23 Ocak 2009
Nouriel Roubini

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu küresel ekonomik krizi çok önceden öngörmesiyle 'kriz kahini' olarak ünlenen Amerikalı ekonomist Nouriel Roubini. Roubini küresel ekonomik krizin sebeplerini ve sonuçlarını, Amerika, Asya ve Avrupa ekonomilerindeki son durumu ve krizin Türkiye'ye yansımalarını anlatıyor. RGE adlı global ekonomi alanındakı web günlüğüyle de gündemde olan Roubini, New York üniversitesinde ekonomi profesörü olmanın yanı sıra, Başkan Clinton döneminde Amerikan Hazinesinin danışmanıydı.

İpek Cem: Bugünkü konuğum ekonomist Nouriel Roubini, bir diğer adıyla "Piyasa Kâhini". 'Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Nouriel Roubini: Burada olmak benim için büyük bir zevk.

 

İpek Cem: Küresel ekonomik kriz konu olduğunda adınıza çok sık rastlıyoruz. Krizi çok uzun zaman öncesinde tanımladınız. Krizin llk işaretleri nelerdi ve ne zaman dikkatinizi çekmeye başladı?

 

Nouriel Roubini: 2006 yılı yazında Amerika'da ev fiyatları son on yıl içerisinde iki katına çıkmıştı. Pek çok ev sahibi, evlerini ikinci kez ipotek ettirdi. Amerikalılar herhangi pozitif bir birikim yapmadan, karşılığında borçlanarak evlerini birer ATM makinesi gibi kullanmaya başladı. Finans kurumlarının kredi oranlarında büyük bir artış yaşandı. Dolayısıyla konut kredilerinde yaşanacak bir krizin geldiğini gördüm, bu da bankaların krize girmesine,, daha sonra da bir likidite krizine yol açacaktı. Tüm bunlar zayıf durumdaki tüketici ve yüksek fiyatlarla biraraya geldiğinde ekonomiyi resesyona ve finansal sistemi de krize sürükleyecekti. Gördüğüm dengesizlikler bunlardı.

 

İpek Cem: Sizce krizin hangi noktasındayız? Dibini gördük diyebilir miyiz?

 

Nouriel Roubini: Hayır... Bence Amerikan ekonomisi ve diğer gelişmiş ekonomilerde daralma bu yılın sonuna kadarsürecek. Ve ekonomik büyüme 2010 yılında dahi oldukça zayıf olacak. Pozitif yönde bir büyüme göreceğiz, ama bu çok güçlü olmayacak. Finansal sistemlerdeki kayıplar bir süre daha devam edecek. Henüz krizin dibinde değiliz,ancak halen ekonomik ve finansal daralma periyodu içerisindeyiz.

 

İpek Cem: Yazılarınızda bunun Büyük Bunalım'dan sonra en uzun süreli resesyon olduğunu belirtiyorsunuz, peki bir ekonomik çöküşe dönüşme ihtimali var mı?

 

Nouriel Roubini: Risk tabi ki var. Bir U değil de bir L şeklinde sonuçlanma olasılığı söz konusu da olabilir, belki Büyük Bunalım'daki gibi değil ama daha çok 1990'larda Japonya'da yaşandığı gibi. O dönemde Japonya'da emlak piyasası ve borsa dibe vurmuş, on yıl boyunca neredeyse hiç ekonomik büyüme gerçekleşmemiş ve deflasyon yaşanmıştı. Böyle bir risk her zaman mevcut. Bizi bu sorundan kurtaracak önlemleri almadığımız sürece- - hükümet yardımları, finansal sistemin onarılması, bankaların düzeltilmesi, konut kredilerinin ödenmesine çözüm bulunması, kredi kartları-- yapılması gereken çok iş var.

 

İpek Cem: Konu açılmışken, artık Birleşik Devletlerin yeni bir Başkanı var...enteresan bir geçiş dönemi yaşandı... yeni Başkan ve ekonomik ekibinden beklentiler çok yüksek. Siz Başkan Obama'nın ekonomi kurmaylarını nasıl buluyorsunuz?

 

Nouriel Roubini: Ben mükemmel bir ekip oluşturulduğunu düşünüyorum. Seçilen isimler arasında bulunan Tim Geithner , Larry Summers ve diğerleri politikayı, piyasayı ve ekonomiyi iyi bilen isimler. Karşı karşıya olduğumuz sorunlarla ilgili daha çok şey yapma ve daha agresif davranma gayreti içindeler. Başkan Obama ve ekonomi ekibi bu işe gönül vermiş durumda ve sorunlarla ilgili cesur adımlar atılacağı kanaatindeyim. Sorun şu ki, en iyi ekiple hazırlayacağınız en iyi programın dahi uygulamaya konulması zaman alacaktır. Çünkü resesyon treni çoktan yola çıktı. Ve benim düşüncem her şeyi doğru yapsak bile en az bu yılın sonuna kadar durgunluk devam edecektir. Tünelin sonunda ışık var, ama 2010 yılına doğru.

 

İpek Cem: Tüm dünyada bazı sektörel kurtarma planları devreye sokuluyor. Tabii aralarında en öne çıkanı Amerika'nın 700 milyar Dolarlık kurtarma planı, sonrasında otomotiv sektörüne yapılan yardım ve Citibank gibi birkaç büyük finans kuruluşuyla ilgili kurtarma planları. Sorunlar bu şekilde çözülebilir mi? Yoksa amaç zaman mı kazanmak?

 

Nouriel Roubini: Düşüncem her banka ya da finans kuruluşuna para yardımında bulunulmasının yanlış olacağıdır. Eğer gerçekten iflas etmiş durumdaysa kapatılması çok daha hayırlı olacaktır. Mali sorunlar yaşayan, sermaye ya da likiditeye ihtiyaç duyan kuruluşlara ise yardım edilmeli ve kapatılmamalı. Herkese para yardımı yapılması yerine, iflas eden ve kurtarılması gerekenler arasındaki ayırımın yapılabilmesi çok önemli. Ve bu yüksek bedeller vergi mükelleflerinin cebinden çıkıyor. Uygulamaların adil yapıldığından emin olmanız gerekir. Bankacılara ve yöneticilere ödenecek maaş ve primler denetim altına alınmalı. Riskli işler yapmalarına izin verilmeli. Bankaların kurtarılması çok önemli, aksi taktirde reel ekonomin alacağı hasar çok daha ağır olacaktır.

 

İpek Cem: İşsizlik ve diğer sorunlar açısından bakıldığında toplumun sosyal dokusu bu gelişmelerden nasıl etkileniyor?

 

Nouriel Roubini: Şu an Amerika'da, diğer gelişen ekonomilerde ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan finansal kriz artık bir ekonomik krize dönüşmüş durumda. Gelişmiş ekonomilerin çoğunda resesyonlar yaşanacak ve gelişmekte olan ülkelerde dahi büyüme oranında çok sert inişler görülecek. Yıllık büyüme potansiyeli yüzde 6-7 oranında olan bir ülkede bu oranların birden 1'e 2'ye düşmesi son derece sancılıdır. Milyonlarca insanın işlerini, gelirlerini, mal varlıklarını kaybetmeleri, evlerinin değer kaybetmesi, bunlar çok yüksek bedeller. Bu tür dengesizliklerin oluşmasına meydan vermemek için de finansal sistemi onarmak zorundayız.

 

İpek Cem: Gelişmekte olan pazarlar hiç kuşkusuz küresel ekonominin önemli bir parçası. 1990'larda gelişen pazar ekonomilerini inceleyen detaylı çalışmalarınız size ABD'de olası bir çöküşün ilk işaretlerini vermişti. Her ekonominin kendine has özellikleri var. Gelişmekte olan ülkelerin kriz karnesini değerlendirebilir misiniz?

 

Nouriel Roubini: İlk gözlem elbette gelişmekte olan ülkelerin ABD'deki mali krizden etkilendiği. Çünkü biliyorsunuz ABD hapşırdığında tüm dünya soğuk algınlığına yakalanır. Ve bu kez bu sıradan bir hapşırık değil, bu bir zatürre. Ne yazık ki finansal kriz salgınının yayılma alanı oldukça geniş oldu. Küresel ticaret ve finans kanallarının gelişmekte olan ekonomilerin büyümesi üzerinde olumsuz etkileri söz konusu. Ve ben Türkiye'nin diğerlerine kıyasla daha iyi durumda olduğunu düşünüyorum.
Enerji fiyatlarının bu denli düşmesi, Rusya'da bu yıl derin bir resesyona yol açacaktır. Brezilya'da da ekonomik büyüme rakamları son derece düşük olacaktır, çünkü emtiaya dayalı bir ekonomiye sahip. Türkiye gibi gelişmekte olan pazarların bazıları emtia ithalatçısı, ama yine bu ülkelerin bazılarında büyük cari açıklar söz konusu. Devlet bütçesinin ve dış borçların finanse edilmesi için sermayeye ve dış borca gereksinim var. Ayrıca Avrupa ve diğer ülkelerin ticari linklerine de bağımlılar. Yani gelişmekte olan pazarların durumu, içinde bulundukları şartlara bağlı olarak farklılık gösteriyor.

 

İpek Cem: Kriz öncesinde gelişmekte olan ülkelerin piyasaları hem kendi içlerinde hem de gelişmiş piyasalarla birlikte hareket etmekteydi. Artık yatırımcılar daha titiz davranır, ve daha fazla ayrıştırlar diye düşünüyorum.

 

Nouriel Roubini: Evet... Bu krizden sonra artık hepimiz, farklı bölge ve ülkelerdeki yatırımlarımızı çeşitlendirmenin faydalı olacağına inanıyoruz. Sizin de bildiğiniz gibi, Batı'da her şey süt-limanken, Avrupa'da ya da Japonya'da öyle olmayabiliyor. Ya da tam tersi. Bu krizle birlikte gözlemlediğimiz bütün ekonomilerin ayrışması da oldu. Bugün, Amerika'da, Avrupa'da, Japonya'da ve gelişmiş diğer ekonomilerde küçülme söz konusu. Aynısı, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada için de geçerli. Bu zamana kadar ekonomiler arasında yoğun bir ilişki vardı, bugün aynı ilişkinin piyasalar arasında olduğunu söyleyebiliriz. Geçen yıl, menkul kıymetler borsası dünyanın her yerinde % 50 oranında düşüş göstermişti. Bundan kimse kaçamamıştı. Portfolyosunu ya da mal varlığını kayıt altına almadan farklı ülkelerde değerlendirenler ve sadece nakit para ve tahvil bırakanlar pek kazançlı çıkmadı. Bunun sebebi, krizin küresel boyutta olmasıdır. Ancak bu, az evvel bahsettiğim yatırımların faydasız olduğu anlamına gelmez.

 

İpek Cem: Çin ve Hindistan'la ilgili görüşlerinizi merak ediyorum

 

Nouriel Roubini: Çin'de büyümenin ciddi oranda azalmasından korkuyorum. Çin'in yıllık büyüme oranı % 10. Bu oran % 5'e düşebilir. Bu oran belki diğer ülkeler için yeterli olabilir, ancak Çin'in % 10'a yakın bir büyümeye ihtiyacı var. Aksi halde her yıl, kırsal alanda yaşayan on milyona yakın yoksul çiftçisini, modern ve şehirli hale dönüştürüp, endüstriyel sektöre sokamaz. Çin ekonomisi Amerika'ya ve diğer bazı ülkelere yaptığı ihracata o kadar bağımlı ki, ihraç ettikleri mallara olan talepteki en ufak bir azalma dahi çok olumsuz etkiler yaratabilir. Son verilere göre Hindistan ekonomisi, uluslararası ticarete daha az bağımlı, ancak onun da bir takım mali sorunları var. Yönetimin esnek bir yapıya sahip olmaması ve cari işlem açığı gibi sebeplerden ötürü, ithalata yönelmiş durumdalar. Onlar da kredi daralmasıyla birlikte benzer sıkıntıları yaşayacaktır.

 

İpek Cem: Türkiye'nin, krizin sert rüzgârlarına rağmen yumuşak bir iniş yapabileceğini ve krizin yaralarını daha kolay sarabileceğini söylediniz. Sizce Türkiye ekonomisi ne durumda?

 

Nouriel Roubini: 2001'de yaşadığınız ekonomik krize kıyasla çok daha iyi durumda olduğunuzu görüyoruz. Merkez Bankanız, enflasyonu sabitlemek için çalışıyor. Mali sisteminiz büyük ölçüde toparlanmış durumda. Bankalar daha çok sermaye ve likiditeye sahip. Piyasada büyük sorunlara yol açan yanlış eşleşmelerin sayısı da azaldı. İlgili denetim ve düzenlemeler iyileştirildi. İhracatın, ekonomik büyümenin ve rekabetçiliğin arttığını gözlemliyoruz. Ancak Avrupa ve diğer bölgelerin ihracat taleplerindeki büyük düşüş, Türkiye için iyi olmayacaktır. Türkiye'nin dış borcunu bu zor ortamda finanse etmesi anlamına geliyor. Mevcut cari işlem açığı ve gerek devletin, gerekse özel sektörün borçlanmaları, dikkatli olmanız gereken hususlar. Para biriminiz geçen yıllarda oldukça güç kazanmıştı, ancak şu aralar kan kaybetmeye başladı. Bu, ihracat için olumlu olabilir, ancak küresel ekonomi söz konusu olduğunda ters etki yaratacaktır. Dış borçlarınızı öderken,dövizin yüksek seyretmesi dezanvatajınaza olacaktır.

 

İpek Cem: Türkiye büyük ve gelişmiş ekonomilerdeki kurtarma planı oluşturacak gibi fonlara sahip değil. Ancak bizde de yardım bekleyen sektörler var. Bunun tersine IMF, sürekli mali disiplini sağlamamız gerektiğinin altını çiziyor. Sizce Türkiye böyle bir çıkmazı nasıl yönetebilir?

 

Nouriel Roubini: Dediğiniz gibi farklı yönlerden çelişkili baskılar var. Yine de IMF'yle uygulanacak bir işbirliği programının iki farklı avantajı olacağı kanaatindeyim. İlk olarak Türkiye bu sayede, hem bütçe açığını kapatmak, hem de şirketlerin, finans kuruluşlarının, özel sektörün ve kamu sektörünün borçlarını finanse etmek için ihtiyaç duyduğu 20-25 milyar dolar değerinde likiditeye sahip olabilir. İkincisi, bu zor piyasa koşullarında Türkiye'nin kendine olan güvenini arttırabilir. Türkiye, IMF'yle başarılı bir geçmişe sahip olan ülkeler arasında diyebiliriz.
Mali politikalarda karşılıklı bir değiş tokuş söz konusudur. Para politikalarının uygulanması, enflasyonun gerileyişi ve Merkez Bankası'nın faiz oranlarını düşürmesiyle birlikte daha kolay hale gelecektir. Üzerinde çalışılması gereken farklı parametreler olduğu gibi, sınırlayıcı bazı etkenler de var. Ancak IMF, eski büyüme hızınızı yakalamanızı ve bu sene oluşacak mali baskıyı en aza indirgemenizi sağlayacak politikaların uygulanmasında yardımcı olabilir.

 

İpek Cem: Yine de Türkiye hızlı büyüme ve bunun ardından ani düşüş yaşama deneyiminde kurtulamadı.

 

Nouriel Roubini: Türkiye ekonomisinin geçmişte yaşadığı âni artış ve düşüşlerin nedeni, yüksek enflasyon, ardından gelen ekonomik resesyonlar ve nihayetinde kapıyı çalan ekonomik kriz olmuştu. Böyle şeylerin yaşanması normaldir. Bence 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz, pek çok şeyi eskisinden daha iyi hale getirdi. Bugün yine bazı sorunlar yaşıyorsunuz, ancak bunun suçlusu siz değilsiniz. Uyguladığınız pek çok doğru politikaya rağmen, siz de Amerika'nın çıkardığı ve küresel ekonomiyi vuran mali tsunaminin rastlantısal kurbanlarından birisiniz. Her ülkenin savunmasız kalan bazı yönleri vardır. Türkiye'nin yumuşak karnıysa bütçe açığı ve dengesizlik yaşadığı diğer alanlardır.

 

İpek Cem: Avrupa ekonomileri Türkiye için de önem taşıyor. Sizce Avrupa krizi iyi yönetebildi mi?

 

Nouriel Roubini: Euro Bölgesi'yle ilgili endişe uyandıran taraf, Avrupa Merkez Bankası'nın piyasanın az da olsa gerisinde kalmasıdır. Merkez Bankası, faiz oranlarını düşürmekte biraz gecikti. Çok yakın zamanda da CBS , faiz oranını % 2,5'ten % 2'ye düşürdü. Oysa Amerika, bu oranı çoktan % 0'a düşürdü ve şuan daha az para sıkıntısı çekiyor. Kısacası, bence Euro Bölgesi'ndeki para politikaları fazlasıyla yavaş seyrediyor. Hatta ekonomiyi canlandırmak için uygulanan mali politikaları da çok yavaş buluyorum. Almanya gibi ülkeler, bu politikaları karşılayacak güce sahipken, uygulamaktan kaçınıyor. Bu politikalara ihtiyaç duyan Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerse, büyük bir bütçe açığına sahip olduklarından, krizin maliyetini karşılayamıyor. Bu da, uygulanan politikaların çok zayıf ve yavaş kalmasına yol açıyor. 16 ülkenin - Avrupa Birliği düşünülürse toplam 25-26 ülkenin - Avrupa Merkez Bankası'yla anlaşması gerekiyor. Sürecin yavaşlaması, Avrupa'daki gerilemenin normalden daha uzun sürebileceği anlamına geliyor.

 

İpek Cem: Nouriel, makalelerinizde krizin daha birçok alanda yayılacağını söylüyorsunuz. Sigorta şirketleri çöküşü, yatırım fonları, şirket tahvilleri, türev ürünler gibi. Buz dağının altında daha neler var?

 

Nouriel Roubini: Yaşanan kriz, yalnızca subprime mortgage krizi, yalnızca subprime krizi ya da yalnızca mortgage'la sınırlı değildi. Bunların haricinde, ticari gayrimenkul kredileri, kredi kartları, otomobil kredisi, öğrenci kredisi, şirket tahvilleri ve riskli finansal mühendisliğin ürünü yatırımları da kapsıyordu. Bu nedenle de söz konusu kredi balonu dayanamadı ve patladı. Bu patlamadan sadece normal bankalar değil, yatırım bankaları, brokerlar, yatırım fonları ve girişim sermayesi de etkilendi.

 

İpek Cem: Böyle bir dönemde yatırımcılara ne öneriyorsunuz?

 

Nouriel Roubini: Önümüzdeki altı ay boyunca oldukça ihtiyatlı olunmalı. İnsanlar genel olarak krizin en kötü döneminin atlatıldığını ve hisse senetlerine dönülebileceğini düşünüyor. Kasım ve Aralık aylarında bir iyileşme gözlemlendiği doğru, ancak Ocak ayının son birkaç haftasında beklenilenden çok daha kötü ekonomi haberleri aldık. Amerika'nın en büyük bankalarından biri bile, devletten daha çok sermayeye ihtiyaç duyar oldu. Ekonomi, kâr ve mali sistemler hakkında çıkacak olan haberler, genel olarak beklenilenden çok daha kötü olacağa benziyor. Bu da hisse senedi ve diğer riskli yatırımlar için olumsuz bir durum teşkil ediyor. Bu nedenle ben, şimdilik temkinli olmayı ve nakit ile nakit para yerine geçen senetlere ve güvenilir devlet tahvillerine yatırım yapmayı öneririm.

 

 İpek Cem: Irak Savaşı'nda kullanılan silahların, yapılan diğer harcamaların ve Amerika'nın dünya çapındaki diğer girişimlerinin de ne kadara mal olduğunu biliyoruz. Bu gelişmeler, mali krizin Amerika'nın dış politikasını da etkileyebileceği anlamına mı geliyor?

 

Nouriel Roubini: Bence Amerikan dış politikası kesinlikle değişecektir. Çünkü aynı zamanda yönetim de değişti ve yeni yönetimin, tek boyutlu olmaktansa çok boyutlu olmayı tercih edeceğinden eminim. Sadece askerî gücünü değil, diplomasi gücünü de konuşturmasını bilecektir. Mali kriz ve dış politikada yapılan hatalar nedeniyle, Amerika'nın itibarı ve ona karşı iyi niyet besleyenler bir hayli azalmış durumda. Hatta dostları ve müttefikleri bile Amerika'nın ekonomik ve dış politikada yaptığı hataların baş eleştirmenleri haline geldi. Ben yeni yönetimin daha yapıcı bir tavır takınacağına ve küresel mali krizin yarattığı sorunları tek başına çözemeyeceğini fark edeceğine inanıyorum. Hatta ne gelişmiş ekonomilerden oluşan G7 ülkelerinin, ne de dünyanın en önemli yükselen piyasa ekonomilerinin biraraya gelerek enerji güvenliği, enerji, küresel dengesizlikler, küresel iklim değişikliği ve mali sistemler konusunu tartıştığı G20 ülkelerinin yardımının yeterli olmayacağını fark etmesi gerek.
Günümüzün önemli jeopolitik konularında da sadece dostları ve müttefikleriyle değil, potansiyel rakipleriyle de bir takım ilişkiler kurması gerek. Rusya ve Çin'le aynı masaya oturmalı, Orta Doğu'daki sorunları ve Irak Savaşı'nı çözmek için Türkiye gibi ülkelerin yardımını istemelidir.

 

İpek Cem: Ben 90'lı yıllarda Wall Street'te çalışıyordum ve bu hepimize, sanki dünyanın merkezindeymişiz hissini verirdi. Sizce finans kurumları kültürel açıdan da değişip, dünyaya sinecek mi? 

 

Nouriel Roubini: Mutlaka olacaktır, çünkü sizin de bildiğiniz gibi bugüne kadar hep çok fazla risk alındı ve ne sağduyulu düzenlemeler, ne de gerekli teftişler yapıldı. Ayrıca finans kurumları çalışanlara astronomik prim sistemini getirerek iyi günlerinde risk aldılar. Ancak ne yazık ki olan, kötü günlerde oldu. En azından Amerika'daki finans kuruluşlarına giren kaynaklar çok fazla. Finans şirketleri, menkul kıymetler borsasının % 25'ini oluşturuyor. Eskiden bu oran % 12'ydi. Amerika'nın en önde gelen beyinleri, çoğunlukla finans dalını seçenler olmuştur. Eğer bir ülkede bilgisayar ya da makine mühendisinden çok, finans mühendisiniz varsa, bir sorun var demektir. Amerika'da MBA öğrencilerim iş bulma konusunda endişeler yaşıyor. Çünkü hepsi de Wall Street'te çalışmak istiyor. Belki de esas yapmaları gereken şey, girişimci olmak. Hayatta Wall Street'ten başka şeyler de var.

 

İpek Cem: Karamsarlığınızla tanınıyorsunuz. Ben bir de kafanızdaki en iyimser senaryoyu duymak isterim.

 

Nouriel Roubini: 'karamsardan' çok, 'gerçekçi' olduğumu düşünüyorum. Öyle ki, önceden tahmin yürüttüğüm kimi şeylerin, düşündüğümden de kötü bir hâl aldığı olmuştur. Bana göre, Çin'in, Hindistan'ın ve diğer yükselen piyasaların birleşmesinin ve sizinki gibi ülkelerde yapılan piyasa reformlarının, tüm dünyaya ve küresel ekonomiye katkıda bulunacağını düşünüyorum. Serbest ticaretin de olumlu yanları olduğunu düşünüyorum. İhracata yönelik büyüyen ülkelerdeki sermaye akışını ve portföy yatırımını destekliyorum. Orta vadede küresel ekonomi hakkında iyimser düşünüyorum. Tabii bir çok zorluk da var: Küresel iklim değişikliği, kaynakların sınırlı oluşu ve tüm bu finansal kopukluklar gibi zorluklar. Artık her konuda açık olmak önemli, birlikte çalışmak zorundayız. Eğer birlikte çalışırsanız, daha uzun soluklu ve sürekli bir ekonomik büyüme sağlarsınız. Özellikle de yükselen piyasaların ve gelişmiş ekonomilerin bir araya gelerek, sürdürülebilir büyüme için, sorunları çözmesi gerekiyor.

 

İpek Cem: Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

 

Nouriel Roubini: Benim için bir zevkti.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.