31 Mayıs 2006
John Chambers

Amerika'nın en önde gelen CEO'larından olan Chambers, Silikon vadisinde gerçekleştirilen röportajda, internet, Ürdün ve Türkiye'de gerçekleştirilen eğitim projesine, Cisco'nun uzun vadeli stratejisine ilişkin açıklamalarda bulundu.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz John Chambers. Kendisi Cisco Systems şirketinin Başkanı. Programımıza hoş geldiniz.

 

John Chambers: Programınıza katılmak benim için bir onur. Bana John diye hitap ederseniz daha da memnun olurum.

 

İpek Cem: John, şu anda, Silikon vadisindeki merkez ofisinizdeyiz. Bu coğrafya, İnternetle ve onun getirdiği değişimle oldukça bağlantılı. Cisco'nun ilerlediği yol da aynı şekilde. İnternet sektöründeki büyümenin hızı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce hükümetler, şirketler ve bireyler bu hıza ayak uydurabiliyor mu?

 

John Chambers: Bence teknoloji, internete uyum sağlama hızımızı etkilemiyor. Teknolojiyi uygulama süreci hızımızı belirliyor. Eğitim, sağlık hizmetleri, e-devlet gibi konularda gelişme sağlamak daha çok, çalışma sürecinin, hükümet sürecinin ya da sağlık hizmetleri sürecinin altyapısını nasıl değiştireceğimizi öğrenmemizle ilgili. Bu, büyüme hızımızın temel unsuru olacaktır. Bence önümüzdeki 20- 30 yıl süresince, İnternete bağlı bir üretkenlik döneminden geçeceğiz. İnternet konusuna gelince, bunu bir otoyol sistemi olarak düşünebilirsiniz. Geçmişte tren hatlarınız, otoyollarınız, hava yollarınız ve limanlarınızın gelişmişliği, ülkenizin ekonomik gücünü büyük ölçüde etkiliyordu. Bence yüksek teknolojiyi etkin kullanabilmek de bunu sağlayacaktır.

 

İpek Cem: Gelişmekte olan pazarlara, Türkiye ve diğerlerine baktığımızda, teknoloji ve internetin, gelişimi teşvik eden ve hatta gelişmiş ülkelere ayak uydurmayı sağlayan fırsatlar olduğunu görüyoruz. Cisco'nun Türkiye'yi gelişmekte olan ülkeler arasında öncelikli konumlandırdığını biliyorum. Sizce Türkiye İnternetin değişim hızına ne kadar ayak uydurabiliyor? Bunu bir avantaja dönüştürmek için daha fazla ne yapılabilir?

 

John Chambers: Geçmişe yönelik başarı sağlamış ülkelere baktığımızda, üst düzeydeki yönetimin bu konuda istekli davrandığını görüyoruz. Sizin Başbakanınız da, internetin ülkenize katabileceği gücün kesinlikle farkında. Ayrıca eğitim alanındaki çalışmalarınız ön plana çıkıyor. Dünyadaki birçok ülkeye baktığınızda, dünya çapındaki en büyük 10 ülkeye bakarsanız geçmişte büyük bir şirketin bu ülkelerden edindiği kazançlarla büyüdüğünü görürdünüz. Artık dünya düzleşiyor. Ve bence kalkınan şirketler, gelişimlerini tamamlamış ülkeler kadar gelişmekte olan ülkelere de odaklanacaklar. Bir ülkenin genişbant konusundaki altyapısını ne kadar iyi kurduğu, eğitim ya da sağlık sistemlerini ne kadar iyi yönde değiştirdiği, ekonomik geleceğini belirleyecek. Bu da devlet liderlerinin bu konulara önem vermesine bağlıdır. Örneğin sizin Başbakanınız, İnternetin ne kadar önemli bir güç olduğunun farkında. İnterneti sadece e-devlet açısından değil, eğitimde, sağlıkta ve vatandaşların yaşamını kolaylaştırmak için de kullanmak gerekiyor. Gelişmekte olan ülkelerin, internetin yaygınlaşmasında üstlenecekleri rol konusunda oldukça iyimserim. Geçmişte olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkeleri izleyeceklerini düşünmüyorum. Bence liderliği onlar ele alacak. Yani Çin, Hindistan, Türkiye ya da batı Avrupa'nın herhangi bir ülkesi.

 

İpek Cem: Türkiye'de 70 milyondan fazla insan yaşıyor ve genç bir nüfus var. Ama internet kullanımı 5 milyon kişiyle sınırlı ve bunların yaklaşık 1.7 milyonu genişbant kullanıyor. Bizim kalkınma seviyemizdeki bir ülkeye baktığınızda, sizce ne gibi bir gelişme beklenebilir?

 

John Chambers: Bence her birey için bir fırsat bu. Dünyadaki her ülkenin, internete bağlı her vatandaşı için. Bu gerçekleştiğinde daha hızlı eğitim verme imkanı, daha çok iş fırsatı sağlanacaktır. İnternet üzerinden eğitim veriliyor, yeni iş fırsatları doğuyor. İşler en iyi eğitim ve teknolojik altyapıya sahip adaylara gidecek ve yenilikçi iş fikirlerini destekleyen ülkeler bundan fayda sağlayacak. Internet ve ağ teknolojileri ekonomik gelişim sürecindeki ülkelere yeni bir kalkınma yolu açıyor. Belki de geçmişte geçemedikleri bir yol olacak. Birçok yönden internetin en önde gelen destekçilerindenim ve böyle bilinmekten de mutluyum. İnternetin toplumlar için yapabilecekleri konusunda da oldukça iyimserim. Yaşam standardını, üretkenliği, eğitim sistemini, insanların yeni yeni hayal edebildikleri bir biçimde iyileştirebileceğine inanıyorum. Türkiye'de internet kullanımı, olumlu bir yönde hızla ilerliyor. Yani geleceğe yönelik bir yapı kurabiliriz. Eski yapının aksine daha kullanışlı bir yapıdan bahsediyorum. Tıpkı eski otoyolların, modern dört şeritli otoyollara dönüşmesi gibi. Bence Türkiye, çok gelişkin bir teknolojik altyapı kurma becerisine sahip. Bu da vatandaşların, hükümetin ve iş dünyasının yararına olacaktır.

 

İpek Cem: Küreselleşmeden bahis açıldığında, birkaç yıl önce "dijital uçurum" sözü sıkça kullanılıyordu. Bazıları, küreselleşme ve teknolojinin ilerlemesinin gelişmekte olan, ya da fakir ülkelere yardım ettiğini, diğerleri ise bunun uçurumu büyüttüğünü düşünüyordu. Cisco'nun eğitim gibi bazı konularda gelişmekte olan ülkelerde girişimleri olduğunu biliyorum. Gelişmekte olan ülkelerin refahı açısından, teknoloji nasıl daha iyi kullanılabilir?

 

John Chambers: Örnek olarak Hindistan'ı ele alırsak, yani küresel ekonomik ölçeğin gerisinde kalan, ama genç nüfusun bulunduğu bir ülke. Birdenbire bu ülkede inanılmaz bir teknolojik altyapı hayata geçiriliyor ve Hindistan dünyadaki gelişmeye çok daha fazla katkıda bulunmaya başlıyor. Elbette Başbakan Singh, ülkenin İletişim Bakanlıği, iş dünyasının liderleri, Tata veya Reliance gibi gruplar olsun, Hindistan'ın milli gelirinin gittikçe arttığı geçiş döneminde bir ülke olduğunu biliyorlar. Ben Türkiye'yi de benzer bir senaryoda görebiliyorum. Bu gelişime daha hızlı katkıda bulunabilecek bir ülke Türkiye. Yüksek teknolojiden söz ederken kullandığımız bir terim var 'Moore Kanunu.' Bir ürünün kapasitesinin işlem sırasında ikiye katlanmasını veya fiyatının 18 ayda bir yarıya düştüğünü anlatır. Yani 5 yıl önce fiyatı on kat seviyesinde olan bir ürünün bugün satın alınabilecek düzeyde olmasıdır. Dünyadaki her vatandaş için bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Yani en basitinden telefon konuşmaları internet üzerinden yapılabilir, ya da diğer taraftan eğitim, sağlık ya da eğlence konularında interneti yaygın şekilde kullanabiliriz. Bu konuda iyimser düşünüyorum. Bu konudan söz ederken ülkelerin birbirine bağımlı olması söz konusu ancak bunun sonucu çok olumlu ve birçok ülkenin yararına olacaktır.

 

İpek Cem: 2005'te, Amerikan Dışişleri bakanlığından çok prestijli bir ödül aldınız. Bu ödül, Cisco'nun Ürdün'deki eğitim projelerine verdiği destekle ilgiliydi. Bu projeye çok değer verdiğinizi biliyorum. Ürdün'de yaptıklarınızdan, Kral Abdullah'tan ve projeye verdiği destekten sıklıkla bahsediyorsunuz. Ürdün'deki projenin amaçlarını ve nasıl geliştiğini öğrenebilir miyim?

 

John Chambers: Geçen yıl Dışişleri Bakanlığının 'Kurumsal Vatandaşlık' ödülünü kazandık. Ayrıca aynı projeyle, Amerika'nın en büyük şirketlerinin CEO'ları arasında yapılan değerlendirmede, küresel anlamdaki en iyi sosyal sorumluluk projesine verilen büyük ödülü aldık. Ama en heyecan verici olanı, bir devlet liderinin bu konuda hevesli davranması. Ürdün Kralı Abdullah ve Kraliçe Rania bu konuda kesinlikle çok istekliydiler. Bunun, ekonominin gidişatı açısından müthiş bir fırsat olduğunun farkındalardı. Eğitim altyapısının desteklenmesinin, aynı zamanda sermaye ve iş dünyasına, yabancı yatırımlara, bir ülkenin gelişimine de katkıda bulunacağını biliyorlardı. Ve çok zor bir ortamda, GSYİH'leri de %7 büyüyor. Kral Abdullah gibi ileri görüşlü ve dünyanın gelişimini anlayabilen bir lideriniz olduğunda, ve Dünya Ekonomik Forumuna katılan 17 şirketi, Ürdün'den 17 şirket ve10 tane sivil toplum kuruluşu ile buluşturabiliyorsunuz. Hepsi birlikte çalışmaya başladılar ve sadece okullarla ilgili değil, Ürdün'deki herkes için eşit iş imkanları yaratmak adına çalışmalar yaptılar. Proje oldukça başarılı oldu. Şimdi Mısır, Hindistan ve Türkiye gibi bölgelerde de uygulanacak. Türkiye'de 15 adet 'Network akademi' adında, kalifiye bilişim elemanı yetiştiren bir eğitim programımız var. Muhtemelen bin beş yüz kadar da mezun verdik. Ve Türkiye'deki muhtelif okullarda da bu programa devam eden üç bin beş yüz öğrencimiz bulunuyor. İkisi de doktor olan ebeveynlerim, bana eğitimin, hayattaki en önemli eşitleyici olduğunu öğrettiler. İnternetle eğitimin mesafeleri aştığını ve büyük bir farklılık yarattığına inanıyorum. Bu da bireylerin küresel bir topluma katılmasına ve üretken olmasına önayak oluyor.

 

İpek Cem: Ben de size network akademilerini soracaktım. Bir araştırma okumuştum. Eğitimli bilişim çalışanlarına duyulan taleple arzın arasındaki uçurumdan bahsediyordu. Ve oldukça geniş bir uçurumdu. Özellikle de Türkiye'de. Sizce bu tür girişimler hedefe ulaşıyor mu? Türkiye'de sayıları artacak mı?

 

John Chambers: Evet, artacak. Bence geleneksel eğitim sistemi, ebeveynlerimizi yetiştirdiği gibi bizi yetiştiriyor. Endüstriyel devrimi takip eden iş dünyasında bu mantık geçerli olabilir ancak şimdi de yeni nesil işlere göre plan yapmak gerekiyor. Bu işlerin çoğu teknolojiyle ilgili olacak. Teknolojiyi kullanma becerisiyle ilgili. Toplumu değiştirmek için, küresel olarak dünyadaki veya Türkiye'deki iş verimini arttırmak için, ya da ortalama bir vatandaşın alacağı sağlık hizmetini geliştirmek için. Ama sadece insanları teknolijik yetkinlik doğrultusunda eğitmek için gerekli öngörüye de sahipseniz bu gerçekleşebilir. Bu teknolojiyi alıp bir devlet sürecini ya da işi sürecini geliştirmekte kullanacak bu insanlar. Dünya çapında 163 ülkede 454 bin öğrencisi olan network akademilerimizle yapmaya çalıştığımız şey, kurumsal toplumsal sorumluluk programıyla, ki buna içten inanıyorum, teknolojiyi kullanıp ülkede farklılıklar yaratabilecek öğrenciler yetiştirmek. Buna hepimiz inanmak istiyoruz. Afganistan'da 6 yıldır okula gitmeyen öğrenciler vardı. Network akademisine katıldıklarında, burada, Silikon Vadisi'ndeki okullardan çok daha yüksek skorlar aldılar. Bu sonuç beni büyülemişti. Eğer gençlere bir fırsat verirseniz, eğitim görüp iş bulabilirlerse, dünya şu andakinden daha ileri bir noktaya gider. Bu gençler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, hem kendilerini hem de yaşadıkları toplumu refaha kavuştururlar. İyi eğitimli olursanız doğru yerde, ekonomik gelişimini tamamlamış bir ülkede doğmuş olmanız gerekmiyor. Dijital uçurum ve küresel bağımlılık konularını bu çerçevede ele alıyor ve İnternetin katkısının çok olumlu olduğuna inanıyorum.

 

İpek Cem: Cisco'nun sektöründeki dalgalanmaları ve değişimlerine iyi adapte olduğu biliniyor. Böylece hızla büyüdünüz ve son 10 yılda yüzden fazla şirket satın aldınız. Bize biraz sektördeki en yeni gelişmelerden ve trendlerden söz edebilir misiniz? Nelere dikkat etmeliyiz?

 

John Chambers: Bence çok iyi açıkladınız. Yüksek teknolojideki ve piyasalardaki değişimlerini yakalamak gelecek açısından en önemli değerdir. Silikon Vadisi bu konuda hep çok başarılı olmuştur. Bilgisayarlardaki yenilikler, yarı iletkenler, İnternet, arama motorları gibi. Bizim bakış açımıza göre, birkaç yeni geçiş dönemiyle karşılaşacağız. Birincisi, telefonu, televizyonu, ya da veri hattını tek bir bağlantı üzerinden kullanacaksınız. Bu sabit ya da kablosuz bir hat olabilir. Kullanıcı olarak sizin için fark etmeyecek. Dönüşüm yaşayacağımız ikinci konu ise, bu şebekeye istediğiniz herhangi bir cihazı, fiziksel ya da sanal olarak bağlayabileceksiniz. Ve tüm dünyanın verisine erişme hakkınız olacak. Bunlar teknoloji açısından müthiş yenilikler. Örneğin iletişim açısından. Buradan, Silikon Vadisinden babanızla rahatça iletişim kurabileceksiniz. Hem de sadece video konferansla değil, bizim 'tele-presence' yani 'uzakbulunum' adını verdiğimiz yöntemle. Yani uzakta bulunan bir yakınınızla, bir hükümet görevlisiyle, bir iş adamıyla görüşürken aynı odada, yan yanaymış gibi hissedeceksiniz. Bence internet sadece üretime yönelik uygulamalara değil, aynı zamanda işbirliği adını verdiğimiz, dünyanın herhangi bir yerindeki ailenizle, hükümet görevliliyle, uzmanlarla iletişime geçme kolaylığı da getirecek. Yani artık aradaki mesafeler kalkacak. Sanal bir dünya yaratılmış olacak. İnanmak için görmeniz yeterli. Ama bunun ne kadar etkili olacağını hayal edebilirseniz... yani Silikon Vadisine kadar gelmeniz gerek kalmayacaktı. Ben de sizi görmek için Türkiye'ye gitmek zorunda kalmazdım. Sizin için öğleden sonra, benim için sabah saatlerinde uygun bir zaman olduğunda bu görüşmeyi yapabilecektik. Bu da bizim daha üretken olmamızı sağlar. Ya da sağlık hizmetleri konusunu düşünün. Türkiye'nin neresinde olursanız olun, herhangi bir sağlık sorununu İstanbul'daki en iyi doktorlarla görüşebileceksiniz. Ya da yerel doktorlar, dünya çapındaki doktorlardan tavsiye alma imkanı bulacak. Bu teknolojiler dünyayı kesinlikle iyi yönde değiştirecek.

 

İpek Cem: Peki ya İnternetin güvenliği? Çünkü daha rahat ve kolay bir iletişim sağlasa da, veri güvenliğiyle ilgili bir takım endişelerimiz oluyor. Bu konuda gelişmeler kaydediliyor ama, bu güvenlik sorunu nasıl aşılacak?

 

John Chambers: Güvenliği iki kola ayırabiliriz. Birincisi, güvenlik, ağlar ve veriler, ikincisi ise bunu dünya çapında nasıl sağlayabileceğimiz. İlki için... biz bunu insan vücuduna benzetiyoruz. Her elemanı, her bilgisayarı, her IP'yi, her telefonu, her veriyi ayrı ayrı koruyamazsınız. Tıpkı insan vücudu gibi. Her gün vücudumuz binlerce bakteriye maruz kalıyor. Ve bunun farkında bile olmuyoruz. Bu bir bağışıklık sistemi. Bizi koruyan bir sistem. Internet ve ağlar de aynı şekilde olmalı. Bunların kendi güvenliklerini sağlayan birimleri birbirleriyle ilişkide olmalı. Tıpkı insan vücudu gibi. Ama elbette istisnai durumlarda doktora başvurmamız gerekiyor. Toplumu bütün olarak düşündüğünüzde, örneğin İstanbul'u ele alalım, trafiği kontrol etmek için, vatandaşları korumak için bir şebeke yapısı oluşturulabilir. Video, veri ve ses kayıtları gönderilebilir. Bunun amacı da vatandaşlara daha iyi hizmet verip onları koruyabilmektir. Bence bu güzel bir örnek.

 

İpek Cem: Böyle bir proje zaten yapılmıştı. İstanbul polisi bunu gerçekleştirmişti. Bu proje nasıl ilerliyor? Dünyadaki diğer projelerle ve ülkelerdeki uygulamalarla karşılaştırabilir misiniz?

 

John Chambers: İlginç olanı, Chicago'da kurduğumuz proje ya da İstanbul'daki proje birbirlerine çok benziyor. Toplumumuzdaki güvenlik sorunları da benzerlik gösteriyor. Ve bir de şehrinizi görme şansı doğuyor. Yani bir sorun varsa hızlı bir şekilde bunu fark edip, vatandaşlarınızı koruyabilirsiniz. Her iki projede de hedeflerimize ulaştık. Samimi olmak gerekirse, iki proje de oldukça iyi gidiyor.

 

İpek Cem: Türkiye'de Abdüllatif Şener'in liderliğini yaptığı e-devlet komitesinde yer alıyorsunuz. Aynı zamanda yabancı yatırıma yönelik Ali Babacan'ın oluşturduğu komiteye de davet edildiniz. Bu ilişkiler ve süreç nasıl gidiyor? Türkiye'deki yabancı yatırımcıların görüşlerinin alınacağı toplantıya katılacak mısınız?

 

John Chambers: Şunu söyleyeyim, ne zaman bir toplantıya katılsak, bir fark yaratmaya çalışırız. Yani sadece ismimizi yazdırmış olmayız. Sözünü ettiğiniz toplantıya şirketimizin en üst düzey yöneticilerinden, Kıdemli Başkan Yardımcısı ve tüm ürün geliştirmenin başı Charlie Giancarlo katılacak. Kendisi Cisco'nun tüm araştırma-geliştirme faaliyetlerinden de sorumlu. Türkiye'ye gidecek ve eğer bir fark yaratabileceğimizi düşünürse, bu toplantıya katılmaktan da onur duyarız. Ama emin olmak istediğimiz bir şey var. İster Dünya Ekonomik Forumu, ister küresel eğitim konusu olsun, veya Türkiye'deki gibi gelişime yönelik bir toplantı olsun, hiçbir ülkeyi, şirketi ya da hükümeti hayal kırıklığına uğratmak istemeyiz. Başbakanınızın en iyi özelliği, çok samimi davranması. Dünya Ekonomi Forumunda konuştuğumuzda bana "John, lütfen net konuş" dedi. "Hangi alanlarda fark yaratabilirsin?" Ve sonra bizi bundan sorumlu tuttu. İş alanında ve hükümette de böyle olmalı. Yani destek vermekle ilgili vaatlerde bulunursam, bunları yerine getirebileceğimden emin olmalıyım. Yani katılmaktan onur duyarız ama farklılık yaratabileceğimizden emin olmalıyız. Yani bu konuda benim sağ kolum Charlie insiyatif alacak.

 

İpek Cem: Duyduğum kadarıyla gittikçe daha çok sayıda Türk Cisco'da yer edinip uluslararası sorumluluk almaya başlamış. Örnek olarak Kaan Terzioğlu Doğu Avrupa'dan sorumlu, ve daha birçok Türk önemli görevlere sahip. Belli bir ülkeden gelen yöneticiler şirkette yükselmeye başlayınca, bu durum o ülkenin Cisco nezdinde konumunu yükseltiyor mu?

 

John Chambers: Kesinlikle öyle oluyor. İnternet söz konusu olduğunda, kimse sizin kaç yaşında, hangi ülkeden olduğunuzu bilmiyor. Biz ilk gerçek küresel şirket olmaya çalışıyoruz. Sadece dünya çapında işler yapan çok uluslu bir Avrupa, Amerika ya da Asya şirketi olmak istemiyoruz. Tam anlamıyla dünya çapında bir şirket olmak istiyoruz. Liderlik konusunda en büyük ve en başarılı olmak istiyoruz. Dünyanın her noktasında. Sizin sorunuza gelince, Kaan gibi kişiler Doğu Avrupa'da oldukça büyük başarılar gösterdi ve bu coğrafyada büyüme açısından müthiş bir yıl geçiriyoruz. En iyi ve en başarılı olanları alıp Cisco adındaki bu sanal dünyaya sokmaya çalışıyoruz ve bu konudaki liderliği sürdürmek niyetindeyiz. Cisco böyle bir yer. Çok güçlü bir kültürümüz var. Müşterilere ve piyasadaki değişimlere odaklanıyoruz, en iyi ve başarılı olanları alıyoruz ve genişleyen bir aile gibiyiz. Hatta, küresel ve sanal, geniş bir aile diyebiliriz.

 

İpek Cem: Doğu Avrupa kadar Orta Doğu ülkelerinde de aktif çalıştığınızı biliyorum. Şu anda ilgilendiğiniz pazarlar ve projeler hangileri? Biraz bahsedebilir misiniz?

 

John Chambers: En heyecan vereni, Ürdün Kralı Abdullah'ın ülkesiyle ilgili vizyonunu benimle paylaşmış olmasıydı. Bunu ilk o yapmıştı. Orta Doğu'yu düşünüp düşünmeyeceğimi sormuştu. Her ülke için geçerli olan bir şey var. Bence ekonomik kalkınmaya ivme kazandırmaları açısından en önemli konu eğitimdir. Eğlence sektörü ve iş yaratma açısından da durum böyle. Şu anda fırsat yaratmak için Orta Doğu'ya açılıyoruz. Bu ülkelerin gelişimine katkıda bulunmaktan onur duyuyoruz. Birlikte çalıştığımız ülkelerin hepsinin güvenini kazandık. İster Ürdün, Mısır ya da Suudi Arabistan olsun, veya Dubai gibi yerler olsun, genellikle liderlik rolünü üstlenip öncelikle eğitim olmak üzere, sağlık hizmetleri, e-devlet ve iş rekabeti alanlarında çalışıyoruz. Yani Orta Doğu'da oldukça faaliz. Bence burada güzel örnekler var. Bir toplum için bir şeyler yaparsanız ve katkı sağlarsanız, toplum da başarınızdan dolayı sizi ödüllendirir.

 

İpek Cem: Az önce eğlence sektöründen bahsettiniz. Bildiğimiz kadarıyla Cisco, televizyon sektörüne yeni bir yatırımda bulundu ve bu olay sektörde çok tartışıldı. 'Cisco var olan stratejisini, nasıl olur da, böyle farklı bir alanla bağdaştırabilir' denildi. Sizce medya ve eğlence sektörü ile İnternet ve teknoloji konuları birbirini ne şekilde tamamlıyor?

 

John Chambers: İnternetin en güzel yanı, zaman ve mesafenin önemli olmaması. Eğlence sektörünü düşündüğünüzde, birçoğumuz istediğimiz eğlenceyi istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, istediğimiz aygıtla seyretmek istiyoruz. İnternetin en önemli yanlarından biri de bu. Birkaç hafta önce Mısır'daydım ve ülkenin fakir bölgelerine bile gittiğimizde evlerin üstünde uydu antenler gördük. Gördüğümüz her evde bunlardan vardı. İnternet sadece eğlenceyi değil, aynı anda daha etkin sağlık hizmetlerini ve eğitimi de beraberinde getirir. Ortaya çıkan şey ise eğlenceyi, yani filmleri, ya da kişi her ne seyretmek istiyorsa, sağlık hizmetleriyle, verilerle, çok ucuz fiyata yapılabilen telefon görüşmeleriyle birleştirmek. Bence hepsi bir araya geliyor. Video bir köprü görevi görüyor. Ve bunu dünyada iyi başarabilen çok az kurum var. Bizim bu alanda satın aldığımız Scentific Atlanta Şirketi de bunu başaranlar arasında.

 

İpek Cem: Cisco, araştırma-geliştirme konusuna çok büyük yatırım yapıyor. 2005 yılında 25 milyar dolarlık gelirinizin 3.5 milyar dolarını bu konuya ayırmışsınız. Bu çok büyük bir rakam. Araştırma merkezlerinizin sadece Amerika'da değil, tüm dünyada olduğunu biliyoruz. Diğer önemli araştırma merkezleriniz nerelerde? İleriye baktığınızda Türkiye'de bu tür yatırımlar yapmayı düşünüyor musunuz?

 

John Chambers: Yatırımlarımızı yeni ve hızla büyüyen şirketlere sahip ülkelerde yapmak istiyoruz. Amerika'da, Atlanta'daki Scientific Atlanta ya da Bangolor ya da Şangay'a yatırımlar yapıyoruz, ki, buralar bizim için araştırma açısından çok önemli iki şehir. Büyüyen şirketlerin yanı sıra, insanları eğiten üniversitelere başvuruyoruz. Bu yüzden dünyadaki en iyi ve en başarılı kişileri yetiştiren ülkeleri ve bölgeleri seçiyoruz. Bazıları fiziksel mekanlarda olacaktır. Bangalor ya da Şangay, San Jose, Boston ya da Teksas gibi yerler olabilir. Diğerleri ise, dünyanın neresinde olursa olsun, başarılı ve en iyi olduğu sürece sanal olarak sistemimize dahil olacaktır. Yani hedefimiz en iyi ve başarılı olanı sistemimize dahil etmek.

 

İpek Cem: Cisco'nun önümüzdeki yıllardaki vizyonuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

 

John Chambers: Cisco'daki vizyonu 15 yıldır değişmedi. Eğer etkili olabilir ve doğru olanı yapabilirsek, bence Cisco, dünyanın İnternetle çalışmasını, öğrenmesini ve eğlenmesini değiştirmek konusunda önemli bir rol oynamaya devam edecek. Şirket olarak bunun gerçekleşmesine katkıda bulunmak istiyoruz. Sadece finansal açıdan değil, aynı zamanda kurumsal toplumsal sorumluluk açısından da. İnsanların hayatını küreselleşmeye yönelik değiştirmekten daha güzel bir şey olamaz. Bence İnternet, eğitimdeki eşitleyici rolü sayesinde bunu başaracak. Cisco olarak bizim hayalimiz de bu. Başarıp başaramayacağımızı zaman gösterecek.

 

İpek Cem: Bu görüşmeye vakit ayırdığınız için size çok teşekkür ederim.

 

John Chambers: Benim için zevkti. Düşüncelerimi paylaşmama izin verdiğiniz için teşekkürler.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.