1 Mayıs 2009
Rıfat Özbek

İpek Cem'in bu haftaki konuğu, dünyaca ünlü türk moda tasarımcısı Rıfat Özbek. Başarısını tasarım tutkusuna ve her zaman çalışkan olmasına bağlayan Rıfat Özbek Dünyayı Yönetenler'in bu bölümünde moda endüstrisini değerlendiriyor ve geleceğe yönelik arayışlarını anlatıyor. Dünya kültürlerini tasarımlarında birleştiren Özbek, hayatında iki kez "kendimi tükettim" dedi ve modayı bıraktı. Ama her seferinde kendine yeni bir yol buldu ve modaya devam etti. Şimdi yastık tasarımlarıyla ön planda ama bir yandan da kendine yeni bir yaratıcılık alanı aradığını söylüyor...

İpek Cem: Bugünkü konuğumuz moda dünyasının öncü isimlerinden Sayın Rıfat Rıfat Özbek. Programımıza hoş geldiniz.

 

Rıfat Özbek: Hoş bulduk.

 

İpek Cem: Siz yakın zamanda "Bir etek 10 santim uzun, 10 santim kısa olsa önemli değil bu kadar dünyanın sorunlu olduğu dönemde" demiştiniz. Ben şunu merak ediyorum. Hep modanın, tasarım dünyasının içindesiniz. Moda bugün, bu bulunduğumuz noktada sizin için ne ifade ediyor?

 

Rıfat Özbek: O söylediğime bugün hakikaten inanıyorum. İlk başladığımda inanmazdım böyle bir şeye. Fakat insan tecrübelendikçe, büyüdükçe, geliştikçe, insanın değerleri değişiyor. Bugün sorarsanız, moda benim için bir lüks, bir ihtiyaç değil. Fakat ilk başladığımda bir ihtiyaç gibiydi. Yani herkesin "Yok o elbiseyi giymesi lazım", "O buraya olması lazım", yani benim için mühim bir şeydi. Zamanla... Ben bir de zevk olarak başladım.

 

İpek Cem: Moda bir de kendini ifade unsuru. Yani kendini tanımlama ve ondan sonra ifade etme unsuru.

 

Rıfat Özbek: Özgürlük unsuru. Tabii ki özgürlük unsuru. Ondan sonra, bir kadın kendini karşı tarafa veya erkek kendini karşı tarafa nasıl göstermek istiyorsa kıyafetler de buna çok yardım ediyor. Nasıl bir karakter, insanın karakteri anlaşılıyor. Nasıl bir insan olduğunu, nereden geldiğini... Çünkü insanlar çıplak olduğunda hepimiz aynıyız.

 

İpek Cem: Evet, doğru.

 

Rıfat Özbek: Fakat bir kıyafet, bir elbise insanın nereden geldiğini, ne yöreden, ne şehirden, nasıl bir eğitim görmüş veya görmemiş, yani insanları hakikaten kıyafetler çok şey ediyor.

 

İpek Cem: Şimdi siz ilk başladığınızda, 16 yaşlarında galiba İngiltere'ye gittiğinizde ilk önce mimari eğitimi almışınız.

 

Rıfat Özbek: Evet.

 

İpek Cem: Ve bu eğitimi esasında tasarımlarınızda belki bunu görmek de mümkün. Mimariden daha sonra modaya geçiş nasıl oldu?

 

Rıfat Özbek: Ben mimari okurken İngiltere'de, benim proje kısmım çok iyiydi her zaman. Tasarımlarım çok iyiydi. Fakat şey kısmına gelince, ne bileyim işte inşaat kısmı, yani o tarz fizik, matematik okulda da iyi değildi derslerim. O kısımlara gelince ben pek başarılı olmadım. Ondan sonra o sıralarda da modaya merak salmaya başladım. Erken 70'lerin başları, o zamanları... Orada daha çok moda akımı, müzik, moda, sanat o tarz insanlarla tanıştım. Londra'ya gittim. Ondan sonra oradaki iyi bir "Saint Martins" diye bir akademi var. İşte araştırdım falan en iyi moda okulu orada diye. Oraya girdim.

 

İpek Cem: Moda sizin için bir anlamda bir başkaldırı mıydı? Çünkü o dönemler biraz da bir başkaldırı. Yani devlete olsun, işte yerleşik değerlere olsun... Yani 70'lerden söz ettiğimizde böyle bir dönemdi aynı zamanda.

 

Rıfat Özbek: Çok doğru. Bizim kendi ailelerimizin giyindiği gibi giyinmemeye karar verdik. Saçlarımızı uzattık. Onların bilmediği değişik tarz müzikler dinlemeye başladık.

 

İpek Cem: Evet.

 

Rıfat Özbek: Tabii buna reaksiyon olarak da kıyafetlerimiz daha renkli oldu. Mesela 70'lerde çok insan, gene şimdi de olduğu gibi vintage dükkanlardan kıyafetlerini mesela blucinlerle karıştırırlardı. 20'lerin, 30'ların kıyafetleri 70'lerin gençliğinde, biz 70'lerde bunları giyerdik.

 

İpek Cem: Şimdi sizin tasarımlarınıza baktığımızda, biliyoruz ki gerçekten köklü bir aileden geliyorsunuz. Hani Osmanlı Dönemi'nde kökleri olan bir aileden geliyorsunuz. Çok kültürlü bir ortamda yetişmişsiniz. Ve sanatla çevrelenmiş bir evde büyümüşsünüz. Yani bu da herhalde sizde diyorum belli bir zevkin oluşmasında mutlaka bunun katkısı vardır.

 

Rıfat Özbek: Muhakkak katkısı var, ama yani böyle olmadım deyip de olmayan insanlara da şey gibi olmasın bu yani. Ben olamam diye. Mesela aynı muhitten gelen insan oluyor, hiç alakası olmuyor. Tamamen değişik şeylere geliyor. Veyahut hiç benim gibi bir geçmişi olmayan bir insan da çok başarılı oluyor. Yani bunlar garanti diye bir şey yok. Ama faydası da oldu tabii.

 

İpek Cem: Tabii. Esasında sizin için daha "Etnik" ve "Kentli" terimleri kullanılır tasarımlarınız için, ki bu bir osmanlı'nın ağdalı stilinden çok farklıdır. Ama yine de türk motiflerini kullandığınızı görüyoruz.

 

Rıfat Özbek: Yani benim hiçbir zaman kostüm gibi olmadı kıyafetlerim. Yani şimdi etnik yaparsınız, kostüm gibi olur. Tiyatroya mı çıkacağım, gibi. O değil. Her zaman benim yaptığım kıyafetler veya Türkiye'den, ne bileyim, Uzak Şark'tan, Orta Doğu'dan, Amerika'dan aldığım bütün etnik desenler ve etkiler her zaman modern kalıplar üzerine, yani ne bileyim, 70'lerin, 60'ların, 80'lerin kalıpları üzerine adapte edince, o zaman daha çok sokağa normal günlük giyime hazır olmuş oluyor. Yani kostümlükten çıkıyor.

 

İpek Cem: Siz hep kadın koleksiyonu hazırladınız.

 

Rıfat Özbek: Evet.

 

İpek Cem: Kadın koleksiyonu hazırlamakla erkek koleksiyonu hazırlamak çok farklı şeyler midir?

 

Rıfat Özbek: Yok, farklı şeyler değil. Ama ben kendimi daha çok kadın... Kadın çok severim. Yani annemi çok severdim, akrabalarımı... Yani ben her zaman kadının çok güzel bir yaratık olduğuna inanırım. Ve onu da daha güzelleştirmek için... Yani bence zaten erkek modası pek ilerlemiyor. Yani bir 18. asırdan bugüne bakarsanız çok büyük bir değişiklik yok. 18. asırda tabii çok değişikmiş. Rengarenk, yani ne bileyim, bakarsanız görürsünüz. Daha çok rengarenk, işte fırfırlı kıyafetler... ondan beri yani takım elbise takım elbise olarak kalmış. Podyumlarda görüyorsunuz belki erkek modasının daha değişik olduğunu, fakat çok insan giymiyor, yani sokağa yansımıyor. Sokağı gördüğünüz vakit, gene de blucini, tişörtü, bir ceketi, yani sporu veya abiyesi hiç fazla o kadar değişmedi. Kadın modası daha çok değişiyor. Erkek modası da 18. yüzyıldan beri bugüne bakarsanız, fazla, büyük, çok büyük bir evrim geçirmemiş. Veya değişiklik.

 

İpek Cem: Şimdi burada sizin deyimizle etrafımızda mücevher gibi yastıklar var, rengarenk. Bakıyorum işte çini etkisi de görüyorum, modern tasarım da görüyorum. Sizin tasarladığınız bir kumaş zannederim. Çok farklı kültürlerin etkilerini görüyorum. Yastık işi nereden çıktı?

 

Rıfat Özbek: Yastık işi, şimdi ben ilk defa kendi markamı, hatırlamıyorum şimdi, 10 seneye yakın evvel bıraktım. Çünkü ben zevklen her zaman çalıştım. Hırslı bir insan değilim, hiçbir zaman olmadım. Fakat çalışkan oldum. Benim için çalışkan ve hırslı, çok büyük fark var. Yani ben onun için zevk almadığım zaman bazı şeylere devam etmem. Derim ki, ben artık yapacağımı yaptım. Artık benim yapacağım başka kültür kalmadı. Ne bileyim, amerika'nın şeyinden, kızılderililerinden , hintlilere kadar bütün dünya... artık kendimi tekrarlamaya başladım. Ben bunu artık istemiyorum. Bana zevk vermiyor dedim. Onun için. Ben onu o ara bıraktım.

 

İpek Cem: 1984'te kendi markanıza ilk defa başlamıştınız. Sonra...

 

Rıfat Özbek: 2001'de. Ben 2001'den 6 ay evvel bıraktım. İkinci bırakışım da zaten şimdi bu krizden evvel, benim bu İtalya'daki Alberta Ferretti'yle Massimo Ferretti, bunlar benim 25 senedir koleksiyonlarımı hazırlayan firma, İtalyan.

 

İpek Cem: Çok ünlü marka.

 

Rıfat Özbek: Evet. Onlar bana dedi ki, sen gizli bir, arkadan sana biri haber mi veriyor diyordu. Her bıraktığında ya dünya ekonomik krize girdi, ya İkiz Kuleler çöktü dedi. Ondan sonra...

 

İpek Cem: İçgüdü olmuş.

 

Rıfat Özbek: Şaka olarak yani yapıyorlar. Ondan sonra, işte o zaman bıraktım ben modayı artık yapmayacağım. 3 sene önce ben buraya geldim, Yalıkavak'ta bir ev aldık, onu tamir ederken, yaparken yastık arıyorum her yerde. Yastık yok. Ben inanamadım. Çünkü ingiltere'de bir yastık kültürü vardır. İnsanlar cosy dedikleri evde, evcil bir şey, çok yastıklar vardır kanepelerin üstünde ve bunlar kuş tüyüdür. Burada nereyi gezdimse, bütün Bodrum, İstanbul gezmediğim... Bir sürü çirkin yastık, içi elyaf dolu. Lastik top gibi, oraya koyuyorsun, geri atlıyor size falan böyle. Ben de dedim ki yani, biz bulamıyorsak kimse herhalde bulamıyor dedim. O zaman karar verdim. Benim çok senelerdir kullandığım kumaşlar, buradaki pazarlarda, yine Anadolu'da gezdiğim yerlerden bir sürü kumaşlar var. Biz dedik ki bu kumaşlar güzel yapalım. İçlerine kuş tüyü koyalım. Yani değer vererek, nasıl bir elbiseye değer veriyorum... Böyle bir koleksiyon hazırlayalım, sırf yastık satalım. Zaten bıkmışım, çok fazla bir şey de yapmak istemiyorum. Hem keyif oldu. Tabii biz kolay zannettik, o kadar da kolay olmadı. Çünkü bunun arkası, önü kadar mühim. Bir elbise gibi bu.

 

İpek Cem: Evet.

 

Rıfat Özbek: Yani çok arkasına ne koyacağız, önüyle bağdaşacak mı? Öyle uydurma, sürüm yapıp da satalım diye bir şey değil. Her bir yastığın ayrı bir özelliği var. Yani benim için yastık, nasıl bir elbiseye bir broş koyarsanız, kanepeniz elbise değişir. Bu da, eski bir kanepeniz vardır, üstüne birkaç yeni yastık atarsınız birden havası değişir. Veya yatağınıza falan. Öyle geldi yani ve şimdi de maşallah gayet iyi gidiyor.

 

İpek Cem: İstanbul'da ve Yalıkavak'ta var galiba.

 

Rıfat Özbek: Evet, şimdi Londra'dan istiyorlar. Bir arkadaşım gene beraber burayı gördü. Ne olur gel bu aynı konsepti İstanbul'da açalım, Londra'da açalım. Sonra New York'da açalım dedi. Çünkü bir de yani aranıyor böyle şeyler. Bir de sırf yastık olmasını da çok seviyor insanlar. Çünkü diyorlar ki bazen yola çıkıyoruz, ay acaba orada o var mı, boşuna gidiyoruz, bulamıyoruz, bilmem ne. Biliyoruz ki sizde yastıktan başka bir şey yok, yastık isteyene hep orayı tavsiye ediyoruz, kendimiz geliyoruz. O bakımdan iyi oldu.

 

İpek Cem: Şimdi İstanbul'da ve Türkiye'de de geçmişe kıyasla çok daha dünyaya dönük, çok daha, küresel lafını kullanmayı çok sevmiyorum ama, küresel diyebileceğimiz bir yaşam tarzı da oluştu. Bununla birlikte bir şehir modası da oluştu. Mesela siz diyorsunuz, Beyoğlu'na çıktığımda görüyorum, gençlerin giyim tarzlarını görüyorum... Nasıl görüyorsunuz Türkiye'deki moda ve tasarım dünyasının evrimini?

 

Rıfat Özbek: Çok güzel, gençliği çok iyi görüyorum. Hakikaten çok güzel bir gençlik var. Kızı, erkeği. Çok yaratıcı insanlar. Benim için daha çok sanat okullarına giden, daha serbest yaşayan, daha kendi fikirlerine rahatça tanımlayan...İfade edebilen, böyle bir sürü kalıplaşmış insanlarından gelmiş değil yani. Özgürce kendilerini ifade ediyorlar. Yani bir aile baskıları yok.

 

İpek Cem: Bir şey soracağım. Şimdi siz nelerden ilham alırsınız? Veya ne zaman, nasıl tasarlarsınız?

 

Rıfat Özbek: Ben eskiden çok seyahatlerimden ilham alırdım. Benim çok büyük bir londra'da kitap koleksiyonum var. Yani bu şey kitap koleksiyonu değil, ne denir ona, eski kitap koleksiyonu değil de, son 40, 50, 60 senede yazılmış moda, fotoğraf, resim, sanat, her türlü şey hakkında çok büyük bir koleksiyonum var. Ondan sonra o kitaplara her zaman dayanırım. Büyük seyahatler, bir film, bir kitap...

 

İpek Cem: Son zamanlarda sizi etkileyen böyle bir film veya kitap var mı? Son izledikleriniz arasında.

 

Rıfat Özbek: Slumdog Millionaire. Çok beğendim.

 

İpek Cem: Pek çok ödül alan, çok renkli bir...

 

Rıfat Özbek: Bir de zamana göre. Hiçbir zaman bence 8 oscar'lık bir film değil, ama zamanın getirdiği "Feel good factor"... nasıl derler?

 

İpek Cem: Olumlu sonuçlu.

 

Rıfat Özbek: Olumlu sonuçlu falan, bu zamana uygun olduğu için bence bu kadar oscar aldı. Yani o kadar etraf karanlık, ne olacağı belli olmayan bir dünyada yaşıyoruz ki. Birden bu film tabii şey oldu insanlara.

 

İpek Cem: Ümit verdi belki insanlara.

 

Rıfat Özbek: Ümit veren bir film evet.

 

İpek Cem: Şimdi moda dünyası çok endüstriyelleşti. Yani şu anlamda söylüyorum. Moda holdingleri oluştu ve bir çok yani sanatkar tarzında çalışan firmalar da, aile firmaları da bu tür holdinglerin parçası olmaya başladılar.

 

Rıfat Özbek: Evet.

 

İpek Cem: Tabii bunun yanında, global dev reklam kampanyaları, çok tanınan isimler... Şimdi modanın bu geçirdiği evrim sizce gerekli miydi bu ticari anlamda?

 

Rıfat Özbek: Bence hiç gerekli değildi. Görüyorsunuz neler oldu dünyada, bankalara ne oldu, büyük primler... İşte dediğim gibi hırstan olan şeyler. Bu dünya markalarında da oluyor. Yani ben çok iyi biliyorum dışarıdaki, duyuyorum insanlardan nasıl etkilendiğini moda dünyasının bu krizden. Mesela eski zamanlarda Milano'da, Paris'te restoranlarda moda haftasında yer bulunmazdı. Birkaç ay evvelinden yer ayırırlardı, otellerde yer bulunmazdı. Uçak yarı boş geliyormuş New York'tan bu son koleksiyon vakti. Alıcılar New York veya işte... çünkü bizim için dışarıda modacılara amerika çok büyük bir pazar.

 

İpek Cem: Evet.

 

Rıfat Özbek: Yani American Buyer'ın aldığı şeyler çok moda olurdu her zaman bizim için. İşte bunlar yarılanmış. Dergiler, Vogue dergisi 15 kişiyle gelirdi, 3-4 kişiye düşürmüşler.

 

İpek Cem: Evet. Şimdi Vogue dediniz de, Vogue dergisinin mesela efsanevi editörleri vardır. Bir Anna Wintour vardı.

 

Rıfat Özbek: Biliyorum, benim hayatımda çok büyük, yani başarılı olmamı çok katkısı olmuş bir hanımdır.

 

İpek Cem: Evet, sizinle ilgili söylediklerini de okudum. Çok beğeniyor sizi.

 

Rıfat Özbek: Başından beri bana çok yardım eden bir hanım olmuştur. Herkes çok kötü durumda. Bankalar gibi. Biliyorum şeyleri. İsim vermek istemiyorum tabii, bildiğiniz bütün bu, hani burada da var. Bunu da ben anlamıyorum yani, bu kadar küçük bir yerde aynı markadan altı tane dükkan var falan. Böyle bir sürü. O kadar büyüdü ki her şey çığırından çıktı. Bu da bir yer de herhalde bir yavaş yavaş bunlar da bir patlak verecek.

 

İpek Cem: O zaman belki moda dünyasında dev isimlerde de bir takım iflaslar veya satın almalar, satılmalar olabilir diyorsunuz.

 

Rıfat Özbek: Olacak. Muhakkak olacak, çünkü ben şimdi isim vermek istemiyorum.

 

İpek Cem: Şimdi bazı kıyafetler var ki inanılmaz rakamlar, hani couture dediğiniz bu ağır kıyafetler. Siz bu krizle birlikte tarz olarak da modada bir yenilenme, zaruri bir yenilenme olacağını düşünüyor musunuz?

 

Rıfat Özbek: Belki olacak, bilmiyorum. Ben modayı bıraktım. Çünkü modada yapacağımı yaptım. İnşallah, yenilik birinden gelecek. Fakat şimdiki bir modacıdan gelmeyecek bu. Yani hakikaten hepimizin giyimini değiştirecek bir modacı ben zannetmiyorum şu anda aramızda defile yapıyor. Herhalde bir 20 sene, 10 sene veya yeni okuldan çıkan biri. Bilmiyorum, görmüyorum. Nasıl değişeceğini valla hiç bilmiyorum.

 

İpek Cem: Şimdi her alanda geçmişe dayalı, adeta nostaljik tasarımlar çok görüyoruz. Hani moda alanında da, işte bir araba tasarımında bile görebiliyorsunuz. Bu geçmişe dayalı, veya geçmişi referans alarak, ne bileyim bir Grace Kelly kadını veya işte Audrey Hepburn... bunu aşacak mıyız?

 

Rıfat Özbek: İşte bilmiyorum. Ne yazık ki bu da insanlara böyle bir şey veriyor. Dayanacak, güzel zamanları hatırlatacak bir şey veriyor. Bir referans noktası veriyor. Yani güzel bir kadın, iyi bir zamanlarda yaşamış... tabii onlarında dertleri, problemleri vardı ama, görmüyoruz. Şeyde olduğu için, fotoğraflarda.

 

İpek Cem: Şimdi sizin söylemlerinizde moda dediğimizde, çok lüks bir ürünü gördüğümüzde dahi onun yapımında kullanılan hani sömürülme unsuru olabilen bir takım şirketler de, işte afişe edildi. Mesela zaman içinde çok küçük çocukların çalıştırıldığı, kötü şartlarda işçi çalıştıran... Siz her zaman buna çok dikkat ettiniz.

 

Rıfat Özbek: Gördüm yani İtalya'da. Ben bunu size isimle söyleyeceğim ama, İtalya'da böyle çok meşhur bir programda, Prada'nın dükkanında 800, 900, 1000 Euro'ya satılan şeylerin, çantaların, İtalya'nın güneyinde Bari Köyü'nde, dışarıdan illegal olarak gelen, Afrika'daki insanlara kötü şartlar altında makinelerde bunların yapıldığını, basıldığı şeyler çıktı. 60-70 Euro'ya mâl ettiklerini, aynı memlekette 800-900 Euro'ya dükkanda satıyorlar. Yani bu afişe oldu İtalya'da. Birbirine girdi hükümet filan her şey, ortalık karıştı. Yani ben bir şey söylemiyorum, çıkmış olduğu için söylüyorum. Yani o kadar dejenere olmuş artık moda dünyası bence.

 

İpek Cem: Şimdi Türkiye'de de modacılarımız var. İstanbul'da, başka şehirlerde. Bir kısmı yurt dışında denemeler yapıyor, işte defileler yapaya çalışıyor, başarılı oluyor, olamıyor. Biz hep Türkiye'de şunu konuşuruz. Neden mesela ikinci bir Rıfat Rıfat Özbek çıkmadı? Veya başka alanlarda da olabilir bu. Neden bu kadar zor bizden... Böyle yaratıcılıkla ilgili bir şey mi, kaynak sorunu mu?

 

Rıfat Özbek: Yani ben bir de oraya gidip, orada yaşadım. Benim için herhalde bunun çok büyük bir faydası oldu. Ben orada insanlarla tanıştım, o dünyanın içine girdim. Yani burada her şeyimi hazırlayıp, 6 ayda bir de oraya giderek... Japonlar bunu 80'lerde yaptılar, ama gene de çok avrupa'da yaşadılar. Avrupa'yı gördüler.

 

İpek Cem: Nabzını tuttular.

 

Rıfat Özbek: Nabzını tuttu, bir de hükümetlerin çok büyük yardımları oldu. Japon hükümeti, Yohji Yamamato, bunlara çok büyük destek verdi. Yani bir de orada başarılı olmak için orada biraz gidip, orada şey etmek lazım.

 

İpek Cem: Oturmak. Şimdi bir takım isimler var. Kıbrıs kökenli Hüseyin Çağlayan var.

 

Rıfat Özbek: Çok güzel. Benim çok tasvip ettiğim biri. Çok farklı bir insan, hakikaten bir yaratıcı. Erdem diye yeni bir çocuk var. Londra'da çok güzel baskılar yapıyor. Hakikaten değişik.

 

İpek Cem: Atıl Kutoğlu bizim Türkiye'den bildiklerimiz. Dice Kayek var. Bunlar da oralarda oturan insanlar, başarılarına katkısı oluyor mu demek istiyorsunuz?

 

Rıfat Özbek: Tabii. Tabii ki.

 

İpek Cem: Şimdi yurt dışında büyük tasarım evlerinde farklı insanlar çalışmaya başladı. Artık tasarımcılar, mesela Yves Saint Laurent dediğimizde Yves Saint Laurent bir efsaneydi. Tabii zaten yaşı da çok ilerlemişti. Bu sene vefat etti. Bu bayrağı hep başka birileri alıyor ve bazen o tasarımları çok çok değiştiriyorlar, bazen de hep tam aynı çizgiden götürmeye çalışıyorlar.

 

Rıfat Özbek: İşte ben bunları pek tasvip etmiyorum. Çünkü bu işin sonunda gene para ve iş var. O kimsenin umurunda değil, o kıyafetler satılıyor mu, satılmıyor mu. Yegane ruju satılsın, göz makyajı satılsın, çantası satılsın, ayakkabısı satılsın... Bir sürü bunlara, parfüm, parfüm satılsın. Yani bundan şey ediyorlar. Yani yegane şey dünyada, yani hiç duydunuz mu ki meşhur bir rejisör olup, rejisörün adına genç bir çocuk film çevirecek? Mesela Fellini, İtalyan. Ne oldu, öldü, "Ay yerine birini bulalım, Fellini ismi altında Fellini'nin filmlerini çevirsin." veya Picasso öldü, Picasso'dan biz para yapıyoruz, hadi şu ressamı alalım, Picasso imzalı resimler yaptırtalım. Yani moda dünyasının bir de busu var, yani o kadar hırslı bir dünya ki, sadece para var şeyin sonunda.

 

İpek Cem: Şimdi mesela 2010 yılında, biliyorum siz gene yılın çoğu ayını yurt dışında geçiriyorsunuz ama Türkiye'de de çok sık bulunuyorsunuz. Belki 3-4 ay bulunuyorsunuz, arada da geliyorsunuz.

 

Rıfat Özbek: Evet.

 

İpek Cem: 2010 yılında mesela İstanbul, "Avrupa Kültür Başkenti" seçildi. Size böyle bir Türkiye'yle ilgili, İstanbul'la ilgili misyon verilse, böyle şeylere talip olur muydunuz? Kültürle ilgili. Sanatla, tasarımla ilgili.

 

Rıfat Özbek: Çok memnun olurdum tabii. Tabii, çok memnun olurdum.

 

İpek Cem: Peki. Bu noktada o zaman çok teşekkür ediyorum bu söyleşi için.

 

Rıfat Özbek: Ben teşekkür ederim. Sağ olun, çok mersi. İnşallah kendimi anlatabildim.

 

İpek Cem: Bence gayet güzel ifade ettiniz.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.