12 Nisan 2006
Rahmi M. Koç

Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, 2006'da sekseninci yılını kutlayan Koç Holding'in yeni planlarını ve özel anılarını bu röportajda paylaştı.

İpek Cem: İyi günler. Bugünkü konuğumuz Türkiye'nin yakından tanıdığı bir isim; Sn. Rahmi Koç, Koç Holding Şeref Başkanı. Programımıza hoşgeldiniz.

 

Rahmi M. Koç: Hoşbulduk efendim. Nasılsınız?

 

İpek Cem: Sağolun. Öncelikle bu yıl, 2006 yılı Koç Holding'in 80. kuruluş yılı. Bununla başlamak istiyorum, bu yıl sizin için ne ifade ediyor. Bu yılla ilgili ne gibi etkinlikler düzenlenecek?

 

Rahmi M. Koç: Şimdi bizim için çok şey ifade ediyor. Çünkü büyükbabamın bakkal dükkanını saymazsanız biz üçüncü jenerasyona intikal etmiş oluyoruz. Türkiye'de üçüncü jenerasyona geçmiş, 80 yıl hiç durmadan büyümüş ve karlı muvaffak olmuş çok az firma var. O bakımdan bizim için ve Türkiye için çok büyük. Biz biliyorsunuz cumhuriytimizden üç yaş daha genciz. O bakımdan Koç Grubu olarak iftihar ediyoruz ve Koç ismini üç jenerasyon ve 80 yıl bir zarara, zedeye, erozyona uğramadan bugünlere getirdik.

 

İpek Cem: Siz 1960'lardan beri holdingde aktif olarak çalıştınız. Daha sonra 84 yılında bayrağı devraldınız ve yönetim kurulu başkanlığı yaptınız. 2003'te de kendi deyiminizle tekahüt oldunuz. Ama anladığım kadarıyla, gördüğüm kadarıyla tabii bu kadar büyük bir işletmeler zincirinin ihtiyaçları, size ihtiyacı sonuçta bitmiyor ve siz yine işlerin bir şekilde içindesiniz. Ne kadar içindesiniz, ne kadar dışındasınız?

 

Rahmi M. Koç: Güzel bir sual. Ben 1958'de başladım. Teşkilatta Ankara'da başladım, Amerika'dan döndüm, askerliğimi yaptım, Ankara'da başladım. 64'de İstanbul'a naklettim, 18 senedir buranın idare meclisi başkanlığını yaptım. 2003'de kendimizi emekliye sevkettik. Tabii insanların çalışmaya alıştıktan sonra böyle birdenbire böyle bıçak gibi kesmesi doğru değil. Şimdi Koç Holding idare meclsinde tabii ailecek bulunuyoruz. Ben aynı zamanda Koç Holding'in büyük ortağı olan temel sirketimizin başındayım. Arçelik, Aygaz, Ford-Otosan, Koç-Allianz, Beko Elektronik gibi şirketlerimizin hala idare meshi başkanlığını yürütüyorum ama ben artık 'non-executive' dediğimiz tamamen arkadaşların idare ettiği bir şirkette temsilen bulunuyorum. Günlük işlere hiç karışmıyorum ama eksik olmasınlar sorun çıktığı zaman benim de fikrime müracaat ediyorlar.

 

İpek Cem: Şimdi 2005 yılında önemli satın almalar oldu, ortaklıklar gerçekleşti. Yapı Kredi, Tansaş, Tüpraş, yani Türkiye içinde çok önemli bir takım işlemler oldu. Yapı Kredi ile finans sektörüne çok daha aktif girebilecek durumdasınız.Bu entegrasyonu nasıl gidiyor iki bankanın?

 

Rahmi M. Koç: Şimdi iki bankayı birleştireceğiz. Ortağımız Unicredito ile çok iyi yürütüyoruz işbirliğimizi. Onların buraya gönderdikleri temsilci de çalışılması kolay bir arkadaşımız. Bizim arkadaşlar da gerektiği nezaketi ve ona yardımı yapıyorlar. Dolayısıyla o bakımdan herhangi bir sorunumuz yok. Biz de bundan 5 sene evvel zaten finans sektörüne girmeye karar vermiştik. Onun için KFS'yi kurduk, Koç Finansal Servisler. O bakımdan böyle bir bankayı almak programda zaten vardı. Yapı Kredi denk düştü, aldık. Diğer bazı bankaları da bakmıştık vaktiyle. Ümit ediyoruz ki iki banka birleştikten sonra onun getirdiği sinerjiyle Yapı Kredi çok daha güçlü bir konuma gelecek. Tansaş'a baktığımızda Tansaş'ta bizim içinde bulunduğumuz parekende sektörünün bir parçasıydı. Bizim rakibimizdi, dolayısıyla onlar bu işte çıkmaya karar verdikleri zaman taliplerden bir tanesi de bizdik. Müzakereler sonunda onu aldık, ordan da bir sinerji gelecek Migros'a gerek satın almada gerekse organizasyonda, gerek bu işin stratejisinde birşey gelecek. Tüpraş enerji şeyinde zaten vardı. Aygaz olarak biliyorsunuz Türkiye'de en büyük piyasası hissesi olan topluluğuz. Opet'i aldık, ondan sonra rekarnasyonu yapıyoruz enerjiyi, tekrar devri daim yapıyoruz. Tüpraş'ın da özelleştirmesi gündeme gelince ona da baktık ve almaya karar verdik ve şansımız varmış bizde kaldı. Biz neden bunlara karar verdik çünkü strateji olarak Koç Topluluğu Avrupa'nın en büyük 100 şirketi arasına girmek, Fortune 500 de, beşyüzde yukarılara doğru çıkmak tabii karlı olarak. O bakımdan büyümeyi o şekilde elde etmemiz mümkün oldu.

 

İpek Cem: Şimdi Tüpraş'ta biraz sorunlu bir sürece girildi. Bu süreçle ilgili Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun bir kararı bekleniyor ama biraz sanki bir kurul öbürüne atıyor, o öbürüne atıyor gibi ve biraz anlaşılamayan bir durum var ortada çünkü büyük işlemler Türkiye'de oldu, yabancıların aldığı şirketlerde oldu. Bu tür yaklaşımlarla pek karşılaşılmadı. Bu böyle bir idari sorun mudur yoksa hukukun devam etmesi midir? Sizin gözleminiz ne burda?

 

Rahmi M. Koç: Şimdi sendika biliyorsunuz mahkemeye müracaat etti, Petrol-İş. Bunu özelleştirmeden önce yapmışlar. Dolayısıyla özelleştirip de Tüpraş bize geçsin diye ve yeni bir idareyi biz oraya koyduktan sonra bu işler ortaya çıktı ve mahkeme bu kararı aldı. Tabii mahkeme bir kararı alınca onun sözlerine ve verdiği karara uymak gerek biz, gerek Tüpraş idaresinin uymak mecburiyeti var ama biz de tabii hukuki yollardan zamanı geldiğince şeyimizi arayacağız ama şu anda biz bir taraf değiliz buna. Bu tamamen özelleştirmenin kendi içerisinde olan bir durum. Onlar da Yüksek Kurul'a biliyorsunuz havale ettiler işi yahut oraya müracaat ettiler. Yüksek Kurul 5 bakandan olma. Onlar karar verecek ne yapılacağına. Zannediyorum ki şeyi bekleyeceklerdir, mahkeme, Yüksek mahkemenin 25 Nisan'daymış galiba. Onu hep beraber onu beklicez. O karar verildikten sonra ne yapacağımızı oturup gerek hükümet gerek biz düşünücez. Ama tabii bu gibi olaylar dış sermaye, yabancı sermayeyi fevkalade ürkütüyor. Çünkü birşeyi satın aldıktan sonra başlarına böyle bir iş gelebilirse biz yine Türkiye'de oturuyoruz, alışığız ama onlar bu işlere katiyen alışık ya da yatkın değiller. O bakımdan buradan çıkacak netice sanıyorum ileriki özelleştirmeleri şey yapabilir, müspet veya menfi etkileyebilir, ışık tutabilir. Onların kararlarına tesir edebilir.

 

İpek Cem: Geçtiğimiz birkaç yıl içinde Türkiye'ye giren yabancı sermayenin arttığını görüyoruz. Hem portföy yatırımlar olarak hem de direkt yatırımlar olarak. Siz bu trendin bu Avrupa Birliği süreciyle bağlantılı olduğunu düşünüyor musunuz? Ve ne kadar devam edebileceğini, bunu daha iyi bir sürece sokmak için Türkiye'nin neler yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?

 

Rahmi M. Koç: Yabancı sermaye girişi Türkiye'ye Avrupa Topluluğu müzakere kararı alındıktan sonra hızlandı bir. Tesadüfen de Avrupa Topluluğu'na uyum sağlamak için özelleştirmeler hızlandırıldı, ona da denk geldi. Dolayısıyla bu iki şey üstüste gelince arttı. Ama ne var ki yine bize gelen yabancı sermaye başka doğu, vaktiyle doğu ülkesi olan ülkelere giden yabancı sermayenin yanında hiçbir şey.

 

İpek Cem: Ki onlar çok küçük ülkeler.

 

Rahmi M. Koç: Onlar hem küçük ülkeler hem uzun zaman komünisttiler, biliyorsunuz kafa yapıları rejimleri piyasaları bambaşka idare ediliyordu, ona rağmen onlar bizden çok daha fazla şey çektiler, mesela ben hesap ettirdim, son on tane üye girdi biliyorsunuz, onların toplam aldığı yabamcı sermaye bizimkine nazaran 20 misli daha fazla. Biz onların yüzde beşi kadar sadece yabancı sermaye almışız, girişimi olmuş. Çok acıklı bir durum.

 

İpek Cem: Biraz gecikmiş vaziyetteyiz.

 

Rahmi M. Koç: O bakımdan biraz yabancı sermaye geliyor diye çok sevinmeyelim. Çok daha büyük bir paya sahip olmamız lazımdı.

 

İpek Cem: Şimdi yabancı sermaye demişken tabii dünyada büyük bir rekabet var ülkeler arasında ve sektörler arasında. Siz Koç grubu olarak daha uluslararası bir vizyon çizdiğinizi görüyorum. Hem satışlar anlamında, hem satış noktaları hem de yurtdışında üretim anlamında ama öte yandan da Türkiye'nin ürettiği mallara, hizmetlere Çin'den Hindistan'dan başka ülkelerden çok ciddi rekabet var ve bu rekabetin artması bekleniyor. Sadece Türkiye için bir tehlike değil, bütün dünyanın bir bakıma hatta savaş vermeye başladığı bir tehlike. Bu dönemde sizce Türkiye kendi konumunu korumak ve geliştirmek için neler yapabilir?

 

Rahmi M. Koç: Şimdi bir defa Avrupa ile Gümrük Birliği'ne girdiğimizden bu yana ve Özal'ın liberal ekonomi politikasından sonra zaten memleketimize gelen yabancı yatırımcılar ve iş yaptığımız rakip firmalar bizde piyasa hissesi kazanmaya başladılar Türkiye'de. Bizler de onların ülkelerine gidip orada piyasa hissesi kazanmaya çalıştık. Şimdi Çin ve Hindistan'ın durumuna gelince, ikisinde de ucuz işçilik var, bedavaya yakın neredeyse, ve ikisi de dış dünyadan aldıkları teknolojiyle yaptıkları ürünleri bu tarafa, Batı dünyasına olmayacak fiyatlara satıyorlar. Ve patent ve insan haklarına da hiç saygılı değiller, dolayısıyla bu trend devam edecektir ve tehlikeli devam edecektir. Bu yalnız bizim için değil bilhassa Avrupa için de çok önemlidir. Onun için damping konumuna giren bazı sektörlerde Avrupa şimdiden vergi koymaya başladı ve ciddi olarak da düşünüyor devam ettirmeyi. Efendim bu Çin'in zaten bırakın bizi Amerika'ya sattığı mallar, ki Amerika dünyanın en büyük piyasası, orada bile büyük dış ticaret açığı vermesine sebep oldu ama Çin de diyor ki "Ben Amerika'dan kazandığım parayı gidip dönüp amerikan devlet tahviline yatırıyorum, siz benden ne istiyorsunuz" diyor Çin. Bugün Çin'e gitmeyen batı dünyası sanayilerinin istikbali de o kadar parlak olmayacağını öngörüyorlar uzun vadede. Dolayısıyla bütün dünya para kazansa da kazanmasa da bi ayağı Çin'de olmak mecburiyetinde. Biz de Çin'de bir panel radyatör fabrikası ortaklığımız var.

 

İpek Cem: Uzun süreden beri mi?

 

Rahmi M. Koç: İki üç sene oluyor. Çin'de orada Arçelik bir ya 'greenfield' dediğimiz baştan yapma, yahutta bir stratejik ortak firmayla bir yatırıma girmek istiyoruz. Hatta piyasayı denemek açısından da buradan önden yüklemeli çamaşır makineleri sevk ettik. Orada satacağız. Herkes gider Çin'e biz gideriz tersine. O piyasayı yoklamak için bu tecrübeden geçmek istiyoruz. Bakalım nasıl yapacağız. Tabii bir de Ford ile orada bir ortak projemiz var, ona da bakıyoruz ciddi olarak.

 

İpek Cem: Üretim için?

 

Rahmi M. Koç: Üretim için. Buradan kamyon teknolojimizi oraya götüreceğiz. Eğer olursa ve transit teknolojisini, onların bugün ürettikleri daha demode, Japonya'dan gelen markalar, onu güncelleştireceğiz. Daha modern vasıtalar yapmayı düşüneceğiz. Bunlar size anlatıyorum, daha proje safhasında daha şeye çıkmadı. Dolayısıyla şunu demek istiyorum ki, biz de boş oturmuyoruz burada. Biz de gerek Avrupa'ya gerekse Çin pazarına ve Rusya'ya satış vasıtasıyla kanallar vasıtasyla yahut da yatırım yapmak vasıtasıyla oralara girmeye çalışıyoruz, projelerimiz var.

 

İpek Cem: Bazı ülkelerde devlet rekabetçi sektörlerin gelişmesi için bir takım girişimlerde bulunuyor veya ülkenin genel rekabetçiliğinin arttırılması, bu vergi mevzuatı da olabilr, başka mevzuatlar da olabilir. Sizce Türkiye'de bu dönemde 2000'li yılların başında diyelim, yapılabilecek devletin öncülüğünde yapılabilecek ve sektörlere bir mentorluk gibi olabilecek bir takım şeyler var mı?

 

Rahmi M. Koç: Var tabii. Türkiye bir defa vergi bakımından vergisi en ağır olan ülkelerden biri. Sebebi nedir? Sebebi gayet basit. Şİmdi yeni çıkan istatistiklere göre kayıtsız ekonominin boyutu kayıtlı ekonomiyi geçmiş vaziyette. Dolayısıyle maliye bakanı ki haklıdır bence, kayıtsızdan alamadığını kayıtlıdan almaya çalışıyor ki, bütçeyi denk getirsin diye.

 

İpek Cem: Bu bir haksızlık söz konusu.

 

Rahmi M. Koç: Fevkalade haksız. Bir haksızlık değil. Dolayısıyla, hükümetin uzun vaadede yapacağı vergiyi indirip tabana yayıp, bunu söylemesi kolay fakat yapması fevkalade zor, onun da altını çizeyim, herkesten vergi toplaması lazım. Burada görüyoruz adamın atı var yatı var, yalısı var, Avrupa'da ikameti var, şu var bu var, vergi dairesinde kaydı yok. Hiçbir şey ödemiyor, öyle insanlar var Türkiye'de. O bakımdan yahut da çok az vergi ödüyor, yahut da hiç ödemiyor. Olmaz bu. Haksızlık oluyor.

 

İpek Cem: Siz çok uzun süreden beri Türk sanayisinin içindesiniz. Hiç böyle yatırım yaparken, hem sektör seçmek önemli ama zamanlama da tabii önemli, ne şekilde gireceğiniz de önemli. Böyle kariyerinize baktığınızda, ah şu sektöre girseydik, şu yatırımı yapsaydık deyip yapamadığınız durumlarla ilgili anılarınız var mı?

 

Rahmi M. Koç: Var tabii. 1960'larda armatörlüğe girmeye arzu ettim ben. İdare heyetinde bir oy farkla mı iki oy farkla kabul edilmedi. O zaman dendi ki, efendim gemi gider Singapur'da bilmem kazaya uğrarsa, biz buradan nasıl taa oralara gideceğiz. Efendim nasıl döviz transfer edeceğiz, o işte de gireceğiz, biz buradaki işleri zor hallediyoruz dediler girmediler. Ondan sonra bu bankacılık konusuna girmeyi arzu ettik, o zaman da rahmetli babamız, ben İş Bankası'na iş yapıyorum, şimdi bankacılığa girersem İş Bankası'ndan kredi alamam, şey yaparım, gücendiririm dedi ve girmedi. Ben bankacı değilim ben sanayici ve iş adamıyım dedi ve her banka benim bankamdır dedi, bilhassa İş Bankası olarak. Gördü ki o kadar doğru değildi. Ondan sonra ??? meselesi vardı, öyle bir fırsat önümüze çıktı onu kullanamadık. En büyük üzüldüğüm noktalardan biri bu cep telefonları meselesi. Telsim kurulurken bize geldiler. O zamanda yaptığımız hesaplarda pek ekonomik gözükmüyordu. Ondan sonra da özelleştirildiği gün 500 milyon dolar ödenecek diye bir madde vardı orada, gene rahmetli babamız dedi ki, başkaları ödemez ama biz böyel bir şeye çarpılırsak derhal ödemek mecburiyetindeyiz. O günkü imkanımız da buna müsait değildi, girmedik. Ona hayıflanırım hala üzülürüm.

 

İpek Cem: Dünyada ve Türkiye'de gelişen sektörler var. Bilişim, mobil teknoloji, telekom sektörlerinde, bilgisayar konularında çok gelişmeler oluyor. Biliyorum siz bilişim sektörünün de içindesiniz. İşte nano teknolojik, çok farklı şeyler var. Koç Holding'in özellikle Arçelik olarak patentlerde çok aktif olduğunu biliyorum. Ar-Ge olarak yeni yatırımlarınızı arttırmayı düşünüyor musunuz? Veya böyle stratejik sektör olarak belirleyip bu tür Ar-Ge yatırımları yapmayı düşündüğünüz sektörler var mı?

 

Rahmi M. Koç: Yapıyoruz Ar-Ge yatırımı, yani şeyde 200 tane mühendis çalışıyor Arçelik'te. Birçok patentleri var. Otosan'da şu kadar mühendis çalışıyor. Üç dimension'lu resim üzerine model yapıyorlar, yeni araba modelleri. Yani ürettiğimiz kamyon ve motoru tamamen burada yaptı arkadaşlar. Dolayısıyla var, çalışmalarını, Beko elektronik mesela, kendi şasimizi kendimiz yaptığımız gibi dışarı ihraç ediyoruz. Ondan sonra Koç Sistem'de yazılımlar yapıyoruz. Onu da hem dışarı ihraç ediyoruz hem burada kullanıyoruz. Var yani bir şeyler. Ama diyeceksiniz ki, Amerika gibi Almanya gibi bilmem Fransa gibi büyük harcamaları yapıyor musun şeye...

 

İpek Cem: Bütçe meselesi...

 

Rahmi M. Koç: Bütçe meselesi ve imkan meselesi ve boyut meselesi. Çünkü bazı teknolojileri dışardan satın almak oturup da kendin baştan üretmekten yahut yapmaya çalışmaktan çok daha hem pratik hem zaman tasarrufu hem de ekonomik. O bakımdan her işi baştan kendim yapacağım diye girmemek lazım.

 

İpek Cem: Biz sizi işadamlığınızın yanı sıra bir kültür adamı olarak tanıyoruz. Aynı zamanda bir deniz tutkunu olarak tanıyoruz. İsterseniz önce kültürden arkeolojiye merakınızdan sanata tarihe merakınızdan başlayalım. Bu müzecilikle de kendini gösterdi. Nasıl vakit buldunuz? Hem böyle yoğun bir iş yaşamı... Buna paralel bir hayatınız da var galiba bit pazarlarında geçen.

 

Rahmi M. Koç: Bayılırım.

 

İpek Cem: Evet onu okudum.

 

Rahmi M. Koç: Şimdi nasıl oldu, tabii bu annemizden gelme bir gen meselesi herhalde. Genetik olarak ben üç kızkardeşim var tek erkek benim, annem de bana, rahmetli, çok düşkündü. O da çok meraklıydı Kapalıçarşı'ya falan gitmeye. Sadberk Hanım Müzesi'ndeki eserlerin çoğunu vaktiyle o topladı. Ondan sonra da Sevgi'ciğim üzerine ilave etti tabii. Beni götürürdü Çarşı'ya elimden tutardı, tabii orada sıkılırdık, herkes denize girerken biz cuma günleri öğleyin Kapalıçarşı'daydık mesela. Herhalde gide gele, biraz da rüşvet olsun diye bana oyuncak da alırdı. Her oraya gittikten sonra eve dönerken, Japon pazarı vardı o zaman Beyoğlu'nda bir oraya uğrardık bir oyuncak alırdı...

 

İpek Cem: Sus payı.

 

Rahmi M. Koç: Sus payı, zannediyorum, ordan oldu. Sonra, arkeolojiye nereden merak sardık, ben Ankara'da oturdum 6 sene, şeyden döndükten sonra, Amerika'dan. Orada haftasonları Alacahöyük'e falan giderdik.

 

İpek Cem: Kazılara mı?

 

Rahmi M. Koç: Evet Necdet Kent, Fuat Bayramoğlu rahmetli büyüklerimizden, kazılara giderdik ve köylülerden eser toplardık, o zaman serbestti toplamak. Öyle başladık. Yani bu 1956-1957 gibi senelerde. Ben her gittiğim yerden birşey alıyorum. Daima gözüm bakar böyle. Müze meselesine gelince de Otosan'ı kurarken 1954-55'te gittim Ford'a, orada Henry Ford'un müzesini gördüm, o da müzeye kendi arabalarını teşhir etmekle başlamış, eski modellerini sonra işi genişletmiş. Biz de dedik ki madem sanayiciyiz, işte her yaptığımız fabrikanın mamüllerinden ilkini ikincisini bir araya koyalım, bana dediler ki kimse bakmaz senin eski buzdolabına müzede. Bunun daha kapsamını genişleteceksin, daha enteresan bir şeyler yapacaksın dediler, hakikaten tetkik ettim, sonra Henry Ford'a bir daha gittim baktım, ondan sonra British Museum'a gittim, ondan sonra Deutsches Museum'a gittim. Oralarda baktım ki yalnız tek şey üzerinde durmuyorlar, geniş bir alanı kapsıyorlar. Ben de kuracağım müzenin alanını genişlettim.

 

İpek Cem: Şimdi müzecilik tabii hem bilgi hem finansman isteyen bir iş. Türkiye'de çok tarihi kültürel mirasımız var, birikimimiz var ve müzelerimizi karşılaştırdığımız zaman yurtdışıyla özellikle daha refah sahibi ülkelerin müzeleriyle devletin sahip olduğu müzeler çok geride kalıyor bunu nasıl iyileştirebiliriz...

 

Rahmi M. Koç: Ben size söyleyeyim hiç merak etmeyin, ben bunları da tetkik ettim. Bir defa müzecilik olması için koleksiyonculuğu teşvik etmek lazım. Koleksiyonculukta da topladığınız koleksiyonu bir müzeye hibe edebilmeniz için vergiden düşmeniz lazım. Bu iki faktörde de bizde tersine teşvik edileceğine cezalandırılıyor. Dolayısıyla koleksiyonculuk bırakın onu elinizde iki tane yüz seneyi geçmiş eser varsa efendim müzeye kaydedecekmişiniz, defter tutacakmışsınız, senede gelip iki kere kontrol edeceklermiş. Biliyorsunuz bunların hepsini. Bu insanları caydırdı. Yapmıyorlar artık. Siz birşey alıp da bir müzeye hibe ettiğiniz zaman vergiden de düşemiyorsanız bu mentaliteyle gidilirse bizde Avrupa ve ABD'de deki gibi müthiş eserlerin bulunduğu müzelerin olması mümkün değildir.

 

İpek Cem: Müzecilikle ilgili kurallardan kanunlardan bahsettik bir de AB sürecinde zaten mevzuatlarımızı AB'ne uyumlamamız gerekiyor. Bu uyumlama sürecinde bu konulara dair gelişmeler olabilecek mi, bekliyor musunuz?

 

Rahmi M. Koç: Biz her gelen bakana gidiyoruz. Kültür bakanına diyoruz ki Avrupa'da şu şu kanunlar vardır, bunlara uyum sağlamamız lazımdır diğer kanunlarda olduğu gibi bunda da yapalım diyoruz ama şimdiye kadar maalesef muvaffak olamadık. O bakımdan üzülüyorum ki bizde koleksiyonculuk ve müzecilik çok geride kaldı. Bilhassa devletin müzeleri açısından gerek teşhir gerek aydınlatma bakımından gerek labeling dediğimiz etiketleme bakımından çok gerideyiz. Ve bana dediklerine göre de birçok eser depolarda öyle sırasını bekliyor. O bakımdan müzelerinde bakın özel sektör müzeleriyle şu Sabancı müzesinin getirdiği ses de devletin müzelerini mukayese etseniz aradaki büyük farkı görürsünüz. Müzelerin de idaresinin süratle özel sektöre geçmesi lazım.

 

İpek Cem: Şimdi sizin bir deniz tutkunuz var. Ve bu tutku şu anda sizi Nazenin 4'le beraber bir yolculuğun altıncı etabına hazırlanıyorsunuz. Temmuz'a kadar bitirmeyi planlıyorsunuz...

 

Rahmi M. Koç: Nereden biliyorsunuz bu kadar bilgiyi?

 

İpek Cem: Okuyorum internetten, internette herşeyi bulabiliyorsunuz artık. Bu yolculuk size, biliyorum ki daha önce de tekneyle uzun seyahatleriniz oldu ve küçükken de her fırsatta kaçıp yüzüyormuşsunuz...

 

Rahmi M. Koç: İşte annemiz kolumuzdan tutup götürüyordu onun için. Denize hasret kaldık biz biliyorsunuz Ankara'lıyız. Ne deniz var ne bişi. Keçiören'de doğdum ben. Ama yazları buraya Boğaz'a gelirdik üç ay kalırdık.

 

İpek Cem: Size ne kazandırıyor, oradaki duygunuz ne teknedeyken?

 

Rahmi M. Koç: Onu izah etmek çok zor böyle iki dakikada. Bunu içinde yaşayıp hissetmeniz lazım. Denizde bir gök var bir de deniz ama onun arasında o kadar çok nüanslar var ki gök, rüzgar, deniz devamlı değişiyor. Ona göre yelken açıp kapatıyorsunuz makine çalıştırıyorsunuz, sallantısı var, oksijen var, pırıl pırıl hava var, balık tutuyorsunuz, güneşleniyorsunuz. Şimdi internet geliyor oradan tüm dünyayı takip ediyorsunuz, mesajlar gönderiyorsunuz, telefonla görüşebiliyorsunuz. İşin rotası var, bazen tamirat icap ediyor o var. Çok şey var. Ne zevk alıyorsunuz anlatmak....

 

İpek Cem: Hissetmek gerekiyor galiba?

 

Rahmi M. Koç: Bulunmak ve hissetmek lazım. İçinize sinmesi lazım o bakımdan burada şimdi Koç Holding'in ikinci katında oturarak zor bir iş.

 

İpek Cem: Peki ben çok teşekkür ederim bu söyleşi için, görüşmek üzere...

 

Rahmi M. Koç: En kısa zamanda görüşmek üzere.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.