26 Haziran 2009
Melanne Verveer

İpek Cem'in bu haftaki konuğu, Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel kadın sorunlarından sorumlu büyükelçisi Melanne Verveer. İnsan hakları alanında, özellikle de kadın girişimciliği konusunda ABD'de uzun yıllar sivil toplum çalışmaları yürüten Melanne Verveer, küresel kadın sorunlarından sorumlu büyükelçilik göreviyle tarihte bir ilki simgeliyor. Barack Obama'nın başkanlığında oluşturulan bu görev, bundan sonra ABD'nin dünyayla ilişkilerini farklı bir üslupla şekillendireceğinin de habercisi. Büyükelçi Verveeer, dünya ülkelerini yakından izleyecek ve kadın sorunlarının başını çeken eşitsizlik, şiddet, eğitim, istihdamda ayrımcılık gibi konulara ortak çözümler getirmek amacıyla çalışmalar yürütecek. Melanne Verveer "Dünyayı Yönetenler"e hedeflerini ve Türkiye izlenimlerini anlattı.

İpek Cem: Başkan Obama'nın sizi atadığı yeni görev tarihte bir ilk. Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel kadın sorunları elçisisiniz oldukça iddialı bir görev tanımı. Neler hissediyorsunuz?

 

Melanne Verveer: Evet, oldukça heyecanlıyım. Ülkemde daha önce benzeri olmayan böyle bir görevi üstlenme onurunu bana verdiği için Başkan Obama'ya minnettarım. Bu görev dünyada hatta kendi ülkemin dış politikasında kadınların rolünün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Çünkü karşılaştığımız sorunlar ne olursa olsun, ister ülkelerimizdeki yönetimler, enerji sorunu ve iklim değişikliği, yiyecek üretimi, yoksulluk gibi pek çok sorunun çözümü kadınların tam anlamıyla yönetime katılması sayesinde olumlu sonuçlar verecektir. Yani bence bu görev kadınların ülkemizin dış politikasına ve dış politikamız yoluyla işbirliği içinde olduğumuz ülkelerde yaptığımız çalışmalara katılımını sağlıyor.

 

İpek Cem: Kadın sorunları bütün dünyada öylesine yaygın, karışık ve öylesine farklı alt başlıklara sahip ki. Bu kadar geniş kapsamlı bir konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

Melanne Verveer: Çok güzel bir soru. Bence öncelikle bu görevin hangi çerçevede olduğuna bakmalıyız. Bu, Dış İşleri Bakanlığımızın kapsamında oluşturulmuş bir pozisyon ve Dış İşleri Bakanlığımız da bütün dünyayla ve dünyadaki çeşitli konularla ilgilenmekte. Bizim de bu sorunlara bakmamız ve diğer ülkelerle olan ilişkilerimizde ya da dünyadaki partnerlerimizle karşılaştığımız bazı sorunların çözümünde en iyi sonuçları sağlamak için bu konuların kadın sorunlarıyla ilgili olup olmadığını değerlendirmeliyiz.
Mesela Dış İşleri Bakanımız son günlerde Güney Amerika'daydı ve bir ekonomik program açıkladı. Programın adı "Refahın Yolları". Bu program yarıküremizdeki ekonomik gelişmeler açısından iyi bir partner olmak istediğimizi ortaya koyuyor. Bu program Latin Amerikalı kadınları da olumlu etkileyecek. Stratejik bir şekilde kadınların önemli sorunlarla karşı karşıya oldukları bölgeleri saptamaya çalışıyoruz. Ve günümüzde yoksulluğun azaltılmasında olsun, dünyada süregelen silahlı çatışmalar ve bu çatışmalar sırasında kadınların durumu olsun, bu sorunların çözümünde kadınların olması konusunda çalışmalar yapılacak ve küresel ekonomi ve kadınların burada almaları gereken rol konusunda da çalışılacak. Yani çalışmalarımız genel politikamızda yaptıklarımızla çok yakın ilişkili. Bunu belirttikten sonra, bizim de aynı Türkiye'nin Birleşmiş Milletlerde olduğu gibi çok yönlü organizasyonların aktörlerinden biri olduğumuzu ve bu kurumlar için büyük önem taşıyan konularda öncülük etmek istediğimizi de söylemeliyim.
Çalışmalarımızdan biliyoruz ki kadınların dünyada karşılaştığı önemli sorunlar var. Mesela 1995 yılında 190 ülke Beijing'de insan hakları çerçevesinde kadın haklarını görüşmek için bir araya geldi. Kadınların ekonomiye katılma hakkı, politikaya tam anlamıyla katılma hakkı, şiddet görmeme hakkı, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi bireyin ihtiyacı olan önemli şeyleri elde edebilme hakkı ele alındı. Aslında bunların çoğu yeni sorunlar değil. Kadınların insanlık onurunu korumak ve potansiyellerini ortaya çıkarabilmek için ihtiyaçları olduğunu bildiğimiz şeyler. Amerika Birleşik Devletleri olarak dünyadaki diğer ülkelerle birlikte çalışarak her ülkenin kadınları için bu olanakları geliştirebiliriz.

 

İpek Cem: Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında kadın sorunları ile ilgili çalışmalar yapan dört ya da beş kurum var. Bu kurumlar etkili olmadıklarına dair eleştiri alıyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde kadınlara yönelik yeni bir üst kurumun oluşturulduğu ve bu işe milyar dolar bütçe ayrılacağı söyleniyor. Bu doğru mu?

 

Melanne Verveer: Evet, gayet iyi bilgi almışsınız. Kadınların sorunlarıyla ilgili gündemin Birleşmiş Milletler kapsamında daha etkin ve daha iyi finanse edilmiş şekilde öne çıkması son derece önemli. Bir yıldan daha uzun bir süredir kadın sorunları portföyüne UNICEF veya UNDP de olduğu gibi maddi kaynak sağlanması konusunda tartışmalar yapılıyor. BM Genel Sekreterliğinde kararların verildiği bir yeri de olmalı. Böylece Birleşmiş Milletlerin etkili merciilerinin yaptığı önemli toplantılarda bu sorunlar da yer alabilir. Kısacası, geniş çapta destek gören bir ortak görüş söz konusu. Henüz karara bağlanmadı. Birleşmiş Milletlerin bunun gibi sorunlarda daha etkin bir lider rolü üstlenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri olarak etkili olacağını düşündüğümüz sonuçların çıkabilmesi için, önümüzdeki birkaç ay içerisinde hızlanacak olan bu tartışmalara katılmayı umut ediyoruz.
Birleşmiş Milletler de araştırmaları ve belgeleriyle ve birçoğumuzun katıldığı konferanslarla bize gerçekten yol gösterici oldu. Veriler ortada, çalışmalar ortada ve şimdi de ihtiyacımız olan şey politik irade ve bu konuların Birleşmiş Milletler çerçevesinde sonuç verebilecek bir yere getirilmesi.

 

İpek Cem: Her ülkenin kadınlara dair farklı adet ve gelenekleri var. Kadın sorunları yoksulluk düzeyine, kültüre ve bazen de dine bağlı olarak farklılık gösteriyor. Tüm dünyada kadının insan haklarını gözeten ortak bir zemin oluşabilir mi?

 

Melanne Verveer: Evet, bu ortak zeminin ne olduğunu gayet iyi ifade ettiniz. Bu doğru. Hepimiz çok farklı geleneklerden, farklı kültürlerden geliyoruz. Farklı inanç ve deneyimlerimiz söz konusu. Kadınları etkileyen konularda da bazen büyük farklılıklar ortaya çıkıyor. Ama dünyada dolaştığım her yerde ister bir köyde isterse büyük bir şehirde gökdelende yaşıyor olsun, göz önünde tutulması gereken en önemli husus şu: Kadınlar saygı görmek ve haklarının korunmasını istiyor.
Bir kadın, İnsan Hakları Beyannamesi'nin her paragrafında ne yazdığını bilmiyor olabilir ama bir insan olarak şiddete maruz kalmaması, sömürülmemesi gerektiğini, ve eğitimi, eğitimde eşit şans verilmesini hak ettiğini biliyor. Bunun tersine yapılan ve kadının bir insan olarak onurunu göz ardı eden uygulamalar evrensel olarak kınanmalı. Kadınlara şiddet uygulanması cezai bir suçtur. Kültürel bir uygulama değildir. Bir aile geleneği olarak aklanamaz ve artık hepimizde bu bilinç gelişiyor. Örneğin pekin kadın konferansından çıkan en önemli sonuçlardan biri bence, katılan ülkelerin bu temel sorunların çoğunda fikir birliğine ulaşması. Hepimizin odaklanması gereken hedef, önümüzdeki haftalar, aylar ve yıllarda da her kadının hak ettiği bu gelişmeyi sürdürmek. Aslında bunlar sadece kadınları ilgilendiren sorunlar da değil. Bazen umduğumuz ölçüde gelişme sağlayamamızın nedeni "Oh, bunlar kadın sorunları" dememizden kaynaklanıyor. "Bunlar daha hafif, daha önemsiz, kadınlarla ilgili şeyler. Biz dünyayı kurtarmakla uğraşıyoruz. Bizim ilgilenmemiz gereken daha evrensel sorunlar var." diyoruz. Aslında bu sorunlara yeterince yöneldiğimizde, görmek istediğimiz dünyayı yaratma konusunda çok daha iyi işler yapmış oluruz. Sonuçta bunlar hem erkeklerin hem de kadınların kazançlı çıkacağı konular, kızların oğlanların da. Kadınlara yaptığımız yatırım arttıkça, hepimizin dünyada görmek istediği sonuçlara ulaşacağımızı düşünüyorum.

 

İpek Cem: Örneğin Suudi Arabistan'da kadınların oy verme, araba kullanma hakkı yok ama bu, Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerini etkilemiyor. Afganistan'da okulun yakılması, ya da Hintli bir dul kadının yakılması gibi şeyleri daha kolayca lanetleyebilyoruz. Bu yaklaşım farkının sebebi ne?

 

Melanne Verveer: Sanırım bu, zaman alan ve ülkelerinde bu sorunlara yönelebilecek kapasite geliştiren kadınları bir araya getirebilme meselesi. Bazen şöyle şeyler duyuyorum. "Oh, bunlar Batılıların bize empoze etmeye çalıştığı şeyler" diyorlar. Ama afganistan'da ya da Orta Doğu'da kadınlarla konuştuğumda, onlar istedikleri şeyin bu olduğunu biliyorlar. Ve görmekten büyük heyecan ve memnun olduğum bir şey de, değişik kültürlerden kadınların, ülkelerinde bu reformları gerçekleştirecek bir liderlik için gereken yetenekleri geliştirmeye başlamaları.
Faslı kadınların aile hukuku reformu için yaptıkları; Orta Doğu'nun çoğunda kadınların ekonomik değişiklikler getirmek için yaptıkları; kız çocukların eğitim görebilmesini sağlayabilmek ve bunu yaygınlaştırabilmek için yapılanlar. Bunların çoğu toplum içinde oluşuyor. Özellikle de kurulu iktidarın dışında güçlenen sivil toplum örgütlerinin sayesinde gerçekleşiyor. Sivil toplum örgütleri son derece akıllıca davranarak hükümet yetkilileriyle, iş adamları örgütleriyle masaya oturuyorlar ve hep birlikte toplumsal gelişme yaratmaya çalışıyorlar.
Bence en önemli gelişme alanlarından biri kadınları şiddetten korumak. Biliyorsunuz bazı toplumlarda buna "aile içi şiddet" değil, "aileyi koruma" bile denebiliyor. Ancak kadınların güvende olmaları, kötülüklerden korunmaları konusunda, onlara karşı şiddet uygulayan kişilerin kanunlara karşı gelme ve zarar verme suçlarından yargılanmasını sağlamanın yolları konusunda bilinç artıyor. Ama bunun büyük bir kısmı ülke içinden gelişiyor. İsının üstten ya da alttan verilmesi gibi. Bazen bu, küresel kız kardeşliğinin bir ülkedeki kız kardeşlere yardım etmesi şeklinde de oluyor. Gerçekten heyecan verici gelişmeler itici gücünü ülke içindeki kadınların yaratıcılığından alan değişimlerle oluşuyor.

 

İpek Cem: Mesela İran'da bir milyon imza kampanyası vardı. İslami devrim yapılmadan önce İranlı kadınlar daha özgürdü. İran'daki durumu kadın hakları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Melanne Verveer: Bu da değişimin büyük ölçüde ülkenin içinden kaynaklandığı durumlardan biri. Pek çok İranlı kadın tanıyorum. Aslında birkaç yıl önce, burada İstanbul'da İranlı kadınlar için bir eğitim semineri vermiştim. Sivil toplum örgütünden kadınlardı ve içinde bulundukları kısıtlamalar çerçevesinde ülkelerine istedikleri değişimi getirebilmeyi hedeflemişlerdi ve bu uğurda yeteneklerini geliştirmek üzere bir araya gelmişlerdi. Çoğu son derece iyi eğitimli ve kendileri ve ülkeleri için istedikleri gelişmenin ne olması gerektiğini çok iyi biliyordu. Ülkeyi sivil toplum örgütü ile içeriden harekete geçirmeye çalışıyorlardı. Seminer bir bakıma fikir alış verişiydi ve karşılıklı bir destek söz konusuydu. Birlikte geldiğim insanların çoğu akademisyendi ve seminere katılan sivil toplum üyelerine büyük bir saygı duyarak çalıştılar. Eninde sonunda böyle olacak ama onlar kendi ülkeleri içinde kendi kararlarını vermek durumundalar. Aynı zamanda İran'dan ayrılmak zorunda kalan pek çok kadın da tanıyorum ve onlar ülkelerinin liderleri arasındaydılar. Akrabalarına, dostlarına ve önceki vatandaşlarına karşı büyük bir bağlılık içindeler ve gelecek aylarda ve yıllarda durumun gelişeceğine kuvvetle inanıyorlar.

 

İpek Cem: Türkiye kadın haklarında çok yol katetti. Ancak bizim toplumumuzda da giderek artan bir muhafazakârlığa şahit oluyoruz. Bu belki bizim politik durumumuzdan belki de orta doğu'daki problemlerden kaynaklanıyor. Bir de türban meselesi var. Bizim toplumumuzda ayrılık yaratan bir unsur haline geldi. Geçenlerde Başkanınız Obama'nın Kahire'deki konuşmasında değindiği konulardan biri de kadınların belirli bir biçimde giyinmeye zorlanmamasıydı. Bu da ince ayırımı olan o konulardan birisi çünkü batıda zaman zaman insanların örtünme hakkı olarak algılansa da aynı zamanda kadını baskı altında tutmanın yollarından biri olabiliyor.

 

Melanne Verveer: Evet, bunun karmaşık bir konu olduğunu anlıyorum. Buradaki türban meselesi çok çetin bir sorun gibi görünüyor ve belki de türbanın kendisinden başka şeyleri de kapsıyor olabilir. Elbette ki bu, Türk toplumunun çözmesi gereken bir konu. Ama benim ülkemde, Amerika Birleşik Devletlerinde başımıza ne takacağımız, nasıl giyineceğimiz, ya da kendimizi nasıl ifade edeceğimiz gibi seçimler önemlidir. Bunlar saygı gösterilmesi gereken seçimlerdir. Bizim toplumumuzda da problemlerimiz oldu. Bir yanda insanların giydikleri şeylerle kendilerini ifade edebilme özgürlüğüne karşılık diğer tarafta dinin ve devletin kesinlikle ayrıldığı seküler bir demokrasimiz var.
Örneğin bazı insanların halka açık yerlerde dini simge ve sembolleri empoze etmeye çalıştığı durumlar da oldu ve mahkemeler bunu uygunsuz bularak engelledi. Çünkü tek bir inanç grubunun diğerlerinden daha özel olduğunu kabul etmemiz değil, bütün inançların haklarına saygı göstermemiz gerekiyor. Bu konuda çalışmamız gerekti ve çalışmaya da devam ediyoruz. Başkan Obama'nın Kahire konuşmasında dediği gibi kadınların haklarının korunması gerekiyor. Aynen sizin dediğiniz gibi bunları bir seçim olarak tanımladı. Ama ülkeler ve toplumlar bu sorunu kendileri çözümlemeli. Böylesi derin kutuplaşmaların olması çok yazık çünkü aslında bizi bölen şeylerden çok daha fazla ortak yönlerimiz var. Ve kadınların belki de göründüğü kadar büyük bir kutuplaşma yaratmayacak bir konuda bölündüklerini görmek çok acı verici. Her zaman farklılıklarımız olacaktır ve kadınlar hiçbir toplumda homojen değildir. Sizinle her konuda fikir birliği içinde olmayabilirim. Siz de benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz. Kendi ülkemde bile herkesle aynı fikirde değilim. Ama uzlaşmaya vardığınız bazı şeyler vardır ve bu tarz bir kutuplaşmanın da bir çözüme ulaşabileceğini umuyorum. Burası harika bir ülke ve kadınlar gerçekten birçok açıdan büyük bir ilerleme kaydetti ve birçok bakımdan dünyadaki kadınların başarılarının sembolü oldu.

 

İpek Cem: Siz daha önceden de Türkiye'yi ve ülkemizdeki kadın hareketini yakından tanıyorsunuz. Ayrıca yakın zamanda Adana ve Gaziantep'i ziyaret ettiniz ve yöre kadınlarıyla tanışma fırsatı buldunuz. Neler hissettiniz?

 

Melanne Verveer: Evet, aslında daha dün Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesi'ndeydim ama sanki bir hafta önceymiş gibi geliyor. Burada çok şeyler oluyor. Gerçekten çok etkilendim ve çalışmaları bana ilham bile verdi çünkü hiç kolay değil. Ama çok canlı bir kadın sivil toplum kuruluşu var. Onlarla tanıştım ve uzun saatler boyu üstesinden gelmeye çalıştıkları sorunlardan konuştuk. Bunlardan biri olan Kamer'in 23 bölgede teşkilatı var ve kadına uygulanan şiddet konusuyla uğraşıyorlar. Kadınların girişimciliğini ve ekonomik olanaklarını geliştirmeye çalışıyorlar. Kadınların eğitim alabilmesi için çalışıyorlar ve bunun ne kadar zor olduğunu anlatıyorlar.
Biliyorsunuz bazı kırsal bölgelerde neyin uygun olduğu neyin uygun olmadığı konusunda yerleşik görüşler vardır ve bunlara katılmıyor olabiliriz. Ama değişimi, kadınların kendilerini daha güçlü hissedebilmesi için tartışmalara katılmalarını, erkeklerin tartışmalara katılmalarını sağlamakla başlayabilirsiniz. Yaptıkları çalışmalar gerçekten fevkalade. Ve ayrılırken... Dün gece geç vakitte uçağa bindiğimde ne kadar enerjik bir sivil toplum kuruluşuna tanık olduğumu düşündüm. İnsanlar birileri onlara söylediği için değil, sorunları, güçlükleri, problemleri gördükleri için bir araya gelmişlerdi. Daha iyi bir gelecek istiyorlardı ve vatandaş olarak çoğunlukla da kadınlar olarak bir araya gelmişlerdi ve birbirlerine yardımcı olup, sorunları konuşarak nasıl halledebileceklerini bulmaya çalışıyorlar. Bu ülke için büyük bir onur, onlar için de büyük bir onur. Ve bu, benim için ilham verici bir şey.

 

İpek Cem: Bildiğiniz gibi kadınların sorunlarından biri de kadını koruyan kanunlar mevcut olsa da, bunların uygulanmaması. Kadınlara uygulanan vahşet ortada. Örneğin töre cinayetlerinden biz de muzdarip bir toplumuz. Uluslararası bir baskı olabilir mi? Kadınlara zalimce davranılan veya böyle davranılmasını engellemeyen ülkelere bazı yaptırımlar uygulanabilir mi?

 

Melanne Verveer: Yapılması gereken ilk şeyin ülke içinde kanunların uygulanmasını sağlamak olduğunu düşünüyorum. Sizinle tamamen aynı fikirdeyim. Bence bu eksik bırakılmış bir iştir. Kanunları koyuyoruz ama önemli olan o kanunların arkasında bir fark yaratabilecek şeylerin olması. Yasalar uzun zamandan beri uygulanan bir gelenekle karşı karşıya geldiğinde işler daha da zorlaşıyor. Eğitim, toplum bilinci ve toplum çalışmalarının işin için girmesi gerekiyor. Yasaların koyulmasının arkasında bir amaç olmalı. Sadece "Tamam. İşte oldu. Yasayı imzaladık. Artık iyi durumda olduğumuzu ilan edebiliriz. Yasayı geçirdik." demek yeterli değil.
Önemli olan yasaların uygulanmasını sağlamak. Bunun aile içi şiddete karşı bir yasa olduğunu düşünelim. Ya da bir aile reformu yasası olduğunu varsayalım. Bu ülkede aynı zamanda yargıçların, polislerin uygun biçimde eğitilmesi gerekir. Kırsal alanlardan kentsel alanl bölgelerine kadar kadınların ve ailelerinin bu yasanın ne olduğunu,haklarının neler olduğunu iyice anlamalarını sağlamak gerekir. Bu yasaların işe yaramadığını söylüyoruz çünkü bazı durumlarda ülkeler yasaların uygulanması konusunda çok az gayret gösteriyor. Bence en çok vakit ayırmamız gereken noktalardan biri budur. Gerekli önlemleri aldığımızda bu yasaların gerçekten uygulandığını ve arkasında kanun gücünün olduğundan emin olmalıyız.İşbirliği yapabileceğimiz yollardan biri de özellikle kadınları, hükümet görevlileri ile diğer temsilcilerle bir araya getirip konuşmalarını sağlamak ve böylece ülkelere yardımcı olmak olduğunu düşünüyorum. Onlar kendi ülkelerinde bunu nasıl çözümlediler? Biz kendi ülkemizde buna benzer neler yapabiliriz? Bazen bu fikir alışverişleri her şeyden daha değerlidir.
Sonra tabi Birleşmiş Milletlerin büyük fark yaratabileceği başka durumlar da var. Mesela çatışma bölgelerinde kadınlara karşı yapılan müthiş zulümler. Darfur'da olanlar, Kongo'da ve diğer bazı yerlerde olanlar gibi. Bir silahlı çatışma bölgelerinde bir savaş aracı olarak kullanılan bu çeşit şiddetin uluslar arası hukuka ve barışa tamamen aykırı olduğunu ve böyle görülüp değerlendirilmesi gerektiğini belirten güvenlik konseyi ya da genel kurul kararları var. Ya da kadınların barış sürecinin ve karar mekanizmasının bir parçası olması gerektiğini açıklayan kararlar var. Ama yine de pek çok durumda bunların yeterince uygulanmadığını görüyoruz. Yani büyük dünya topluluğu içinde, Birleşmiş Milletler'in içinde bu önlemleri güçlendirecek şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Kısacası sizinle tamamen aynı fikirdeyim. Çok önemli bir noktaya dokundunuz. Kanunları yapmak yeterli değil. Çok önemli bir şey ama işin sadece başlangıcı. Bundan sonra da hükümetlerimizin bu yasaları uygulayıp yürütmesini sağlamamız gerekiyor. Sivil toplumun ve toplumun diğer kesimlerinin bu yasaların etkin biçimde uygulanması için çalışmaları gerekiyor.

 

İpek Cem: Dışardan bakan biri Amerika Birleşik Devletleri için "Kadın hakları burada mükemmel. Kadınlar bütün olanaklara sahipler." diyebilir. Kadın hakları konusunda kendi ülkenizdeki performansı nasıl görüyorsunuz?

 

Melanne Verveer: Bu konuda hiçbir ülkenin mükemmel olduğunu düşünmüyorum. Örneğin İstanbul'da bir girişimcilik toplantısı için bulunuyoruz.

 

İpek Cem: Evet.

 

Melanne Verveer: Büyük şirketlerin ve liderlerin bir araya geldiği bir yer olan Dünya Ekonomik Forumu ülkelerdeki kadınların ve erkeklerin eşitliğine bakarak bir rapor hazırlamaktaydı. Haklar konusunda bir ülkedeki durumu karşılaştırıyorlar. Sağlığa, eğitime, ekonomik katılıma, politik katılıma bakıyorlar. Buldukları şey de sicili en iyi olan ülkelerde bile hala eşit olmadığımız. Bazı kategorilerde diğerlerinden daha fazla ilerleme gösteriyoruz. Politik ve ekonomik katılım konusunda eğitim fırsatı konusunda olduğu kadar bir gelişme görülmüyor. Ama yolumuz uzun. Kendi ülkemi düşündüğümde, bundan yüz küsür yıl önce eşit haklar kongresi yapılmıştı. Kadınlar eşleriyle birlikte gelmişlerdi çünkü böyle mücadelelerde iyi bir adama ihtiyacınız vardır. Yalnız başımıza yapamayız. Ve o günlerde eşit haklar kongresine gelmek için yola çıkan genç bir kadının kazandığı azıcık ücreti kendine saklama hakkı yoktu. Oy verme hakkı yoktu. Boşanma hakkı yoktu. Bütün kadınlar gibi gerçekten zor bir durumdaydı. Bu uzun zaman önceydi. Ama kongreye katılmak için yola çıktı ve yolda günlüğüne "başka kimse gelecek mi merak ediyorum" diye yazmıştı. Neyse ki birçok kişi geldi.
Ben hem kendi ülkemde hem de her ülkede hala o yolda olduğumuzu düşünüyorum. Büyük gelişmeler gösterdik. Ama eşit işlerde kadınların eşit ücret almalarını sağlamamız, ekonomiye katılabilmeleri için çocuk bakımı konusunda bir çeşit sosyal destek alabilmelerini sağlamamız gerek. Sadece kadın oldukları için farklı çalışma bölgelerine atanmamalarını sağlamalıyız. Biz de mükemmel durumda değiliz. Deyim yerindeyse daha katedecek çok yolumuz var. Ama ülkemizde ne kadar çok gelişme olduğunu görmek memnuniyet verici. Dünya kadınlarıyla çalışırken pek çoğu Amerika'da bu durumun başından beri böyle olmadığına şaşırıyor. Bu değişiklikleri biz kendimiz getirdik. Kredi alma olanakları olsun, üniversiteye gitmek için eşit haklar olsun. Bunlar bir sürü çalışmanın sonunda elde edildi. Yasalar yoluyla, mahkemelere başvurular yoluyla elde edildi. Kadınıyla erkeğiyle insanların bir araya gelerek kadınların Amerika'da böyle olanakları elde edebilmeleri için yaptıkları çalışmalarla elde edildi. Kadınlara karşı şiddet kullanılmasını suç kabul eden yasaların geçirilmesi olsun ya da diğer çabalarımız olsun bu deneyimler aynı yolda ilerleyen diğerlerine yardımcı olabilir. Ancak biz de hala yola devam ediyoruz.

 

İpek Cem: Kürtaj konusu dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, sizde de çok bölünme yaratan bir konu. Yakın zamanda ileri tarihli hamileliklerde kürtaj yapan ABD'li bir doktora suikast yapıldı. Belki bu her ülkede olabilir ama Amerika'da olduğunda her yerde haber oldu. Sizce bu durum kürtajın sizin ülkenizde hala bölünme yaratan bir konu olduğunu mu yansıtıyor?

 

Melanne Verveer: Bu Amerika Birleşik Devletlerinde son derece ayrılık yaratan bir konu ve Başkan Obama'nın dediği gibi bir ortak yol bulmamız gerek. Fikir birliğine varmamız mümkün değil. İnsanların bu konuda son derece kesin görüşleri var ve birbirimizin görüşüne saygı göstermeliyiz. Bu görüşler din temelli ya da çok güçlü bir kişisel anlayış olabilir. Ama birbirimize saygı göstermemiz gerek ve böyle bir cinayet, doktorun yaptığını onaylamamak gibi bir durumda şiddete baş vurmak, ki anladığıma göre yaptığı kanuna uygun bir şeydi, bu davranış yanlıştır ve şiddeti lanetlememiz gerekir. Ama Başkan Obama'nın söylediği gibi bir ortak zemin bulabiliriz. Temelde asla aynı fikirde olmayabiliriz, ama hepimiz kürtajların azaltılması gerektiği konusunda anlaşabilir ve hamile annelerin ihtiyaç duydukları desteği bulamadıkları için kürtaja başvurmalarını gerektirmemeyi sağlamaya çalışabiliriz. Böyle bir desteği sağlayabiliriz. Gençlerin bu yola başvurmamaları için ihtiyaçları olacak bir cinsellik eğitimi almalarını sağlayabiliriz. Bütün dünyada kürtajların azalmasında çok etkili olabilecek bir aile planlaması programını desteklemeliyiz. Özetle ortak zemin bulmaya çalışıyoruz ama kürtaj çok derin ayrılık yaratan bir konu ve bence en önemli şey aynı fikirde olmasak bile temel olarak birbirimizin görüşlerine saygı göstermektir.

 

İpek Cem: Bill Clinton'ın başkanlık döneminde de çok aktiftiniz. O zamanlar First Lady, Hilary Clinton'ın özel kalem müdürüydünüz ve anladığım kadarıyla daha sonra da arkadaş kaldınız.

 

Melanne Verveer: Şimdi de benim patronum.

 

İpek Cem: Evet, patronla ara iyi tutulur. Şimdi farklı bir dönem, farklı bir başkan. Bu yeni dönemde bir Amerikalı, ve bir büyükelçi olarak ne hissediyorsunuz? Umutlu musunuz?

 

Melanne Verveer: Hayır, çok gurur duyuyorum. Ülkemiz, Amerika Birleşik Devletlerini olduğu kadar, bütün dünyayı daha iyi bir hale getirmeye kendini adamış bir afrika kökenli Amerikalıyı başkan seçebildiği için gurur duyuyorum. Bu son derece sembolik bir şey. Yıllardır insan hakları konusunda çalışıyorum ve bu da çabalarımızın bir bölümüydü. Sadece Afrika kökenli Amerikalının başkan olmasını değil, ülkemdeki pek çok kişi gibi birbirimize eşit vatandaşlar olarak davranacağımız günlerin gelmesini ümit ediyorduk. Amerika Birleşik Devletleri'nde hepimizin ideallerini temsil ettiğine inandığımız olasılıkların mükemmel bir doğrulaması oldu. Bu bana çok gurur veriyor. Ve bunun da ötesinde bu, aynı zamanda büyük umutlar dönemi. Muazzam bir meydan okuma. Başkanımız iki savaşı devraldı. Küresel bir ekonomik kriz içindeyiz ve kendi ülkemizde de başa çıkılması gereken sorunlar var. Diğer ülkelerin de karşı karşıya olduğu başka sorunlarımız da var. Sağlık hizmetleri sorunumuz, iklim sorunumuz var, birçok meselemiz var. Ama sanırım Amerikalı olarak biz her zaman aynı fikirde olmasak da, iyimser kalıyoruz. Genelde iyimser insanlarız ama sanırım bazı problemlerimize daha iyi çözümler bulabilmek ve dünyadaki güvenilirliğimizi eski haline getirebilmek konusunda bir süredir biraz yıpranmış hissediyorduk.

 

İpek Cem: Çok teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 

Melanne Verveer: Ben de çok teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.