23 Ocak 2008
Klaus Schwab

Dünyanın en etkili sivil toplum kurumlarından Dünya Ekonomik Forumu'nun Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Schwab'la İsviçre'de görüşen Cem, bu yılki Davos toplantılarına dair önemli ipuçlarıyla döndü.

İpek Cem: Bugünkü konuğum Dünya Ekonomik Forumu Kurucusu ve Başkanı Klaus Schwab. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Klaus Schwab: Sizinle olmaktan ben de çok mutluyum Sayın Cem.

 

İpek Cem: Sizinle en son Dünya Ekonomik Forumu'nun İstanbul'da yapılan toplantılarında bir araya gelmiştik. Türkiye üzerine de bir hayli odaklanmıştık. Şu anda İsviçre'deyiz ve her yıl düzenlenen Davos zirvesinin başlangıcındayız. Bu seneki toplantılarda Türkiye'nin çok aktif bir rol oynadığını görüyoruz. Bu yüzden sizden, Türkiye ve Forum arasındaki ilişkileri değerlendirmenizi isteyeceğim.

 

Klaus Schwab: Bizim Türkiye ile olan ilişkilerimiz 30 sene öncesine dayanır. Aslında Türkiye'nin beni büyülediğini söylemeliyim. Çünkü Forum ilk defa, Avrupa Topluluğu'nun çekirdeğini oluşturan altı Avrupa ülkesinin haricindeki bir ülke olan Türkiye'de aktifti. Geçtiğimiz 30 yıl boyunca pek çok faaliyette bulunduk. Dikkatleri hep Türkiye'nin üzerine çekmeye çalıştık. Bu 70'li ve 80'li yıllarda çok da kolay olmadı aslına bakılırsa, çünkü Türkiye o zamanlar çok sorunlu bir ülke olarak görülmekteydi. Şimdi yine dikkatleri Türkiye'nin üzerine çekmek pek çok açıdan çok yerinde bir tutum olacak. Türkiye, bilhassa son yıllarda, küresel bağlamda ileri gelen güçlerden biri olmaya potansiyeline sahip olduğunu gösterdi.

 

İpek Cem: Biz Davos'u ilk olarak, dönemin Başbakanı Turgut Özal ve Yunan Başbakanı Papandreou'nun bir araya geldiği o toplantıda duymuştuk. Yani aslında Türkiye uzun yıllardır bu sürecin içinde.

 

Klaus Schwab: Çok doğru. O dönem Başbakan Özal ve Başbakan Papandreou ile birlikte çalışmış olmaktan gurur duyuyorum. Bence Davos, iki ülke arasındaki ilişkileri pekiştirmek, yeniden şekillendirmek açısından son derece uygun bir platformdu.

 

İpek Cem: Çin, Hindistan, Rusya gibi büyük ülkelerin büyümekte olan pazarlarına gitgide daha çok odaklanıldığını görüyoruz. Bu seneki toplantılarda da Türkiye'ye daha çok vurgu yapılacağını düşünüyoruz. Çünkü Türkiye ev sahipliğinde bir Gala Gecesi var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Klaus Schwab: Şu anda genel olarak dünyada tek kutup ya da çift-kutupluluktan çok-kutupluluğa doğru bir geçiş yaşandığını görüyoruz. Elbette Çin ve Hindistan bu çok-kutuplu sistemde ilk akla gelen ülkeler. Ama aslında biz şu anda, bu çok-kutuplu dünyada özel ve önemli bir rol edinecek, yüksek potansiyele sahip büyük ülkelerin geçidine şahit oluyoruz. Türkiye de bizce bu ülkelerden bir tanesi.

 

İpek Cem: BRICK diye adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Kore var. Bu ülkeler çok gündemde, Şu anda Türkiye'yi de böyle bir topluluğa dahil etme yönünde fikirler var. Türkiye, "prime time" için hazır mı sizce?

 

Klaus Schwab: Bence hazır. 2006 yılında İstanbul'da yapılan toplantıda BRICK'lerden bahsetmiştik. O zaman ben de sadece Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'e değil, Türkiye'ye de bakmamız gerektiğini söylemiştim. Şu anda Türkiye hakkında konuşuyor olmamız çok mantıklı. Yüksek bir nüfusu var, çok sofistike iş adamlarına sahip, en azından ülkenin bazı kısımlarında iyi bir eğitim sistemi var. Genç bir nüfus, son derece güzel ve stratejik bir konum... Ortadoğu ve Avrupa arasında bir köprü ama aynı zamanda hem Avrupa'ya ait hem de Ortadoğu, Rusya ve Akdeniz'e kadar uzanmakta. Ben Türkiye'yi, enflasyon ve bunun gibi uzun soluklu sorunlarını çözdükten sonra dünya adına büyük bir potansiyel olarak görüyorum.

 

İpek Cem: Türkiye'de dört büyük holdingin, Doğuş, Doğan, Koç ve Sabancı'nın bu seneki toplantıları desteklediğini biliyoruz. Özellikle de 360 derece Türkiye temalı gala gecesini üstlenerek. Bir ülke aktif olarak bu kadar yer alıyorsa, durum nasıl şekilleniyor? Dünya Ekonomik Forumu, hükümet yetkililerine, iş adamlarına gidip "Hazır mısınız?" diye mi soruyor, yoksa bu girişim Türkiye tarafından mı yapıldı?

 

Klaus Schwab: Hayır. Katılıma baktığımızda Türkiye son derece değerli bir konumda. Ama Davos'ta 30'u aşkın devletin, hükümetin ileri gelenleri bulunmakta. Davos gerçekten dünyayı bir araya getiriyor. Davos neredeyse küresel bir köy olmuş durumda. Ama bazı ülkeler merkezde yer almayı hak ediyor bence ki Türkiye de özellikle dikkat edilmesi gereken ülkeler arasında. Sadece ekonomik anlamda bir dikkatten de bahsetmiyorum. Türkiye'deki kültüre bakıp bütün ülkenin durumunu görüp anlamalıyız. Türkiye'yi de o yüzden davet ettik zaten. Türkiye, Sadece siyaset ve iş dünyasıyla ilgili olarak burada hazır bulunmuyor, Davos'ta gerçekleşecek büyük etkinliğin de ev sahipliğini yapacak.

 

İpek Cem: Bu sene tüm dünyadan 2000'i aşkın katılımcı var. Bu yıl "İşbirliğinin Gücü", Davos'un ana teması. Aslında bu dünyaya son derece idealist bir gözle de bakmak demek. İşbirliği ne kadar mümkün sizce?

 

Klaus Schwab: Dünyada şahit olduğumuz bir şey var ki o da ülkeler gitgide daha çok milliyetçi ve egoist olmakta. Küresel ısınma, terörle savaş, bulaşıcı hastalıklar, yoksulluk ve benzeri gibi karşı karşıya kaldığımız durumların hepsi küresel boyutta yaşanan ve küresel dayanışma gerektiren zorluklar. İşbirliğinin yeni biçimlerine çevirmeliyiz bence yüzümüzü. Sadece iş dünyası ya da hükümetler değil, uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler de birbiriyle işbirliği içinde olmalı. Bu da aslında Dünya Ekonomik Forumu demek. Çünkü Dünya Ekonomik Forumu herkesi ortak bir çatı altında buluşturmayı ve küresel gündemin dayattığı zorluklara birlikte tavır almayı amaçlamaktadır.

 

İpek Cem: Bu yılki oturum başkanları listesinde, Henry Kissinger, Tony Blair ve bunlar gibi dünyadan pek çok tanıdık isim gördüm. Sizce bu yılki zirveye damgasını vuracak isimler kim sizce, şimdiden söylemek mümkün mü?

 

Klaus Schwab: Değil. Davos, nasıl demeli, sürprizleriyle ünlüdür. Yılın başında yaptığımız şey aslında küresel mevzulara bakmak ve ilgili herkesi de buna dahil etmek. Sonuç ne olur, toplantılardan ne çıkar, bunu önceden bilemeyiz. Bu yüzden sürprizleri de zaman içinde göreceğiz. 2007'de en dikkat çeken konu iklim değişikliğiydi. 2007'nin bir başka önemli gündem maddesi Çin'di. 2008'de de ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Bence Türkiye çok ilgi görecek. Ayrıca su sıkıntısı ve suyun kullanımı da önemli birer gündem maddesi olarak yerini alacak. Su konusu Türkiye için de çok önemli bir konu zaten.

 

İpek Cem: 1971'den beri her sene yıllık toplantılar düzenliyorsunuz. Toplantılar daha önceleri Avrupa ve iş dünyası odaklıydı. Ancak daha sonra uluslararası bir boyut kazandı ve bu süre zarfında, tahmin etmiş miydiniz bilmiyorum, önemli başarılara da imza attı. Gorbaçov'un açılımları ya da Afrika ve AIDS gibi pek çok farklı konuda olsun, bir sürü atılım gerçekleşti. Bunlardan en çok değer verdikleriniz hangileri?

 

Klaus Schwab: Özellikle altını çizmekten ziyade Güney Afrika'da oynadığımız rol gibi pek çok duruma dikkat çekmek isterim aslında. Türk-Yunan ilişkilerine de katkımız oldu. Çevresel koşulları gözeterek yürüttüğümüz işlerde bence bir hayli faydalı olduk. Ama benim için daha da önemli olanı şu: Herkes tarafından kabul görmüş bir zemin oluşturduk. Toplumun bütün paydaşlarını bir araya getiren, küresel sorunlarla ilgilenen bir zemin oldu bu, çünkü devletler bugün kendi başına gerçekten çözüm üretemiyor. İş dünyası da, sivil toplum kuruluşları da bunu kendi başına yapamıyor. Bizim herkesi bir araya getiren kapsayıcı bir platforma ihtiyacımız var. Dünyanın gidişatını düzeltmek için Dünya Ekonomik Forumu çatısı altında herkesi bu yüzden bir araya getirmek istiyoruz.

 

İpek Cem: Sizi eleştirenleri sürece dahil ediyor musunuz? Çünkü Forumu eleştiren de çok. Kendi internet sitenizde de belirtmişsiniz, Forum fazla iş dünyası odaklı görülüyor ya da kimisi bunun bir ‘zenginler kulübü' olduğunu düşünüyor. Bu eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?

 

Klaus Schwab: Dünya Ekonomik Forumu, küresel anlamda karar alıcıları kapsıyor. Elbette kararları alanlar da gücü elinde bulunduruyor.

 

İpek Cem: Doğru.

 

Klaus Schwab: Ancak bu karar alanları olumlu bir yönde etkilemek istiyoruz. Küresel konuların bilincinde olmalarını ve küresel menfaatin çıkarına tavır almalarını istiyoruz. Peki sokaktaki insanı nasıl olaya dahil edeceğiz? Davos'ta çok önemli insanları tartışmalara dahil ettik. Dünyanın en önemli sivil toplum kuruluşlarının başkanlarını çağırdık. Uluslararası Af Örgütü, Save the Children, Greenpeace gibi oluşumlardan bahsediyorum. Yani eleştirel bir ses oluştu. Bunun yanı sıra YouTube'la da bir işbirliği başladı, Davos'taki tartışmaları herkesin dinleyebilmesi, olup bitenleri öğrenmesi için interneti kullandık. Sadece öğrenmesi için de değil, yorum yapması için de tabii.

 

İpek Cem: Ben de YouTube'da, Davos sorusu olarak yayınlanan "Dünyanın gidişatını nasıl iyileştiririz?" sayfasına baktım. Verilen kimi cevapları da gördüm.

 

Klaus Schwab: YouTube'daki Davos sorusuna 750.000 kişi karşılık verdi.

 

İpek Cem: Yorumları kamuya nasıl duyuracaksınız? Davos zirvesi sırasında sanırım bunun için özel bir çabanız olacak.

 

Klaus Schwab: Evet, olacak. Youtube sitesinden gelen yorumları Davos'taki tartışmalara entegre edeceğiz.

 

İpek Cem: Şu anda dünyaya baktığımızda küresel çözümlere ihtiyaç duyan sorunlar olduğunu görüyoruz. Birinci ya da İkinci Dünya Savaşı gibi savaşlar yok ama kimi bölgelerdeki ciddi çatışmalar var. Irak, Pakistan, Afganistan'da olanlar, İsrail-Filistin arasında yaşananlar buna örnek verilebilir. Bunlar gerçekten çok ciddi sorunlar. Düzenlediğiniz toplantılar bu bölgelerdeki ciddi çatışmalara etkide bulunabiliyor mu?

 

Klaus Schwab: Tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir problem var ki, o da ortada birçok sorunun ve birçok riskin olması. Bildiğiniz üzere Dünya Ekonomik Forumu, Davos haricinde bir sürü etkinlik yapıyor. Araştırma yapıyor ve yayınlıyoruz. Her sene dünyanın karşı karşıya kaldığı asıl sorunları en baştan tanımlıyoruz. Tanımladığımız riskin sayısı 30'u geçiyor. Bize düşen rol bir bilinç yaratmak, halkı sarsıp kendine getirmek. Unutmayın! Kayıtsız kalmayın! Filistin'de yaşananlar, İsrail ve Filistin arasında olanlar gelecek nesilleri şekillendiriyor çünkü. Irak'ta olanlar da öyle. Dünyada olan her şey için geçerli bu. Bu yüzden bize düşen görev, bu tür kritik mevzulara karşı hassasiyeti sürekli ayakta tutmak. Kimi durumlarda da elbette sorunların çözümü için önerilerde de bulunacağız.

 

İpek Cem: Dünya barışı ve refahını en çok hangileri tehdit ediyor, bu sözünü ettiğiniz 30 risk arasında?

 

Klaus Schwab: Siyasal anlamda riskler de var, ekonomik alanda riskler de, çevresel riskler de var. Bu alanların her birinden bir tane seçmeme izin verin. Ekonomik açıdan bence genel bir iktisadi durgunluk tehdidiyle karşı karşıyayız çünkü finansal sistemin içinde pek çok dengesizlik mevcut. O dengesizlikleri hedef aldığımızdan emin olmalıyız. Zengin ve fakir arasındaki uçurum ve benzeri pek çok sorun... Ekonomik açıdan ilgi çeken konular bunlar. Ekolojik açıdan da bakıldığında, iklim değişikliği diyebilirim ama sadece bu da değil. Gıda güvenliği, enerji güvenliği, iklim değişiklikleri, su... Tüm bu konular birbiriyle bağlantılı. Biz de Davos'ta çevreyi koruma konusunun ne denli karmaşık bir durum olduğunu göstermeliyiz. Politik açıdan da Ortadoğu'daki durumu söyleyebiliriz, 2008 Davos'ta tüm başrol oyuncularını ağırlayacağız zaten. Sadece Filistin ve İsrail değil, Irak ve İran da, Türkiye'nin bütün komşuları temsil edilecek. Elbette Afganistan ve Pakistan da. Bence bu bir numaralı küresel sorun olarak önümüzde.

 

İpek Cem: Toplantılar esnasında Birleşmiş Milletler gibi bir atmosfer oluyor mu? Yani, birçok karar alıcıyı bir araya getirdiğinizde onlar elbette kendi aralarında da görüşüyor. Gerek toplantı sırasında gerekse serbest zamanlarında, bire bire veya gruplar halinde... Bu toplantılar planlı bir şekilde mi oluyor yoksa teklifsiz mi gelişiyor?

 

Klaus Schwab: Bir kısmı önceden planlanıyor. Davos'a gelen hükümetlerin bazısının çok net hedefleri var, bu hedefe ulaşabilmeleri için de karşılıklı görüşmeler yapmaya ihtiyaçları var. Yalnız Davos ve diğer toplantılar arasında önemli bir farkın olduğunu unutmamak gerek. O da Davos'un çok kapsamlı bir yaklaşıma sahip olması, yani ticaret yahut çevre gibi tek bir konu üzerine odaklanmış değil. Bu konuların hepsine kapsamlı bir şekilde disiplinlerarası bir yaklaşımla bakıyoruz. İnsanlar Davos'a birey olarak gelir, toplantıyı dinler ve sonrasında da iyi bir şekilde bilgilenmiş olarak oradan ayrılırlar. Davos'a ilk planda ulusal gündemlerini müdafaa etmek için gelmezler, Davos'a gelmelerinin sebebi dünyaya bir bütün olarak bakmak istemeleridir. Bence bu durumun başka bir yerde eşi benzeri yok. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok, çünkü genelde bir toplantıya kendi çıkarlarınızı müdafaa etmeye gidersiniz. Buraya ise bir dünya vatandaşı olarak geliyorsunuz.

 

İpek Cem: Siyasal karar alma mekanizmalarına, iş dünyasındaki stratejilere, uygulanan politikalara bakıyorsunuz, bu aynı zamanda liderlere de bağlı. Şirketlerin yöneticileri değişiyor, devlet başkanları değişiyor, partiler, hükümetler değişiyor. Böylesi değişiklikler yaşanırken Forum ile belli bir ülke ya da şirket arasındaki ilişkinin devamlılığını nasıl sağlıyorsunuz?

 

Klaus Schwab: Öncelikle Dünya Ekonomik Forumu tarafsız ve bağımsız olarak bilinmekte. Özellikle taraftarı olduğumuz bir parti ya da bir kişi yok. Tamamıyla bağımsızız. Tarafsız olmak herhalde İsviçre'nin en hoş geleneği. Bu çok önemli çünkü kimseden taraf çıkmayarak herkesin güvenini kazanmış oluyoruz. Diğer taraftan, bence hükümetler ve iş dünyası Forum'u bugün vazgeçilmez bir ortak olarak tanımış durumda çünkü başka yerde bulunmayacak bir çerçeve sağlıyoruz onlara. Birleşmiş Milletler var, diğer örgütler var ancak onların hepsinin kısıtlı bir yapısı var. Bir tek Dünya Ekonomik Forumu, paydaşların hepsini içine alan stratejik bir yaklaşıma sahip. Bu yüzden bir değişiklik olduğunda sorun yaşamıyoruz, çünkü yeni gelen parti ya da kişiler gelip yola bizimle devam etmek istediklerini belirtiyor.

 

İpek Cem: Genç Global Liderler adında bir mekanizmanız var...

 

Klaus Schwab: Çok önemsiyoruz bu oluşumu.

 

İpek Cem: Evet, ben de önemli buluyorum. Nasıl yürüyor peki bu mekanizma? Seçim süreci, ve seçilenler arasındaki işbirliği nasıl?

 

Klaus Schwab: Küresel toplumun paydaşlarından bahsettiğimizde Genç Global Liderler olmazsa olmaz nitelikte. Çünkü dünya nüfusunun yarısı 25-30 yaş altındaki insanlardan oluşuyor. Bu yüzden dünyayı ilgilendiren ciddi meselelerden bahsederken, geleceğin sesi olacak insanları da sürece dahil etmeliyiz. Genç insanları, genç liderleri... Bizim yaptığımız şey, her sene dünyadan 250 başarılı insan seçmek. Bunlar 40 yaşın altındaki genç liderler. Uzun bir liste oluyor, her sene 3000 civarında kişi seçiyoruz, sonra her ülkenin medya liderlerinden nihai kararı vermelerini istiyoruz.

 

İpek Cem: Seçim hangi ülkelerde yapılıyor, bütün ülkeler var mı?

 

Klaus Schwab: Bütün ülkeler... Ancak her ülkede medya liderlerimiz var. Bir kere seçildiler mi, o kişileri faaliyetlerimize dahil ediyoruz ancak onların da çevresel ve toplumsal alanlarda kendi inisiyatifleri var. Sadece siyasal ve işle ilgili alanlarda değil yani. Genel olarak sosyal alanda.

 

İpek Cem: Daha önceki görüşmemizde Türkiye ve Avrupa Birliği'nin genişlemesinden bahsetmiştik. Siz bir Avrupalı olarak Avrupa'nın genişlemesine şahit oldunuz, bütün hayatınız boyunca da bunu takip ettiniz. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme süreci hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Klaus Schwab: Bence pek çok yanlış anlama söz konusu. Şu andaki Avrupa Birliği'nin ve Türkiye'nin içinde barındırdığı bariyerleri ortadan kaldırmalıyız. Bence Avrupa ve Türkiye, bu ikisi birbirine ait. Birlikte büyüyebileceğimizi düşünüyorum. Ancak avantajları, ortak kültürü, tarihi kökleri daha iyi anlamak için kat etmemiz gereken çok yol var. Farklı dinlere mensup olmamız buna mani olmamalı.

 

İpek Cem: Avusturya, Fransa gibi ülkeler Türkiye'nin tam üyeliği hakkındaki kaygılarını dile getiriyor; Türkiye ve Avrupa Birliği arasında farklı bir ilişki olması gerektiğini ileri sürüyor. Bunun Avrupa Birliği politikalarını etkilediğini düşünüyor musunuz? Yoksa bunlar daha çok kimi ülke ve bireylere has tutumlar mı?

 

Klaus Schwab: Biliyorsunuz o ülkeler halkın duygularını, ne yazık ki içerlemelerini de hesaba katmak durumunda. Bence hükümetlere düşen, sadece halkın bu tip duyguları ve içerlemeleriyle ilgilenmek değil, onları Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda ortaya çıkacak avantajlar ve konuyla ilgili engeller konusunda da eğitmek.

 

İpek Cem: Dünya Ekonomik Forumu'nun 2008 programına baktığımda 22 ve 24 Ekim arasında Türkiye'de düzenlenecek bir Avrasya konferansı olduğunu gördüm. Bu 2006'da İstanbul'daki Forum toplantısından daha uluslararası bir niteliğe sahip olacak. Bu tema ve İstanbul kararı nasıl çıktı?

 

Klaus Schwab: Yakın gelecekte Irak ve İran'dan daha etkin bir katılım olması yönünde umutluyum açıkçası. Orta Asya ülkelerine baktığınız zaman, dünya açısından da tabii, Türkiye'ye, kültürel anlamda bir komşu olarak büyük bir rol düşüyor. Bu yüzden şunu hissediyoruz, Türkiye'ye bakışımız da dar bir çerçevede olmamalı. Türkiye'yi bir güç, bölgede birleştirici bir unsur olarak görmeliyiz. Bu da dünya açısından son derece önemli bir rol oynamak demek.

 

İpek Cem: Dünya Ekonomik Forumu 40 yıla yayılan geçmişiyle çok güçlü ve önemli bir kurum. Bir kurum bu denli başarılı olup tanındığında elbette eleştiriler de oluyor. Gelecek planlarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Klaus Schwab: Çok çekici planlarımız var.

 

İpek Cem: Ne peki bu planlar?

 

Klaus Schwab: Sizinle şu anda paylaşamam çünkü bu planları Davos'ta önümüzdeki günlerde sunacağız. Biliyorsunuz Facebook yeni fenomenimiz, çok da faydalanıyoruz. Konuşmamızın başında işbirliğinden bahsetmiştik. Günümüzde artık yeni metotlar, vasıtalar, sanal araçlar var. İnternet var. İnterneti sadece bilgi almak için değil, işbirliğini, dayanışmayı arttırmak için de kullanmalıyız. Facebook bu türden bir araç mesela. Yaptığımız şey, karar alıcılardan sanal bir topluluk oluşturmak, Dünya Ekonomik Forumu'ndaki diyaloğu sanal ortamda sürdürmek. Yani aslında sanal bir Davos meydana getirdiğimizi söylemek yanlış olmaz. Davos'ta tartıştığımız her sorunu burada da tartışabilir, çalışma birimleri oluşturabilir, daha derinlikli, daha çok insanın katıldığı bir platform yakalayabiliriz. Geleceğin küresel işbirliğinin yeni ve benzersiz bir aracı olmak istiyoruz özetle. Böyle bir sistemle uluslararası ilişkilerde de bir devrim yaratacağımıza inanıyorum.

 

İpek Cem: Kulağa ilginç geliyor. Bu sene başlayacak mı?

 

Klaus Schwab: Beta versiyonu denilen ilk sistem bu yıl devreye girecek.

 

İpek Cem: Harika. Bu samimi sohbet için teşekkür ederim.

 

Klaus Schwab: Ben teşekkür ederim Sayın Cem.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.