa ekonomisine büyük katkısı olduğunu ve Avrupa'nın şu anda tahminimizden daha büyük bir hızla ilerlediğini görüyorum ve bence bunun başlıca nedeni ortak pazarın kurulmuş olması.

 

İpek Cem: Her şirket gibi sizin de, iş veriminizi artırmak için, yeni yollar aradığınızı biliyorum. Örneğin bu yöntemlerden biri de çapraz satış. Faaliyet alanlarınız birbirinden çok farklı olduğundan soruyorum. Bu yöntem başarılı sonuç veriyor mu?

 

Jeffrey Immelt: Biliyor musunuz, bunu yalnızca müşteri değil, ülke bazında da düşünüyoruz.

 

İpek Cem: Öyle mi?

 

Jeffrey Immelt: Buna, tümden şirketin pazarlanması diyoruz. Müşterilerimizden yüzde 10 ila 15'i arasında bir kesim, GE'le yalnızca bir tek ürün bazında iş yapmak istemiyor. Müşterilerimizin yüzde 15'i için, ihtiyaçlarını tamamıyla karşılayacak projeler geliştiriyoruz. Hemen bir örnek vereyim; Garanti Bankası'na yatırım yaptık. Ferit Şahenk'le bir iş anlaşması yaptım. Türk sanayicilerle aramızda yalnızca bir tek alanda işbirliği olacağını sanmıyorum. Kendilerine, enerji , emlak gibi sektörlerde de potansiyel ortağımız gözüyle bakıyoruz. GE finans sektörüne yatırım yaparak Türkiye'deki yerini sağlamlaştırmıştır. Bundan sonra sıra belki uçak motorları üretimine gelir. Sonuçta ülke-şirket temelli bir işbirliği geliştirirken amacım, sürekli geniş kapsamlı olarak düşünmek ve ileride eksik kalan noktaları da birleştirerek yalnızca hükümetlerle değil, küresel temelde güvenilir ortaklarımız olacak şirketlerle de iyi ilişkiler kurmak.

 

İpek Cem: Şirketlerin, ülkelerin belli kurumlarıyla işbirliği yapmasının, Ortadoğu'da ve Çin gibi ülkelerde de yaygın olduğunu biliyorum. Peki yaşanan rejim değişiklikleri bu tür ilişkileri nasıl etkiliyor? Burada isimler mi daha ön planda yoksa kurumlar mı?

 

Jeffrey Immelt: Sanırım daha çok kurumlar ön planda. Örneğin GE'yi ele alacak olursak, bu şirket varlığını benimle de bensiz de sürdürebilir. Ben yalnızca belli bir süre için buradayım. Benden sonra da mutlaka birileri olacak. O halde meseleyi kurum bazında ele almak gerekiyor. Bazı ülkeler hakkında da benzer düşüncelerim var. Örneğin Çin için kurumsal ilişkilerden söz etmek mümkündür. Ortadoğu'daki pek çok ülke için en azından uzunca bir süreliğine yönetimde söz sahibi olan hanedanla kurulacak iş ilişkilerinden söz etmek mümkün olabilir. Uzun yıllardır birlikte iş yaptığımız Türkiye gibi demokratik ülkeler içinse, şunun iyi anlaşılması çok önemli: Siyasi partiler iktidara gelip gidebilir; liderler ve siyasetçiler değişebilir ama 10, 15, 20 yıllık dilimler için oluşturulan projelerde göz önünde bulundurulması gereken en önemli şey, rejim değişikliklerinden etkilenmeyecek ilişkilerin kurulmasıdır.

 

İpek Cem: Sanırım şirketiniz, 128 yıl boyunca yalnızca dokuz başkan tarafından yönetilmiş, değil mi?

 

Jeffrey Immelt: Evet, sanırım öyle.

 

İpek Cem: Anladığım kadarıyla uzun soluklu planlar yapıyorsunuz. 10, 15 hatta 20 yıllık dönemlerden söz ediyorsunuz. Günümüzde iş dünyasında bu kadar uzun bir süre, 100 yıla tekabül ediyor diyebiliriz. Bu bir şirket kültürü olsa gerek...

 

Jeffrey Immelt: Aslında rekabete hayli açık bir şirket olduğumuzu söyleyebilirim.

 

İpek Cem: Peki...

 

Jeffrey Immelt: Yılın üç aylık dönemleri için ya da tamamı için belirlediğimiz finansal hedefler ve raporlamalarınız var. Ama şirketimizin uzun zamandır benimsediği bir başka anlayışa göre de, uygulamaya koyduğumuz yeni bir sistemin sonuçlarından tam anlamıyla emin olabilmek için en az bir yıllık, hatta bazı durumlarda on yıla yayılacak bir dönemi gözden çıkarmak zorunda kalabileceğimizi kabul etmemiz gerekiyor. Bugün güçlü bir şirket olduğumuzdan söz edebiliyorsak bunu büyük ölçüde, yaptığımız uzun vadeli planlara borçluyuz. Bazen şirketleri başarıya taşıyan fikirler çok parlak fikirler olmayabilir. Orta halli bir projeyi alıp azmederek beş ya da on yıllık bir dönem boyunca uygulamada tutmak da başarıyı getiren etkenlerden biri olabilir. Örneğin uçak motoru üretimini ele alalım. Böyle bir alana bir milyar dolar yatırım yaptığınızı farz edin. Kâra geçebilmeniz için belki 10, belki 15 yıl beklemek zorunda kalabilirsiniz ve o kârı elde etmenizde belki 50 yıllık bir birikimin rolü vardır. Biz Türkiye'ye 1948 yılında geldik. 1948 ile 2002 yılları arasında yalnızca 200 milyon dolarlık bir büyüme gerçekleştirdik. Ama 2002-2006 yılları arasına baktığınızda bu büyümenin 200 milyondan bir milyar dolara yükseldiğini görürsünüz. Bu büyümede 1948-2002 yılları arasında kurduğumuz iş ilişkilerinin, attığımız adımların hiç mi payı yoktu? Başarıyı son birkaç yıl içinde elde etmişiz gibi görünse de bu işin geçmişine de bakmakta yarar var.

 

İpek Cem: Peki bu gelişme en çok hangi sektörlerde yaşandı?

 

Jeffrey Immelt: Enerji, ulaşım, altyapı hizmetleri, finans ve biraz da sağlık alanlarında.

 

İpek Cem: Sosyal sorumluluk şirketler için önemli bir konu. Örneğin bir yandan su konulu bir konferans organize ediyorsunuz, ve öte yandan şirketiniz su teknolojileri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Burada bir ilişkilendirme söz konusu. Şirket olarak öncelik verdiğiniz sosyal sorumluluk projeleri hangileri?

 

Jeffrey Immelt: En önemlisinin eğitim alanında olduğunu söyleyebilirim. Çalışmalarımızın büyük bölümünün, iş yaptığımız ülkelerdeki yetenekli ama maddi durumu iyi olmayan çocukların belirlenip iyi eğitim almalarını sağlamak olduğunu belirtmek isterim.

 

İpek Cem: Bu, uluslararası bir proje mi?

 

Jeffrey Immelt: Kesinlikle böyle. Gerek iş yaptığımız ülkelerde gerek Amerika'da faaliyet gösterdiğimiz sektörlerde durum bu. Daha da ileri gidip, şirketlerin toplumdan aldıklarını yine toplumla paylaşmalarının çok önemli olduğunu da belirteyim. Bunu kesinlikle inanarak söylüyorum. Ama şirketlerin teknolojilerden yararlanmasında ve bu teknolojileri sorun çözümünde değerlendirmelerinde de yanlış bir taraf olmadığına inananlardanım. Yatırımcıların ve şirketlerin toplumsal sorunlara yakınlaşması sorunların da daha çabuk çözülmesine katkıda bulunacaktır. Sorunların başka türlü bu kadar çabuk çözülmesi mümkün görünmemektedir. Sonuçta iş dünyasında yatırımcıların sorun çözücü olarak hareket etmesinde yarar olduğuna inanıyorum.

 

İpek Cem: Dünya ekonomisi bir süredir hep iyi durumda. Kimileri, birbirinden farklı pazarlar var oldukça, Çin Hindistan gibi ekonomiler büyüdükçe bu gelişmenin süreceğine inanıyor. Öte yandan, bu ekonomik baharın böyle sürüp gidemeyeceğini, belli bir noktada mutlaka tıkanacağını söyleyenler de var. Bunlar uç görüşler mi bilemiyorum ama geleceği tahmin edemiyorum.

 

Jeffrey Immelt: İki taraf da haklı.

 

İpek Cem: Peki bunun nasıl bir etkisi var? Sizin küresel ekonomiyle ilgili beklentinizi alabilir miyim?

 

Jeffrey Immelt: Şöyle söyleyebilirim aslında, artık günümüzde küresel ekonomi çok güçlü. Bu kadar güçlü olmasının nedenlerinden biri de bugün dünyada, eskiye nazaran, büyük bir çeşitlilik olması. Petrol fiyatları varil başına 20 dolardan 60 dolara çıkarken Çin'de, Hindistan'da, Türkiye'de, Rusya'da yeni yeni oluşan zenginliklerden söz etmek mümkün. Ekonomik alanlara daha fazla yatırım yapılıyor ve yetmişli yıllarda petrol fiyatlarında tanık olduğumuz olumsuz durumların hiçbiri yaşanmıyor. Artık, tüm dünya ekonomileri birbirleriyle bağlantılı. Örneğin Türkiye geçen yaz ekonomik açıdan zor günler geçirdi. Birçok kriz yaşandı ama Türkiye bunları atlatmasını bildi, kendini kurtardı. İstikrar sağlandı. Tayland'da ya da Meksika'da yaşanan terör olayları burada yaşanmadı. Küresel ekonomilerin birbirinden farklı ama birbirlerine bağlantılı olması insanın içini rahatlatıyor. Sorunuzun ikinci kısmına cevap vermek için söyleyeceğim bir şey daha var: Günümüzde parlak fikirlerin sayısı, sahip olunan para miktarı kadar çok değil. Birtakım küçük çaplı sorunlar yaşanabilir ve bunların ne olacağından ben de emin değilim ama nakit para akışında bir fazlalık olduğunun farkındayım ve bunun zaman içinde belli bir dalgalanma yaratacağını da düşünmüyor değilim ama küresel ekonominin olumlu yanlarına inanan biri olarak bu sorunların her birinin kolayca aşılacağı düşüncesindeyim.

 

İpek Cem: Daha önce bir CEO olarak size, trendleri yakalamanız için de para ödendiğinden söz etmiştiniz. İş dünyasında, şirketlerin karar mekanizmaları üzerinde etkili olmakla kalmayıp aynı zamanda yeni mezunların da bilmesi gereken trendler sizce nelerdir?

 

Jeffrey Immelt: Bu konulardan söz ederken konuyu özellikle altyapı, özellikle de küresel altyapı meselesine getirmek isterim. Ortada, önümüzdeki on yıl içinde enerji, petrol ve gaz için harcanacak muazzam miktarda bir para var. Yeni pazarlar oluşuyor. Bence mezun olacak öğrencilerin her şeyden önce Türkiye'de, Çin'de, Hindistan'da, Rusya'da ve dünyanın pek çok yerinde önümüzdeki 10, 15. 20 yıl içinde köklü değişiklikler yaşanacağını dikkate almaları gerekiyor. Az önce sözünü ettiğimiz çevre teknolojisi çok önemli. Bence bu büyük önem arz eden bir konu. Gelişmekte olan bir dünyada nüfus hareketlilikleri, yaşlanan kesim, nüfus artışları, bunlar çok önemli veriler. İnternet. İleride iş dünyasında, eğlence dünyasında büyük rolü olacak. Yine az önce tartıştığımız gibi, nakit para akışı çok önemli. Ortada parlak fikirlerden çok paranın bulunması, bu paranın hangi alanlarda nasıl değerlendirileceği, geçen zamanla birlikte çok daha büyük bir önem kazanacak. Bütün bunlar bizim şirketimiz için de, okulundan yeni mezun olmuş 22, 23 yaşında gencecik bir insan için de çok önemli konular.

 

İpek Cem: Söyleşilerinizden birinde, 1990lı yıllardan itibaren CEO'ların ünlü yıldızlar gibi değerlendirildiğinden söz etmiş, "Ama aslında bizler, işini yapmaya çalışan normal insanlarız" demişsiniz. Büyük sorumluluklar üstleniyorsunuz ama karşılığında getirisi yüksek bir iş. Çalışma hayatında ilerlemenizi sağlayan ilkelerden söz edebilir misiniz?

 

Jeffrey Immelt: Ne var, biliyor musunuz? Örneğin, GE'den söz ediyorsak burada kurum daha çok ön plana çıkıyor. GE, ben çalışmaya başlamadan önce de vardı, ben ayrıldıktan sonra da var olmaya devam edecek. Benim yönetici olarak başlıca görevim, şirketi bulduğumdan çok daha iyi bir noktada bırakmak. Bunu başarmak için de mutlaka iki konuda çok iyi olmam gerekiyor. Birincisi, değişimin yanında onlanları cesaretlendirmek. Trendleri yakalamak, şirketin hem içinde hem dışında önemli noktaları çok iyi belirlemek, şirket sınırlarını, bugünün dünyasından farklı olarak ileride karşılaşılacak hedeflerin üstesinden gelinebilecek noktalara çekebilmek. Başarılı olmam gereken diğer konu da insanların kendilerini geliştirmesini sağlamak. Geleceğin liderlerinin nasıl kimseler olacağı konusunda kafa yormak, doğru mevkilere doğru kişileri yerleştirmek, yanlış olanları bulundukları yerden almak. Değişiklikler için cesaret vermek ve geleceğin liderlerini yetiştirmek kadın ya da erkek olsun, her CEO'nun başarmak zorunda olduğu çok önemli iki görevdir.

 

İpek Cem: Peki, bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

 

Jeffrey Immelt: Ben teşekkür ederim. Büyük keyif aldım.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.