31 Ekim 2007
Lee Bollinger

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in konuğu dünyanın en köklü yüksek öğrenim kurumlarından Columbia Üniversitesi'nin rektörü Lee Bollinger. Bollinger, yüksek öğrenimdeki son trendleri, Orhan Pamuk'la çalışmalarını, Amhedinejad'ın ziyaretini ve ABD'deki yabancı öğrencilere verilen imkanları anlatıyor...

İpek Cem: Bugünkü konuğum, Columbia Üniversitesi Rektörü Lee Bollinger. Programımıza hoş geldiniz.

 

Lee Bollinger: Teşekkürler.

 

İpek Cem: Ben de Columbia Üniversitesi mezunuyum. Bu üniversite çok köklü bir geçmişe sahip. Üniversite 1754 yılında kurulmuş ve bugün 260.000'den fazla mezunu var. Bu, Columbia'ya bir eğitim kurumu olarak nasıl bir güç veriyor?

 

Lee Bollinger: Bence bu gücün iki kaynağı var: Bu güç, öncelikle üniversitemizde yürütülen olağanüstü çalışmalarla ilgilidir. Columbia'da çok sayıda önemli keşif yapılmıştır. Ama bu güç aynı zamanda öğrencilerin üstün kalitesiyle ve ilerleyen hayatlarında yaptıkları işlerle ilgilidir. Öğrencilere yeteneklerinin izin verdiği yönlerde dünyaya hizmet edebilmelerini sağlayacak çok iyi bir eğitim vermeyi umuyoruz. Kısacası, burası nitelikli bir kurum. Mezunlarımızdan biri olmanızdan büyük bir gurur duyuyoruz.

 

İpek Cem: Bugün küreselleşme çağında yaşıyoruz ve Columbia Üniversitesi öğrencilerinin çok farklı özgeçmişlere sahip olduğunu biliyorum. Giderek artan sayıda yabancı öğrenci buraya geliyor. Bu çeşitlilik müfredatınızı nasıl etkiliyor?

 

Lee Bollinger: Birleşik Devletler'deki bütün üniversiteler arasında, en fazla yabancı öğrenciye sahip ikinci üniversiteyiz. Özellikle lisans düzeyinde bu rakamı daha da arttırmayı umuyoruz. Dünyanın her köşesinden gelen farklı ırklardan, farklı dinlerden ve farklı siyasi görüşlerden insanlarla çevrili bir ortamda bulunmak istiyorsanız, Columbia'dan daha iyi bir yer bulamazsınız. Aynı şey New York şehri için de geçerli. Dünya giderek birbirine daha bağlı unsurlardan oluşuyor ve hepimiz farklı kültürlerle, farklı ülkelerle etkileşim içine girmek zorunda kalıyoruz. Ekonomik ilerlemeler bu değişimi hızlandırıyor. Bunun nasıl bir şey olduğunu "yaşayarak", yani deneysel bir yolla öğrenmeniz gerekir ve Columbia'daki gibi bir uluslararası yapı, çok genç yaşlarda bunu öğrenip yaşamınızın geri kalanında uygulamanızı sağlayacak bir yerdir.

 

İpek Cem: Columbia Üniversitesi, Nobel Ödülü sahibi profesörlerle ve isimlerle de tanınıyor. Bu tür bir kurum, hem akademik açıdan hem de öğrencileri açısından bu yöndeki çekiciliğini nasıl koruyor? Bu, maddi imkana mı bağlı? parayla ilgili bir konu mu? Yoksa elinizdeki mevcut ekip mi bu çekiciliği sağlıyor?

 

Lee Bollinger: Tabii ki bu, her gün üzerinde düşündüğüm bir konu: Dünyanın büyük yeteneklerinin Columbia'ya gelmesini nasıl sağlarım konusuna kafa yoruyorum. Bence bu sorunun cevabı, öncelikle kültürdür. Columbia fikirlere ve araştırmaya adanmış çok derin bir geleneğe sahiptir. Burada birçok büyük insan var. Columbia bu değerleri paylaşan bir topluluk ve buraya girdiğinizde sadece bir birey, sadece büyük bir insan veya büyük bir insan olmak isteyen biri olmazsınız; zaten kıymetli insanların yer aldığı ve bu insanları kendine çeken bir ortamın parçası olursunuz. Bu sorunun ikinci cevabı, gerçekten iyi bir ortam sağlamamız, insanları çalışmalarını veya araştırmalarını yürütürken korumamızdır. Üniversitedeki öğretim üyelerinin ve öğrencilerinin kendi fikirlerinin ortaya koymalarına ve dünya için yapabilecekleri her şeyi yapma haklarına büyük değer vermekteyiz. Bence burada üçüncü bir unsur daha var ki o da sorunuzda üstü kapalı olarak yer alıyordu: İnsanları kendimize çekmek için büyük miktarlarda para ödemek zorunda mıyız? Birleşik Devletler'de büyük yeteneklerin peşinden koşmak giderek daha rekabetçi bir hale geliyor ve maaşlar artıyor. Bu gerçeği saklayacak değilim. Ancak Nobel ödülü kazanmış isimlerimiz ile üniversitedeki diğer öğretim görevlilerimiz arasındaki fark, düşündüğünüz kadar fazla değil. Bence bu da kurumun kültürüyle ilgili bir şey.

 

İpek Cem: Öğretim üyelerinin özgürlüğünden söz ettiniz. Üniversitede yaşanan son olaylardan biri de, Columbia'nın İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ı konuşmacı olarak davet etmesiydi. Bu olay büyük bir tartışma yarattı. Bu olay nasıl gerçekleşti? Sizce Ahmedinecad davet edilmese daha mı iyi olurdu? Yoksa kendisine konuşma hakkı verilmesi mi doğruydu?

 

Lee Bollinger: Bence fakültelerin, bölümlerin ve dekanların tartışma amacıyla ve akademik amaçlarla insanları davet edebilmeleri çok ama çok önemli. Sözünü ettiğimiz olayda, İran Cumhurbaşkanı'nı davet etmek isteyenler, Uluslararası İlişkiler Fakültesi Dekanı ile bir öğretim üyesiydi ve ben de buna tam destek verdim. Böyle bir organizasyon yapıldığında, büyük tartışmalar yaşanabilir. Konuların ciddi biçimde ele alınması çok önemlidir, çünkü biz fikirleri ciddiye alıyoruz. Bizim dışımızdaki ülkeleri gerçekten anlamak istiyoruz; Türkiye'yi anlamak istiyoruz; İran'ı anlamak istiyoruz. Bugün küresel ilişkiler açısından bakıldığında, dünyanın kaderinin İran'da olup bitenlere bağlı olduğu sık sık dile getiriliyor. Toplumu anlamaya çalışmak için bir dizi planımız var. İran, harika bir kültür, harika bir halk ve harika bir medeniyete sahip ve bu davet, İran'ı anlamaya çalışmak ve dünyayı anlamaya çalışmak için harcadığımız çabanın bir parçasıydı. Sağlıklı bir tartışmayı destekliyorum; fikirlerin ciddiye alınmasına değer veriyorum; üniversitenin bunu gerçekleştirme ve bundan yararlanma biçimiyle gurur duyuyorum. Tartışmayı, birçok insanın yanı sıra, binlerce öğrenci izledi ve sonrasında öğrencilerden bunun Columbia'da geçirdikleri süre içinde eğitim açısından yaşadıkları en önemli olaylardan biri olduğunu söyleyen sayısız e-posta aldım.

 

İpek Cem:  Kendinizi bu tartışmanın ortasında bulduğunuzda, bunu içinde yaşadığımız dönemi yansıttığını düşündünüz mü? Çünkü dünyada büyük bir kutuplaşma var ve insanlar "öteki" olarak gördükleri şeyle ilgili birçok önyargıya sahip: Bu "öteki", İran olsun, Irak olsun veya tam olarak bilmedikleri bir başka kültür olsun fark etmiyor. Bu kutuplaşmış dünya, Columbia'daki öğrencileri ve müfredatı nasıl etkiliyor?

 

Lee Bollinger: Doğru söylüyorsunuz. Fikirlerle ilgili kutuplaşma duygusunun olduğu bir zamanda yaşadığımızı düşünüyorum. En temel düşüncelerde bile kutuplaşma yaşanıyor ve bu da üniversiteleri bu tür konuların tartışılabileceği yerler olarak daha önemli bir hale getiriyor. Benim hedefim, Columbia'da ifade özgürlüğünü ve akademik özgürlüğü mümkün olduğu kadar güçlü ve gerekli bir unsur haline getirmek. Birleşik Devletler'deki diğer üniversite rektörlerinin de aynı şekilde düşündüğünü biliyorum. Bu, bir mücadele ve önemli konularda herkese açık tartışmalar yürütmeye bağlı kalacağımızdan emin olmalısınız. Bunu akademik yolla yapmalıyız. Biz dış politika yürütmüyoruz; diplomat değiliz ama dünyayı anlamayı istiyoruz. Dünyada birçok farklı şey yaşanıyor ve biz de bir kurum olarak bununla bütünleşmek ve dünyada güzel şeylerin yaşanmasını mümkün kılmak istiyoruz.

 

İpek Cem: Son yıllarda, Nobel Ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk da Columbia Üniversitesiyle yakın ilişki içinde. Orhan Pamuk'ın görüşleri için kimi zaman eleştirildiği düşünüldüğünde, Columbia açısından bu ne ifade ediyor?

 

Lee Bollinger: Orhan Pamuk, Columbia Üniversitesi öğretim üyeleri arasına girmiştir ve ben bundan büyük gurur duyuyorum. Kendisi çok yetenekli ve büyük başarılar kazanmış bir insan; ileride de büyük işler yapacak ve tabii ki şimdiden çok kıymetli bir isim. Önemli konularda söz söyleyen insanların ağır biçimde eleştirilmesi sık görünen bir durumdur. Ancak bir kişinin akademik topluluğumuza katılıp katılmayacağını belirlerken kullandığımız standart bu olamaz. Standardımız, o kişinin çalışmalarının kalitesi ve çok yükseklere ulaşacak bir kapasiteye sahip olup olmadığı olmalıdır. Orhan Pamuk örneğindeyse, kendisinin inanılmaz yeteneğe sahip bir isim olduğuna hiç kuşku yoktur ve kendisi Columbia'nın bir parçası olduğu için büyük gurur duymaktayız.

 

İpek Cem: Bünyenizde bulunan ve dünyanın zor sorunlarına adanan Earth Institute'dan ve Jeffrey Sachs'ın çalışmalarından söz ettiniz. Bu enstitü, üniversitenin en göze çarpan bölümlerinden biri. Kısa süre önce, Bill ve Melinda Gates Vakfı önemli bir bağışta bulunmuştu. Earth Institute'un büyük hedefleri var: yoksulluğu ve hastalıkları ortadan kaldırmayı hedefliyor.

 

Lee Bollinger: Evet.

 

İpek Cem: Şu an Earth Institute'da ele alınan konulardan bazıları nelerdir?

 

Lee Bollinger: Şu an Earth Institute'da, Jeff Sachs ve meslektaşları aracılığıyla, birçok proje yürütülüyor. Ancak bu projelerden belki de en ünlüsü, şu anda Afrika'daki köylerde yürüttüğümüz projedir. Afrika ülkelerinde şehirlerde ve köylerde yürütülen yeni tarım metotları, yeni hastalık tedavisi metotları ve eğitim programları üzerinde çalışmaktayız. Bir köyde 50.000 kişinin yaşadığını varsayarak yılda kişi başına yaklaşık 70 doların "binyıl gelişim hedefleri"ni gerçekleştirmeye yetip yetmeyeceğini görmek istiyoruz... Bu hedefin...

 

İpek Cem: Birleşmiş Milletler'in koyduğu hedefti bu...

 

Lee Bollinger: Birleşmiş Milletler'in 2000 - 2001'de kabul ettiği bu hedeflerle sözünü ettiğimiz metotlarla ulaşılıp ulaşılmayacağını görmek istiyoruz. Bu, çalışmalarımızdan biri. Bu, dünyayı daha yaşanabilir kılmak için neler yapılabileceğini veya yapılması gerektiğini anlamamızı sağlamak için bir üniversitenin yapabileceklerini gösteren harika bir örnek. Başka alanlarda da projeler yürütüyoruz. Örneğin Afrika ülkelerinde ve bazı başka ülkelerde de AIDS tedavisi çalışmalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Buna benzer örnekler sayabiliriz. Biraz önce Manhattanville'den söz ettiniz. Batı Harlem'de inşa etmeyi umduğumuz yeni kampüsümüz...

 

İpek Cem: Ben de o konuya gelecektim.

 

Lee Bollinger: 68.000 metrekarelik bir alanda yer alacak ve 557.000 metrekarelik kullanım alanı yaratacak. İnşa edilirse, bu kampüs Columbia'nın 100 yıl içindeki ilk yeni kampüsu olacak. Planlar şu an belediyede. Bu konuda çok umutluyuz. Kampüs aynı zamanda bize küresel toplumla ilgili konularda düşünülmesine geniş alanlar ayırmamıza imkan tanıyacak. Bu kampüsun gerçeğe dönüşeceğini ve böylece çabalarımızı daha geniş bir alana yayabileceğimizi umuyoruz.

Şehirde yeniden yapılandırma süreci devam ediyor ve bu sürecin yarısı tamamlandı. İki gün önce, Manhattan Belediye Başkanıyla bir açıklama yaptık. Daha doğrusu Belediye Başkanı kendisi bir açıklama yaptı ve ben bunu destekledim. New York Belediye Başkanı Bloomberg de projeyi desteklediğini söylüyor. Projenin onay için Şehir Planlama Komisyonu'ndan ve Şehir Meclisi'nden geçmesi gerekiyor. Onay alırsak, önümüzdeki 30 yıl içinde yeni kampüsumuzu inşa etmiş olacağız. Yeni kampüste nöroloji ve nörolojik araştırmalar üzerinde çalışacak ve Nobel ödülü sahibi araştırmacılarımız Eric Kandel ile Richard Axel'in ve öteki saygın bilim adamlarının yöneteceği bir Zihin-Beyin Davranışları Enstitüsü olacak. İşletme Fakültesi'nin ve Sanat Okulu'muzun yeni kampüse taşınması planlanıyor. Biraz önce söylediğim gibi, küresel toplumla ilgili birçok çalışmayı da orada yapacağız. Kurumumuz için çalıştığımız kadar, Harlem'deki bu semtlerin gelişmesi için de çalışaçağız. Bölgede yeni bir lise inşa etmeyi kabul ettik. İnsanların oturdukları evleri kaybetmemesi için, kiraların artacağını ve artık o bölgede yaşayamayacaklarını düşünecekleri için bölge sakinlerine uygun fiyatlı evler inşa etmeyi kabul ettik. Proje zaman içinde 6000 yeni iş imkanı sunacak. Bu işlerin büyük kısmının bölge sakinleri için ayrılmasını sağlamak istiyoruz. Yapabileceğimiz birçok şey var. 30 yıl önce... Tabii sizin Columbia'ya gittiğiniz dönemden söz etmiyorum... 30-40 yıl önce bölgede birçok sorun vardı. Şehirde birçok sorun vardı. Manhattan'ın kuzeyindeki bölgeler tehlikeliydi ama son 10 veya son 20 yılda herkesin hayatını geliştirecek çok fazla şey yaşandı. İster inanın ister inanmayın, bu bölge şimdi tüm şehirdeki en güvenilir beşinci bölge oldu. Bölge bugün çok güvenli bir yer ve sanırım bu, bütün şehrin refahına katkıda bulunuyor.

 

İpek Cem: Siz aynı zamanda ülkenizde de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konularının en önemli hukukçularındansınız. Şu an bir Amerikan üniversitesinin rektörüsünüz. Küresel düzeyde Amerika Birleşik Devletleri'ne bu dönemde ihtiyatlı bir yaklaşım var. Bu sizi olumsuz etkiliyor mu?

 

Lee Bollinger: Bunun öğrenci sayımızı olumsuz yönde etkilediğine inanmıyorum. Birleşik Devletler'de son birkaç yıldır süregelen bir tartışma var ve bu tartışmanın konusu yurt dışındaki öğrencilerin, ülkemizde eğitim görmeleri için sahip olduğumuz çekiciliği kaybetme riskini mi yaşıyoruz? İnsanların Birleşik Devletler'i bir eğitim ışığı olarak veya iyi karşılanabilecekleri bir yer olarak görmemeleri korkunç bir şey olurdu. Bu bizim için ve tüm dünya için gerçek bir felaket olurdu. Son birkaç yıl içindeki makul güvenlik endişelerin yarattığı koşullar karşısında öğrenci sayısının arttırılması, sürecin mümkün olduğu kadar acısız ve kolay gerçekleşmesi için Birleşik Devletler'deki yüksek eğitim dünyasında önemli işler yapıldı. Ülkemizde eğitim gören yabancı öğrencilerin sayısına baktığınızda, yurt dışından genellikle 600.000 öğrencinin geldiğini görürsünüz. 11 Eylül olaylarından sonra bir süre bu sayının artışında bir gerileme yaşanmıştı. Ancak bu noktada artış yine normal seviyesine döndü. Bazı öğrencilerin artık kendilerini huzursuz hissedip hissetmediklerini; huzursuz olacaklarını düşünüp düşünmediklerini veya daha önce Birleşik Devletler'e gelmiş olanların başka bir ülkeye gitmeyi tercih edip etmeyeceklerini bilmiyoruz. Bunun olmaması için elimizden gelen her şeyi yapmaya çabalıyoruz. Columbia Üniversitesi ve New York şehri, çok farklı ve her türden insanın bir arada bulunduğu bir yer olduğu için, sanırım öteki kurumlardan daha az zorluk yaşıyoruz. Columbia'da hiçbir fark görmediğimi söyleyebilirim. Sanırım her zamanki gibi iyi öğrencileri okulumuza alıyoruz.

 

İpek Cem: Bunun bir üniversitenin uyguladığı politikalarla hiçbir ilgisi olmayabilir ama ben vizelerde sorun yaşandığını ve hatta okuluna dönmek isteyen bir öğrencinin belgeleri çıktığı halde bu belgelerini almada zorluk yaşadığını bile duydum. Bu tür hikayeler, öğrencilerin kendi ülkelerinde kendi çevrelerinde duyulduğunda bir karışıklık yaratıyor.

 

Lee Bollinger: Evet.

 

İpek Cem: 11 Eylül'den sonra bu tür yaklaşımların arttığını düşünüyor musunuz?

 

Lee Bollinger: İlk başta şunu söylememe izin verin: Bence Müslümanlar, Birleşik Devletler'in kendilerini rahatsız veya saygı görmedikleri bir yer olarak hissedecekleri bir yer olduğunu görseydi, bu bir trajedi olurdu. Kesinlikle korkunç bir şey olurdu. Bütünleşmenin çok yoğun olmasını istemeliyiz ve ben bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu, şu an Müslümanların sorunu mudur? Bence, bu soruya "evet" cevabını vermemiz gerekiyor. Burada yoğun bir yabancılaşma hissinin üstesinden gelmek için çok şey yapmamız gerek. Tabii ki Columbia'da bu hissin giderilmesi için üzerimize düşen görevi yapıyoruz ama sizin de söylediğiniz gibi bu durum, birçok ülkede ve birçok toplumda daha büyük bir sorun yaratıyor.

 

İpek Cem: Columbia Üniversitesinden mezun olan çok sayıda ünlü isim var. İlk aklıma gelen isimler arasında Madeleine Albright, Alan Greenspan, Barack Obama var. Bu kişiler okulunuzla olan bağlarını sürdürüyorlar mı?

 

Lee Bollinger: Evet... Farklı derecelerde ve hayatlarının farklı dönemlerinde okulla bağlarını koruyorlar. Mezunlarımız okullarına çok sadık. Bence insanlar Columbia'da aldıkları eğitimin hayatlarını değiştirmede çok önemli olduğunu hissediyor. Üniversitemizden mezun olan insanlar tabii ki çok yoğun bir müfredatı almış oluyor; iki yıl boyunca klasikleri ve temel eğitimlerini almış oluyor. Burada çok derin bir eğitim tecrübesi yaşıyor ve bu tecrübe hayatlarının geri kalanı boyunca insanları şekillendiriyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim: Yüksek eğitim modeli, benim sık kullandığım bir adlandırmaya göre, ikili bir sistemdir. Birleşik Devletler'in her yerindeki vergi mükelleflerinin parasıyla idare edilen çok sayıda devlet üniversitesi var. Bunun yanında önemli miktarda özel üniversiteler bulunuyor. Ama ben öğrencilerin yüzde yetmişinin devlet üniversitelerine gittiğini düşünüyorum. Özel üniversiteler olağanüstü oranda şanslıdır ve mezunlarının cömert bağışlarından yararlanır. Zaman içinde çok güçlü bir bağış gelirine ulaşır. Aynı zamanda çoğunlukla bilim alanında, "yaşam bilimleri" dediğimiz alanlardaki araştırmalar için hükümetin verdiği fonlardan yararlanır. Bu yüzden çok başarılı bir modele sahiptirler. Devlet üniversiteleri ile özel üniversitelerin farklı mali kaynakları vardır. Bence dünyanın çeşitli yerlerinde giderek daha çok sayıda toplum, üniversitelerin mezunları ve hükümet harici kurumların desteğine sahip olduğu bu tür bir sisteme doğru ilerliyor. Ülke geleceğine yapabileceğiniz en iyi yatırımlardan birinin sahip olduğunuz yüksek öğretimin kalitesine yatırım yapmak olduğu gerçeği biliniyor.

 

İpek Cem: 2002'den beri Columbia Üniversitesindesiniz. Bundan önce de Michigan Üniversitesinde benzer bir görevde bulunmuştunuz. Buna paralelbir hukuk kariyeriniz olduğu da düşünüldüğünde, rektör olarak uzun bir kariyere sahip olmayı düşünüyor musunuz?

 

Lee Bollinger: Columbia'da kalmayı ve bu işi uzun yıllar sürdürmeyi planlıyorum.

 

İpek Cem: Zaman ayırdığınız için çok teşekkür etmek istiyorum.

 

Lee Bollinger: Ben teşekkür ederim. Benim için bir zevkti. Çok teşekkürler.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.