8 Mart 2006
Ursula Plassnik

Plassnik, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını yürüten Avusturya'nın Dışişleri Bakanı

İpek Cem: Bu akşamki konuğumuz Ursula Plassnik, Avusturya Dışişleri Bakanı. Kendisi aynı zamanda şu anda Avrupa Birliği içerisinde çok kilit bir önem taşıyor çünkü şu anda Avusturya Avrupa Birliği'nin dönem başkanı. Programımıza hoş geldiniz, çok teşekkür ederim. 3 Ekim tarihi Türkiye açısından ve aynı zamanda Avrupa Birliği açısından çok önemli bir tarihti ve Avusturya bu süreç içerisinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin müzakerelere başlamasına karşı çıkan ülkelerden biri olarak ön plana çıktı. Temel fikir şuydu; Türkiye ile müzakerelerin başlaması herkesin istediği bir şey gibiydi ama Türkiye için bazı şartlar öne sürülüyor gibiydi. Mesela müzakerelerin doğasının ucu açık olması Avrupa Birliği'nin hazmetme kapasitesi gündeme geldi ve Türkiye'de tabi birazcık heyecan yaşandı ve bütün bu faaliyetler nedeniyle endişe yaşandı. Şimdi Avusturya Avrupa Birliği dönem başkanı olarak görev yapıyor ve genişleme süreci de çok önemli bir konu. Acaba 3 Ekim tarihinden bu yana neler değişti Avusturya'nın dönem başkanlığıyla birlikte?

 

Ursula Plassnik: Evet 3 Ekim tarihinde çok farklı duygular bir arada yaşandı aslına bakarsanız. Zannediyorum herkes için de zor bir dönemdi bu tarih. Ancak her zaman şu fikre sahibim ve şu duyguya sahibim, her zaman çok açık bir iletişim kurmaya çalıştım. Türk meslektaşlarımla da aynı şeyi yapmaya çalıştım ve aynı şekilde de Türk kamuoyuna da açıkça görüşlerimizi dile getirmeye çalıştık.Böylesi bir durumla, önemli bir durumla karşı karşıyaydık çünkü. Çünkü temel nokta şuydu; çok açık olmamamız gerekiyordu. Birbirimizden ne beklediğimizi açıkça dile getirmemiz gerekiyordu ve çok yakından gerekli olan koşullara bakmamız gerekiyordu. Aynı şekilde hukuki metinleri çok dikkatlice incelememiz gerekiyordu. Türkiye'yle böylesine önemli bir sürece başlamadan önce yani burada müzakerelerin başlamasından bahsediyoruz, her şeyin dikkatle incelenmesi gerekiyordu Türkiye'yle müzakereler başlamadan önce. Bu nedenle bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman bence her şeyin sonunda belki de yeni bir anlayış düzeyine erişmiş olduk. Belki daha az duygusal davranmaya başladık, hayal kırıklıklarımız belki geride kaldı artık. Artık daha emin olduk, daha gerçekçi davranmaya başladık ve artık şimdi çok somut noktalara bakıyoruz. Yapmamız gereken ne onları incelemeye başladık. Şimdi önümüzde çok önemli bir reform süreci var, Türkiye'de de bu süreç hala devam ediyor.

 

İpek Cem: Son günlerde yapmış olduğunuz açıklamalarda Türkiye'yle müzakerelerin ilk başlıklarının Avusturya'nın dönem başkanlığı sırasında başlayabileceğini söylemiştiniz. Bunun hala gerçekçi bir hedef olduğunu düşünüyor musunuz ve bu başlıkların açılmasının zamanlaması ne zaman olabilir? Çünkü mayıs ayından bahsediliyor genel olarak.

 

Ursula Plassnik: Şu anda ne olup bittiğine bakacak olursak çok teknik bir süreç içerisinde yer alıyoruz şu aşamada. Zaten bu sıradan bir süreçtir ve bu süreç her türlü aday ülke içinde uygulanır, her türlü aday ülke bu süreçten geçer. Öncelikle tabi ki hukuki bazı ödevlerin yapılması gerekiyor, bunu bu şekilde ifade edebiliriz.Bir tarama süreci içerisindeyiz, bu tarama süreci içerisinde Avrupa Birliği mevzuatlarını bir taraftan incelerken diğer taraftan da Türk mevzuatını incelemeliyiz, karşılaştırmalar yapmalıyız ve ne kadar uyum sağlanabilir ikisi arasında bunu anlamaya çalışmalıyız. İlk müzakere başlığı, büyük bir olasılıkla ele alınacak konu araştırma ve geliştirme başlığı olacak. Bu başlığa baktığımız zaman bu müzakere başlığı aslına bakarsanız diğerlerine kıyasla çok daha kolay bir müzakere başlığıdır. Çünkü Avrupa Birliği müktesebatı içine baktığımız zaman çok fazla madde yer almaz bununla ilgili, bu başlıkla ilgili. Bu açıdan basit bir başlıktır. Türk hükümetine de son dönemde yapılmış bir davet söz konusu, tıpkı Hırvatistan hükümetini de davet ettiğimiz gibi. Bu konuyla ilgili olarak yani bu müzakere başlığıyla ilgili olarak kendi görüşlerini bizlere iletmelerini rica ettik müzakere süreci içerisinde. Şimdi gerekli yanıtları bekliyoruz. İşte bu şekilde ilerlemeye devam edeceğiz,yani belirlenmiş bir rutin bir program söz konusu. Bu açıdan ilerlemeye devam edeceğiz. Tabi ki adil davranacağız bu süreçte ve aslına bakarsanız bu süreç içerisinde ortaklar gibi davranacağız.

 

İpek Cem: Son dönemde bir karikatür krizi yaşandı, çok büyük tartışmalar yaşandı. Aynı zamanda iş birliği de söz konusu oldu Türkiye ve Avrupa Birliği içerisinde. Sizin ardından Javier Solana'nın çabaları, ardından İslam Konferansı Örgütü'yle yapılmış olan bir toplantı söz konusu oldu. Acaba bu kriz Avrupa Birliği içerisinde nasıl algılandı, farklı ülkeler bu krizi nasıl algıladı acaba? Çünkü çok duygusal bir konuydu aslına bakarsanız, çok fazla tartışılan bir konuydu. Bazıları yeterince Danimarka'ya destek verilmediğini söyledi, bazıları İslam ülkelerinin çok fazla sinirlendiğini, çok fazla öfkeye kapıldığını söyledi. Siz neler söyleyeceksiniz?

 

Ursula Plassnik: Evet tabi ki çok zorlu bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Bir şekilde aslına bakarsanız hepimiz karikatür krizi olarak adlandırıyoruz ama bu kriz aslına bakarsanız derinleri, kökleri çok derinde olan bir sorunun üzerindeki örtüyü kaldırdı, bu sorunun ele alınması gerektiğini bizlere gösterdi. Yani şunu söyleyebiliriz, bu sorunu tek bir günde çözümlememiz mümkün değil. Evet, İslam ülkelerine baktığımız zaman bu ülkelerde çok büyük bir öfke söz konusuydu. Özellikle de Arap dünyasında çok büyük bir öfke yarattı bu karikatürler ve bunların köklerinin çok da derinde olduğunu söylememiz gerekiyor bu sorunun. Tam olarak karikatürlerle de bağlantılı olmayan bir nedeni var bu sorunun ve bu sorunun mutlaka çözümlenmesi gerekiyor. Avrupalıların tabi ki kendi görüşlerini dile getirmeleri gerekiyor. Bizim açımızdan değerlendirdiğimiz zaman İslam ya da İslam dünyası çok uzakta olan ya da Avrupa'nın dışında olan bir şey değil aslında. Biz kendi ülkelerimizde, Avrupa içerisinde yaşayan Müslüman cemaatleri söz konusu ve biz onlarla birlikte bir yaşam sürdürüyoruz. Onlarla birlikte yaşıyoruz ve çok olumlu bir ruhla bu yaşamı sürdürmeye çalışıyoruz. Mümkün olanın en iyisini yapmaya çalışıyoruz, karşılıklı anlayışımızı geliştirmeye çalışıyoruz.

 

İpek Cem: Türkiye her zaman kendisinden bir köprü ülke olarak bahseder doğu ve batı arasında, Müslüman ülkelerle ve modernite arasında bir köprü görevi üstlendiğini dile getirir Türkiye. Şunu sormak istiyorum; Türkiye Avrupa Birliği'ne daha da yakınlaştıkça ve Avrupa Birliği Türkiye'ye daha yakınlaştıkça, siyasi, ekonomik uyum daha da fazlalaştıkça Türkiye acaba daha fazla mı bu rolü üstlenecek bu köprü rolünü. Böylesi bir rolü üstleneceğini düşünüyor musunuz Türkiye'nin, Batı dünyası ile Müslüman ülkeler arasındaki diyalog açısından?

 

Ursula Plassnik: Türkiye şu aşamada Avrupa Birliği'ne ve Avrupa Birliği'nin değerler bütünlüğüne doğru ilerliyor. Türkiye Avrupa Birliği'nin üyesi olmak istiyor. Zaten müzakere süreci de tamamen bununla ilgili, Türkiye'nin hedefi de bu yönde. Bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman, Türkiye'ye mesela baktığımız zaman nüfusunun % 99'u Müslüman olan bir ülke. Genel olarak Müslüman bir ülkeden bahsediyoruz burada ve Türkiye'nin bulunduğu noktaya da baktığımız zaman sıra dışı gelişmelerin yaşandığı bir bölgenin tam ortasında yer alıyor. Müslüman toplumlarını moderniteyle, Avrupa değerleriyle, açıklıkla, çoğulculukla bir şekilde bağdaştırmaya, bu ikisi arasındaki uyumu sağlamaya çalışıyor ve bunun çok heyecan verici bir proje olduğunu söylemek istiyorum. Çok kararlılıkla ilerlenmesi gereken bir proje Türkiye projesi ve zannediyorum çok büyük değişimler yaratacaktır ve Türkiye'nin kendi içerisinde de, kendi toplumunda da büyük değişimleri beraberinde getirecektir. Ancak her taraf, bütün taraflar bunu çok büyük bir dikkatle ve destekle bu projeyi izleyecektir, takip edecektir diye düşünüyorum. Yani bu süreç nasıl devam edecek, bu gelişmeler nasıl ilerleyecek hepimiz izleyeceğiz.

 

İpek Cem: Çoğu zaman şu iddia gündeme getirilir ve şunu duyarız; Avrupa vatandaşları özellikle de Avrupa vatandaşlarının bazılarının Türkiye'ye çok şüpheci yaklaştığını, Türkiye'nin üyeliğine şüphecilikle yaklaştığını Türkiye çok büyük bir ülke olduğu için ve Avrupa'nın geneline kıyasla daha yoksul bir ülke olduğu için buna karşı çıktıkları söylenir. Avrupa ülkelerindeki kamuoyu araştırmalarına bakıyoruz;mesela Almanya, Fransa, Lüksembourg ve Avusturya'daki kamuoyu araştırmalarında da genel olarak genişlemeye verilen destek ve özellikle de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımına verilen destek aslına bakarsanız oldukça düşük. Eğer bugün bir referandum düzenlenseydi Türkiye konusunda büyük olasılıkla Türkiye bu ülkelerin halkları tarafından Avrupa Birliği'ne kabul edilmeyecekti. Siz bu sürecin nasıl ilerlediğini düşünüyorsunuz?

 

Ursula Plassnik: Abdullah Gül son defa Viyana'ya geldiği zaman kendisine de bir gazeteci tarafından aynen bu soru soruldu. Gazeteci kendisine şöyle söyledi; ''eğer bir referandum düzenlense ve sonucu olumsuz olsa ne yaparsınız?'' dedi ve kendisi hiç tereddüt etmeden şu cevabı verdi; ''bir referandumun sonucunu kabul etmek zorundasınız''dedi. Şunu eklemek istiyorum; belki de biraz farklı bir görüş olacak ama aslına bakarsanız işte bu nedenle adım adım ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde. Her iki tarafında şunu anlamsı gerekiyor bu süreç içerisinde; bu çok uzun bir yol olacak ve belirli noktalarda geri adımlar atılacak. Zaman zaman çok heyecan dolu, çok mutluluk dolu anlar yaşanacak bu süreç içerisinde. Zaman zaman şüpheler yaşanacak bir tarafta ya da diğer tarafta. İşte bunu mutlaka beklememiz ve kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ama bütün bunlara rağmen belirlediğimiz hedefi her zaman vizyonumuzda ön planda tutmamız gerekiyor. Şunu bilmemiz gerekiyor;biz bunun için çalışıyoruz,bu hedefe ulaşmak için çalışıyoruz ve aynı zamanda tabi ki şunu da düşünerek ilerlememiz lazım. Referandum müzakere sürecinin sonunda düzenlenecek, bu sürecin her şeyin sonunda düzenlenecek. Yani çözümlere ulaştığımız zaman bu referandum düzenlenecek. Bu nedenle de o süreçte mesela Avusturya'da düzenlenecek bir referandumda ya da başka ülkelerde düzenlenecek referandumlarda sunulacaklar çok kapsamlı, çok uzun bir yolun sonunda ulaşılmış bir sonuç olacak. Çok kapsamlı bir sonuç, kapsamlı bir müzakere sürecinin sonucunu halklarımıza sunacağız ve Türkiye'yi böylelikle Avrupa Birliği'nin, Avrupa Birliği sisteminin, Avrupa değerlerinin hukuk üstünlüğünün bir parçası haline getirmeye çalışacağız ve bu sonucu kamuoyuna sunacağız, halklarımıza sunacağız. İşte bu koşullar altında bu referandumlar düzenlenecek ve bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman elde edeceğimiz sonuçların müzakereleri düzenleyen kişiler olarak halkalarımız tarafından da kabul edilebileceğini düşünüyorum. Her iki tarafı aslında ikna edeceğiz. Bir taraftan Türklerinde bunu kabullenmesi gerek. Türklerinde Avrupa projesinin bir parçası olduğunu kabul etmeleri gerekiyor.

 

İpek Cem: Evet haklısınız geçen yıl Türkiye'de kamuoyu araştırmalarına baktığımız zaman Avrupa'ya verilen desteğin geçmişe kıyasla daha düşük olduğu görüldü. Bunlardan bir bölümü Avrupa'nın çekincelerinden kaynaklandı, bazıları dünya olaylarından kaynaklandı, bazıları iç meselelerden kaynaklandı ama doğru. Her iki tarafta da bir şüphe söz konusuydu. Şimdi Avrupa Birliği dönem başkanlığına dönmek istiyorum. Dönem başkanı olarak belirlemiş olduğunuz hedefler var, karşılaşacağınız sorunlar söz konusu. Özellikle de Avrupa Birliği anayasasını düşündüğümüz zaman haziran ayında bazı toplantılar düzenlenecek ve bu toplantıda zannediyorum bir rapor ya ada en azından bundan sonra nasıl ilerleneceğine dair bir belge sunacaksınız zannediyorum karşılaşacağınız temel sorunlarla ilgili olarak. Şunu sormak istiyorum; Avrupa Birliği için, Avrupalılar için temel hedef ne olmalı ki gerçekten Avrupa projesine, Avrupa Birliği projesine tekrar tam anlamıyla inanabilsinler? Evet tek bir cümleyle açıklayamazsınız belki bu soruyu belki ama sizin görüşünüzü de merak ediyoruz.

 

Ursula Plassnik: Aslında az önce tartıştığımız soruyla da bir bağlantısı var bu sorunun,o bağlamda değerlendirebiliriz. Beklentilerin yönetimi son derece önemli, beklentileri nasıl yönlendireceğiniz çok önemli. Beklentiler söz konusu olduğunda çok dikkatli olmanız lazım. Avrupa her sorunu çözemez. Türkiye'nin sorunlarını da çözemez, Avrupa'nın bütün sorunlarını da çözemez. Yani bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman çok fazla yük yüklememek lazım beklentiler açısından değerlendirdiğimiz zaman. Yani Avrupa Birliği'nin kapasitesinden ve her türlü sorunu çözeceğine dair kapasitesinden çok fazla şey beklememiz lazım. Gerçekçi olmamız lazım, gerekli dengeleri kurmamız lazım. En iyisi her düzeyde karşı karşıya olduğumuz her düzeyde en iyi yapılması gereken şeyin ne olduğunu belirlememiz lazım. Bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman, Avrupa'nın deneyimleri açısından değerlendirdiğimiz zaman bu çok önemli. Pratik sonuçlara yönlenmemiz gerektiğini düşünüyorum çünkü insanlar pratik yanıtlar istiyorlar sordukları pratik sorulara. Bunların arasında mesela Avrupa'nın sınırları var, Avrupa'nın sınırları ne kadar geniş? Daha da büyüyecek mi diye soruyor halklarımız. Aynı şekilde hangi koşullar altında bu soruları tartışacağız, bunlara yanıtlar bulmamız çok önemli. Benim açımdan değerlendirdiğimiz zaman çok olumlu bir kavram var. Bu da şunu dile getirmememiz lazım; mutlaka Avrupa'daki zihinlerimizi Avrupa yaşam tarzı üzerinde yoğunlaştırmamız gerektiğini düşünüyorum. Evet karmaşık bir değerler bütününden bahsediyoruz. Karmaşık değerleri, karmaşık kuralları geliştirdik ve bunlarla birlikte yaşıyoruz. Bu değerlere baktığımız zaman bunlar arasında aslında birliği sağlamakta son derece zor. Çünkü bir tarafta birliği bir tarafta çeşitliliği bir araya getirmemiz lazım. Bu kadar çeşitliliğin fazla olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. Avrupa'da çeşitlilik çok fazla, bunların uyumunu nasıl sağlayabilirsiniz? Rekabetçi ekonomileri düşünelim mesela, bu rekabetçi ekonomilerle sosyal reformları nasıl sağlayabiliriz mesela? Bir taraftan çevreyi nasıl koruyabiliriz? Aynı şekilde Avrupa barış sürecini nasıl gerçekçi hale getirebiliriz her nesil açısından ve bunlar çok önemli ve Balkanların bu alanda çok önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. İşte bütün bunları göz önünde bulundurduğunuz zaman, bu hedefleri göz önünde bulundurduğunuz zaman çok açıkça yanıtlar bulunması lazım ve anayasada bunlara çok açık yanıtlarda verildiğini görüyoruz. Eğer bunlara baktığınız zaman bir Avrupa yaşam tarzı olacağını göreceksiniz,ortak bir geleceğimiz, ortak bir kaderimiz olduğunu göreceksiniz.

 

İpek Cem: Avrupa'da diğer taraftan bir işsizlik sorunu var. Son dönemlerde okuduğuma göre yaklaşık 14 milyon işsiz söz konusu Avrupa genelinde eğer yanılmıyorsam. Acaba Avrupa Birliği düzeyinde bu sorunu çözmek için geliştirilmiş özel projeler var mı ve genişleme genellikle daha fazla işsizlik yaratacağı düşüncesiyle bir risk olarak değerlendiriliyor öyle değil mi?

 

Ursula Plassnik: Hepimizin mutlaka küreselleşme güçlüğüyle yüz yüze gelmemiz yüzleşmemiz gerekiyor. Avrupa Birliği düzeyinde yapacaklarımıza baktığımız zaman tabi ki küreselleşmeyle birlikte gelen sorunlarda söz konusu ve bunlara doğru yanıtlar vermemiz lazım ve Avrupa vatandaşlarına da bu konuyla ilgili açık yanıtlar vermemiz lazım. Evet doğru şimdi çoğu insanın aklındaki birinci sorun bu işsizlik sorunu. Bu konuda endişeleri var, işsizlik konusunda endişelere sahip olduklarını görüyoruz ve herkes açısından da ve belirli düzeylerde neler yapılabileceğini görmek de çok kolay değil. İlk aşamada tabi ki istihdam politikası ulusal bir meselesidir, ulusal sorumluluklar söz konusudur bu sorunu çözmek için ancak Avrupa Birliği düzeyine de bazı çerçeve koşullar hazırlanabilir ve bu koşulların sağlanması istenebilir ve istenecektir de diye düşünüyorum. Mesela önümüzdeki bahar aylarında Avrupa konseyi 2 hafta içerisinde özellikle de bu konuları ele almaya çalışacak, araştırma geliştirme konusu üzerinde yoğunlaşacak. Avrupa'nın bundan sonrada yenilikçi olması ve insan kaynaklarını çok iyi kullanması çok önemli, bunun üzerinde yoğunlaşacağız. Yine aynı zamanda tabi ki KOBİ'lerin potansiyellerini de değerlendirmeye çalışacağız. Aslında bunlar istihdam sorununu çözecek temel noktalar KOBİ'ler diye düşünüyorum. Bu konuları ele alacağız ve bu aşamada bu çerçevede de mesela enerji konusuna yakından bakmamız lazım. Acaba neler yapabiliriz ki yeni enerji potansiyelleri politikaları geliştirebilelim, bu çok önemli.

 

İpek Cem: Balkanlardan bahsettiniz, bunun sizin önceliklerinizden biri olduğunu biliyoruz. Romanya ve Bulgaristan'ın Avrupa Birliği'ne belki de 2007'nin Ocak ayında katılması bekleniyor eğer bir erteleme olmazsa. Bu konuda sizin beklentileriniz ne acaba? Zannediyorum bu konuyla ilgili raporlar yakında yayınlanacak.

 

Ursula Plassnik: Evet tabi ki Romanya ve Bulgaristan'ın Avrupa Birliği'ne katılımı konusundaki durumu değerlendirdiğimiz zaman 2007'nin Ocak ayından bahsediliyor ancak tabi ki eğer herhangi bir şekilde bir erteleme süreci harekete geçirilmezse bu söz konusu olacak. Bir olasılık var yani bir ertelemede söz konusu olabilir. En azından 1 yıllığına bir erteleme söz konusu olabilir. Bu konuyla ilgili karar belki mayıs ayında alınabilir, mayıs ayında alınmasını bekliyorum. Bu da hazırlanacak, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanacak rapora bağlı olarak verilecek. Şu anda Romenler ve Bulgarlara baktığımız zaman kendi ev ödevlerinin tamamlama sürecindeler. Çok farklı konular var, hala yeni adımlar atmaları gerekiyor bu alanlarda. Özellikle hukukun üstünlüğü alanında adımlar atılması lazım.Hukuki sistemde aynı şekilde organize suçla mücadelede bazı adımlar atmaları gerekiyor. Belirlenmiş bir takvim söz konusu bu konuyla ilgili olarak, bir ev ödevi gündemleri söz konusu. Bunu üzerinde şu anda çalışıyorlar ve tabi ki bize sadece gerekli değerlendirmeleri kaydettikleri ilerlemeleri değerlendirmemiz kalacak, mayıs ayında bu yapılacak.

 

İpek Cem: Avusturya'ya baktığımız zaman Avusturya aslına bakarsanız Türk kökenli vatandaşların çok fazla yaşadığı ülkelerden bir tanesi Almanya ve Fransa'dan sonra. Yaklaşık 200 bin Türk yaşıyor ve bunların zannediyorum 100 bini Avusturya vatandaşı. Şunu sormak istiyorum; genel olarak Türk toplumuyla ilişkiler nasıl ilerliyor Avusturya toplumuna bütünleşme süreçleri nasıl ilerliyor? Bu bütünleşmeyi daha etkin kılmak için geliştirilmiş programlar var mı? Başka toplumlardan da halklar olduğunu biliyorum ama genel anlamda değerlendirdiğimiz zaman bu topluluklarla ilişkiler nasıl ilerliyor Avusturya'da?

 

Ursula Plassnik: Aslına bakarsanız bu konuya çok fazla dikkat veriyoruz. Çok yoğun bir şekilde üzerinde çalışıyoruz yani farklı toplulukların bütünleşmesini sağlamak için. Mesela sizi Viyana'ya davet etmek isterdim. Oraya gidip baktığınız zaman orada yaşayan çok büyük bir Türk toplumu söz konusu. Artık bizim sıradan yaşamımızın bir parçası haline geldiler. Manchmark'a gitseniz, Brunenmark'a gitseniz zaten bu Türk halkının, Türk vatandaşlarının etkisini çok açık bir şekilde göreceksinizdir. Yani şunu söyleyebilirim; genel olarak farklı toplumlardan, farklı dinlerden, kültürlerden gelenlerin Avusturya toplumu ile bütünleşmesini sağlamak için çok dikkatli davranıyoruz. Tabi ki bu konuyla ilgili olarak karşılaştığımız bazı zorluklarda söz konusu olabiliyor zaman zaman.Mesela okullara baktığınız zaman farklı diller konuşuluyor ve bu konuda onlara destek olmaya çalışıyoruz. Zaman zaman tabi ki yeterince destek verilmediğini düşünenlerde olabiliyor ama bu konunun çok tabi ki tartışılacak alanları söz konusu. Ancak diğer taraftan da genel olarak özelliklede Müslüman cemaatiyle de çok olumlu ilişkilerimiz olduğunu söyleyebilirim. Dini derslerin verilmesi söz konusu kamu okullarında. Dini dersler yaklaşık 25 yıldır veriliyor, bu konuda çok açık bir politikamız var. Yine aynı şekilde öğretmenlerin formasyonları konusunda desteğimiz söz konusu. Bu da sürekli olarak yapılıyor. Din dersleriyle ilgili olarak gerekli yardımlar sağlanıyor. Bu dersler Almanca olarak da düzenleniyor. Yine aynı şekilde bu bütünleşme sürecini mümkün olduğunca kolaylaştırmaya çalışıyoruz ki böylelikle hep birlikte başarılı bir süreç ortaya çıksın. Farklı taraflardan edindiğim izlenime de baktığım zaman bu sürecin doğru yolda ilerlediğini, bu bütünleşme sürecinin doğru yolda olumlu bir şekilde ilerlediğini söyleyebilirim. Genel olarak geleceğimize baktığımız zaman da olumlu bir hava seziyorum.

 

İpek Cem: Gördüğümüz kadarıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le başarılı bir iletişiminiz söz konusu, medyaya da yansıyor bu zaman zaman. Zor zamanlarda acaba bu yardımcı olan bir iletişim mi? Çünkü zorlu konuları tartışmanız gerekiyor ve böyle bir süreçte birbirinizi dinlemek, karşılıklı iletişim kurabilmek faydalı oldu mu acaba? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

Ursula Plassnik: Kesinlikle öyle. Bunu kesinlikle söyleyebilirim. Kendisine çok saygı duyuyorum, kendisine bir meslektaşım olarak, bir insan, bir siyasetçi olarak bile çok büyük saygı besliyorum, saygı duyuyorum ve en azından benim açımdan ki zannediyorum kendisi de bunu söyleyecektir diye düşünüyorum son derece açık ve son derece olumlu bir ilişki, olumlu bir diyalog kurmuş durumdayız. Birbirimizle zor zamanlarda da iletişim kurabiliyoruz, bu iletişimi sürdürebiliyoruz. Zaman zaman birbirimizi telefonla arıyoruz. Mesela bir sorun söz konusu olduğu zaman, birbirimize bir mesaj vermek istediğimiz zaman çok rahatlıkla birimiz diğerini telefonla arayabiliyor. Bunu çok doğrudan açık bir şekilde yapabiliyoruz ve tabi ki zaman zaman belirli anlarda kendisiyle aynı görüşleri paylaşmadığımızı da biliyoruz. Belirli noktalarda görüş ayrılıkları da yaşıyoruz ama zannediyorum bu çok iyi bir ilişkinin de bir parçasıdır diye düşünüyorum. Böylesi bir iletişimde mutlaka iletişiminizi devam ettirirsiniz, karşınızdaki tarafı da ciddiye alırsınız. Böyle bir durumda tüm bunların yaşanması normaldir diye düşünüyorum. Zannediyorum bundan sonrada bu diyalog gelecekte de devam edecektir. Kendisiyle Sn. Abdullah Gül'le değil sadece aynı zamanda ekibiyle de çalışmak çok büyük bir zevk.

 

İpek Cem: Ortadoğu'daki Amerika'nın politikalarına baktığımız zaman Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor çünkü İran ve Irak'ın komşusu olan bir ülke Türkiye. Şu aşamada değerlendirdiğimiz zaman İsrail ve Filistin'deki duruma da baktığımız zaman gergin bir hava olduğunu da söyleyebiliriz bu açıdan. Şunu çok iyi biliyoruz; Avrupa Birliği bu tarz konularda çok daha aktif bir rol üstlenmek istiyor uluslararası meselelerde ve özellikle de daha güçlü olmak istiyor uluslararası anlamda ve bu politikalarını gündeme getirmek açısından. Şunu sormak istiyorum acaba; ABD'nin hangi politikaları Avrupa Birliği'nden farklı özellikle de Ortadoğu konusunda. Size bu soruyu sorarken tabi ki bu soruyu Avrupa Birliği'nin temsilcisi olarak size yöneltiyorum. Belki de Avusturya'nın farklı görüşleri varsa bunu da ifade edebilirisiniz.

 

Ursula Plassnik: Ortadoğu meselesine baktığımız zaman Ortadoğu barış süreci her zaman desteklemek istediğimiz bir süreç oldu. Sizin de bildiğiniz gibi sürekli olarak devam eden bir istişaremiz söz konusu. Ortadoğu dörtlüsü kapsamında Avrupa Birliği bu açıdan aktif bir rol üstleniyor ve bunun son derece önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum. Önemli olan da şu; ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in hep birlikte Ortadoğu dörtlüsü olarak bundan sonrada ortak tutumlar belirlemesi bu aşamada hem İsraillileri hem de Filistinlileri desteklemeye devam etmesi büyük bir önem taşıyor. Birbirleriyle kurdukları ilişkilerde onlara destek olmak, birlikte nasıl yaşayacakları konusunda onlara destek olmak, gerekli desteği sunmak, gerekli bilgileri sunarak bunu yapması çok önemli diye düşünüyorum Ortadoğu dörtlüsünün.

 

İpek Cem: Şu anda 8 Mart günündeyiz, Dünya Kadınlar Günü'ndeyiz. Avrupa'ya bakıyoruz ve Avrupalı kadınların diğer dünyanın geri kalanındaki kadınlara kıyasla çok da gelişmiş olduğunu görüyoruz. Siz de çok başarılı Avrupalı bir kadınsınız. Siz Avrupalı kadınların bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela 10 yıl ya da 20 yıl öncesine kıyasla gerçekten beklenilen düzeyde geliştiler mi? Eşit ücret almak, eşit bir eğitim hakkına sahip olmak açısından yoksa hala yapılması gereken şeyler var mı Avrupa'da?

 

Ursula Plassnik: Tabi ki hala yapılması gereken çok fazla şey olduğunu düşünüyorum. Yaşım ilerledikçe hala neler yapılması gerektiğini çok daha iyi görebiliyorum. Mesela ben bir aile içerisine ve öyle bir aile içerisinde yetiştim ki bu aile içerisinde kadınların ortak haklara sahip olması, ortak yükleri taşıması söz konusuydu ve bir katkısı olması söz konusuydu. Bu açıdan ben kendimi şanslı hissediyorum ve zaman ilerledikçe de şunu görebiliyorum; ancak hala yapılması gereken çok fazla şey. Hem kadın ve erkeklere toplumun her düzeyinde istenilen gelişmişlik düzeyine hala gelinmiş değil. Mesela bilgiye ulaşım açısından, eşit ücretlere sahip olmak açısından. Evet eğitim hakkı açısından çok fazla gelişme sağlandı ama dünya geneline baktığınız zaman hala yapılması gereken çok fazla şey ve verilmesi gereken çok fazla destek var. Bu bölgelere de bağlı aslında bakarsanız. Mesela Türkiye bu açıdan çok önemli bir örnek. Türkiye, Avrupa'da çok fazla kadın başbakan olmamıştı, Türkiye bu açıdan güzel bir örnek. Diğer taraftan baktığımız zaman Türkiye açısından değerlendirdiğimiz zaman bilgiye ulaşım açısından, kadınların bilgiye ulaşımı açısından belki de hala istenilen düzeye gelinememiş olabilir. Bu açıdan da hala atılması gereken adımlar var. Artık yeter dememeliyiz diye düşünüyorum. Hiç bir şeyi olduğu gibi kabul etmememiz gerektiğini düşünüyorum. Diğer taraftan hala adımlar atmamız lazım. Yine siyasi yaşamda da değerlendirdiğimiz zaman kadınların artık bu sürecin bir parçası olmaya başladığını görüyoruz.

 

İpek Cem: Peki kadın olmanın size zaman zaman siyasi yaşamınızda daha iyi iletişim kurabilmek açısından yardımcı olabildi mi? Daha iyi anlamak için insanları size yardımcı olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Ursula Plassnik: Aslına bakarsanız iletişime açık olmak konusunda çok da başarılı mıyım bilemiyorum. Mesela erkek meslektaşlarımdan bazıları bunu benden çok daha iyi yapıyor. Bunu çok rahatlıkla görebiliyorum ama tabi ki iyi bir denge olduğunu söyleyebiliriz. Yani zaman zaman kadın olmanın getirdiği bazı dezavantajlar, bazı önyargılar var karşı karşıya kaldığınız kadın olmanızdan dolayı ve bunları az çok biliyorsunuz ve buna göre davranmaya çalışıyorsunuz. Diğer taraftan da baktığımız zaman evet kadınların belki de bazı davranışlar açısından değerlendirdiğimiz zaman daha şanslı olduğunu söyleyebiliriz ve belki de belirli noktalarda erkeklere kıyasla onlara daha fazla yardımcı olabilirler.

 

İpek Cem: Türk basınına baktığımız zaman sizinle ilgili yorumlar görüyoruz çünkü bir Türk modacı tarafından Atıl Kurtoğlu tarafından dizayn edilmiş eşarplar, fularlar kullanıyorsunuz ve az önce bileziğinizi de fark ettim, Urfa'dan almış olduğunuzu söylediniz bu bileziği. Şunu sormak istiyorum; sizin izlenimleriniz neydi? Bu bölgeye gittiniz bildiğim kadarıyla.

 

Ursula Plassnik: Gerçekten çok etkilendim bunu söylemek istiyorum çünkü bu bölgeyi ziyaret ettiğim sırada Avusturya ve Türkiye tarafından ortaklaşa gündeme getirilen büyük bir hidroelektrik santrali projesi vardı. Bunu, bu bölgeyi ziyaret etme şansım oldu. Bunun dışında, bu projenin dışında bu kentin Urfa'nın güzelliği beni çok fazla etkiledi. Aynı zamanda da insanlarının misafirperverliği, açıklığı beni çok fazla etkiledi. Çok açık bir diyalog içerisinde oldular ve çok hoş anıların var bu bölgeyle ilgili.

 

İpek Cem: Çok teşekkür ediyoruz bu samimi röportaj için. Çok teşekkürler.

 

Ursula Plassnik: Ben çok teşekkür ederim geldiğiniz için.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.