20 Mart 2009
Prens II. Albert

İpek Cem'in bu haftaki konuğu; Monaco Prensi II. Albert. 5. Dünya Su Forumu için İstanbul'da bulunan Prens II. Albert'i, Türk kamuoyuyla yakınlaştıran ve Türkiye'ye diplomatik mesaj veren İpek Cem'in gerçekleştirdiği özel söyleşide, Prens II. Albert çevre ve spor tutkususundan, ailesinden ve Türkiye ile Monako arasındaki sıcak ilişkiden bahsedecek.

İpek Cem: Bugün sizinle İstanbul'da sohbet ediyoruz ve siz İstanbul Su Forumu'na katıldınız. Çevre konusunda çok duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Dünyadaki su sıkıntısı ve bu su kıtlığına bağlı yaşanan sorunlar ne kadar endişe verici?

 

Prens II. Albert: Bence İstanbul Su forumu oldukça başarılı geçti, çünkü farklı dünya liderlerini bir araya getirdi. Katılım oldukça fazlaydı. Sadece su sorunları  konuşulmadı,  somut adımlar da atıldı. Su konusunda ciddi bir bilinç oluştuğu kanısındayım.Ortada bir gerçek var, o da bu gezegendeki 1 milyar insanın temiz suya ulaşımının olmaması. Her yıl 2 milyon insan, ya kirli sular yüzünden ya da suya erişimi olmadığı için ölüyor. bence sırf bu rakamlar bile inanılmaz derecede şaşırtıcı ve hepimizi daha iyi bir çözüm arayışına itiyor. Dünyanın farklı yerlerinde özel çözümler için girişimler yapılıyor. Tabii mesele su olunca, özellikle de Afrika kıtası ve bazı Asya ülkeleri ön plana çıkıyor. Bunlar aciliyet taşıyan bölgeler. Ancak tam tersi, fazla sulak olan bölgeler de tehlike altında. Bu da meselenin öteki yüzü. İklim değişiklikleri nedeniyle ortaya çıkan doğal afetleri ilgilendiren meseleler oldukça önemli. Kısacası, suya erişimdeki sıkıntılardan tutun da, denetimsizliğe, kuraklığa ve âni hava değişimlerine kadar uzanan pek çok sorunumuz var. Bence bu meseleleri uluslar arası bir forumda masaya yatırmak, gerekli çözümleri bulmak ve bu sorunları bir anlam ifade edecek şekilde ele almak, çok büyük bir adım atmış olduğumuz anlamına gelir.

 

İpek Cem: Su sorunun, vakfınızda yürüttüğünüz çalışmaların başlıca konularından biri olduğunu biliyorum. Örneğin kutuplardaki buzulların erimesi ve ortaya çıkan diğer çevresel tahribatlar gibi. Bunların dışında tüm dünyada pek çok sel vakası yaşanıyor. Ki bu sorun, Türkiye gibi deniz seviyesinde bölgelere sahip ülkeleri çok etkiliyor. Çevreyle ilgili çalışmalarda genelde iki tip düşünce hâkim. Kimisi eski alışkanlıklarımızı bırakıp, çevre adına önemli bir girişim yaratmamız gerektiğini düşünürken, kimisi de dikkatli olunması gerektiğini, ancak istatistiklerin o kadar da ciddiye alınmadan, daha uzun vadeli düşünmek gerektiğini savunuyor. Size göre bu konunun aciliyeti nedir?

 

Prens II. Albert: Ben bilimsel kanıtların gün gibi ortada olduğu kanısındayım. Sadece Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nden çıkan sonuçlara ve bulgulara baksanız bile yeter. Bundan birkaç yıl önce, her alanın uzmanlarına danışmışlardı. Sadece ısı eğrisindeki, dünyanın ortalama sıcaklığındaki ve buna paralel olarak Karbondioksit salınımındaki artışı gözlemlemek bile yeterli. Tüm bunlar, meselenin ne kadar ciddi olduğunu ve insanoğlunun  iklim değişikliğine ne kadar büyük bir etkisi olduğunu kanıtlar nitelikte. Bu kanıtları göremezsek, yanlış yolda ilerliyoruz demektir. Eminim bu kanıtlar, bundan aylar ya da yıllar sonra daha da artacak. Bugün dünyanın her yerinde bir takım çalışmalar yürütülüyor. 2006'da Kuzey Kutbu keşif gezimde, Antarktika'da iklim değişikliğiyle ilgili çalışmaların yürütüldüğü farklı merkezleri ziyaret etme fırsatım oldu. Bu ay sonra erecek olan Uluslar arası Kutup Yılı'nda da farklı pek çok araştırma programı yürütüldü. Kısacası önümüzde duran gerçekler bilimin ürünleri ve gelecek yıllarda giderek daha da ikna edici hâle geleceğini düşünüyorum. Hâl böyle olunca, hiçbirimiz işlerimizi normal akışında sürdüremeyiz. Bu nedenle de çevresel sorunlar üzerindeki etkimizi ve olumsuz katkılarımızı azaltabilmek için, davranışlarımızı ve yaşam biçimimizi bu doğrultuda değiştirmeliyiz. Böylece çevreye ve kendimize yardımcı olabiliriz. 

 

İpek Cem: Bildiğiniz gibi biz de bir Akdeniz ülkesiyiz. Akdeniz Bölgesi'ndeki biyolojik çeşitliliğin giderek belirgin bir şekilde azaldığını görüyoruz. Bugünkü hızlı yaşam biçimini göz önüne aldığımıza, belki eko-sistemin yok olduğunu fark etmenin kimi zaman mümkün olmadığını görüyoruz. Çevre ve biyolojik çeşitlilik meseleleri söz konusu olduğunda, sorunların bir kartopu etkisi yarattığını, yani küçük küçük değil de çığ gibi büyüyerek arttığı söyleniyor. biyolojik çeşitliliği geri kazandırmak mümkün mü, yoksa tek yapabileceğimiz elimizdekini muhafaza etmek mi?

 

Prens II. Albert: Ne yazık ki bu, sadece Akdeniz Bölgesi'nde değil, dünyanın geri kalanında da mümkün değil. Akdeniz Bölgesi, kutup bölgeleri ve gelişmekte olan ülkeler benim vakfımın öncelikleri arasında gelmektedir. Hem vakfımın, hem de Monako Prensliğinin Akdeniz'le ilgili birçok projesi var. Hükûmetimiz Akdeniz projeleri konusuyla oldukça ilgili. Ayrıca Uluslar arası İşbirliği departmanımız aracılığıyla da diğer Akdeniz ülkelerine de yardımcı oluyoruz. Ben aynı zamanda Akdeniz Bilimsel Araştırmalar Komisyonu'nun da başkanıyım. Kısacası bu konuların çok içindeyim. Dünya çapında biyolojik çeşitliliğin çok büyük bir kısmının kaybettiğimizi düşünüyorum. Denizlerdeki biyolojik çeşitliliği de kaybettik. Çok iyi bilmediğimiz belli başlı canlı türleri bir şekilde yok oldu. Bu nedenle bazı türleri çoktan kaybettiğimiz kanısındayım. Belki de bu türlerle hiç karşılaşmayacağız. Bu yüzden hepimizin, hâlâ görünür olan canlı türlerini korumamız gerekiyor. Örneğin orkinos gibi canlıları. Bu gerçekten aciliyet taşıyan bir konu. Tabii bunun dışında aciliyeti olan başka konular da var. Açıkçası her biriyle aynı anda mücadele etmemiz gerekiyor, ama aynı zamanda kendimize bir öncelik listesi de hazırlamalıyız. Kısacası, Akdeniz'deki eko-sistemin çok kırılgan bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum. Tabii dünyanın diğer bölgeleri de oldukça kırılgan, ama Akdeniz'in neredeyse kapalı bir deniz olması, orayı bir takım tehlikelere açık hale getiriyor. Bu nedenle de acilen müdahale edilmesi ve bu bölgelerin bakıma alınması gerekiyor.

 

İpek Cem: Çevresel sorunların sebeplerine baktığımızda, Amerika'nın çevresel kirliliğe büyük katkıda bulunmasına rağmen, Avrupa ya da diğer bölgelere kıyasla siyasete yansıyan çevresel bilinç konusunda daha geride kaldığını görüyoruz. Artık Amerika'da yeni bir yaklaşım var ve Obama hükümeti görevde. Ve öyle gözüküyor ki çevreyle ilgili konuları da ana gündemlerine almış durumdalar. Sizce bu küresel anlamda çevresel sorunların önüne geçmekte ne kadar etkisi olacaktır?

 

Prens II. Albert: Çok etkisi olacağını düşünüyorum. Başkan Obama'ya böyle bir adım attığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. Başkanlığının daha ilk günlerinde bile bu konudaki inisiyatifi ele alması çok güzel. Yenilenebilir enerjiyle ilgili çok önemli bir anlaşmaya imza attı ve iklim değişikliğine karşı ilk adımları atmış oldu. Onun liderliğinin tüm dünyada çok büyük etkisi olacağı kanısındayım. Hatta şimdiden etkili olmaya başladı bile. Dünyanın en güçlü ülkesi bu konuya eğilir ve soruna bir çözüm aramaya çalışırsa, diğer ülkeler de aynı şekilde onu örnek alacaktır diye düşünüyorum.

 

İpek Cem: Siz 2006'da Kuzey Kutbu’na gittiniz. 2008’de ise Güney Kutbu’na. Geçmişinize ve ailenize bakan pek çok kişi, sizin çevreci kimliğinizi Amerikan genlerizin yansıması olarak görüyor.  Sizim doğa tutkunuzu, hem spor hem de doğa tutkunu Kelly ailesine dayandıranlar var. Ancak büyük büyük dedeniz Prens Prens II. Albert: I'in de 1906 yılında tıpkı sizin gibi bilimsel keşif gezileri yaptığını öğrendim. Bu çok ilgilimi çekti. Sizce çevreye olan bu duyarlılığınızı kimden almışsınız?

 

Prens II. Albert: Sanırım iki taraftan da almışım. Ama bunun bir aile mirası olduğu da kesin. Sadece ailemden de değil, ancak tabii onlar bu konuda beni çok yüreklendirmiştir. Babam çok farklı projelere öncülük etmiştir. Akdeniz'i de ilgilendiren hükümetlerarası bir takım projelere öncülük yapmıştır. Akdeniz'deki ve diğer kıyı bölgelerindeki farklı canlı türlerini daha iyi koruyabilmek için çok çaba sarf etmiştir. Annem de doğaya oldukça meraklıydı. Kelly ailesinin bir mensubu olarak, bu konularda oldukça aktifti ve bunu hepimize aşıladı. Doğanın sunabileceği neşeyi ve yararları bize gösterdi. Doğa manzarasını, hayvanları ve bitkileri sevdiren o oldu. Ancak kutuplara yaptığım sözünü ettiğiniz geziler konusunda beni en çok etkileyen ve bana en büyük ilhamı veren kişi Prens I. Prens II. Albert: oldu. Yani benim büyük büyük  dedem. Kendisi okyanus bilimi dalında bir öncüydü ve konunun ilgililerini yüreklendiren pek çok çalışmalarda bulundu. O zamanlar bu bilim dalı oldukça yeniydi. Maceracı bir ruha sahip olması da onu denizlere yöneltmiş. Denizi ve gemi yolculuğunu çok sevdiği için, dördü kutup bölgesine olmak üzere toplam 28 keşif gezisine çıkmış. 1906 yılında en çok başarıya ulaşan keşif gezisini yapmış. Öncesinde üç tane, bir yıl sonra, yani 1907'de bir başka keşif gezisi daha düzenlemiş. Aslında Kuzey Kutbu'na kadar gidemedi ama bence yaptığı keşif gezilerinin esas amacı bu değildi. Yanında bilim adamlarını da götürür ve bir takım incelemeler yaptırırmış. Ancak tüm bunların altında, orada bulunmaktan duyduğu keyfin yattığına eminim. Gidebildiği kadar kuzeye gitmesinin nedeni de buydu. Ben de naçizane, onun izinden giderek, onun bu bakış açısını sürdürmeye ve bıraktığı mirasa sahip çıkmaya çalışıyorum. Onun yarım bıraktığı gezileri, yine onun için tamamlamaya çalışıyorum. Kutuplara gitmemin bir nedeni de buydu. Ancak bunun dışında orada neler olup bittiğini anlamak istiyordum. Bu konudaki bilinci arttırmak istiyorum. Orada, iklim değişikliğinin en somut ve en gözle görülür etkilerine yakından tanıklık ediyorsunuz. Bu her iki kutup bölgesi için de geçerli. Orada hem buzulların eridiğini, hem de bölgeyi çevreleyen ekosistemdeki değişiklikleri gördüm. Bu anlamda kutup bölgelerinin iklim değişikliğine karşı çok hassas olduğunu ve bu bölgeleri mercek altına almamız gerektiğini düşünüyorum. İklim değişikliğiyle ilgili daha da gelişkin bir durum tespiti yapılmasının ve bu tespitlerin uluslararası platformda ele alınması gerektiği kanısındayım.

 

İpek Cem: Monako çok küçük bir ülke olmasına rağmen, kültürüyle, sporuyla ve turistik bir yer olmasıyla dünyada oldukça bilinen bir yere sahip. Küçük, ama etkili bir ülke. Tahta geçtiğiniz 2005 yılından bu yana,  ülkeniz için belirlediğiniz yeni hedefler var mı?

 

Prens II. Albert: En büyük şansımız ekonomimizin çeşitliliği. Hizmet sektörü, imalat sanayisi, turizm sektörü ve ekonominin diğer tamamlayıcı sektörleri arasında harikulade bir denge kurduğumuzu düşünüyorum. Bu dengeyi koruyarak ve hatta her ne kadar küçük çaplı da olsa, bilimsel ve tıbbi araştırmalar gibi henüz keşfetmediğimiz yeni alan arayışlarına girerek ve kendimizi bu alanlara adapte ederek ekonomimizi daha da güçlendirebiliriz. Çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Farklı alanlarda gelişmeye devam edeceğiz. dünya çapındaki ekonomik kriz, az da olsa bizi de tesiri altına aldı diyebilirim. Geçen ekonomik krizlerin etkilerini de çok az ve daha geç hissetmiştik. Eğer gelişimimizi uyumlu bir şekilde sürdürebilirsek, çevreyle ilgili sürdürülebilir faaliyetlerimize devam edersek ve ekonomide farklı alanlara yönelmeyi başarırsak doğru yola girebiliriz demektir.

 

İpek Cem: Bir ara deniz doldurarak, Monako arazisini genişletmek istediğinizi okumuştum. Bu proje hâlâ gündeminizde mi?

 

Prens II. Albert: Bu bir toprak genişletme projesiydi. Projeyi yürütecek ekiplerde seçme sürecine girmiştik. Ancak dünya çapındaki ekonomik kriz nedeniyle ve ben böyle bir projenin çevreye olabilecek olası etkilerini daha iyi araştırmak istediğimden, projeyi durdurduk. İleride tekrar yürürlüğe koyar mıyız, zaman gösterecek. Acelemiz yok. Monako'da başka donatım ve emlak projelerimiz de var. Yani bu artık gelişimimizi durdurduğumuz anlamına gelmiyor. Bu fikrin hâlâ harika bir fikir olduğunu düşünüyorum, ama doğru bir şekilde yapılması gerek. Projeyi başlatmak için doğru zamanın gelmesini bekleyeceğiz.

 

İpek Cem: Çok müstesna bir aile geçmişiniz var. İzleyicilerim Prenses Grace'in Amerika'daki günlerini ve daha sonra Monako Prensesi Grace olduğunu hatırlayacaktır. Ve tabii babanız Prens Rainier'yi de. Sanki halen hayattaymışçasına tanınan ve merak edilen şahsiyetler her ikisi de. Bu sizin üzerinizde ne gibi bir sorumluluk duygusu ve aile mirası bıraktı?

 

Prens II. Albert: Tabii ki de muazzam bir miras. Ailem bana ve kız kardeşlerime hayatımızın her dönemindeki sorumluluklarımızı o kadar güzel bir şekilde öğretti ki. Aynı şekilde karakterimi ve dünyaya olan bakış açımı da onlar şekillendirdi. sıcak bir ailede büyüdüyseniz ve aileniz de duyarlı bir aileyse, bunun size de geçmesi kadar doğal bir şey yoktur. Benim karakterim de büyük oranda bu yönde gelişti. Tabii işin içine insanın kendi deneyimleri de giriyor. Harika bir çocukluk geçirdim ve hem kardeşlerim, hem de ben doğru değerlerle ve güzel bir sorumluluk duygusuyla yetiştik.

 

İpek Cem: Bu çağda krallık ve prenslikten söz etmek sanki eskiye dönmek gibi. Size baktığımızda hem monarşi unsurunu, hem de modern yaşamı birleştiren bir kişiliğiniz var. Yaşamınızın herkes gibi olan boyutları da var ve bu bazılarını şaşırtıyor. Bu çağın modern yaşamıyla, devlet sorumluluklarınızı ve bir parçası olduğunuz gelenekleri nasıl dengeliyorsunuz?

 

Prens II. Albert: Hayatta pek çok konuda olduğu gibi, bu konuda da denge, sağduyu, zaman ve kendi zamanınızı belirli bir düzene oturtabilmek önemli. Üzerinize düşen görevleri elinizden geldiğince, en iyi şekilde yapmaya çalışmak önemli. Ülkeniz için, kamu yararı için daima doğru ve en iyi çözümleri bulmak zorundasınız. Ancak diğer yandan eğer kendinize ait, gelişiminize ve özel hayatınıza yönelik vakit yaratmazsanız, o zaman yaşamınızın dengesi bozulur ve kendinizi kötü hissedersiniz. Ben kendi adıma böyle olmasını hiçbir zaman istemem.

 

İpek Cem: Siz aynı zamanda çok iyi bir sporcusunuz. Birçok kez ülkenizin kış sporları takımında yer alarak olimpiyatlara katılmışsınız. Spor yapmaya vakit ayırabiliyor musunuz?

 

Prens II. Albert: Spor daima hayatımın önemli bir parçası olmuştur ve bana pek çok şey öğretmiştir. Ben hep sporun beni bir okul gibi hatta bazen daha iyi eğittiğini söylerim. belki biraz abartıyor olabilirim ama, bence spor insana çok büyük değerler aşılıyor. kim olduğunuzu ve diğer insanlarla nasıl ilişkiler kurabileceğinizi çok iyi öğretiyor. bu yüzden spordaki küçük başarılarımla büyük gurur duyuyorum. Uluslar arası Olimpiyat Komitesi'nin bir üyesi olmaktan da gurur duyuyorum. Sırf Olimpiyat ailesinin bir üyesi olmak bile bana ilham veriyor. Bu çok sıra dışı bir hareket ve sporun da ötesine geçen bir şey. Olimpiyatlar, dünya çapında dayanışmanın, dostluğun ve barışın en güzel sergilendiği yer. Bence bugün, bu mesajın her zamankinden çok verilmesi gerekiyor. İnsanları bir bütün hâline getiren bir hareket bu, ancak yaptığı başarılı çalışmalar her zaman yeterince fark edilmiyor. Uluslar arası Olimpiyat Komitesi üyeleri olarak bizim görevimiz bu mesajı dünyaya yaymak. Günümüz dünyasında pek çok kuruluş var ve ben de bu hayırsever kuruluşların çoğuna üyeyim. Bunların da çok önemli olduğu kanısındayım. Olimpiyat hareketinin dünyaya mesaj verebilme gücünü hâlâ çok anlamlı buluyorum. Tüm dünyaya faydalı olduğunu düşünüyorum.

 

İpek Cem: Daha önce birkaç kez İstanbul'a gelmiş olduğunuzu biliyorum. Ayrıca merak ettiğim diğer bir konu da Köprülü ailesiyle, Monako kraliyet ailesinin özel bir ilişkisi olduğunu da biliyoruz. Çok ilginç bulduğum için sormak isterim. Bu iki aile ilk kez nasıl bir araya geldi, nasıl tanıştı ve ilişkileri bugüne kadar nasıl sürdü?

 

Prens II. Albert: Öncelikle Türkiye'de olmak her zaman benim için çok büyük bir zevk. Özellikle de İstanbul gibi inanılmaz güzellikte, ve aynı oranda anlamlı bir şehirde olmak. Beni sürekli kendine hayran bırakan harika bir tarihe ve harika bir kültüre sahip. Türkiye'yle uzun yıllar süren bir dostluğumuz var. 1954 yılından beri de konsolosluk ilişkimiz sürmekte. Artık iki ülke arasında diplomatik ilişki de tesis edildi. Geçen yıl ilk kez bir büyükelçinizi prensliğimizde ağırladım ve çok mutlu oldum. Bence bu aramızdaki ilişkinin boyutlarını da genişletti. Ayrıca bundan üç yıl önce Başbakanınızı Monako'da ağırlama fırsatı bulmuştum. Son olarak dün Cumhurbaşkanınızla harika bir buluşma gerçekleştirdik. kendisi beni gelecek bir tarihte resmi bir ziyaret için de davet etti. ancak tarih henüz kesinleşmedi. Ben de kendisini dün, akşam yemeği sırasında gayri resmi olarak Monako'ya davet ettim. Umarım bizi ziyarete gelir. Burada daima çok iyi büyükelçilerimiz oldu. Köprülü ailesiyle tanışmamız da aslında biraz şans eseriydi. Bundan yıllarca önce tanıştık. Sayın Tuna Köprülü Fahri Başkonsolosumuz ve kendisi Monako'nun tanınması yönünde çok girişimci ve aktif bir şekilde çalışıyor.

 

İpek Cem: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Prens II. Albert: Ben teşekkür ederim.

 

İpek Cem: Size Türkiye'yle ilgili bir de kitap hediye etmek isteriz.

 

Prens II. Albert: Çok teşekkürler.

 

İpek Cem: İngilizce ve Türkiye'deki doğal güzellikleri konu alan bir kitap.

 

Prens II. Albert: Çok teşekkür ederim. Beni mahcup ettiniz.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.