14 Mart, 2007
Matthew Bryza

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in bu haftaki konuğu ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza. Bryza, Irak'taki olaylar ve enerji piyasasındaki gelişmelerin ışığında ABD-Türkiye ilişkilerini değerlendiriyor.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza. Programımıza hoş geldiniz.

 

Matthew Bryza: Teşekkürler İpek. Burada olduğum için çok mutluyum.

 

İpek Cem: Göreviniz gereği Türkiye'yi sık sık ziyaret ettiğinizi biliyoruz. Bu sefer hangi nedenle geldiniz?

 

Matthew Bryza: Türkiye'de bulunmak başlı başına güzel. Türkiye'yle çok yakın ilişkilerimiz var. Ayrıca İstanbul'a bayılıyorum. Dünyada en sevdiğim şehir diyebilirim. Bu sefer özellikle enerji konularını görüşmek amacıyla geldim. Ayrıca Avrasya enerji güvenliği konulu önemli bir konferansa katılmaktayım. Bir de Kuzey Irak'ta çıkarılacak doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa'ya dağıtımını görüşmek üzere Enerji Bakanı Güler'le ve Irak hükümeti temsilcileriyle bir araya geleceğim ve bu konuda neler yapılabileceğini tartışacağız.

 

İpek Cem: Bu gerçekten önemli bir gelişme çünkü biz de Türkiye olarak, önümüzdeki aylarda Irak'a komşu ülkeler toplanıtısı çerçevesinde üst düzey görüşmeler bekliyoruz. Temaslarınız bu görüşmelerin öncüsü niteliği mi taşıyor?

 

Matthew Bryza: Evet, sanırım. Ama görüşmelerde özellikle üzerinde duracağımız konu, Türkiye'yle kurduğumuz enerji ortaklığı ve bölge ülkelerinin bu enerjinin Avrupa'ya ulaştırılmasında bize nasıl katkıda bulunacağı. Mesele, Irak konusunu epey aşıyor. Bu amaçla gerçekleştirilecek asıl görüşmeler önümüzdeki haftalarda başlayacak ve onlara da bizzat katılmaya gayret edeceğim. Orada da önemli adımlar atılacağına eminim.

 

İpek Cem: Geçen günkü konuşmanızda Irak'la şu anda sürüp giden temasların ana konusunun Kuzey Irak'tan gelecek doğalgazı Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın güzergahından geçirmek olduğunun altını çizmiştiniz. Başlıca konu bu mu?

 

Matthew Bryza: Evet. Biraz daha net ifade etmek gerekirse, şu anda bizi ilgilendiren başlıca konu, Avrupa'nın doğalgaz tedariki konusunda yeni alternatifler bulmasına yardım etmek. Avrupa, doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü Kuzey Denizi'nden sağlıyor ama oradaki doğalgaz rezervi giderek azalıyor ve yakında tamamen tükenecek. Bir başka önemli kaynak, Rusya. Bildiğiniz gibi Türkiye de doğalgaz ihtiyacının yüzde 65'ini bu ülkeden karşılıyor. Avrupa'daki bazı ülkeler yüzde 100 oranında Rusya'ya bağımlı. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, bu ülkelere ve şirketlere Rusya dışında yeni seçenekler sunmak ve bu sayede piyasa çeşitliliği oluşturarak rekabetin artmasını sağlamak. Yeni düzende bu kaynağın büyük bölümünü Azerbaycan'ın oluşturmasını hedefliyoruz. Ama bu noktada Irak'ın ve diğer Orta Asya ülkelerinin de devreye girmesini isteriz. Buralardan elde edilecek doğalgaz, Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılabilir. Yalnız, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı petrol aktarma amaçlı bir hat olduğu için onun yerine, çok yakınından geçen Bakü-Tiflis-Erzurum hattı değerlendirilebilir. Ana güzergah böyle belirlenebilir.

 

İpek Cem: Bu arada Hazar Denizi'nde de önemli bir doğalgaz rezervi olduğu biliniyor. Yalnız bu gazın çıkarılması konusunda İran ve Azerbaycan farklı görüşlere sahip. Bu durum uluslararası boyutta yasal sorunlara yol açabilir mi?

 

Matthew Bryza: İleride belki. Biz şu anda, Azerbaycan hükümetinin yanı sıra, Türk, Gürcü, Yunan ve İtalyan hükümetleriyle bir araya gelerek, Azerbaycan'ın bu doğalgazı Türkiye üzerinden daha çabuk bir biçimde Avrupa'ya ulaştırmasına yardım etmenin yollarını bulmaya çalışıyoruz. Azerbaycan'daki doğalgaz yatakları konusunda bu aşamada bir tartışma yok. Ama daha ileride Türkmenistan ve özellikle Kazakistan gibi ülkelerle işbirliğine gitmeyi çok istiyoruz. Onlar da çıkardıkları doğalgazı Hazar Denizi üzerinden göndermek isteyebilir ve belki o noktada birtakım sorunlar yaşamaya başlayabiliriz. Rusya ve İran, sizin de söylediğiniz gibi, Hazar'ın bir deniz değil, göl olduğunu ve dolayısıyla bu gölü ilgilendiren her türlü gelişmede, çevresindeki beş ülkenin eşit derecede hak sahibi olduğunu ve uluslararası bir anlaşmaya varılmadan bir çalışma yapılamayacağını iddia etmişti. İran ve Rusya, 1921 yılında aralarında imzaladıkları anlaşmanın devreye sokulmasını ve boru hattının geçeceği güzergâh hakkında söz sahibi olmayı talep edebilir. Biz tamamen farklı bir şeyden söz ediyoruz. Hazar Denizi'nin, adından da anlaşılacağı gibi bir deniz olduğunu ve dibine döşenecek bir boru hattı konusunda beş ülkenin onayına ihtiyaç duyulmayacağını söylüyoruz. Aksine, iki ülkenin, borunun güzergâhı hakkında karara varması, çalışmalara başlamamız için yeterli olacaktır. Zaten Hazar Denizi'nin tabanında yüzlerce, binlerce kilometrelik boru hattı döşeli durumda. Ya da Mavi Akım Projesi kapsamında Karadeniz'e döşenmiş borular var ki bu konuda hiç kimse Romanya'nın, Bulgaristan'ın ya da Gürcistan'ın onayını alma gereğini duymamıştı. Buradan yola çıkarak biz de başkalarından izin almaya gerek olmadığını, Kazakistan ve Azerbaycan'ın aralarında anlaşmalarının, boru hattının yapımına başlanması için yeterli olacağına inanıyoruz.

 

İpek Cem: Avrasya, enerji dengeleri ve Ortadoğu sorunlarına yoğunlaşmadan önce yine Türkiye'ye dönmek istiyorum. Bakan Gül'ün Washington'ı ziyaretiyle başlayan ve Türkiye-ABD ilişkilerinin bu kadar göz önünde olduğu bir dönemde, iki ülke arasındaki ziyaretlerin sayısı ve yetki seviyesinin arttığı gözlemleniyor. Genelkurmay Başkanımız Büyükanıt'ın Washington'ı ziyareti buna örnek olarak gösterilebilir. Bu noktada, Türk halkının ABD'den destek görmeyi beklediği belli başlı iki konu var: Birincisi Kuzey Irak'taki PKK varlığının ve terör kaynaklarının ortadan kaldırılması; ikincisi de Kongre'de, Ermeni Tasarısı'na onay çıkmaması. Önce PKK konusuna değinmek istiyorum. Dünkü konuşmanızda "Türkiye'ye bu konuda destek olmak bizim için bir borçtur" dediniz. Bu desteğin sağlanması konusunda ne tür adımlar atmayı planlıyorsunuz?

 

Matthew Bryza: Haklısınız, böyle bir şey söyledim. Türkiye'ye birtakım taahhütlerimiz var. Irak'taki PKK varlığı bir tehdit ve bu tehdidin ortadan kaldırılması konusunda Türkiye'yle işbirliği yapılması gerekiyor. Spesifik olarak neler yapılabilir ya da yapılacak? Türkiye ve Avrupalı müttefiklerimizle birlikte hareket ederek PKK'nın mali kaynaklarının kesilmesi ve bu ülkelerdeki faaliyetlerinin önlenmesi gibi konularda önemli adımlar attık. PKK'ya en büyük mali destek Avrupa'dan geliyor. Bu konuda önemli adımlar atıldı. Ama bunlar yeterli değil. Irak'taki PKK terör tehdidini ortadan kaldırmanıza yardım etmeye ya da doğrudan doğruya yok etmeye söz verdik. Ama bu çözülmesi çok zor, çok karmaşık bir sorun. PKK'nın faaliyetleri çok geniş bir alana yayılmış durumda; uzak bölgelerdeki ya da dağ başlarındaki merkez kamplarını tespit etmek çok zor. Askeri harekât düzenlemek ve sonuç almak için çok sayıda askerin o bölgeye gönderilmesi gerekiyor. Avrupa'nın en büyük ve en yetenekli ordusuna sahip olan Türkiye'nin, Irak'taki, Kuzey Irak'taki PKK varlığı konusunda harekete geçerken kendi sınırları içindeki eski deneyimlerinden yararlanacağı bilinen bir gerçek. Ayrıca PKK sorununun yalnızca askeri önlemlerle çözülmesinin çok zor, hatta imkânsız olduğu da bilinen bir gerçek. PKK sorunu sırf güvenlik sorunu olmaktan çıktı, sosyal, siyasi ve ekonomik boyutlar da kazandı. PKK'ya bütün cephelerden topyekûn bir saldırı başlatmalıyız. Türk ve Irak hükümetleriyle görüşmelerimiz sürüyor; ortak bir plan belirlemeye çalışıyoruz. Sürdürdüğümüz çalışmalar, Irak hükümeti açısından da önemli. Çünkü Bağdat, bağımsız Irak devletinin başkenti ve ülke güvenliğinde başlıca söz sahibi mevki. Sonuçta Irak'taki güvenliğin sağlanması için de özen gösteriyoruz ve bu konuda somut adımlar atılabilmesi için Türkiye'nin katkılarına çok ihtiyacımız var.

 

İpek Cem: Sizce Irak'taki merkezi hükümet, Kuzey Irak'ta olup bitenleri ve PKK faaliyetlerini kontrol edebilecek durumda mı?

 

Matthew Bryza: Her şeyden önce maalesef şu noktada hiç kimse, PKK faaliyetlerini kontrol edebilecek durumda değil. Kuzey Irak, sizin de bildiğiniz gibi ülkenin en sakin bölgesi. Elbette Irak'taki başlıca otorite Bağdat hükümeti, ama bölgesel Kürt hükümeti de belli bir otoriteye sahip. Yani çok karmaşık bir durum söz konusu ve Bağdat yönetimi, aralarında Kürtlerin de olduğu bölgesel yönetimlerle birlikte çalışmak durumunda kalıyor. Kuzey Irak'ta yasal anlamda denetim elbette Bağdat'ın elinde. Ama gündelik gelişmelerde Kürt yetkilileri de üzerlerine düşeni yerine getirmek durumunda kalıyor.

 

İpek Cem: Stratejik bir hedef koydunuz, ve ABD hükümeti PKK'yla mücadelede Türkiye'ye yardım etmeye söz verdi. Bu durumda yapılacaklarla ve zamanlamayla ilgili öngörünüzü merak ediyorum.

 

Matthew Bryza: Zaman belirlemek biraz zor. Bundan önce meseleyi çözmenin başka yollarını bulmaya çalışıyoruz. Doğru zamanda doğru adımı atmak için elimizde çok sayıda doğru bilginin olması gerekiyor. O yüzden kesin bir tarih veremiyorum. Sürekli tetikte olmak ve harekete geçmemizi mümkün kılacak bilgiler toplamaya çalışmak durumundayız. Az önce, hükümetlerimiz arasında gerçekleştirilen üst düzey temaslardan söz ettiniz. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın ziyareti de buna dahildir. Bütün bunlar, Türk hükümetiyle olan işbirliğimizin giderek artan bir hızda sürdüğünü gösteriyor. Dün ABD'nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi General Ralston, Emekli Orgeneral Edip Başer'le görüşmek için buradaydı. Bütün bunlar çalışmalarımızın son hızla sürdüğünün ve somut bir adım atılmasına az kaldığının işareti. Bir sonraki adımın ne zaman ve nerede atılacağını söyleyemem. Ama görüyorsunuz ki, önemli gelişmeler yaşanıyor.

 

İpek Cem: Madem Irak'ı konuşuyoruz, başka bir noktaya değinmek istiyorum. Türkiye de, Amerika Birleşik Devletleri de Irak halkının geleceği ve bölgenin istikrarı açısından Irak'ın toprak bütünlüğünü destekliyor. Ama Irak'ta olup bitenlere baktığımızda ABD politikalarının Irak'taki Sünni-Şii çatışmasını körüklediğini görüyoruz. Irak bugün her zamankinden daha büyük bir bölünme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum nasıl çözülecek? Bir an önce çözümlenmesi gerek çünkü bölgedeki huzursuzluk her geçen gün daha da artıyor.

 

Matthew Bryza: Bu sorun, Amerika'nın ve sanırım Türk Dışişlerinin de canını epey sıkıyor. Her şeyden önce Irak'ın toprak bütünlüğünün korumasını desteklediğimizi söyleyeyim. Başkan Bush, en son geçen ay yaptığı Irak konulu konuşmasında bu endişesini açıkça dile getirdi. Washington'da çalışan ve Türkiye'yle ilişkilerden sorumlu kişi olarak fikirlerimi paylaşayım: Türkiye'yle yürüttüğümüz ortak çalışmalarda Irak'ın toprak bütünlüğünün sağlanması için neler yapılabileceğini sürekli tartışıyoruz. Sünni-Şii çatışmaları hayatın gerçeklerinden biri. Haklısınız, bu aynı zamanda bir sorun ve basit bir çözümü yok. Ama artık bir planımız olduğunu söyleyebilirim. Bizzat Başkan Bush'un geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu bir plan. Şiddet olaylarının azalmasında önemli bir etkisi olacak. Şiddet olaylarının azalması durumunda yeni seçeneklere şans tanınacak. Bu seçenekler arasında Türkiye ve ABD'nin Irak sorunuyla ilgili olarak ortaklaşa hareket etmesi ve ABD'nin, Türkiye'nin bu konudaki deneyimlerinden yararlanması da yer alıyor. Türkiye sadece Sünnilerin değil, diğer grupların da Irak yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlamak için önemli çabalar harcadı ve biz de bu yönde ilerlemek istiyoruz. Amacımız, ülkedeki bütün dini ve etnik grupların, Irak'ın demokratik yönetiminde yer almasını sağlamak.

 

İpek Cem: Demokrasiden söz açılmışken, Amerikalı bir diplomat olarak şu günlerde zorlanabileceğinizi tahmin ediyorum. Amerika, demokratik olmanın, özgürlüğe kavuşmanın hayalini kuranlara, tarihte ilham kaynağı olmuş bir ülke. Ama son zamanlarda Amerika'nın yaptıklarıyla söyledikleri arasında bir tutarsızlık var. Örneğin Suudi Arabistan gibi demokrasi ve insan hakları konusunda pek çok sorun yaşayan bir ülkeyle yakınlaşıyorsunuz ama kendince bir demokrasiye sahip olan İran'ı Şer Ekseni'nin bir parçası olarak ilan ediyorsunuz. Bu anlayışın dayanağı nedir?

 

Matthew Bryza: Demokrasiden yana olduğumuz, demokratik olduğunu iddia eden her ülkeyle yüzde yüz işbirliğine hazır olduğumuz ve onları desteklediğimiz gibi bir şey söylemememize imkanı vermiyor. Çıkarlarımızı daha geniş bir bağlamda dengelemek zorundayız. Çalışmalarımın büyük bir bölümü Kafkasya bölgesiyle ilgili. Örneğin bu bölge için kendimize üç önemli stratejik konu belirledik: Güvenlik işbirliği, enerji ve demokratik reformlar. Bu üç konuyu üç koldan, eş zamanlı olarak ele almak durumundayız. İran, evet, belki kâğıt üzerinde demokratik bir ülke olarak görülebilir ama oradaki demokrasiyle Türkiye'deki demokrasi arasında büyük farklar var. Türkiye çok önemli çünkü laik demokrasiye sahip.

 

İpek Cem: Evet. Diğer meseleye gelelim. Türk medyası, Kongre'ye sunulan Ermeni Tasarısı'nı yakından takip ediyor. Elbette sonuçta Kongre, kendi kararlarını kendisi verecek ama bu konuya giderek artan bir ilgi olduğunu ve bunun bize yardımcı olabileceğini görüyoruz. Tasarının Kongre'den geçip geçmeme şansını nasıl görüyorsunuz?

 

Matthew Bryza: Bu soruyu böyle dile getirdiğin için teşekkür ederim çünkü meseleye tıpkı senin anlattığın biçimde bakıyoruz. Kongre'den çıkacak kararlar konusunda Kongre üyeleri dışındakilerin yapabileceği fazla bir şey yok. Çıkacak sonucun bağlayıcı olmayacağı gerçeğini unutmamak çok önemli. Yani Amerikan hükümeti buradan çıkacak karara göre hareket etmeyecek. Bu yalnızca, bir fikrin dile getirilmesi, o kadar. Bu arada, Kongre'deki meslektaşlarımızı ikna etmeye, istenmeyen bir karar çıkması durumunda bunun kimseye yararı olmayacağını anlatmaya çalışmamızın altını çizdiğin için de teşekkür ederim. Amacımız, olup bitenleri halının altına süpürüp unutmak değil. 1915'te yaşananlar korkunç bir trajediydi. Hem de o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan herkes için. Türkler, Ermeniler ve diğerleri için. Ama şimdi o dönemde yaşananları siyasi terimlerle ifade edecek birtakım açıklamaların kimseye bir yararı olmayacaktır. Önemli olan, Türkiye'deki ve başka yerlerdeki insanların bir araya gelip yaşananların acısını yüreklerinde hissederek tartışmaları, araştırmalar yapmalarıdır.

 

İpek Cem: Biz Türkiye'de bu tasarının sağlam temellere oturmadığını düşünüyoruz. Tasarı Kongre'den geçerse, sizce Türk-Amerikan ilişkileri bundan zarar görür mü?

 

Matthew Bryza: Meslektaşlarımla işlerin bu noktaya gelmemesi için elimizden geleni yapmaya, bu uyarıyı her fırsatta dile getirmeye çalıştığımıza emin olabilirsin. Elbette böyle bir durumda Türk-Amerikan ilişkileri belli bir zarar görecektir ama biz zaten son birkaç yılımızı iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri aktif ve sistematik bir biçimde geliştirmenin yollarını arayarak geçirdik. İlişkilerimizin çok sağlam temelleri var. Ortada yalnızca stratejik çıkarlar değil, paylaşılan birtakım değerler de söz konusu. Bu değerlerden ilki ve en önemlisi de Türkiye'de ılımlı İslam'ı benimsemiş halkınızın laik demokrasiyle yönetilmesi. Ayrıca iki ülkenin de hoşgörü kavramı üzerine kurulduğunu söylemek mümkün. İstanbul gibi bir şehirde hoşgörü kavramına yakından tanık olabiliyorsunuz. Bu kadar zengin bir tarihi olan, birçok farklı grubun, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı bir şehirden söz ediyoruz. Bu hoşgörü hiçbir zaman ortadan kalkmayacak ve Türk-Amerikan ilişkilerinde en önemli rolü oynayacak. Ama Tasarı kabul edilirse her şeyin eskisi gibi süreceğine inanacak kadar da saf değilim. Ufukta, bizleri bekleyen önemli bir sorun belirmiş durumda.

 

İpek Cem: Dışişleri Bakanlığı'ndaki göreviniz gereği, Türkiye, Kafkasya, Yunanistan ve birkaç ülkeyle yakından ilgileniyorsunuz. Ayrıca enerji konusundaki gelişmelerde aktif görev sahibisiniz. Sözü tekrar enerjiye getirmek istiyorum. Türkiye'nin enerji sevkıyatı konusunda giderek artan bir öneme sahip olduğu bilinen bir gerçek. Bu konuda sürekli yeni adımlar atılıyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı başarıyla tamamlandı. Şimdi Avrasya'yla Avrupa'yı; Ortadoğu'yla Avrupa'yı birbirine bağlayacak yeni boru hatlarının inşası gündemde. Burada Rusya'yı da bir doğalgaz dağıtıcısı olarak hesaba katarsak, Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğalgaz dağıtımının buna rakip olduğunu görüyoruz. Soğuk Savaş enerji arenasında geri geldi diyebilir miyiz?

 

Matthew Bryza: Soğuk Savaş döneminin herhangi bir biçimde geri döndüğüne inanmıyorum. Şükürler olsun ki, Soğuk Savaş dönemi sona erdi. Sonsuza dek. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu enerjiyi piyasa koşullarına uygun olarak temin etmesi. Günümüzdeki gaz piyasasını ele alalım. Üzerinde durduğumuz başlıca konu gaz çünkü bu alandaki anlaşmalar daha uzun vadelerle yapılıyor. Ortada en az 40, 50 yıl geçerliliğini sürdürecek anlaşmalar söz konusu çünkü tankerler devre dışı kalacağı için gazı, A noktasından B noktasına aktarmak için boru hatlarının döşenmesi gerekiyor. Meseleye çok uzun soluklu bir iş anlaşması gözüyle bakmak gerekiyor. Rusya ve Gazprom şirketi uzun süredir doğalgaz piyasasında hakim konumda. Doğalgazın 1000 metreküpünü Orta Asya'da söz gelimi 100 dolardan alıyor ve Avrupa'ya 285, 300 dolardan satıyor. Fiyatlarda büyük bir eşitsizlik söz konusu, üstelik fark olarak elde edilen paranın bir kısmınınyolsuz gelire dönüştüğü biliniyor.. Piyasaya rekabet gelmesini ve Orta Asya'daki fiyatlarla Avrupa'dakiler arasında büyük uçurumlar oluşmasının engellenmesini istiyoruz. Yani bütün çabamız pazar etkinliğini artırmak ve Avrupalı tüketicilere birden fazla seçenek sunmak, ki doğalgaz gibi bir meta için bu çok önemli.

 

İpek Cem: Başlıca faaliyet alanlarınızdan biri Kafkasya. Bu ülkelerde demokratik reformlar açısından büyük farklılıklar gözlemlendiği bir gerçek. Büyük bir demokrasi reformuna ihtiyaç duyulduğu kesin. Bu tür ülkelerin demokrasi karnesini değerlendiebilir misiniz?

 

Matthew Bryza: Evet, elbette. Bazılarında ilerleme, bazılarında gerileme söz konusu. En büyük ilerlemeyi, az önce söyleşi yaptığınız devlet başkanının, Mihail Sakaşvili'nin ülkesinde gözlemledim. Gürcistan demokrasisinde, 2003 yılında gerçekleşen Gül Devrimi'nin ardından büyük gelişmeler yaşandı. Ondan önce Gürcistan'ın güçlü ve otoriter bir yönetimi olduğunu söylemek pek mümkün değildi. Edvard Şevardnadze birçok bakımdan 20'nci yüzyılın en önemli liderlerinden biriydi ama Gürcistan hükümeti çözülmeye başlamıştı. Ülke yönetiminin çeşitli aşamalarında yozlaşma almış başını gidiyordu. Gül Devrimi'nin ardından dikkat çekici değişiklikler yaşandı, büyük ilerlemeler kaydedildi. Gürcistan hükümetinin yapması gereken daha pek çok şey var ama demokratik anlamda müthiş atılımlar gerçekleştirildi. Azerbaycan ve Ermenistan'ın daha pek çok alanda kendilerini geliştirmesi gerekiyor ama kendi gözlerimden edindiğim izlenim, iki ülkenin de hızla geliştiği yönünde. Başkan İlham Aliyev'le sen de konuştun. Bu ülkede çok önemli adımlar atıldı ve atılıyor. İlerlemeleri hep birlikte takip ediyoruz. Ermenistan'da da benzer bir durum söz konusu. 12 Mayıs'ta parlamento seçimleri yapılacak. Bu, Ermenistan demokrasisinin ne kadar sürede kendini geliştireceğini görmemiz için önemli bir fırsat.

 

İpek Cem: Amerikan Dışişleri Bakanlığı olarak Türkiye'deki, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve genel seçimleri yakından takip edeceğinize eminim. Seçim sonrası döneme ilişkin beklentileriniz nedir?

 

Matthew Bryza: Beklentilerimiz, Türk demokrasisinin, seçimlerden sonra da gerek Avrupa'da gerek Ortadoğu'da demokrasi özlemiyle yaşayan halklara örnek olmaya devam edeceği yönünde. Türkiye, gerek laik demokratik yönetimi gerek çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu nüfusuyla, Birleşik Devletler için çok önemli bir ülke konumunda. 160 yıldır sürüp giden reform hareketi çok önemli. Dolmabahçe Sarayı'ndan dışarıyı seyrettiğimde Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde neler yaşandığına dair belli bir fikir ediniyorum. Osmanlı yönetimi altında oldukları dönemde Kahire'de, Şam'da nefes kesen reformlar gerçekleşiyordu. Bu, Türkiye'deki modernleşme geleneğinin ve gücünün bir göstergesidir. Atatürk'ün 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmasının ardından iyice hız kazanmıştır. Sonuçta seçimler Türkiye'deki demokrasi mekanizmalarının işleyişinin bir parçasıdır ve birtakım senaryolar hazırlamak, hükümet olarak üzerimize vazife olmayan bir şeydir. Seçimlerin sonucunu tahmin etmemiz olanaksız.

 

İpek Cem: Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının hayata geçirilmesinde önemli rol oynayan kişilerden birisiniz. Proje daha hayal aşamasındayken, sonuçları hakkında bir öngörünüz var mıydı? Çalışmalar sırasındaki en büyük engellerden bazıları nelerdi, anlatabilir misiniz?

 

Matthew Bryza: Gerçekleşeceğinden kesinlikle emindik. Hem de en başından beri. Çünkü ticari öneminin farkındaydık. Bir sürü engelle karşılaştık. Birçok kişi, "Şu ülke izin vermez, bu ülke izin vermez" derken sıklıkla Rusya'nın adını anıyordu. Bizse Rusya'nın engel çıkarmayacağını, bunun mantıklı bir hareket olmayacağını söylüyorduk. Boru hattı, bizden çok sizi ilgilendiren bir hayaldi. Cumhurbaşkanınız Süleyman Demirel'in, Şevardnadze'nin ve Haydar Aliyev'in hayaliydi. Başarıda İsmail Cem'in ve yürüttüğü politikanın payı büyüktü. Dışişleri Bakanlığınız, onun önderliğinde, bu engelleri ortadan kaldırmak için çok çaba harcadı. Bugün Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının ve Güney Kafkasya boru hattının temellerine dayanan yepyeni bir düşümüz var. Artık Azerbaycan'dan mümkün olduğunca çok miktarda doğalgazı çıkarıp Gürcistan ve Türkiye üzerinden Yunanistan ve İtalya'ya ulaştırmak istiyoruz. 1999 depremi sonrasında babanın Yorgo Papandreu'yla kurduğu dostluk bize, yeni adımlar atmamızda çok yardımcı oldu ve bu yüzden kendisini ve Türkiye'yi daima şükranla anacağız.

 

İpek Cem: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

 

Matthew Bryza: Ben teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.