17 Ekim, 2007
Kofi Annan

"İpek Cem'le Dünyayı Yönetenler" programının 3. sezonu çok önemli bir isimle yayınına başladı: Kofi Annan. Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Annan, Cem'e Paris'te verdiği özel söyleşiden Kıbrıs meselesinden küresel ısınmaya, Irak ve Ortadoğu sorunundan Birleşmiş Milletler'de tamamlayamadığı reformlara uzanan açıklamalarda bulundu.

İpek Cem: Bugünkü konuğum herkesin yakından tanıdığı bir isim. Kendisi Nobel Ödülü sahibi de olan eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan... Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Kofi Annan: Hoş bulduk. Sizinle görüşmek mutluluk verici.

 

İpek Cem: Birleşmiş Milletler'in genel sekreterliğinden ayrıldığınızdan bu yana henüz bir yıl olmadı. Yeni projeleriniz olduğunu biliyorum...

 

Kofi Annan: Evet.

 

İpek Cem: Bize bugünlerde ne tür yeni girişimlere odaklandığınızı anlatır mısınız?

 

Kofi Annan: İsviçre hükümetiyle birlikte küresel insani projeler üzerinde çalışıyorum. Temel insani yardım konularını tartışmak üzere bir platform kuruyoruz. Ele alınacak ana konulardan birincisi çevrenin bireyler ve toplumlar üzerindeki etkisi. Dünyada küresel ısınmadan ötürü meydana gelen olayları görüyoruz. Bu yıl da bazı bölgelerde sel baskınları ve kuraklık yaşandı. Yapılan tahminler küresel ısınma yüzünden bunların devam edeceğini gösteriyor. İnsanların bu nedenle göç etmek zorunda kalmalarına da tanık olacağız. Bunun en uygun tanımlaması "çevre göçmenleri" olarak yapılabilir. Çünkü bir ülke su konusunda sıkıntı yaşıyorsa ya da  kuraklık söz konusuysa, yeterli yiyecek ve iş imkanı yoksa, insanlar göç edecektir. Geleceği düşünerek ileriye dönük planlar yapmalı ve önlemler almalıyız. Tehlikeyi azaltmak karşılaşılacak olaylara çok daha rasyonel tepkiler verebilmemizde yardımı olacaktır. Başımıza en kötü şekliyle gelinceye kadar beklediğimiz taktirde, olağanüstü hal söz konusu olur. Şimdi bir şey yapmayıp kriz anından herkesin, kameralar ve bir yığın insanla orada olması bir işe yaramaz.

 

İpek Cem: Kuzey Kutbu buzulları bilim adamlarının önceden yaptığı tahminlerden çok daha hızlı bir biçimde eriyor.

 

Kofi Annan: Bu doğru.

 

İpek Cem: Ve bu, birçok farklı küresel soruyu ortaya atıyor. Kuzey kutbunda yapılması öngörülen petrol ve doğalgaz araştırmalarında kimlerin hak sahibi olduğu gibi...

 

Kofi Annan: Evet.

 

İpek Cem: Bu konudaki düşünceleriniz neler? Bu yaklaşımlar etik mi? Bu özel bölgenin bir güç savaşına dönüştürülmesi doğru mu?

 

Kofi Annan: Bu çok güzel bir soru. Elbette ki çözüm Uluslararası Deniz Hukuku. Bu konularda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku'na başvurulabilir.  ABD Deniz Hukukunu kabul etmiyor. Konumu gereği Deniz Hukukunun uygulanması gerektiği halde... Kuzey Kutbu'ndan pay alma çabasında olanların çoğunluğu, Deniz Hukuku'na dayanarak hak iddia ediyor. Ancak dikkatli olmamız gereken konu kaynakların bu şekilde kapışılmasının dünyada daha ileri seviyede gerilimlere yol açma olasılığı. Bazıları, Kuzey Kutbu ve benzeri bölgeleri global bir kaynak olarak ele alan bir uluslararası heyet bulunması gerektiğini söylüyor. Bu biraz denizlere yaklaşımımıza benziyor: Hiçbir ülkeye ait değil ama herkesin malı. Fakat bazı güçlü devletlerin bu tür çözümlere hazır olduğunu sanmıyorum.

 

İpek Cem: İklim değişiminin gündemdeki en öncelikli konulardan olduğunu biliyoruz. Birleşmiş Milletler'in bu alanda öncü rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?

 

Kofi Annan: Bu üye devletler bu konuda kararlılık gösterdiği taktirde mümkün olabilir. Çünkü kararı verenler üye devletler. Birleşmiş Milletler'in gücü ona üye devletlerin kararlılığına bağlı. Bir araya gelmelerini, meseleleri tartışarak ortak bir anlaşmaya varmalarını çok isterim. Özellikle de iklim konusunda. Örneğin bazı ülkelerin Kyoto'yu imzalamadığını biliyoruz.

 

İpek Cem: Evet.

 

Kofi Annan: Ve şu anda tekrar küresel ısınmayla nasıl baş edeceğimiz konusuna dönüyoruz. İlginç olan nokta, herkesin küresel ısınmaya sadece çevreye dair bir mesele, günlük yaşamın dışında bir konu olarak bakıyor olması. Ama, gerçekte küresel ısınmanın güçlü etkisi bugün kendini gösteriyor. Toplumlar bunun acısını çekiyor. Fakir ülkelerdeki toplumlar bunun bedelini ödeyenler. Onlar kirletenler değil ve adapte olabilmeleri için onlara yardım etmeliyiz. Bazı küçük ülkeler ise bu konuda oldukça başarılı. Örneğin, Maldiv Adaları... Tsunami'nin ardından bir hafta sonra Maldiv Adalarını ziyaret ettim. Ülkenin en yüksek noktası 1.8 metre yüksekliğinde ve adalardan bazıları sular altında kalmış. Fakat diğerlerine göre daha büyük ve koruyucu bariyere sahip ve daha büyük bir ada olan başkent ayakta kalmış. Hükümetin aldığı karar, nüfusu taşıyarak büyük adalarda toplamak ve bu adaların etrafına koruyucu duvarlar örmek. Bu mantıklı bir yaklaşım çünkü her yıl dalgaların daha da yükselmesiyle baş etmek zorunda kalabilirler. Şu anda uyguladıkları plan geliştirilebilir ve böylece yaşanacak felaketler insanların hayatlarını aynı oranda etkilemez. Bizler, fakir ülkelerin duruma uyum sağlamaları süreci içerisinde onlara yardımcı olmakla yükümlüyüz.

 

İpek Cem: Birleşmiş Milletler genel sekreteriyken ortaya koyduğunuz iki hedef vardı.  Bunlardan biri, 2000'li yıllar için belirlenen milenyum kalkındırma hedefleri ve diğeri de Birleşmiş Milletler'de reform yapmaktı. Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler ve diğer çokuluslu kuruluşların beklenen hedefe ulaşamadığına dair eleştiriler var. Birleşmiş Milletler'de yapmak istediğiniz reformu gerçekleştirebildiniz mi? Daha etkili bir uluslararası yaklaşımın geliştirilmesi için neler yapılmalı?

 

Kofi Annan: Çok sayıda reform gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Çok şey başardık. Güvenlik Konseyi yapısını yenileyememenin  beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemiştim. Fakat diğer bazı alanlarda yapılan düzenlemeler var. Birleşmiş Milletler temsilcileri el birliğiyle çalışıyor. Örneğin tüm Birleşmiş Milletler birimleri aynı ülke içinde elele çalışabiliyor. Birlikte gayret gösteriyorlar. Yönetimde etkinlik ve şeffaflık konularında gelişme kaydedildi. Bütün sorunları çözümleyemedik ama reform bir olay değil bir süreçtir. Reform sürecine başlayalı daha altı hafta geçmeden Birleşmiş Milletler'de reform yapamadığımdan yakınan bir makale çıktığını hatırlıyorum. Güvenlik Konseyi'yle ayda bir öğle yemeğinde bir araya gelip gayriresmi bir görüşme yapıyordum. Makalenin yayınlandığı gün Güvenlik Konseyi üyeleriyle öğle yemeğinde buluşacaktım. Yaptığım ilk şey, Birleşmiş Milletler'de altı hafta içerisinde tam bir reform yapmayı başaramadığım için onlardan özür dilemek oldu. Rus büyükelçisi -kendisi şu anda Dışişleri Bakanı- Sergey Lavroy dedi ki "Sayın Genel Sekreter, neden şikayet ediyorsunuz? Tanrı'nın dünyayı yaratmak için sahip olduğundan daha fazla vaktiniz varmış". Ve ben de şöyle yanıtladım "Haklısınız. Fakat benimle kıyasladığında Tanrı'nın önemli bir avantajı var: tek başına çalışması. Güvenlik Konseyi olmadan, Genel Kurul olmadan ve hepsinin ötesinde boş bir tuval üzerinde...

 

İpek Cem: Bu yorumdan da hareketle, Birleşmiş Milletler'de yapılacak reformun aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in Güvenlik Konseyi'nin yeniden yapılandırılmasıyla bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor.

 

Kofi Annan: Doğru.

 

İpek Cem: Sizin de belirttiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyadaki değişen güç dengelerini ve bugünü pek yansıtmıyor. Sizce ne gibi değişiklikler yapılabilir? Hangi ülkeler temsil edilmeli?

 

Kofi Annan: Üye devletler konusunda daha önce de teklifte bulundum. Birleşmiş Milletler üyeliğini... Yani Güvenlik Konseyi üyeliğini artırmak gerekiyor.

 

İpek Cem: Sayı olarak, değil mi?

 

Kofi Annan: Evet. Sayı olarak. Şu anda on beş üyemiz var ve bu yirmi beş yapılabilir. On ülke daha konseye dahil edilebilir ve bunun anlamı altı tane daimi üye demektir. Ama veto olmadan... Ve dört tane daimi olmayan üye... Üyelerden ikisi Asya'dan, iki tanesi-

 

İpek Cem: Afrika...

 

Kofi Annan: Afrika'dan, bir tanesi Güney Amerika'dan ve bir tanesi de ek olarak Avrupa'dan olmalı. Bu tür bir dağılım yapıldığında Asya'daki büyük ülkeler temsil edilebilir. İnsanlığın üçte birinden fazla neredeyse yarısına yakın nüfusu dünyanın bu bölgesinde  yaşamakta. Afrika kıtasında elli üç ülke bulunmakta ve hiçbirinin daimi temsilcisi bulunmuyor. Güney Amerika da daimi olarak temsil edilmiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde hem bu ülkeler temsil edilmiyor, hem de bu durum demokratik değil. Birleşmiş Milletler olarak dünyanın her köşesinde demokrasi ve temsil üzerine konferanslar veriyoruz fakat bu ilkeyi kendimiz uygulamıyoruz. Üye devletler, birçok üye devlet Birleşmiş Milletler'nin güç yapısı ve gücünün dayandığı temelin zayıf olduğuna inanıyor. Bu gücün beş daimi üyenin elinde dar bir alanda sıkıştırıldığına inanılıyor.

 

İpek Cem: Bu durum Birleşmiş Milletler nezdinde güvensizliğe mi yol açıyor?

 

Kofi Annan: Evet. Bu doğru. Kesinlikle güvensizlik var. Ayrıca bazı güçlü devletlerin, durumu kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendirdiğine de inanılıyor.

 

İpek Cem: Bazı güçlü devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda süreci yönlendirdiğinden söz ettiniz. 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri Birleşmiş Milletler'in onayı olmaksızın Irağa operasyon başlattı. Bu, Birleşmiş Milletler'e olan güveni azalttı. Bu güç dengesi nasıl işliyor? ABD dış politikasında kendi inanç çıkarları doğrultusunda girişimlerde bulunuyor ve Birleşmiş Milletler, bu durumda kendi pozisyonunu koruyamıyor.

 

Kofi Annan: Evet... 2003 yılında kararların nasıl alındığına bakalım. 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Güvenlik Konseyi'nin desteğini almadı. Önergenin onaylanması için dokuz oy gerekiyordu. Bu dokuz oyu alamadılar. Bazıları bunun nedeninin Fransa'nın veto etmekle tehdit etmesi olduğunu söyledi. Mesele bu değildi. ABD girişimini destekleyecek yeterli sayıda oy yoktu. Komşuları Meksika ve Şili dahi desteklemedi.

 

İpek Cem: Evet.

 

Kofi Annan: Ve Fransa'nın "Veto edeceğim" demesi demokratik bir haktır. ABD bunu yapıyor, veto hakkını kullanabiliyor. Diğer bütün ülkeler de yapıyor. Birleşmiş Milletler'nin savaşı onaylamayarak yapması gereken şekilde davrandığını düşünüyorum. ABD'nin Birleşmiş Milletler dışına çıkarak Irak'ta operasyon sürecini başlatması büyük bir şanssızlıktı, fakat bunun sorumluluğunun Birleşmiş Milletler'den çok ABD üzerinde olduğunu düşünüyorum.

 

İpek Cem: Dört yıl sonra Irak'taki duruma bakıldığında hâlâ çözümden çok uzakta olduğu görülüyor. Mezhep çatışmaları, El Kaide vs. Küresel sorumluluğu elinde bulundurmuş bir dünya lideri olarak, durumu nasıl karşılıyorsunuz? Rahatsız mısınız? Çözümleneceğine dair umutlu musunuz?

 

Kofi Annan: Çok endişeliyim. Sadece Irak değil, Orta Doğu konusunda çok endişeliyim. Çünkü Irağın durumu tüm bölgeyi etkiliyor. Hatta bütün dünya üzerinde olumsuz etkisi var diyebilirim. Bunlara çözüm yolu bulmaz ve Irak'taki savaşı bastırarak sonuçlandırmazsak, bölgeye yayıldığı taktirde çok tehlikeli boyutlar alabilir. Ve bilindiği gibi, İran'la olan anlaşmazlıkta da oldukça saldırgan ve tehditkar bir dil kullanılıyor. Umarım kimse şiddet kullanmayı düşünmüyordur. Ortadoğu çok tehlikeli ve hassas bir konumda. Bölgede bir savaş daha olmamalı. Atom Enerji Ajansı ve Güvenlik Konseyi'yle birlikte çalışılarak konunun çözümlenmesi üzerinde odaklanılmalı. Karşılıklı görüşmeler devam etmeli. Atom Enerji Ajansı'nın Başkanı Muhammed El Barade gibi harika bir uzmana sahip olduğumuz için şanslıyız. Kendisi ciddi bir çalışma içerisinde ve uluslararası camianın desteğine ihtiyacı var. O, bu işin üstesinden gelebilir... Mantıklı... Stratejik düşünüyor... Yapılması gerekenleri yerine getiriyor ve onunla birlikte çalışmalıyız.

 

İpek Cem: Geçmiş yıllarda Birleşmiş Milletler'in Irağa karşı tutumuna bakıldığında Irağa karşı uygulanan ambargo ön plana çıkıyor. Oil For Food (Petrole karşılık Yiyecek) Programı gibi... Birçok kişi bunun Irak halkına büyük zarara uğramasına yol açtığını, onlara faydası olmadığını ve ayrıca bugün ülke içerisinde yaşanan bazı problemlerin kaynağı olduğu biliniyor.  Dönüp geriye baktığınızda bu ambargonun Irak halkına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

 

Kofi Annan: Tabii ki bunlar Güvenlik Konseyi'nin kararlarıydı. Irak meselesinde yaptırımların "keskin olmayan silah" olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Masum sivil halk üzerindeki olumsuz etkisini kabul ediyorum. Normalde bu tür yaptırımlar uygulanacağı zaman... İnsanlar artık farkına vardı ve davranışları değiştirilmek istenen bireylerin hedef alındığı "akıllı yaptırımlar" üzerinde konuşuluyor.. Ancak bu süre içerisinde toplumun tamamı etkilendi. Sanıyorum, Irağa karşı ambargo uygulanması konusunda ısrar edenler de bunun altı ay-bir yıldan daha uzun süreceğini düşünmemişti. Bu tür varsayımlar,demokrasilerin geçerli olduğu ülkelerde işleyebilir. Demokrasilerde insanlar onlara sıkıntı veren lideri oylama yoluyla görevden alabilir. Fakat Irağın Saddam tarafından yönetildiği döneme bakarsak, liderin kalmak konusundaki kararlılığı karşısında bu tür yaptırımların nasıl şansı olabilirdiki. Mesele bu. Ders alındığını düşünüyorum. Konsey üyeleri yaptırımların uygulama şeklini ve nasıl uygulandığını tekrar gözden geçirmeye başladı.

 

İpek Cem: Sizin de sözünü ettiğiniz gibi gözler bilinen sebeplerden dolayı İran'a çevrildi. Ve İran'a karşı Birleşmiş Milletler yaptırımları da masaya yatırıldı, şu anda tartışılıyor. İran'a ambargo uygulanması konusundaki düşünceleriniz neler?

 

Kofi Annan: Yaptırımları tümüyle görmedik. Üzerinde tartışılan yaptırımlar her ne olursa olsun, önemli olan şeyin, barışçıl bir çözüm aramamız ve karşılıklı diyaloğu sürdürmemiz olduğunu düşünüyorum. İki tarafı da tatmin edecek çözümü bulmak için mümkün olduğunca sıkı ve hızlı çalışmalıyız. Bu zor bir konu ve dediğim gibi El Barade önderliğindeki Atom Enerji Ajansı ve Konsey'le birlikte çalışmalıyız. Konsey kasım ya da aralık ayında yeni yaptırımlar ortaya koyabilir. Bunu bekleyip göreceğiz. Fakat, programlarının barışçıl olduğunu savunan İranlılara her zaman önerim dünyayı nükleer programının barışçıl olduğuna ikna etmenin yolunu bulmak. Bunu denetime açmalılar. Eğer gerekirse bölgenin müfettişlerle dolup taşmasına izin vermeliler. Her yere girmelerine izin vererek bazılarının kafasında oluşan şüpheleri ortadan kaldırmalılar. Barışçıl bir program olduğunu göstermeliler.

 

İpek Cem: Türkiye ile ilgili önemli dosyalarınızdan biri Kıbrıs'la ilgiliydi. Adanın Türk tarafının kabul ettiği ancak Kıbrıs Yunan kesimi tarafından reddedilen Annan Planı var. Yaşanan deneyimlere dayanarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısındaki durumu ve Kıbrıs Yunan kesiminin AB'nin bir üyesi haline gelişine bakıldığında Kıbrıs meselesinin ihmal edildiğini düşünüyor musunuz?

 

Kofi Annan: Bunun referandum esnasında çözümlenmesini görmeyi tercih ederdim.

 

İpek Cem: Evet.

 

Kofi Annan: Çözümlenememiş olması bir başarısızlıktı ve bölünmüş Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılması meseleyi daha karmaşık bir hale getirdi. Fakat vazgeçmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz. Türkiye kendi üyeliğiyle ilgileniyor ancak Kıbrıs konusunu mümkün olan en kısa sürede çözümlemeye çalışmalı. Bunun için Lefkoşe ve Avrupa Birliği üyelerinin de desteği gerekmekte. Bu, uzun süre bekletilmemesi gereken bir sorun.

 

İpek Cem: Bu konunun Birleşmiş Milletler gündeminde yeterince yer aldığını düşünüyor musunuz?

 

Kofi Annan: Öyle olmalı. Öyle olmalı.

 

İpek Cem: Orta Doğu'dan bahsettiniz. Burası, çatışmaların yuvası. Filistin İsrail çatışması, Lübnan'ın durumu... Bunlar Irak meselesi gibi çözümsüz durumda. Batı ülkeleri Orta Doğu'ya karşı daha farklı, daha bütüncül bir yaklaşım gösterebilir mi? Ya da Birleşmiş Milletler bu meselelerini tek bir mantık çerçevesinde ele alabilir miydi? Bunun faydası olur muydu?

 

Kofi Annan: Şunu söylememe izin verin, bu meselelere bir bütün olarak bakmalıyız. Parça parça ele alamayız. Hatta, bütününe baktıktan sonra strateji belirleyip önce hangisiyle uğraşacağımıza karar versek bile, hepsi birbiriyle bağlantılı ve izole ederek üstesinden gelemeyiz. Sorunuzda söylemeye çalıştığınız şeye katılıyorum. Bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Bölgede sorun olduğunu ve çözüme ihtiyaç olduğunu görmeliyiz. Bu, diğer konulara faydası olacağı için bir tek konu üzerine odaklanacağımız anlamına gelmiyor. Meselelerin bütün olarak çözümünü sağlayacak bir plan yapıldığı ve düzenli bir şekilde ilerlendiği, idaresi mümkün büyük parçalar halinde ele alındığı taktirde başarılı olabilir ve gelişme kaydedebiliriz. Ancak kesin olan bir şey var: bütün bu sorunlara bir çözüm bulmak gerekiyor. Orta Doğu'daki soruna, bir konu üzerinde odaklanarak diğerlerini görmezden gelerek çözüm yolu bulamayız.

 

İpek Cem: Avrupa Birliği dış politikasını belirlerken uyumlu bir bütün oluşturmaya çalışıyor. AB ülkelerinin birçok konuda aynı fikirde olmadıklarını biliyoruz. Dünya meselelerinde birbiriyle daha uyumlu bir ses oluşturabileceklerini, bunun krizlerin çözümünde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?

 

Kofi Annan: Avrupa'nın ekonomik olarak sahip olduğu potansiyel çok önemli. Bütün bu uluslararası organizasyonlarda oynadığı rol önemli. Dünyada sözü geçmekte. Ortak bir tavır belirleyip birbirlerine bağlı bir şekilde hareket ettikleri taktirde / daha da güçlü olabilir ve daha fazla etkili olabilirler. Birçoğunun bu konuyla ilgilendiğini biliyorum ve başaracaklarını umuyorum. Teşekkürler.

 

İpek Cem: Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.

 

Kofi Annan: (Türkçe teşekkür eder)

 

İpek Cem: Harika!

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.