10 Mayıs 2006
Nani Beccalli

2005 yılında Garanti Bankası'nın yüzde 25'ine ortak olarak Türkiye'deki bankacılık sektörüne yatırım yapan G.E.'nin uluslararası CEO'su Ferdinando 'Nani' Beccalli-Falco, G.E.'nin Türkiye'deki büyüme planlarını, dünyadaki önemli iş trendleri, petrol ve alternatif enerji kaynakları gibi konuları yorumladı.

İpek Cem: Bu akşamki konuğumuz GE'nin Uluslararası Başkanı ve CEO'su Nani Beccalli. Programımıza hoş geldiniz. Şu anda Brüksel'deki ofisinizde bulunuyoruz. Bulunduğumuz bölgede çevremizde pek çok AB binası bulunuyor. Uluslararası ofisinizin AB'ne bu kadar yakın olmasının nedeni nedir?

 

Nani Beccalli: AB, GE gibi bir şirket için çok önemli bir ilişki haline geliyor. Ofisimiz daha önce de Londra'daydı ve orası da Avrupa'daki finans faaliyetlerin merkezinde bulunduğu için çok önemli bir yerdi. Ama daha sonra sizin de çok iyi bildiğiniz Honeywell birleşmesinde talihsizlik yaşadık. Ondan sonra Brüksel ve AB ile daha fazla şeyler yapmamız gerektiğine inandık. Bu yüzden de ofisi buraya taşımaya karar verdik. Size şu kadarını söylemeliyim ki, asıl neden bu olsa da bir Avrupa'da, uluslararası bir merkezimizin olması gece yarısı konferanslarına gerek duymadan gün içinde, Asya, Güney Amerika gibi bölgeleri aramamız açısından büyük kolaylık sağlıyor. Sonuç olarak her açıdan iyi bir yer.

 

İpek Cem: AB bağlamı içinde düşünürsek, Vehbi Koç zamanında Türkiye'de ilk ampul firması kurulduğu 1948 yılından beri Türkiye'desiniz ve yaklaşık 800 çalışanınız var. Ve kısa süre önce 2005'te basında da çok yer aldığı gibi Garanti Bankası'nın %25 hissesini aldınız. AB'ye üyelik sürecinde bir ülke olarak Türkiye hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

 

Nani Beccalli: Ben bu işe 2001 yılının sonunda başladım. Daha önce ABD'deydim. Tabii burada başladığımda, ilk girişimim, şirketimize büyüme potansiyeli vaat edebilecek, dünyanın önemli bölgelerine bakmak oldu. Elbette, Hindistan, Çin gibi çok önemli ülkeler var ama Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bağlamında baktığımızda, Türkiye'deki varlığımız uzun süreli ama çok güçlü değildi. Bu yüzden konuyu biraz daha yakından incelemeye başladım. Türkiye hakkında ne söyleyebilirim? Büyük bir ülke. Yetmiş milyondan fazla bir nüfusa sahip. Avrupa ve Orta Doğu arasında bir köprü. Genç ve gelişmekte olan bir ülke. Bana göre burada iyi varlık gösterip iyi ilişkiler içinde olmak çok önemli. Daha çok Avrupa ve Orta Doğu arasındaki köprü konumuna dikkat çekmek istiyorum.

 

İpek Cem: Okuduğum son dönem röportajlarınızda Çin, Hindistan ve Körfez ve Orta Doğu bölgelerindeki büyüme potansiyellerinden söz etmişsiniz. Orta Doğu'da ne gibi faaliyetleriniz var? Çünkü bu bölge bir yandan çok umut vaadeden bir pazar, öte yandan Irak Savaşı gibi nedenlerden dolayı çok istikrarsız bir bölge. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

 

Nani Beccalli: Orta Doğu, Petrol fiyatlarının belirlendiği bölge olarak, inanılmaz bir nakit akışına sahip. Kendi alt yapılarını inşa edebilecek güce sahip bir bölge. Tabii ben Arap Yarımadası'ndan söz ediyorum. Ekonomi her zaman petrol üzerine kurulu olmuştur. Arap Yarımadası'ndaki ülke liderlerinin amacı kimya endüstrisi, matalurji endüstrisi gibi endüstrilere yatırım yaparak ekonomiye bütünlük ve çeşitlilik kazandırmak. Tüm bunlar için altyapı gerekiyor. Ve biz bunu sağlayan bir şirketiz. Enerji üretim birimleri, su arıtımı, uçak motorları gibi bir ülkenin alt yapısını oluşturup, büyümesine yardım edecek her şeyi sağlayabiliyoruz. Bölgedeki asıl ilgi alanımız bu.

 

İpek Cem: Farklı iş alanlarından söz ederken, bir süre Türkiye'de GE olarak yıllardır faaliyet gösterdiğinizi biliyoruz. Ve son dönemdeki birleşme varlığınızı güçlendirdi. Türkiye'deki faaliyet alanlarınızı güçlendirmek için çalışmalar yapıyor musunuz? Sanırım TÜBİTAK'la birlikte, Türkiye'de bir takım Ar-Ge çalışmaları da yapıyorsunuz. Türkiye'de işlerinizin gelişmesini anlatabilir misiniz?

 

Nani Beccalli: GE, Türkiye'de bir evrim yaşıyor. Türkiye'deki faaliyetlerimize başladığımızda işimiz ampul üretimiydi. GE'nin yaptığı diğer işlerle karşılaştırılırsa ampul üretimi çok küçük bir öneme sahip. Sizin de söz ettiğiniz gibi Ar-Ge çalışmaları var, uçak motorları üretiminde ortak girişim olarak işlettiğimiz tesis var. Bu en hızlı büyüyen işlerimizden. Garanti Bankası'yla yaptığımız birleşme GE'nin finansal hizmetler alanında çok güçlü bir konuma geldiğini gösteriyor. Çok büyük bir ticari finans ve çok büyük bir tüketici finans işimiz var. Sonuç olarak Türkiye'yi bu işin büyümesi için bir platform olarak görüyoruz. Şirket olarak bir evrim geçiriyoruz. Bu evrim global olduğu için sonuç olarak Türkiye'de de bir evrim yaşıyoruz. Türk pazarındaki varlığımızı genişletmek için yeni alanlar arıyoruz.

 

İpek Cem: Jack Welch'in 2001'de ayrılmasından sonra, Jeffrey Immelt'le birlikte, daha çok pazarlama odaklı bir strateji izlemeye başladınız ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde "company to country" yani "şirketten ülkeye" şeklinde tanımlanan bir yaklaşım benimsediniz. Bu yaklaşımın nasıl işlediğinden biraz söz edebilir misiniz?

 

Nani Beccalli: Şunu söylememe müsaade edin. Jack dünyanın çok hızlı büyüdüğü seksenli ve doksanlı yıllarda iş başındaydı. Bu yüzden büyüme gibi bir endişe yoktu. Asıl mesela bu büyümeyi tatmin edecek şekilde organize olmaktı. Şu anda yirmi birinci yüzyıldayız ve büyüme hızı 80 ve 90'lardaki gibi değil. Bu yüzden GE şirketi diğer şirketlerden ve ekonominin ön gördüğünden daha hızlı büyümemek için atılım yapmak zorundaydı. Bu nedenle daha müşteri odaklı bir politika izlenmeye ve daha önce gidilmeyen bölgelerde büyümenin yolları aranmaya başlandı. Şirketin globalleşmesi üç ayrı fazdan geçti ki bu çok önemli. Mesela Reginald Jones, Latin Amerika ve İngiltere gibi göreceli olarak faaliyette bulunulması daha kolay ülkelere ağırlık verdi. Jack, sınırları aşarak, Fransa, İtalya, Avrupa ülkeleri ve Japonya'da faaliyet gösterdi. Ama bunların hepsi gelişmiş ülkelerdi. Şimdi de Jeff bizi biraz daha ileri götürerek faaliyette bulunulması daha zor ülkelere açmak zorunda. Şu anda Rusya'da, Afrika'da, Orta Doğuda gelişmekte olan faaliyetlerimiz devam ediyor. Şirketimizin büyüklüğü nedeniyle, bu ülkelerin bazılarında, GE'nin ülkede bulunmasının önemini tam anlamıyla sadece ülkeyi yönetenler, hükümetler anlıyor. Hükümetlerle doğrudan bir ilişki kurmak istememizin nedeni, onların bizim sunacağımız hizmetleri tam anlamıyla görüp bundan faydalanacaklarını bilmemiz. Müşteriye türbinden söz ettiğiniz de tabii ki bunu anlayacaktır. Ama GE'nin ürettiği ve bölgeyi ilgilendirebilecek diğer ürünlerden haberi olmayacaktır. Hükümetle konuştuğunuzda diğer fırsatları da görecektir. "Şirketten ülkeye" dediğimiz yaklaşımının nedeni bu. Mesela Çin'de bunun çok ilginç örnekleriyle karşılaştık. Çin bizim için bu yaklaşımın geliştiği ülkeydi. Daha küçük ölçekte düşünürsek Katar var. Ama bu yaklaşım daha çok gelişmekte olan ülkeler için.

 

İpek Cem: Çin'den 2005 yılında elde ettiğiniz gelir yaklaşık 5 milyar dolar. Çin ve Hindistan'dan elde ettiğiniz geliri nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü GE'nin %8lik organik bir büyüme hızı hedeflediğini biliyorum. Bu ülkelerin büyüme hızına etkisi nedir?

 

Nani Beccalli: Bu stratejimizin temelini oluşturan en önemli unsurlardan biri. Ekonomisi diğer ekonomilerden daha hızlı gelişen ülkelerde, şirket olarak güçlü bir varlık göstermek. Bu ülkelerin ekonomileri diğer ülke ekonomilerinden çok daha hızlı büyümektedir. Çin'de büyüme hızı %9-10. Biz de %8'lik büyüme hızını yakalayabilmek için bunun bir parçası olmak zorundayız. Bu gelişmiş ülkeleri tamamen unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Çünkü örneğin Japonya ve Almanya örneğine bakacak olursak ki, ikisi de çok ilginç birer ülke. Yüksek teknolojiye sahip olan Japonya ve Almanya'da hâlâ çok hızlı büyüyebiliriz çünkü, bu işteki pozisyonumuz, pazardaki payımız henüz ulaşabileceğimizi düşündüğümüz noktada değil. Bu iki uçlu bir yaklaşım. Bir yanda Hindistan, Orta Asya gibi çok hızlı büyüyen bölgeler, diğer yanda gelişmiş olup, kapasitemizi tam olarak kullanmadığımızı düşündüğümüz ülkeler var. %8'lik büyüme hızını bu şekilde yakalamayı düşünüyoruz.

 

İpek Cem: Küreselleşme çok tartışmalı bir konu. Bazıları gelişmekte olan ülkelere zenginlik getirdiğini söylerken diğerleri tersini iddia ediyor. Bu tartışmalardan haberdarsınız. GE'nin gelişmekte olan ülkelere, Afrika'daki ülkelere faydası ne? Sosyal sorumluluk projeleriniz var mı? Kişisel olarak küreselleşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Nani Beccalli: Küreselleşme konusuna geçmeden önce bir yorumda bulunmama müsaade edin. Bunun korkudan doğan koruma duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bilinmeyene duyulan korkudan. Çünkü insanlar gezmeye, dünyayı ve fırsatları görmeye başladıktan sonra küreselleşmeyi anlamaya başlıyorlar. Küreselleşme karşıtlığının bilgi eksikliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Diğer yandan GE gibi şirketler gittikleri bölgelere, çevrelere gerçekten özveri ile yaklaşmalı. Size bir örnek vereyim. Bu belki de profesyonel hayatımda yaşadığım en tatmin edici örnek. Kuzey ve Güney Amerika'da plastik işi yapıyordum ve Brezilya'da bir fabrikamız vardı. Plastik işinde insanlar çok tehlikeli makinelerle çalıştığı için güvenlik prosedürlerine ihtiyaç duyulur ve güvenlik önlemlerini anlayabilmek için talimatları okuyabilmek gerekir. Biz orada çok sayıda çalışanımızın okuma yazma bilmediğini fark ettik. Peki ne yaptık? Bir okul açtık ve okuma yazma bilmeyenleri okula gönderdik. Orada temel düzeyde bir eğitim gördüler. Ben bir süre sonra oradan ayrıldım ve başkentte başka bir işe başladım. Bir gün bir mektup aldım. Portekizce'ydi ve çok basit bir dille yazılmıştı. O insanlardan biri şirket onlara yeni ufuklar açtığı, yeni fırsatlar yarattığı için teşekkür ediyordu. Öyle bir mektup aldığınızda, gününüz, ayınız, hatta yılınız iyi geçiyor. Çünkü bu yaptıklarınızla gerçekten insanlar için fırsatlar yarattığınızı fark ediyorsunuz. Bence küreselleşme budur. Küreselleşmeyi kötüye kullananlar olduğunu biliyoruz. Ama GE olarak belli bir idare ve davranış şeklimiz var. Bulunduğumuz çevreyi ve bizim için çalışan insanları koruyoruz. Bizim için küreselleşme bu.

 

İpek Cem: GE'de, pek çok değişik ülkeden 300.000'in üzerinde insan çalışıyor. Onlara aynı çalışma ruhunu vermek, aynı yönde hareket etmelerini sağlamak nasıl mümkün oluyor? GE'nin "altı sigma" gibi yönetim stratejilerini devreye sokmakta ünlü olduğunu biliyorum. Ama bu günümüzde nasıl mümkün oluyor?

 

Nani Beccalli: Derin bir kültürümüz var. Yüz yirmi yedi, yüz yirmi sekiz yıllık bir kültür. Bu gelişen değişen ama aynı zamanda güçlü bir kültür. Peki neden değişiyor? Çünkü bütün insanların organizasyonun bir parçası olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Çin örneği hakkında konuştuk. Çin hakkında bir şeyler öğreniyoruz ve Çinlilerin bazı yöntemlerini kendi kültürümüze entegre ediyoruz. Türkiye hakkında konuşuyoruz, Türk ortağımızdan bilgi alıyoruz, Türk pazarını, Türk çalışanlarımızı tanıyoruz ve onları kazanmaya çalışıyoruz. Örneğin Türk organizasyonumuzdaki kadınlar, şirketin kadın ağını güçlü biçimde destekliyorlar. Biz kadın katılımını arttırmak için bir ağ kurduk. Ve bu kadınlar en güçlü katılımcılarımız arasında. Yeni, taze fikirler ve anlayışlar kazandırıyorlar. Peki bunu nasıl yapıyoruz? Yönetim kurulu başkanımız Jeff Immelt şirketin ilk dört yüz kişisinin, şirketin temsil ettiği değerleri ve ilkeleri yansıtmasını istiyor. Ve bu insanların, dalgalanma etkisi göstererek organizasyonun en altlarına kadar inebileceklerine aynı değerleri aynı anlayışı gösterebileceklerine inanıyor. Böylelikle 325.000 insan, ortak bir kültür oluşturabiliyor.

 

İpek Cem: Daha önce Türkiye'ye gelmiştiniz ve yine gelmenizi umuyoruz. Ben Brüksel'i ve diğer Avrupa başkentlerini sık sık ziyaret ediyorum. Ve bazı Avrupa ülkelerinin şu ya da bu nedenle bizi yanlış tanımaları beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sizce Türkiye gibi bir ülke kendini nasıl daha iyi tanıtabilir? Siz bizi iyi tanımış ve kabul etmiş olabilirsiniz ama diğer Avrupalı dostlarımız tarafından daha iyi anlaşılmak için ne yapabiliriz?

 

Nani Beccalli: Sözlerime, Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana olduğumu söylemekle başlamak istiyorum. Bunun iki ana nedeni var. Avrupa yaşlanan bir nüfusa sahip. Türkiye ise genç ve taze bir nüfusa sahip. Bir araya gelirlerse yaş ortalaması düşer ve Avrupa ve Avrupa ekonomisi yepyeni bir güç kazanmış olur. Türkiye'nin büyük bir ekonomisi, büyük bir nüfusu var. Gelecekte çok güçlü hale gelecek olan Asya ekonomisine karşı, buna ihtiyacımız olacak. Diğer yanda da ABD var. İkinci nedense şu. Türkiye, Avrupa için çok önemli çünkü daha önce de söylediğim gibi Türkiye, Avrupa ve İslam dünyası arasında bir köprü. Bu tarz ilişkilere gözümüzü kapatamayız. Doğruyu söylemek gerekirse, bugün yaşamakta olduğumuz sorunları çözebilmek için İslam dünyasıyla birlikte çalışmamız gerekiyor. Sonuç olarak Türkiye'nin, AB'ye katılımı bazı fikirlerin aydınlanmasına yardım edecektir. Kendinizi nasıl tanıtabilirsiniz? Ben Türkiye'yi, ülkeniz yaptığım seyahatler sayesinde ve liderlerle yaptığım konuşmalarla iyice tanıma imkanı buldum. İstanbul ve Ankara gibi iki büyük kentteki yaşamı gördüm, keyfini çıkarttım ve bazı etkinliklere katıldım. Potansiyeli gerçekten gördüm. Türkiye gibi bir ülkeyle neler yapılabileceğini gördüm. Bence sizin yapmanız gereken insanları buraya getirmeye ve reklam yapmaya devam etmek. Siyasi düzeyde tanıtım ve lobi, bu da işe yarar. Ama gerçekten kim olduğunuzu ne kadar çok gösterirseniz sizin için o kadar iyi olur.

 

İpek Cem: GE'in çok değer verdiği konulardan biri de olimpiyatlar. Bu tüm dünyayı ilgilendiren bir konu. GE'nin olimpiyat sponsorluğundan söz eder misiniz? Ayrıca Torino Olimpiyatları'na gelirsek, siz de Torinolusunuz, sizce başarılı mıydı?

 

Nani Beccalli: Çok büyük bir başarıydı. Bizim olimpiyatlara katılımımızda iki konu ön plana çıkıyor. İmaj ve ekonomik faktör. Şirketimizin beş halkayla özdeşleşmiş olması çok önemli bir imaj. Çünkü olimpiyatlarda beş halkanın, belli bir algılanma şekli var. Rekabet algısı. Ama adil bir rekabet. Güzel, temiz bir imaj. Bizim için bu imajla anılmak çok olumlu. Üstelik ismimizi dünyaya duyurma konusunda daha önce yaptığımız şeylerden çok daha faydalı oldu. Ekonomik faktöre gelince. Olimpiyat komitesinin ihtiyaç duyduğu, uzmanlığımız dahilindeki belli ekipmanı sağlama hakkı bizimdi. Örneğin Torino'da 66 milyon dolar değerinde mal sattık.

 

İpek Cem: Yani hem iş, hem zevk olmuş.

 

Nani Beccalli: Evet, hem iş hem de zevkti. Pekin'den beklentimiz çok yüksek. 800-900 milyon dolar değerinde satış yapabiliriz. Şunu da göz önünde bulundurmalısınız. Torino organizasyon için yaklaşık 3 milyar dolar harcadı. Pekin'deki harcama 32 milyar dolar olacak. Aralarında hatırı sayılır bir fark var. 2010 Kış Olimpiyatları için, olimpiyat komitesiyle ve Vancouver belediye başkanıyla görüşmek üzere Vancouver'a gittim. İlişkileri geliştirmek için çok önceden çalışmaya başlıyorsunuz ve bunu iki şey için yapıyorsunuz. Bir yanda GE'nşn kurumsal imajı, diğer yanda ekonomik nedenler var.

 

İpek Cem: Bu ilişkiler Londra Olimpiyatları'nda da devam edecek mi?

 

Nani Beccalli: Evet, Londra 2012 Olimpiyatları'nda da devam edecek.

 

İpek Cem: Ar-Ge üzerine yoğunlaşmış ve çevre dostu ürünlerin önemini belirten "ecomagination" diye bir kavramınız var. Enerji alanında da oldukça faalsiniz. Enerji krizini, Orta Doğu'daki politik krizi ve Irak'taki durumu düşünecek olursak, sizce dünyadaki alternatif enerji ürünleri nasıl geliştirilebilir?

 

Nani Beccalli: Petrol dışında alternatifler geliştirmek zorundayız. Buna mecburuz. Karbon üretmemiz gerekiyor. Tabii karbonu olduğu gibi kullanamayız. Temiz yanan kömür üretmeliyiz. Bu yüzden teknolojiler tüm dikkatlerini, kömürü temiz yakmaya ve alternatif enerji kaynakları bulmaya yöneltmiş durumda. GE çalışmaların hepsinde var. Şu anda kirli maddeleri yok edip, temiz bir yanma sağlamak için kömürdeki gazı giderecek bir teknoloji geliştiriyoruz. Her tür enerji kaynağı üzerinde çalışıyoruz. Rüzgar, güneş, biyokütle ve nükleer. Ve nükleer enerjinin, petrol fiyatlarındaki dalgalanmayı en aza indirgeyecek en büyük alternatif enerji kaynağı olacağına inanıyorum. Nükleer, en ucuz ve uygulamada en güvenli ve çevre dostu enerji kaynaklarından. Ve bence pek çok hükümet bunun farkına vardı ve daha fazla nükleer enerji santrali kurma hazırlığı içerisindeler.

 

İpek Cem: 160'ın üzerinde ülkede faaliyet gösterince GE gibi bir şirketin siyasi duyarlılık geliştirmesi kaçınılmaz sanırım. Bir yandan ABD kökenli bir şirketsiniz diğer yandan dünyanın her yanından hükümetlerle temas halindesiniz. İran örneğinde olduğu gibi, Amerikan dış politikası bir ülkeye karşıysa, bu durum o ülkedeki faaliyetlerinizi nasıl etkiler?

 

Nani Beccalli: İşimin politikacılarla çok ilgili olduğunu bildiğim için kendime "şirketin dış işleri bakanı" unvanını taktım. Sadece politikacılarla değil, birden fazla hizmetimizi alabilecek büyük, global müşterilerle de ilgili. Şirketin mesajının içeride de başarılı olmasını sağlıyorum. Bizim ulusalüstü bir şirket olduğumuz ortada. Bu belli bir ülkenin belli bir politikasına bağlı olmadığımız anlamına gelir. Ancak öte yandan bizi etkileyen olaylar var. İran'daki durumu biliyorsunuz. İran'daki durum sadece bir ABD-İran meselesi değil. Almanya, Fransa, İngiltere, tüm batı dünyasının meselesi. Ve biz kesinlikle batı temelli bir şirketiz. Global olsak bile şirketin kökleri batılı. Ve doğru olanı yapmaya çalışıyoruz. Aslında hiçbir yasayı çiğnemiyoruz. Bu yüzden bir ülkede belli şeyler için belli yasalar varsa, onları yapmıyoruz. Bu ülke ABD de olabilir, Burkino Faso da. Afrika ülkelerinden biri de olabilir. Hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde bu yasalara uymaya çalışıyoruz.

 

İpek Cem: Yani bu İran'da çalışmaya devam edeceğiniz anlamına mı geliyor?

 

Nani Beccalli: İran'la çalışmıyoruz çünkü batı ülkelerinin çoğu İran'la çalışmıyor. Sizin de bildiğiniz gibi orada çalışanlarımızı tehlikeye atacak bir gerginlik var ve biz insanları o duruma sokmaktan kaçınıyoruz.

 

İpek Cem: Kendinizi şu şekilde tanımladığınızı okudum. "Bir Amerikalı gibi çalışırım, bir İtalyan gibi yemek yer ve giyinirim ve bir Avrupalı gibi düşünürüm." Bu doğru mu? Kendinizi genel olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

 

Nani Beccalli: Söylediğim gibiyim. Benim çalışma kültürüm GE'de gelişti.ABD'de yıllarca çalıştım ve bu tarz bir iş alışkanlığı edindim. Bir İtalyan olarak hayattan zevk alıyorum. Bir İtalyan gibi yaşamaya çalışıyorum. Bu yüzden İtalyan gibi yiyip, İtalyan gibi giyiniyorum. Bir Avrupalı gibi düşünmek istiyorum çünkü dünyanın bu kısmını daha iyi bir hale getirecek gerçeğin bu olduğuna inanıyorum. Avrupa kavramına inanıyorum. Büyüyen Avrupa'ya inanıyorum. Güçlü askeri güçten söz etmiyorum. Avrupa'daki yerini savunabilecek kapasitede bir Avrupa'ya inanıyorum. İşte bu yüzden böyle bir tanım yaptım.

 

İpek Cem: İtalya'da, seçim ve gücün değişmesiyle ilgili görüşleriniz neler? Sizce istikrarlı bir hükümet olacak mı?

 

Nani Beccalli: Bu yanıtlaması çok zor bir soru. Ama eğer yüzde ellilik bir oy almışsanız bu ortada 25 binin üzerinde bir oy farkı olduğunu gösterir ve otomatik olarak istikrarlı bir hükümet kuramazsınız. Bu kötü bir şey. Kötü çünkü İtalya'nın şu anda bazı önemli konularda, bir takım zor kararlar alması gerekiyor. Ve bu İtalya için zor bir süreç olacak. Ben çift kutupluluğun önemli olduğuna inanıyorum. Günümüzde batı demokrasilerinde farklı olabilmek için manevra yapılabilecek çok az bir alan var. Bazen sağ, bazen sol bir hükümete ihtiyacınız olabiliyor. Bu ülkenin ihtiyaçlarına bağlı. Ama ikisini birbirinden ayıran farklar vardır. Güçlü bir hükümetiniz olmalı. Aslına bakarsanız, Almanların politik olgunluğunu takdir ediyorum. Aynı sorun onlara büyük bir koalisyon kurdurttu. Siyasi sistem çok hızlı ilerlemese de, ağır ama güvenli bir şekilde ilerliyor. Bu yüzden siyasi olgunluk açısından Almanlar İtalyanlardan önde.

 

İpek Cem: İtalya için ve tabii GE için iyi yarınlar diliyoruz ve bu röportaj için size teşekkür etmek istiyorum.

 

Nani Beccalli: Çok teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.