6 Şubat 2008
Yves Carcelle

İpek Cem'in bu haftaki program konuğu dünyanın en büyük lüks ürün şirketlerinden Louis Vuitton'un Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Yves Carcelle.

İpek Cem: Bugünkü konuğum, Louis Vuitton'un CEO'su ve Yönetim Kurulu Başkanı Yves Carcelle. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Yves Carcelle: Çok teşekkürler.

 

İpek Cem: Bildiğim kadarıyla birçok kez İstanbul'u ziyaret ettiniz. Şimdiye dek kaç kez geldiniz? Ziyaretleriniz sırasında hem kendi alanınızda hem de Türkiye'nin büyümesi açısından ne gibi farklar görüyorsunuz?

 

Yves Carcelle: Hayatımın iki ayrı döneminde buraya geldim. İstanbul'a ilk geldiğimde sırt çantalı bir turisttim. Ama Louis Vuitton için ilk İstanbul ziyaretimi 1995'te yaptım. Aslında bir resmi tatilde eşimle birlikte burada dört gün geçirdim ve o dört günün ardından Türkiye'nin lüks mallar piyasası için kesinlikle hazır olduğuna inandım. Yine o dört günün sonunda Nişantaşı'ndaki ilk mağazamız olacak mağazayı seçtim. Bugünkü mağazamızdan çok daha küçük bir yerdi. O zamanlar tabii ki piyasa farklıydı, çünkü İstanbul'da gerçek bir lüks marka yoktu. Ama ben o zamanlar, yani bundan 12 yıl önce, buradaki insanların moda konusunda hevesli olduklarını hissettim. O günden bu yana müşterilerimizin ne kadar sofistike olduğunu gördük. Bütçe döngüsündeki bir artış, bugün daha çok sayıda insanın lüks mallar satın alabilmesini sağlıyor. Tabii ki bu arada birçok başka marka da Türkiye piyasasında bize eşlik ediyor.

 

İpek Cem: "Lüks mallar"dan söz ettiniz. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da lüks üzerine bir konferans düzenlendi ve bu konferansta sektörün birçok uluslararası liderini dinleme fırsatını buldum. Lüks piyasasının genişlemeye devam ettiğini görüyorum. Bu piyasanın bu denli büyümesinin nedeni nedir?

 

Yves Carcelle: Tarihe baktığınızda, bununla ilgili her şeyin, tıpkı Louis Vuitton gibi 19. yüzyılın ortalarında başladığını ve lüks malların on yıllar boyunca çok az sayıdaki Avrupalı seçkinlerle sınırlı kaldığını görürsünüz. 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen şey, giderek daha çok sayıda ülkenin alım gücüne sahip olması ve daha iyi bir yaşama özlem duyması oldu. Bence, ister gelişmiş ülkelerde olsun, ister gelişmekte olan piyasalarda olsun, dünyada giderek daha çok sayıda insan lüks ürünleri kullanma zevkine ve duygusuna sahip olmak istiyor. Doğruyu söylemek gerekirse, bu piyasanın genişlemesinin önünde bir sınır olduğunu sanmıyorum. Burada hepimizin ve bu sektörün lideri olarak Louis Vuitton'un da yaşadığı sorun, benim "lüks mallar paradoksu" olarak adlandırdığım şeydir. Yıllar içinde nasıl büyüyebiliriz? Daha fazla ülkede daha fazla sayıda müşteriyi nasıl memnun edebilir ve aynı zamanda lüks malın ayrıcalıklı konumunu nasıl koruyabiliriz? Bu paradoksu idare etmek, sürekli başarının anahtarlarından biridir, çünkü imajınızı hafifletme veya hizmetinizi hafifletme riskini göze alamazsınız. Louis Vuitton'da bu işi başarmamızın yollarından biri de aslında kendi ürünlerimizi sadece kendi mağazalarımızda satmamızdır. Bugün, tüm dünyada sadece 390 mağazamız var; ciromuzun boyutunu düşündüğünüzde gerçekten çok az sayıda mağazaya sahibiz. Sonuçta, Türkiye'de sadece üç satış noktamız var. Dağıtımı kontrol etmemiz, her yerde aynı hizmeti sunmamızı sağlıyor. Bir Louis Vuitton mağazasına girdiğinizde, yıllarca eğitim verdiğimiz Louis Vuitton personelinden hizmet alırsınız. Bir taraftan sunduğunuz hizmet konusunda çok dikkatli olmanız gerekir ama bir taraftan da coğrafi sorunlar, mali krizler veya bölgesel sağlık sorunları gibi nedenlerle bazı iniş çıkışlar yaşayabilirsiniz. Yine de lüks mallara olan ilginin büyümeye devam edeceğini düşünüyorum. Bu da bizim için iyi bir şey.

 

İpek Cem: Louis Vuitton markası da ister gemilerle olsun, ister uçaklarla olsun, genel olarak seyahat kültürünün gelişmesiyle büyüdü. Bugün artık özel uçaklar var, insanlar gerek iş için, gerek tatil için dünyanın her yerini dolaşıyor. Sizin ürün yelpazenize baktığımızda da birçok değişik ürün, aksesuar ve deri ürünler görüyoruz. Bu seyahat geleneğini nasıl sürdürüyorsunuz ve aynı zamanda markanın imajını hafifletmeden nasıl büyüyorsunuz?

 

Yves Carcelle: Çok ilginç bir soru sordunuz. Evet, bizim geçmişimiz seyahatin geçmişiyle çok bağlantılı. Louis Vuitton 1821'de doğmuş ve köyünden çıkarak Paris'e taşınmış. Paketleme işini öğrenmiş ve 1854'te ilk Trianon sandığını yapmış. Paris'te bir mağaza açmış; atölyesi de Paris'in bir banliyösündeymiş. Macera bu şekilde başlamış. Asıl ilginç olan Louis Vuitton'un 1867'de ilk uluslararası fuara katılması ve o dönemde dahi ürünleriyle tüm dünyayı fethedebileceği fikrine sahip olmasıydı. Bir süre sonra da dünyayı fethetti. Aslında Louis Vuitton'un 1854'ten başlayarak 1977'ye kadar olan tarihinde, sadece seyahatler ve deri ürünler üzerinde yoğunlaştık. Ama bundan 10 yıl önce zaten sektörün önemli bir lideri haline gelmiştik ve müşterilerimizin daha çok çeşitli Louis Vuitton ürünü isteyeceğini biliyorduk. Yaşam tarzının önemli olduğu bir döneme girdikten sonra, insanların artık Louis Vuitton markalı ayakkabıları, giysileri giymeye ve Louis Vuitton saatleri takmaya hazır olduğunu biliyorduk. Bu nedenle 1997, şirket tarihimizde bir dönüm noktası oldu. Sanat Direktörü olarak Marc Jacobs'la çalışmaya başladık. İlk hazır giyim koleksiyonumuzu 1998'de hazırladık; sonra ayakkabılar, saatler, mücevherler ve güneş gözlükleri geldi. Ama bir düşünürseniz, hâlâ sınırlı düzeyde bir ürün yelpazemiz olduğunu görürsünüz. Parfümlerimiz, eve yönelik ürünlerimiz yok. Bu nedenle belli bir noktaya odaklandığımızı söyleyebiliriz. Sizin sorunuza cevap olarak şunu söyleyebilirim: Biz sadece nasıl üretileceğini bildiğimiz ürünleri üretiyoruz. Mesela önce ayakkabılarla başladık. İtalya'da kendi fabrikamız var; bu arada fabrikayı genişletmek için 34 bin metrekare yeni arazı satın aldık. 2002'de saatlerimizi üretmeye başladık; saatlerimizin hepsi İsviçre'deki kendi fabrikamızda üretiliyor. Güneş gözlüğü işine de başladık; ama lüks mallar alanındaki öteki isimler gibi bir başkasına lisans vermedik. Birkaç ay önce Fransa'nın doğusundaki kendi üretim atölyemizde çalışmaya başladık ve bütün güneş gözlüklerimizin bir prototipini ürettik. Markamızın kalitesini koruyarak kapsadığı alanı genişletmenin yollarından biri, gireceğimiz yeni alanlarla ilgili yaptığımız titiz ön çalışmaya dayanır. Louis Vuitton'un adını, satın aldığımız hazır bir ürünün üzerine koyacağımızı veya ürünlerimiz için yarı lisans vereceğimizi hiç sanmıyorum. Bu, bizim felsefemize kesinlikle aykırı. Markamızı hafifletmeden genişlemenin ikinci bir yolu da lüks mal ruhunu özel siparişlerle canlı tutmaktır. Louis Vuitton'un büyüsü, kendi değerlerimizi tamamen koruyabilmemizde yatıyor: Zanaatkarlığımızı koruyoruz; sandıklarımızı ve bagaj çantalarımızı tıpkı 19. yüzyılda olduğu şekilde üretiyoruz. Paris yakınlarındaki atölyemizi ziyaret etme şansına sahip olursanız, sandıkları hâlâ 19. yüzyıldaki gibi çaktığımızı görebilirsiniz. Üstelik bu atölyede istediğiniz bütün özel siparişlerinizi verebilirsiniz. Sevdiğiniz eşyalardan biriyle yolculuk yapmak istiyorsanız, size uygun bir sandık veya çanta tasarlayabiliriz.

 

İpek Cem: Yılda yaklaşık 450 özel sipariş yaptığınızı duydum. Birçok yeniliği bu özel siparişleri yerine getirirken ortaya çıkarıyormuşsunuz. İster güneş gözlüğü olsun, ister saat olsun, yeni bir ürün tasarlarken, kuluçka süreci nasıl işliyor ve hangi adımlar atılıyor? Sizin "Karar verdik, bu ürünü üreteceğiz ve bu şekilde yapacağız" demeniz için ne kadar süre geçmesi gerekiyor?

 

Yves Carcelle: Verdiğiniz iki örneği yani güneş gözlüklerini ve saatleri ele alacak olursak, sanırım "evet, bunu piyasaya sürmeye hazırız" dediğimiz an ile ilk saatimizi veya ilk güneş gözlüğümüzü piyasaya sürdüğümüz an arasında yaklaşık üç yıl geçti. Daha önce de söylediğim gibi ürünün nasıl üretileceğini bilmemiz gerektiği için, bu konuda bilgisi olan insanları işe alıyoruz. Aynı zamanda bu insanları Louis Vuitton'un şirket kültürü ve ruhuyla ilgili olarak eğitiyoruz. Daha sonra en azından önce tasarımın ve sonra da üretimin yapılmasını sağlayacak atölyeye sahip olduğumuzdan emin olmak istiyoruz. Sonra tasarım ve test süreçleri geliyor ve bu yeni ürünlerin 150 yıldan daha uzun bir zamandır sürdürdüğümüz kalite çizgisiyle uyum içinde olduğundan emin oluyoruz. Dürüst olmak gerekirse, yeni bir alana daha kısa bir süre içinde atılsaydık, çok fazla risk almış olurduk.

 

İpek Cem: Bugün dünyaya baktığımızda, yükselişte olan birçok şehir olduğunu görüyoruz. Mağazalarınızdan bazılarını "küresel mağazalar", belki de "amiral gemisi" olarak sınıflandırıyorsunuz. Dünya üzerinde en iyi iş yaptığınız şehirler ve "amiral gemisi" mağazalarınız hangileri?

 

Yves Carcelle: Öncelikle, İstanbul'un da sonunda "küresel mağazalarımız"dan biri olması beni çok mutlu ediyor. Aslında bir süredir hazır giyim ürünlerimizi buraya getirmek istiyorduk, ama sizin de bildiğiniz gibi yeterli alana ve mükemmel bir konuma ihtiyacımız vardı. Bu nedenle bu süreç beklediğimden daha uzun sürdü ama nihayet artık İstanbul'dayız. Bugün artık uluslararası şehirler olarak adlandırdığımız şehirler var: Paris, Londra, Milano, New York, Tokyo, Hong Kong mesela... Bu şehirler çok uzun zamandır hem seyahat, hem de perakende satış dünyalarında yer alıyorlar. Tabii ki Asya ve Çin bizim için inanılmaz yerler. Çin'deki ilk mağazamızı 1992'de açtık. Bugün ülkede 18 mağazamız var ve yıl sonuna kadar bu rakamı 25'e çıkaracağız. Pekin ve Şangay'da çok güçlüyüz. Ama bu yıl mağaza açacağımız şehirler arasında Changsha, Wuhan, Urumuqi, Sheyang,Sanya,Changchun,Suzhou,Qindao,Tianjin, var. Bazı şehirler, Louis Vuitton mağazasına sahip oldukları için de bir anda uluslararası alanda kendilerine bir yer ediniyorlar. Geçen yıl Vietnam'ın Ho Chi Minh şehrinde bir mağaza açtık. 10 yıldır Vietnam'daydık ama birden Vietnam pazarının patladığını gördük. Moskova'daki iki mağazamızın ardından St. Petersburg'da bir mağaza açtık; mağaza şu anda büyük ilgi görüyor. İki yıl önce Ukrayna'da, Kiev'de bir mağaza açmıştık ve şimdi orada büyük bir potansiyel görüyoruz. Gerçekten etkileyici olan unsur şu: Röportajın başında da sözünü ettiğimiz gibi, lüks mallara olan bu talebin dünyanın her yerinde patladığını ve bazı şehirlerin bundan beş yıl veya ön yıl önce hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği şekilde lüks mal alışverişi için harika birer merkez olduğunu görüyoruz.

 

İpek Cem: Marc Jacobs'la ve daha sonra birçok sanatçı ve tasarımcıyla iş birliği yaptığınız için, markanızın ürünlerinde daha önce görmediğim esprili ve eğlenceli bir yön gözlemlemeye başladım. Gerek kirazlarla, gerekse grafitilerle yaptığınız bu sürprizleri sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

 

Yves Carcelle: Evet. Ürünlerimiz, kalitesi ve ayrıcalıklı yaratıcılığı nedeniyle ciddi durmaktadır. Ama lüks ürünlerin sıkıcı olması gerekmez. Dünyanın dört bir yanında insanların medyaya ve birçok dış etkene maruz kaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bence insanları şaşırtmak her zaman için Louis Vuitton'un genlerinde veya DNA'sında yer alıyor. Marc'ın 11 yıl önce aramıza katılışından bu yana, başka yaratıcı insanlarla ortaklık yaptık ve bu ortaklıkları güçlendirdik. Kendi değerlerimize, kendi logomuza karşı güçlü duygular besliyoruz; klasik LV logomuzun Louis Vuitton'un oğlu tarafından 1886'da yaratıldığını ve Damier logomuzun 1888'de yaratıldığını unutmamalıyız. Bu logolar bugüne kadar değişmedi ve bundan 150 yıl sonra da değişmeyeceğinden ve herkesin buna saygı göstereceğinden emin olabilirsiniz. Louis Vuitton olarak, kalıcı değerlere ve ikonlaşmış bir logoya sahip olduğumuz için, insanların yaratıcılıklarını kullanarak ürünlerimizi yenileştirmelerine izin verirken içimiz rahattı. Grafitilerden söz ediyordunuz. Aslında, bu çok ilginç, çünkü Marc bir gün ofisime geldi ve şöyle dedi: "Yves, şirketin yaptığı ilk sandıklarından bu yana oluşturduğu geçmiş beni çok etkiledi. İnsanlar eskiden ürettikleri sandıklarının üzerine isimlerinin başharflerini yazarlarmış. Ben bu fikri çok beğendim ve bunu günümüzün dünyasına uyarlamak istiyorum. Bugünkü yazı metotlarından biri de grafiti". Marc bunları daha birkaç yıl önce söyledi. "Neden bizimle çalışması için grafitinin prensi Stephen Sprouse'u davet etmeyelim ki?" diye devam etti. Ne yazık ki Sprouse bugün hayatta değil. Bu grafitili Louis Vuitton çantalarını ilk kez piyasaya sürdüğümüzde, bazıları "Louis Vuitton'daki iş arkadaşlarınız buna şaşırmadı mı?" diye sordu. Ben de "hayır, şaşırmadılar" dedim, çünkü bu birdenbire ortaya çıkmamıştı. Bu, Marc'ın geleneğimize saygı duymasından ve geleneği yeniden yaratmasından ortaya çıkmıştı. Sonra Takashi Murakami'yle işbirliği yaptık ve muhteşem bir logo ortaya çıktı. Georges logoyu iki renkli olarak tasarladıysa, Takashi, Georges'tan 100 yıl sonra logoyu 22 renkte tasarladı. Bu, marka için yepyeni bir vizyondu ve sonunda bugün artık şirketin bir parçası oldu. Belki de duymuşsunuzdur, birkaç ay önce Takashi Murakami, Los Angeles'taki Modern Sanatlar Müzesinde büyük bir sergi açtı. Serginin küratörü Paul Schimmel bizi aradı ve "siz sanatı mağazaya taşıdınız. Şimdi bunun tersini yaparak mağazayı sanatın içine taşıyabilir miyiz?" dedi. Biz de "tabii ki" dedik. Bu, çok yenilikçi bir deneyimdi. Los Angeles'a gidecek olursanız, sergi önümüzdeki birkaç hafta daha devam edecek. Sergide Murakami'nin enstalasyonunun ortasında yine Murakami tarafından yeniden tasarlanmış geçici bir Louis Vuitton sergisi görebilirsiniz. Bu, Louis Vuitton, Marc Jacobs ve öteki sanatçılarla, tasarımcılar arasındaki karşılıklı etkileşimin daimi bir kaynağı oldu. Louis Vuitton'un yaratıcılığa ve hatta şirket dışından gelen yaratıcılığa yönelik bu olumlu tavrının güçlü köklerimiz sayesinde daha da sağlamlaştığına inanıyorum. Sonuçta bizim müşterilerimiz de sanatla, güncel sanatla, mimariyle, yaşam tarzlarıyla ve tasarımla ilgileniyor. Müşterilerimizin dünyası sert çizgilerle belirlenmiş değildir ve biz de müşterilerimizin yaşam tarzlarının farklı yönlerinde yer almak istiyoruz.

 

İpek Cem: 21. yüzyıla baktığınızda, bazı sanatsal yenilikler için bir tür itici güç olduğunu görüyoruz. Logonuzun evrimine yönelik böyle bir itici güç var mı? Louis Vuitton için yeni bir logo yaratılması yönünde bir itici güç var mı?

 

Yves Carcelle: Bence Louis Vuitton'un büyüsü, değerlerimize saygı duyulmasında ve sürekli olarak yaratıcı bir çizgiye sahip olmamızda, ayrıca bu iki unsurun birbiriyle çok iyi uyum sağlamasında yatıyor. Bu mağazada, Marc Jacobs'un ilkbahar - yaz için tasarladığı son koleksiyonu ve köklerimizi sembolize eden antika sandıklarımızı görüyorsunuz. Bu ikisi birbiriyle uyumlu yürüyor. Tabii ki 21. yüzyılda bu eğilimin devam edeceğini düşünüyorum. İnsanlar yaratıcılık görmek istiyor, lüks mallar da sürekli bir yaratıcılık getiriyor; aksi takdirde çok sıkıcı olurlardı. Kalite ve geçmiş tek başlarına yeterli değildir. Ama geçmiş olmazsa, tarih olmazsa ve köklerinize duyduğunuz saygınız olmazsa, imajınızı hafifletmiş olursunuz.

 

İpek Cem: Ürün çizgileriniz açısından bakıldığında, devamlılık gösteren ürünleriniz nelerdir? Bu ürünler yıllar içinde nasıl bir performans sergiliyor?

 

Yves Carcelle: Bence Keepall. Keepall gerçek anlamdaki ilk seyahat çantasıydı. 1924'te Louis Vuitton tarafından tasarlanmıştı ve aradan geçen 80 yıldan da uzun bir süre içinde çantanın şekli hiç değişmedi. Yeniden yorumlandığı oldu ama hâlâ orijinal kumaşıyla üretiliyor. Farklı materyallerle de üretildiği oldu; mesela birkaç ay önce tamamen su geçirmez bir malzemeyle yeniden ürettik. Çantanızı alıp suya dalabilirsiniz ama içine tek damla su bile geçirmez. Bence 80 yıldan da uzun bir süredir aynı şekli koruyan bir çanta, en büyük semboldür.

 

İpek Cem: Louis Vuitton'da kalite kontrol için çok fazla zaman harcanıyor. Markanın üretim aşamasından, dağıtım aşamasından ve perakende satış aşamasından söz ettiniz. Ama bu arada en çok kıskanılan ve en çok kopyalanan markalardan birisiniz. Sahte ürünlere karşı güçlü bir duruşa sahip olduğunuzu biliyorum. Ama sahte ürünler birçok markada ve birçok sektörde mevcut. Bu alanda daha fazla hukuki çaba harcanması ve hükümetlerin de daha istekli olması gerektiğine inanıyor musunuz?

 

Yves Carcelle: Evet. Bu sanayi dalının lideri olarak, sahteciliğe en fazla maruz kalan marka biziz. Çok tanınan bir logoya sahibiz ve çevrenizde gerçekte olduğundan daha fazla Louis Vuitton görebilirsiniz. Ama sahteciliğe karşı sıfır toleransla hareket ediyoruz ve bununla mücadele etmek için ne gerekiyorsa yapacağız. Özellikle son yıllarda, son beş yılda ilerleme sağlandı. Hükümetlerin çoğunun eskiden bu sorunu hafife aldıklarının artık farkına vardıklarına inanıyorum. Sonuçta insanlar gerçek lüks malları satın alamazsa, başka şeylere yöneliyorlar. Bence bugün hükümetlerin çoğu bu durumun genellikle suç örgütleriyle bağlantıları olan bir yer altı ekonomisini ortaya çıkardığının farkına varmış durumdalar. Bu yer altı ekonomileri bazen çocuk işçileri kullanıyor ve asla gerçek anlamda uygun iş koşulları yaratmıyor; üstelik vergi de kaçırıyor. Bunları dünyanın çeşitli yerlerinde hükümet yetkilileriyle tartıştım ve onlar da artık daha bilinçliler. Bazen bu isteği bütün ülkelerde kanunlar haline getirmek ve sonra da kanunların uygulanmasını sağlamak, biraz zaman alıyor. Polislerin ve yargı yetkililerinin kanunları uygulamasını sağlamak gerek. Ama genel olarak konuşmak gerekirse, insanlar bunun ciddi bir konu olduğunu ve fikri mülkiyete saygı duymadan herhangi bir yaratımın olamayacağını daha iyi anlıyor. Bir yandan "düşük maliyetler sunan bir ülkede çocuk işçilerin çalıştırıldığını hayal etmek korkunç bir şey" derken bir yandan da sahte ürünler alamazsınız. Bu büyük bir çelişki.

 

İpek Cem: Lüks bir markayı düşündüğümüzde, özellikle de Louis Vuitton'ı düşündüğümüzde, aklımıza hemen reklamlar geliyor. Özellikle son yıllarda, tanınmış modelleri ve tanınmış isimleri reklamlarınızda kullandınız. Mesela Uma Thurman, Scarlett Johansson ve Jennifer Lopez'le çalıştınız; son olarak da Catherine Deneuve, Gorbaçov ve Agassi'yi reklam kampanyalarınıza dahil ettiniz. Catherine Deneuve, Gorbaçov, Steffi Graff ve Andre Agassi'li yeni reklam kampanyanız dikkatimi çekti. Çok farklı bir yaklaşım sergiliyor. Bu alanda bir yön değişimi mi var, yoksa bu reklam sadece temsil ettiği ürünlerle mi bağlantılı?

 

Yves Carcelle: Yaşamımıza bakarsanız, daha önce de söylediğim gibi, bizim süregelen değerlerimiz var; Louis Vuitton'un modaya yönelik bir bakışı var. 1980'lerde ve 90'larda seyahat ruhunu, yani markamızın orijinal ruhunu ortaya koyuyor ve üzerine dünyanın her yerinde tanınan Louis Vuitton imajını inşa ediyorduk. Marc'ın gelişiyle ve ilk hazır giyim koleksiyonumuzla birlikte, işin moda yönünü ortaya koymanın önemli olduğunu düşündük. Başlangıçta insanlar buna şüpheyle yaklaştı. 150 yıldır seyahat sandıkları yapan bu eski şirketin moda endüstrisinde ne işi var deniliyordu. Bugün ise, Vuitton moda haftasının bir parçası olmasaydı, Paris Moda Haftası bugünkü kadar güçlü olmazdı. Marc'ın her sezon Paris'te düzenlediği defile, Paris Moda Haftasının en önemli etkinliklerinden biri artık. Bu yüzden Marc'ın sanat direktörlüğünü yaptığı her moda kampanyasındaki fikri, sezonun fikri yapmamız gerekiyor. Reklam kampanyalarındaki oyuncuların, modellerin ve bütün o güzel insanların seçimini Marc yapıyor ve bunu da şirketin ruhuyla uyum içinde gerçekleştiriyor. Jennifer Lopez'den söz ettiniz. Marc'la bir kez daha bir araya geldik ve Marc bana şöyle dedi: "Biliyor musun, Yves? Bu sezon müthiş bir enerji yakaladık. Böyle bir enerjiyi daha önceki defilelerimizin hiçbirinde yakalamamıştık. Bu enerjiyi temsil eden bir kadını seçmek istiyorum ve bunun için Jennifer Lopez'i öneriyorum." Genellikle fotoğraf çekimlerine katılmam ama Jennifer Lopez'in fotoğraf çekimi Paris'teydi. Ben Lopez'in o zamanki erkek arkadaşı Ben Affleck'in yanında oturuyordum ve Jennifer hazırlanıyordu. Sonra bir anda soyunma odasından çıktı ve stüdyoda yürümeye başladı. Öyle bir fiziksel enerjisi vardı ki... Çantayı tutarken yaydığı o enerjiyi tüm reklam kampanyasına yansıttık ve bu beni çok etkiledi. Marc'ın da bunu yapmak istediğini biliyordum. Koleksiyon çok sofistike olduğunda yine Marc'ın önerisi üzerine Uma Thurman'ı seçtik ve koleksiyonunun sahip olduğu o sofistike havayı mükemmel bir şekilde ortaya koyduk. Koleksiyonumuzun çok feminen bir havası olduğunda da Scarlett Johansson bunun bir ifadesi oldu. Yani bu, sadece "tanınmış bir ismi seçmeyle" ilgili değildi. Marc Jacobs'un aklında başka bir şey vardı. Bence Marc dünyadaki en büyük sanat direktörlerinden biri ve kendisi bir model seçerken çok doğru kararlar veriyor. Şimdi yeni bir kampanya başlatıyoruz ve bu kampanyalar devam edecek. Mart ayındaki yeni defilemize kadar size bir şey söyleyemem ama son olarak Richard Prince'le bir işbirliği yaptığımızı ve defilede hemşire kıyafeti giymiş 12 hemşire olduğunu söyleyebilirim. Bunu yapmayı Marc istedi. Önümüzdeki günlerde göreceğiniz kampanyada bu hemşirelerle birlikte süper modelleri bir arada görebileceksiniz. Bu arada Eva Herzigova'da 12 hemşireden biri olarak bizimle birlikte olacak. Bu beni çok mutlu ediyor. Herzigova tekrar bir kampanyamızda rol alıyor, çünkü Marc'ın ortaya koymak istediği ifadeyi Eva çok iyi temsil ediyor. Öte yandan, seyahatle ilgili sahip olduğumuz değerleri de yeniden sağlamlaştırmak istiyoruz. Ama seyahat biçimleri yıllar içinde çok değişti. Üstelik bu değişim sadece fiziksel anlamdaki seyahatte gerçekleşmedi; en büyük yolculuk tabii ki hayatınız boyunca yaptığınız kendi yolculuğunuz. İster sinema dünyasından Catherine gibi isimler olsun, ister spor dünyasından Steffi ve Andre gibi isimler olsun büyük isimler; ikon olarak kamera karşısına geçirdik; son olarak da Mikhail Gorbaçov'u Berlin Duvarının önünde ve elinde bir Keepall çantasıyla birlikte Annie Liebovitz'in kamerasının karşısına geçirdik. Birçok insan bunun son yıllarda gördükleri en etkileyici reklam olduğu söyledi. Bundan büyük bir gurur duyuyoruz, çünkü ben de bu reklamın duygu yüklü olduğunu düşünüyorum.

 

İpek Cem: Bir şirket, Gorbaçov gibi bir ismi, konseptin içinde bir hikaye olsa ve bunu sanatsal bir biçimde yapsa bile, bir reklamda yer almaya nasıl ikna edebilir?

 

Yves Carcelle: İnsanlar böyle bir ikon düzeyine ulaştığı zaman, kendileri için değil; savunmak istedikleri ve inandıkları dava için çalışırlar. Biz, çevrenin korunması konusunda öncülük ettik; dört yıl önce kendi karbon dengemizle ilgili belgeleri yayınladık. Ayrıca nakliyatla ilgili değişiklikler için güçlü tedbirler aldık. Mağazalarımızdan, depolarımıza ve fabrikalarımıza kadar her şeyi çevre dostu yaptık. Fotoğraf çekimlerinde yer alan bu ikon seviyesindeki insanlar bunu kendileri için değil; ya Al Gore Programı olarak bilinen iklim programını ya da Mikhail Gorbaçov'un Gren Cross Projesini desteklemek için yaptı. Biz de onları aynı vizyona sahip olduğumuzu anlatarak ikna ettik.

 

İpek Cem: Lüks tüketimine yönelik işler, eskiden çok güçlü aile şirketlerinin işi olarak görülürdü. Ama şimdi birçok farklı markayı bir araya toplayan çok uluslu şirketleri görüyoruz. Şirketlerin kurucuları ya da ilk tasarımcıları bu büyük yapılarda yer almayabiliyor. Şirketi terk ediyor. LVMH'nin amiral gemisi...

 

Yves Carcelle: LVMH sektördeki en büyük gruptu.

 

İpek Cem: Evet, en büyük lüks ürün grubu diyebiliriz. Bu, Louis Vuitton'un başarısında nasıl bir rol oynuyor? Böyle bir grubun bünyesinde yer almanın işinize etkisi nedir?

 

Yves Carcelle: Her iki dünyanın da en iyi özelliklerine sahip olduğumuza inanıyorum. Bir yandan, büyük bir grup olduğumuz gerçeği, ortaya çıkarılan ürünlerimizi sürekli olarak geliştirmemiz için bir tür taahhüttür. Öte yandan, ana hissedarımız Bernard Arnault'un Bernar Arnau) kendisi de bir girişimcidir. Kendisinin girişimciliğine uzun vadedeki vizyonuna büyük saygı duyuyorum. Yani bir yandan üzerimizde finans piyasalarının baskısı var, halka açık bir şirketiz ama öte yandan da marka üretiminin uzun vadeli bir vizyon gerektirdiğini anlayan bir ana hissedarımız var. Yaklaşık 18 yıldır bu şirketi yönetecek kadar şanslı biriyim ve bu şirketi sanki kendi aile şirketimmiş gibi bir vizyonla yönetiyorum. Şu anda Vuitton ailesinin üç üyesi şirkette çalışıyor. Şirketi karakterize eden ayrıntılara bugün de aynı 1854'de gösterildiği gibi büyük dikkat gösteriliyor. Şirketin kurucusu, kendisinin marka vizyonuna nasıl saygı gösterdiğimizi görseydi, eminim bizimle gurur duyardı.

 

İpek Cem: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Yves Carcelle: Davetiniz için ben teşekkür ederim.

 

Görüşme metinleri, orjinal bir metinden değil, sesli ve görüntülü televizyon röportajından deşifre edilerek yazılı hale getirilmiştir. İpek Cem ve NTV, işitme hatalarından, tercüme veya ses kayıplarından doğabilecek olası yanlışları engellemek için maksimum özen göstermektedir. Buna rağmen, deşifre ve tercümeden kaynaklanan anlam farkları ve hatalara rastlanması mümkün olabilir.