10 Ocak 2007
Olli Rehn

İpek Cem'in program konuğu Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn. Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakereleri kısmi dondurma kararını almasının ardından Rehn ile Brüksel'de özel bir görüşme yapan Cem, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerin bugünü ve geleceğine dair ipuçları elde etti.

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn. Hoş geldiniz.

 

Olli Rehn: Çok teşekkür ederim.

 

İpek Cem: Yakın zamanda Helsinki Üniversitesi'nde Türkiye'nin üyeliğe kabul süreciyle ilgili bir konuşma yaptınız. Çok da ilginç bir konuşmaydı. Konuşmanızın başında Türkiye'nin üyeliğe kabulü olasığınına karşı bazı Avrupa Birliği üye ülkelerinin konuyu "uzaydan gelen bir uçan daire" gibi algıladığını belirttiniz. Sonra da bunun neden böyle olmadığını anlattınız. Geçen haftalardaki gelişmeler bu görüşü doğruluyor mu?

 

Olli Rehn: Hayır. Bir açıdan evet, ama başka bazı açılardan hayır. O konuşmada kastettiğim bir başka deyişle şuydu: Avrupa'yla bütünleşme sürecinde on yıllara dayanan ortak bir geçmiş olmasına rağmen Avrupa kamuoyunda Türkiye'nin kabul görüşmeleri çok ani gündeme geldi. Mantıken, kimse için sürpriz olmaması gerekirdi ama kamuoyunun görüşü her zaman "çok mantıklı" değildir. Bildiğimiz gibi Türkiye ile görüşmeler Ekim 2005'te başladı. Geçen hafta Avrupa Birliği ile bir karar aldık. Bu karar bir yandan Türkiye'nin yerine getirmediği belli yükümlülüklere dair bazı sonuçları kapsarken bir yandan da üyeliğe kabul sürecinin devamını sağlamak konusunda bir fikir birliği içeriyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye'nin koşulları yerine getirdiği takdirde Avrupa Birliği üyeliği perspektifini yeniden onaylamış oluyoruz.

 

İpek Cem: Sekiz başlığın dondurulmasına karar verildi. Ama diğer yandan da Kıbrıs Rum Kesimi dışişleri bakanı Lilikas açılmak istenecek herhangi bir başlığı veto edeceklerini ve başlıkların müzakeresine de izin vermeyeceklerini söyledi. Dolayısıyla bir karar alındığında, Avrupa Birliği kurallarına göre, üye ülkelerin belli güçleri oluyor, veto güçleri. Bir Avrupa Birliği üyesi ülke sürecin ilerlemesini istemezken, kabul süreci nasıl ilerleyebilir?

 

Olli Rehn: Geçen hafta Bakanlar Konseyi'nde yapılan Dışişleri Bakanları toplantısından çıkan karar bu açıdan çok açıktı. Çok dikkatle tartılmış bir karardı. Bir taraftan Türkiye'nin üyelik sürecinde yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesinin sonuçları konusunda net mesajlar veriyor. Avrupa Birliği bu nedenle yükümlülükler yerine getirilmeden Türkiye'nin Gümrük Birliği ek protokolündeki kısıtlamalarla ilgili başlıkları açmayacak. Bu arada diğer başlıklarda Konsey içinde önceden var olan ama açığa vurulmamış bir tepki ile karşılaşacağız çünkü bu limanlar meselesi yüzünden yazdan bu yana hiçbir şey ilerlemiyor. Durum gayet açık. Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında, tarama sürecinin tamamlanması ve teknik hazırlıkları yapılmış olan başlıkların açılması yönünde bir siyasi mutabakat var. Yirmi beş Avrupa Birliği üyesi ülkenin de bu karara bağlı kalacağına inanıyorum. Hatta Ocak'tan itibaren Bulgaristan ve Romanya'nın da katılmasıyla yirmi yedi üye ülkenin de.

 

İpek Cem: Dış İşleri Bakanları toplantısından önce Başbakan Erdoğan, Avrupa Birliği'ne bir liman ve bir havalimanı açma yönünde bir teklif sundu. Bu teklif başlangıçta ileri bir adım kabul edilerek heyecanla karşılandı; diyaloğu başlatmak adına iyi bir adım olarak görüldü. Ama sonra pek de bir etkisi olmadı. Siz bu teklif hakkında ne düşündünüz?

 

Olli Rehn: Bir iyi niyet hareketi olarak herhangi bir koşul öne sürülmeden doğrulanmış ve bildirilmiş olsa Ankara Protokolü'nün tam uygulamaya geçmesi yönünde atılmış bir adım olabilirdi ki biz de böyle bir girişimi elbette memnuniyetle karşılardık. Ancak teklif açıkça doğrulanmadı ve Avrupa Birliği de kararlarını, Birliğe yazılı olarak bildirilmemiş veya siyaseten buna denk bir şekilde iletilmemiş belirsiz girişimlere dayandıramaz.

 

İpek Cem: Aynı teklif bu aşamada veya ilerleyen zaman içinde yazılı ve daha ayrıntılı olarak sunulsa, daha fazla mı kabül görür?

 

Olli Rehn: Bu bir pazarlık meselesi veya bir açık arttırma değil; anlaşmalara bağlı belli yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi meselesi. Türkiye tam üyelik görüşmelerinin başlaması şartı olarak Ankara Protokolü'nü imzalamayı ve Ankara Protokolü'nü tam olarak uygulamayı kabul etti. Bizim istediğimiz de bu. Protokolün tam olarak uygulanmasına giden yolu açan her şey olumludur. Dış İşleri Bakanları'nın kararı da Türkiye'nin protokolü tam anlamıyla uygulamasını beklediğimizi gösteriyor.

 

İpek Cem: Kıbrıs konusu hem çok siyasi bir mesele hem de birçok güçlüğü olan tarihi bir sorun. Ve tüm iyi niyetine rağmen Kofi Annan bile Annan planını kabul ettirmeyi başaramadı. Birleşmiş Milletler gözetiminde bir çözüm bulunabilse bu zaman alacaktır. Buradaki meşruluk meselesini elbette anlıyor ve buna saygı da duyuyoruz ama bu arada galiba resmin bütününe de bakmıyoruz. Resmin bütünü çok karmaşık ve biz bu izolasyondan en çok zarar gören tarafın Kıbrıs Türkleri olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türklerinin asıl endişelerine kulak vermesi gerektiği yönünde bir görüş var. Sonuçta İzole edilenler, ve yalnızca kâğıt üzerinde Avrupa vatandaşı olanlar Kıbrıs Türkleri. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

 

Olli Rehn: Bunlar iki ayrı konu ve biz, Türkiye'nin Ankara Protokolü'ndeki yükümlülüklerini başka konularla ilişkilendirmeden yerine getirmesini bekliyoruz. Ancak şunun da altını çizmek gerekir; geçen hafta çıkan karar Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonuna son verilmesi ve adanın yeniden birleşmesi yönünde bir perspektif ile ekonomik gelişimine destek verilmesi konularında çok açıktı. Bir başka deyişle Avrupa Birliği Dış İşleri Bakanları uzun bir tartışma sonucunda daha fazla ertelemeden Ocak ayında, Kıbrıs Türk toplumu ile Avrupa Birliği'nin geri kalanı arasındaki özel ticaret düzenlemeleri üzerinde çalışmalara devam etmeye karar verdi. Dahası Birleşmiş Milletler gözetiminde kapsamlı çözüm görüşmelerini yeniden başlatmak yönünde güçlü bir siyasi destek vardı. Gerçekten de vakit az ve ben güney doğu Akdeniz'de her iki tarafın da kazançlı olacağı bir çözüm olmadığına inanmıyorum.

 

İpek Cem: Siz genişlemeden sorumlu üyesiniz ki bu çok önemli ve Avrupa Birliği misyonuyla da ilişkili bir konu. Avrupa Birliği küresel bir aktör, dünya da daha küresel bir oyun alanı haline geliyor. Ancak kamuoyu araştırmalarında gördüğümüz üzere halkların Avrupa projesine verdiği destek azalıyor. Bunu anayasada da gördük, genişleme konusunda da görüyoruz. Siz hep daha çok iletişim ve daha çok şeffaflık istiyorsunuz. Bu durumda nasıl ilerlenebilir? Sadece Türkiye ile değil, birliğe girmekte olan ve aday diğer ülkeler ile de. Haritaya baktığımda henüz AB haritasına girmemiş ama girme umudu taşıyan bir sürü aday görüyorum. Avrupa Birliği projesinin daha çok sevilmesini sağlayacak somut adımlar ne olabilir?

 

Olli Rehn: İlk olarak Avrupa kamuoyunda, vatandaşlarında belli bir genişleme yorgunluğu, bir genişleme hüznü olduğu doğru. Aslına bakılırsa bu yıllardır mevcut olan bir olgu. Ancak bu sadece büyümeye bağlı bir hüzün değil, başka birçok konuyu da içeriyor. Buna "küreselleşme hüznü" veya "refah seviyesi hüznü" veya "işsizlik hüznü" diyebiliriz. Bir başka deyişle bu hüzün sadece genişlemeden değil, sosyal dokumuzun çok daha derinlerinden kaynaklanıyor. Genişlemeyi, yerel ekonomik sorunlarımızın veya yerel siyasi hatalarımızın günah keçisi yapmamalıyız. Dolayısıyla Avrupa ekonomisine yeniden hareket kazandırmak önemli. Genişleme dâhil tüm Avrupa projesi için vatandaşların desteğini yeniden kazanmak önemli. Bu açıdan geçen haftaki Avrupa Konseyi, geçmişin ve geleceğin değerlendirmesinde önemli bir aşamaydı. Tam olarak doğru olmayan bazı başlıklar atıldı; pek de isabetli değillerdi. Bir kısım Avrupa medyasında AB'nin kapılarını Doğu'ya kapadığı yönünde başlıklar atıldı. Bu doğru değil. Doğru başlık şu olmalıydı: "Avrupa Birliği kapılarını güney doğu Avrupa'ya açık tutuyor." Yani Türkiye'ye ve dolayısıyla batı Balkanlar'a. Güney doğu Avrupa ülkeleri tüm üyelik koşullarını yerine getirdiklerinde Avrupa Birliği kapısından girebilirler.

 

İpek Cem: Bu konuda bir kitap çıkardınız, Europe's New Borders, "Avrupa'nın Yeni Sınırları".

 

Olli Rehn: Doğru. Kitap bir süre önce çıktı, adı da Europe's Next Frontiers, "Avrupa'nın Yeni Ufukları". İngilizce'de  "border" ve "frontier" kelimeleri arasında önemli bir farklılık vardır.

 

İpek Cem: Evet.

 

Olli Rehn: Çünkü sınırlar kısıtlayıcı, savunmaya yönelik ve bence değişikliğe karşı çok savunmacıdır. Diğer yandan ufuklar yeni açılımları, yeni şansları ifade eder. Bence Avrupa en büyük başarılarını, aydınlanma çağının ekonomik ve entelektüel açıklığını korurken sağlamıştır. İşte bu nedenle mantıklı, sağlam ve dikkatle yönetilmiş bir üyeliğe kabul sürecini korumak zorundayız çünkü Avrupa'nın hem derinlik kazanmaya hem de genişlemeye ihtiyacı var. Siyasi bütünleşmemizi derinleştirmeli, karar sürecimizi daha etkin yapmalı, ortak dış ve güvenlik politikalarımızı, Avrupa Birliği içindeki demokrasiyi güçlendirmeliyiz. Bir yandan da barış ve istikrar, özgürlük ve demokrasi alanını genişletmeli, yakın çevremizdeki, özellikle de güney doğu Avrupa'daki refahı arttırmalıyız.

 

İpek Cem: Hemen yanınızda batı Balkanlar da bulunuyor.

 

Olli Rehn: Onlar yeni genişleme planının bir parçası. Avrupa Konseyi'nin geçen hafta aldığı kararlardan biri de genişleme planımızı güney doğu Avrupa'yı da kapsayacak şekilde yenilemekti. 2004'te Orta ve Doğu Avrupa'yı Avrupa Birliği'ne alarak Doğu Avrupa ile Batı Avrupa'yı yeniden birleştirdik. Bu tarihi bir başarı, tarihi bir dönüm noktasıydı. Şimdi sırada güney doğu Avrupa'yı Avrupa Birliği'ne alarak Avrupa Birliği'nin bir parçası yapmak var. Bu henüz gelişme sürecinde olan bir çalışma ve bu yeni genişleme planı Türkiye'yi ve Batı Balkanlar ülkelerini de kapsıyor.

 

İpek Cem: Finlandiya'nın A.B. dönem başkanlığı sona eriyor ve başkanlık görevini Almanya devralacak. Ayrıca gelecek yıl Roma Antlaşmaları'nın ellinci yılı, dolayısıyla Avrupa için önemli bir yıl. Ancak Ancela Merkel, "Bizden başkanlık dönemimizde tüm bu sorunları çözmemizi beklemeyin," dedi. Elbette anayasayı ve diğer konuları kastediyordu. 2007'de hem Avrupa hem de genişleme ülkeleri nezdinde büyük başarılar bekliyor musunuz?

 

Olli Rehn: Üç ana başlığımız var ve hepsinde de ilerleme sağlanmalıdır. Ama öncelikle ekonomik canlanma gerekiyor. Avrupa'da ekonomik yatırımların artmasına ve iş olanağı yaratmaya odaklanmalıyız. Neyse ki şu anda ekonomi hızlanıyor. Bu olumlu ekonomik döngüyü güçlendirmeliyiz. İkinci olarak Avrupa'da bir siyasi canlanma oluşturmak için ilerleme sağlamalıyız. Bu da yeni bir yapısal oluşumla Avrupa'yı daha etkin ve demokratik yapma yolunda alınacak kararlara ciddiyetle eğilmemiz gerektiği anlamına geliyor. Ve üçüncü olarak, ekonomik ve siyasi canlanma için çalışırken genişleme sürecini de devam ettirmeliyiz. Canlanma ve ilerlemeyi sağlamanın en iyi yolu da ortak çalışmak ve güney doğu Avrupa üzerine yoğunlaşmak, bir yandan da aşırıya kaçmaktan kaçınarak ve yeni taahhütler konusunda çok temkinli davranarak mevcut taahhütlerimizi yerine getirmek olacaktır.

 

İpek Cem: Başbakan Blair yakın zamanda Türkiye'deydi ve bu ziyaret Türk basınında geniş yer aldı. Blair'in söylediği şeylerden biri deKuzey Kıbrıs'a uçak uçurma olasılığıydı. Bu, elbette ki çok önemli bir teklifti ve Kıbrıs Rumları buna hemen cevap verdiler.  Diyelim ki bu gerçekleşti, sizce bu Türkiye olarak içinde bulunduğumuz süreci nasıl etkiler?

 

Olli Rehn: Bence bu noktada en önemli şey enerjimizi kapsamlı bir çözüme ulaşmaya yönlendirmektir. Ve bu çözüme Kıbrıs'la ve Birleşmiş Milletler gözetiminde ulaşmalıyız. Bu arada, buna paralel olarak kısa vadede Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonunu sona erdirmeliyiz. Ve bu yönde atılacak ilk adım, ilk somut adım, Kıbrıs Türk toplumu ile Avrupa Birliği'nin geri kalanı arasında ticaret yapma koşullarının yaratılması olmalıdır.

 

İpek Cem: Hem Türkiye'deki, hem Yunanistan'daki ve de Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki seçimlerin zamanlaması yüzünden, öyle bir niyet olsa bile herhangi bir çözüme ulaşmanın iki ila üç yıl, 2009'a kadar süreceği düşünülüyor. Avrupa Komisyonu'nda da böyle bir görüş mevcut mu?

 

Olli Rehn: Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan'ın seçin takvimlerinin farkındayım. Ancak bence bir demokrasinin içinde seçimleri istisnai durumlar olarak değerlendirmemek gerekir. Dolayısıyla bir iki yıl içinde seçimler olsa bile çalışmalar devam edebilir. Bu bir bahane olamaz. Ne benim için ne Avrupa Birliği için ne de başka biri için. Demokrasilerimizin bazı kısımlarında seçimler olsa bile elimizden geldiğince iyi çalışmalı ve seçimlerden sonra da seçim döneminde geldiğimiz noktadan çalışmaya devam etmeliyiz.

 

İpek Cem: Göreviniz süreniz boyunca Türkiye'ye birçok kez bulundunuz ancak son günlerde daha çok Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk'la olan arkadaşlığınızla anılıyorsunuz. Buraya gelmeden önce izleyicilerimizin bazı soruları oldu. Mesela sizin Türk dostlarınız, iş arkadaşlarınız ve Türk kökenli Avrupalılarla bağlantınız olup olmadığını merak ediyorlar. Ben de bu nedenle size Türklerle olan kişisel dostluklarınızı sormak istiyorum.

 

Olli Rehn: Birkaç Türk dostum var...

 

İpek Cem: Anlatmak istemiyorsunuz galiba.

 

Olli Rehn: Bir sıralama yapmak istemiyorum. Hem Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi olarak edindiğim hem de daha eskiye dayanan arkadaşlarım var. Türkiye'de bulunmaktan keyif alıyorum. Çeşitli uygarlıkların izlerini taşıyan güzel, büyüleyici bir ülke. Bana göre İstanbul, Ankara, Kayseri, Türkiye'nin tüm şehirleri çok zengin ve görülmeye değer yerler. Bu görevde daha yıllarca devam edebileceğim için de çok memnunum. Dışişleri Bakanları Konseyi'nin ardından geçen hafta Avrupa Konseyi'nin aldığı karar sonrasında çalışmamız ve önümüzdeki yıllarda görüşmeleri sürdürmemiz gerekiyor.

 

İpek Cem: Yeni bir müzakere başlığının açılması sözkonusu olduğunda Sanayi Politikası başlığından bahsedildi. Sizce müzakereler hangi başlıkla devam edecek?

 

Olli Rehn: Girişim ve sanayi politikasının açılması olası bir sonraki başlık olduğu doğru. Finlandiya'nın başkanlık döneminde değilse bile Almanya'nın başkanlık döneminin başında açılacaktır. Aslında bunu Başkanlık'a veya Konsey'e sormalısınız çünkü Komisyon çalışmasını bir anlamda tamamladı sayılır. Artık başlıkların açılmasına ilişkin karar Konsey'in elinde. O da bu kararını geçen haftaki siyasi mutabakattan yola çıkarak verecek ve tarama sürecini tamamlayıp teknik açıdan uygun olan başlıkları açacaktır.

 

İpek Cem: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Olli Rehn: Ben teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.