20 Şubat 2009
Tuncay Özilhan

İpek Cem'in bu haftaki program konuğu Türkiye'nin önde gelen işadamlarından, Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan. Türkiye'nin yanı sıra özellikle Rusya, Romanya ve Türki Cumhuriyetler'de önemli yatırımları yöneten Özilhan, Cem'in dünya ve Türkiye ekonomisine dair sorularını yanıtlıyor. Tuncay Özilhan "Dünyayı Yönetenler"in bu bölümünde Davos izlenimlerini, ekonomik krizde gelinen son noktayı, IMF ile müzakereleri, yerel seçimlerden iş dünyasının beklentilerini ve Beşiktaş Kulübü başkanlığına neden sıcak baktığını anlatıyor.

İpek Cem: Türkiye İstatistik Kurumu'nun son rakamlarına göre, özellikle üretim kapasitesi konusunda çok büyük düşüşler yaşanmış. Ocak 2008 rakamlarıyla Ocak 2009 rakamları kıyaslandığında %80'lerden %60'lara hatta otomotiv sektöründe %88 kapasite kullanımından %41'lere kadar düşen, yani benim gördüğüm veriler arasında bana alarm veren önemli bir gösterge. Bu düşüş devam edecek mi?

 

Tuncay Özilhan: Yani şöyle tabii, altı aydır bunu söylüyoruz yani ve neticede de ay ve ay çıkmaya başladı yani Kasım ayı neticelerine, Aralık ayı neticelerine baktığınızda, söylediğiniz gibi kapasite kullanımları 60'lara yaklaşmış ve son 10 yılın en düşük kapasite kullanım. Diğerlerinden üretimlerdeki düşüşlerden bakıyorsunuz yine Ekimde 8, Kasımda 14'ler civarında, Aralıkta 17. Yani dolayısıyla çok büyük düşüşler var, perşembenin gelişi çarşambadan belli oluyordu, söylüyorduk bunları, ama yok deniyordu, şimdi dolayısıyla Aralık neticesini gördük, benim kanaatim bu devam edecek.

Şimdi benim gördüğüm kadarıyla hükümet kanadının bu krizin Türkiye etkisiyle ilgili görüşleri ve yaptıklarıyla iş dünyasının ve hatta farklı kesimlerinin toplumun, krizi gözlemlediği noktalar çok farklı.

Hükümet, bu kriz bizi minimal etkileyecek, teğet geçecek, halimize şükredelim diyor, yakın zamanda örneğin beyaz eşya rakamlarının kıyaslamaları gündeme geldi. İş dünyası ve birçok çevre bu kriz çok ciddi global bir kriz bizi uzun süre vuracak tedbirlerimizi alalım diyor.

 

İpek Cem: Şimdi burada bir buluşma noktası görüyor musunuz?

 

Tuncay Özilhan: Daha görmüyorum. Birçok sektör 2008'in ortalarından beri hatta bazıları başından beri düşüş trendinde yani inşaat sektörü öyle, 2008'in ortalarından itibaren beyaz eşya, otomotiv hep bu sinyalleri mesajları verdi. Fakat şunu söylüyorum, geçen gün yine bir mülakatta da söyledim, iş adamıyla siyasetçinin beyninin kimyası farklı. Farklı şekilde düşünüyoruz. Dolayısıyla bir mukayese yapamıyorum. Siyasetçilerin çok daha fazla ilişki çok daha fazla temasla Anadolu'daki sanayiciyle, üreticiyle, İstanbul'daki üreticiyle, ticaret erbabıyla temas halinde olması gerekir ki bu mesajları almış olsunlar. Ama bugüne kadar alınan tedbirler, bu mesajların çok iyi alınamadığı kanaatindeyim.

 

İpek Cem: Şimdi burada bir ikilem de var çünkü IMF bütçede bir kısıtlama getiriyor ama öte yandan mesela yurt dışında baktığımızda tüketicinin harcayacak elinde çok fazla bir şeyi olmadığı için kamusal kaynakların, ülkelerin şirketlerine aktarıldığını yani amerika'da kamu birtakım projelerle ekonomiyi canlandırmaya çalışacak amerika'da kamusal kaynaklarla, bankalara birtakım kaynaklar aktarılacak sektörlere birtakım aktarıldı birtakım da aktarılmaya devam edecek. fransa'ya baktığınızda cumhurbaşkanı sarkozy, otomotiv sektörüne destek verdi, hem eleştiri aldı. hem birtakım çevreler de bunu destekledi. Şimdi Türkiye'de bu kamusal kaynaklara geldiğimizde, kaynağımız çok daha kıt ama birtakım relokasyonlar olamaz mı yani bir yerden alınıp buna verilecek kaynak mutlaka vardır diye düşünüyorum.

 

Tuncay Özilhan: Siyasetçi diyecek ki, balık tutmasını öğretecek, yani sistemi önemli olan finans sektörünü ve reel sektörü durgunluktan çıkaracak, ekonomiyi canlandıracak birtakım adımlar atacak ve dibe değmeden uçağın burnunu tekrar düzeltecek ya da benim başka imkanım yok, ancak bunlardır ne yapabiliyorsanız yapın, başınızın çaresine bakın diyebilecek. Şimdi bu iki tercih arasındayız, Avrupa'da, Amerika'da 'stimülüs paketleri' diyorlar, ekonomiyi canlandırıcı, tüketiciye güven veren, tüketiciyi cebindekiparayı harcamaya itecek metodlar kullanıyorlar ve onlarla ekonomiyi canlandırmaya çalışıyorlar, içeride ise bizim imkanlarımız bu, verebileceğimiz başka bir şey yok diyerek işi, zamana bırakıyoruz.

Dolayısıyla göreceğiz zaman içerisinde ne getirecek şartlar, çünkü oradaki siyasetçiler, Obama gelir gelmez 2 milyar dolarlık, hatta 800 milyar dolarlık bir paket çıkardı, geçti senatodan. Bizler dev paket istemiyoruz ama, birtakım motive edecek, moralleri düzeltecek birtakım paketler herkesin daha güvenli bir ortamda olmasını sağlayacak, güvenin yerleşmesini sağlayacak, hükümetin bunun arkasında durduğunu gösterecek ve moralleri güçlendirecek dolayısıyla bekliyoruz ve beklemeye de devam edeceğiz galiba.

 

İpek Cem:Yerel seçimler etkiliyor mu sizce, yerel seçim harcamaları bu paketlerin gecikmesini veya hiç olmamasını ortada?

 

Tuncay Özilhan: Seçim kötü bir döneme geldi, bütün foküslerin seçime endekslendiği, hep seçim konuşulduğu, onun dışında hakikaten ekonomide büyük bir sıkıntı var. Hiç kimse bunu nasıl canlandırırız nasıl bu düşüşü durdururuz diye bir çaba sarf etmiyor. Yine siyaset ağır basıyor, şu seçim bir an evvel, artık o noktaya geldik, bitse de Türkiye ekonomiye, aşa, işe, insanları mutlu edecek çalışmalara yönelse.

 

İpek Cem: Siz TÜSİAD Başkanlığı da yaptınız, çok zor bir dönemde, 2001 döneminde de TÜSİAD Başkanıydınız. Bu kriz çok farklı özellikler taşıyor,global bir kriz. Ekonomi demek iş demek,yaşam demek esasında, onun için de bu kadar konuşuyoruz ve siyasetle çok bağlantılı. Hükümetin yapabileceği bu noktada, siz o koltukta oturuyor olsanız ve o farklı beyin kimyanızla neler öngörürdünüz, ne yapardınız öncellikli olarak?

 

Tuncay Özilhan: Birtakım iyileştirmeler, geliri düşük olanlardan, KDV'de ÖTV'de birtakım düşüklüklerle gıda maddeleriyle birtakım giyim tekstilde vergi indirimleri sağlandı. Ama onun dışında pek önemli adım atılmadı. Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak çalışmalar gerekli. Önümüzdeki dönemde hafif hafif hissetmeye başladık ama bu dalga daha artacak. İhracatta korkum darbe yiyeceğiz yani gelişmiş ihracat pazarımız Avrupa ve Rusya. 60, 70 oranında ihracat burada, buralara yapılıyor ve oralardaki bu ekonomik kriz bizim ihracatımızı etkileyecek.

Yine Türkiye'nin çok önemli bir sektörü turizm, turist sayısında ve turist gelirinde birtakım azalmalar olacak yani bunlar hep Türkiye'nin önümüzdeki altı yedi ay içinde önünde olacağı konular.

Buralarda yapılacak birtakım iyileştirmeler Türk sanayicisinin rekabet gücünü artıracak. Türk bankacılığına destek vermek lazım ki hiçbir yara bere almadan bu krizin içinden geçelim ve hakikaten Türk bankacılığı çok iyi bir tecrübe geçirmiş olsun ve reel sektöre destek olsun, neticede bugün finans sektörünün en önemli riski kredi riski.

 

İpek Cem: Türkiye'de, özellikle finans sektöründe çok büyük finansal kurumlar veya özel yatırım fonları Türkiye'deki bankalara ortak oldular ve bu dönemde enteresan bir riskle karşılaştık. O da o bankaların kendi ülkelerinde, merkezlerinde yaşadıkları sorunların Türkiye'ye yansıması. Genelde biz bunu bir güvence olarak algılıyorduk filanca banka batmaz nasılsa, dolayısıyla Türkiye'deki bankayla birleşmesi olumlu bir gelişme olarak sunulmaktaydı. Şimdi bunun adeta tersi hissedilmeye başlandı. Sizin de kendi bankanızla ilk önce bir yatırımcı alacaktınız sonra vazgeçildi vesaire. Böyle bir deneyiminiz deoldu. Ne diyorsunuz?

 

Tuncay Özilhan: Şunu söylüyorum; Türk bankacılık sistemi içinde yerli yabancı oranının dengede olması gerekir. Türk finans sektörünün tamamen yabancıların eline geçmemesinde fayda var. O zamanda aşağı yukarı buna yakın söylemim vardı, bu tecrübeden sonra onu da gördük yani 'batmaz' dediğimiz birçok bankanın Avrupa'da ve Amerika'da battığını gördük. Ve bazı bankaların sıkıntı içinde, Türkiye'de problemlerinin olmamasına rağmen Avrupa'daki ana firmalarının sıkıntı içinde olabileceğini gördük. Yani bu da çok önemli bir tecrübe. Yüzlerce yılda ancak bir seferde yakalanabilecek bir tecrübe. Onun için, Türkiye'deki büyük bankaların lokal, yerli sermayede kalmasının gerekliliğine inanıyorum. Bu oranın çok fazla bozulmaması gerektiğine inanıyorum.

 

İpek Cem: Şu anda oran nedir aşağı yukarı?

 

Tuncay Özilhan: Elliler civarında ve bu civarda kalması ve hatta büyük kamu bankalarının bir ara özelleştirelim ve satalım diye düşüncesi vardı. Bir miktar özelleştirilebilir, halka açılabilir, yaygınlaştırılabilir. Ama yabancı sermayenin eline geçmemesinde fayda mülaza ediyorum çünkü hakikaten finans sektörü çok farklı bir sektör olduğunu krizlerde hep gösteriyor 2000 yılında gösterdi, bu 2008, 2009 krizinde, dünya global krizinde gösterdi. Türk bankaları daha pozitif daha yaklaşımcı, Türkiye'nin şartlarını daha iyi bilen sistemler olarak kendilerini gösterdiler ama yabancı bankalar yani Brüksel'de oturan, Roma'da oturan, Paris'te oturan bir yöneticinin burayı bilmemesi oradaki sorunlarından dolayı bir anda düğmeye basıp buradaki her şeyi durdurmak istemesi birtakım sıkıntılara sebep olabiliyor. Onun için böyle bir dengenin kalması,Türk sanayi açısından, Türk reel sektörü açısından,Türk finans sektörü açısından da çok faydalı olur inancındayım.

 

İpek Cem: BDDK Başkanı da açıkladı, 1,5 milyon kredi kartı borçlusu çok zor durumda bunun yanında birtakım kredi borçları, ev kredisi olsun, farklı kredisi olsun ödeyemeyenler var. Yani Türkiye'de böyle bir krizde daha da derinleşecek mi sizce?

 

Tuncay Özilhan: Tabii bunun temelinde ekonominin büyümesi yahut küçülmesi yatıyor. Küçülme döneminde olduğu için, yani 2008'de galiba büyüyemeyeceğiz yahut %1 büyüyebileceğiz. 2009'da yine, Hükümetin %4'lük rakamına ulaşmanın mümkün olmadığına inanıyorum. %1'ler civarında da büyürsek öpüp başımıza koyalım. Tabii bu riskler önemli riskler ama finans sektörünün toplam riskinin içinde hala düşük riskler. Bunun birçok bankaya yayılmış olması da bu riski dağıtıyor. Birçok tüketiciye dağılması da riskleri dağıtıyor. Bunlar bir miktar artabilir, %1'lerse 2'lere, 3'lere, çıkabilir. %2'lerse, 4'lere çıkabilir. Ama bunlar Türk bankacılık sektörünü banka banka etkilemez. Çok düşük etkiler. Yine Türk bankacılık sisteminde otomobil kredisi yahut ev kredileri çok büyük bir hacim tutmuyor Amerika'daki gibi, Avrupa'daki gibi. Belki de Türk finans sektörünün en büyük avantajlarından bir tanesi de bu.

 

İpek Cem: Yakın zamanda Davos'taydınız ve Davos'ta dünyadakı ekonomik kriz masaya yatırıldı. Birçok boyutuyla tartışıldı. Siz beklediğinizden daha zor bir manzarayla mı karşılaştınız?

 

Tuncay Özilhan: Esasında şöyle tabii geçen seneki Davos'la mukayese ettiğimiz zaman krizin başlangıç dönemiydi ve kriz çok yoğun konuşuldu. Ekonomistler vardı. Bankacılar vardı ve ağırlak da onların üzerindeydi. Bu seneki Davos toplantısında pek fazla bankacı göremedik onlar biraz kaçtılar galiba. Fazla ekonomistler de yoktu. Genellikle ağırlık siyasetçilerdeydi yani birçok ülkenin cumhurbaşkanları, başbakanları, bürokratlar,bakanlar ve ağırlıklı siyaset yönündeydi. Ekonomistler ve bankacılar azınlıktaydı ve krizi masaya yatırma konusunda toplantılarda gündem olmadı. Daha ziyade kriz oldu bundan sonraki aşamada ne yaparız siyasetçiler bu işin ne kadarına girmeli konuları tartışıldı.

 

İpek Cem: Acaba yüzlerini göstermekten mi çekindiler yoksa kendi kurumlarındaki yangınları mı söndürüyordular böyle bir arkalarından laf oldu mu?

 

Tuncay Özilhan: Tabii ikisi de geçerli. Hem çok ortalıkta görünmek istemediler hem de herkes tabii şirketinde ülkesinde yangın söndürmekle meşguldü. Hatta tesadüfen bir iki büyük şirketin, mesela ING'nin Başkan Yardımcısı bir toplantıda İngiltere Başbakanı Brown'ın olduğu bir toplantıda yine konuşmacıydı ve sual sorma aşaması gelince çok sert eleştiriler aldı. Ne yüzle burada oturuyorsun, şirketinde bu kadar çok şey olup biterken neredeydiniz gibi tenkitlerle karşılaştılar.Tahmin ediyorum bunları düşündükleri için çok Davos toplantısına rağbet etmediler.

 

İpek Cem: Davos toplantılarına damgasını vuran bir olay da tabii ki Ortadoğu'yla ilgili oturum düzenlenmesi. Siz de izleyiciler arasındaydınız Perez'in, Başbakanımızın, Amr Musa'nın katılımcılar arasında olduğu toplantı ve Başbakanımızın toplantıyı terk etmesi. Bunun üstünde çok konuşuldu ve üstünden bir süre de geçti. Siz şimdi bunun ikili ilişkileri etkileyeceğini ve ekonomik anlamda bizi darboğaza sokacağını düşünüyor musunuz?

 

Tuncay Özilhan: Ben, esasında ilişkilerin çok soğuyacağı ihtimalini vermiyorum. Çünkü hakikaten iki ülke de bölgede çok önemli ülkeler. Birçok dengeyi beraber sağlayan ülkeler. Her ikisi de Amerika'nın müttefiki. Esasında olmasaydı çok daha iyiydi. Ama olduktan sonra da her iki tarafta bunu tamir etmek için birtakım adımlar attılar. Ama tabii ne olursa olsun bu tip ilişkilerde iz bırakıyor.Nasıl Irak'ta bizim askerlere yapılan hareket hiçbir zaman unutulmuyorsa bu da unutulmayacaktır. Bir takım izler bırakacaktır ama ortak menfaatler bir denge sağlanmasını gerektirdiği için asgariden unutulmuş hissi verilecektir.

 

İpek Cem: Şimdi ekonomiyle siyaset iç içe. Bu yüzden bazı çevreler IMF'le ilişkilerimizi dahi etkileyebilecek bir olay olarak gördüler ve hakikaten de IMF'le bir anlaşma yapma sürecindeyiz. İş çevreleri olarak sizler bu anlaşmaların çok önceden yapılması için çok baskı getirmiştiniz. Bunu ortaya koymuştunuz fakat halen ortada imzalanmış bir anlaşma yok. Öngörünüz nedir?

 

Tuncay Özilhan: Şöyle yorumluyorum, yine bunun IMF'e çok etki edeceğini düşünmüyorum. Çok uzun bir zamandan beri iş alemi böyle bir programın IMF programının anlaşmasının yapılması gerektiğine inanıyor ve çok önemli bir çıta olduğu için inanıyor. Türkiye'ye bu güven duygusunun geleceğine yerleşeceğine inanıyor onun için destekliyor ama hükümet kanadı esasında bu Türkiye'nin aleyhinde bir takım konular olduğu için imzalamıyoruz, olduğu müddetçe de imzalamayız gibi bir söylem içinde tabii o detayları biz bilmiyoruz keşke bunlar kamuoyuyla paylaşılsa da hakikaten bunun arkasında IMF'in ekstra bir takım istekleri var mı görebilsek. İşte şimdi ikinci dalga söylemleri var. Hakikaten Türkiye bugüne kadar bir takım bu konuda ekonomide bozulmalar, işşizliğin artmasına rağmen dünyadaki Avrupa'daki ve Amerika'daki diğer başka ülkelerdeki etkileri kadar zarar görmedi. Dolayısıyla bunun, böyle bir anlaşmanın, böyle bir yönetimi çok daha rahatlatacağı kanaatindeyim.

 

İpek Cem: Siz aynı zamanda çok koyu Beşiktaşlısınız ve şu anda isminiz Beşiktaş Başkanlığı için de geçiyor. Bu planlarınız arasında yer alıyor mu?

 

Tuncay Özilhan: Bunun sohbeti oluyor çok. Giden gelen oluyor. Görüşüyoruz. Ama ortamı görmek lazım, gelişmeleri görmek lazım şu anda bir ekip var işbaşında onların performansını takip etmek lazım. Ondan sonraki aşamadaeğer hakikaten iyi bir grup oluşursa Beşiktaş camiası elele verirse taraftarıyla, yöneticisiyle, gönül verenleriyle bir ekip olarak belki buna talip olabiliriz. Ama o ortamın oluşması gerekiyor, o istemin oluşması gerekiyor. Eğer öyle bir ortam olursa, iyi bir ekip olursa herkes kollarını sıvamaya hazır olursa ben de onlara destek olabilirim.

 

İpek Cem: Peki çok teşekkür ediyorum.

 

Tuncay Özilhan: Ben teşekkür ediyorum.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.